Sonra Sen Geldin kitap kapağı

3. bölüm / 9

Sonra Sen Geldin

3.BÖLÜM ‘‘HASTANE’’

Vaveyla Yazarı: Esra Alkan

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 9Şu an: 3.BÖLÜM ‘‘HASTANE’’

Yeni bölüm geldiiii 😉
Keyifli okumalar :)

------------------------------------------------------------

Hastaneye gittim ve yaklaşık bir saat kadar hastanede kaldık. Ben bugün gelecek olan bir hastamla ilgilenirken Yağız’da Hayat’la birlikte hastanenin bahçesindeki parktaydılar. Hayat çocuklarla çok kolay anlaşan birisiydi. Zaten tam da bu yüzden çocuk doktoruydu.

Son hastamı da muayene etmiş ve hastanede ki işimi bitirmiştim. Tam hastaneden çıkmak için asansöre binecektim ki birisine çarptım. Çantamdan telefonumu çıkarmaya çalışırken kendimi öyle kaptırmıştım ki karşımdakini bile görememiştim. Birisine çarpmam yetmiyormuş gibi birde çantamdaki herşeyin yere saçılmasına neden olmuştum. Yavaşça kafamı kaldırıp kime çarptığıma baktım. Benden fazlaca uzun bir adama çarpmıştım.

“Ben çok özür dilerim benim hatam.” Dedim. Elimden geldiğince samimi bir ses tonuyla. İç sesim önce çantamı toplamamı söylüyordu. Bende onu dinleyerek yavaşça yere eğildim ve çantamı toplamaya başladım. Bir sakarlığa daha imza atmamak için adeta savaş veriyordum ama hayat bana ne zaman iyiydi ki şimdi iyi olsun çarptığım adam toplamama yardım etmişti tam çantamı toplayıp kalkmıştım ki karşımdan hızla gelen çocuk bana çarpmış ve çarptığım adamın üzerine düşmeme neden olmuştu. Daha ne kadar batabilirim dedikçe bir öncekinden kat ve kat daha çok batıyordum. Ama şuan düşünmem gereken daha önemli bir şey vardı ki o da bana çarpıp düşün çocuğa bakmaktı. Hızlıca düştüğüm yerden kalkıp çocuğun yanına gittim. Şirin mi şirin bir kız çocuğuydu. Henüz 3-4 yaşlarındaydı.
“İyi misin canım.” Dedim iyi olduğunu umarak.
Minik kız hiç bir şey demeden ağlamış ve boynuma sarılmıştı. Küçük kızı kucağıma alıp üzerine düştüğüm adama döndüm. Çarptığım kişi Baran’dı telaştan kim olduğuna dikkat edememiştim.

“Baran!” dedim şaşkın bir ses tonuyla.
“Ayliz iyi misin? Acelem vardı. Seni göremedim kusura bakma.”

“İyiyim ben iyiyim ama...” dedim minik kıza bakarak. Daha sonra minik kız boynuma gömdüğü başını kaldırıp ellerini açarak “Dayı!” dedi.

Baran bu minik kızın dayısımıydı yani. Neden gittiğim her yerde Baranla karşılaşıyordum ki. Ben düşüncelerimin içinde yüzerken bir kadın sesi düşüncelerimden sıyrılmamı sağladı.
“Baran gelmişsin. Çok ateşi var Baran çok.” Dedi minik kızın annesi olmalıydı bu kadın. Yavaşça Baran’a yaklaşıp kucağındaki kızın ateşine baktım. Çok ateşi vardı. Kızı kucağıma alıp Barana döndüm. “Baran sen yatış işlemlerini yaptır...” sonra Baran’ın ablası yada kardeşi olan kadına dönerek “Ve sizde benimle gelin.” Dedim.

Hemen acile gidip boş bir sedye bulup küçük kızı yavaşça yatırdım. Ateşini ölçtüm. 39.5’di. Kızın üstündeki ceketi çıkarttım hem üşüyor hem de terliyordu. Yavaşça alnından akan ter damlalarını sildim. Serum bağladım ve serumuna ateş düşürücü iğne yaptım.

Küçük kız şimdi iyiydi ama annesi iyi değildi bunu görebiliyordum. Yavaşça kızın annesinin eline uzandım.

“İyi misiniz?” dedim “İsterseniz size de serum bağlayalım.” İyiyim demişti ama iyi değildi işte. Sadece beni geçiştiriyordu.

“ Lütfen kızınızın yanındaki sedyeye uzanın hem kızınız gözünüzün önünde olur hem de siz kızınız uyanmadan önce kendinizi toparlanmış olursunuz kızınızın sizi böyle görüp endişelenmesini istemeyiz değil mi?”

Bana hak vermiş olacak ki benden destek alarak oturduğu yerden kalkmış ve sedyeye uzandı. Bende hemen bir serum bağlamıştım. Baran koşarak yanımıza geldi ve tam küçük kızın annesine sesleniyordu ki hemencecik bir elimle ağzını kapatırken diğer elimi de ağzıma götürerek susmasını işaret ettim. Baran önce bana sonrada arkamda yatan anne ve kızına baktı sonra anladığı gösterircesine başını salladı. Yavaşça elimi çekerken kapıyı işaret ettim. İkimizde sessizce dışarı çıktık. Baran’ın yüzü kireç gibiydi.

“Baran iyi misin?” dedim sesim istemesem de telaşlı çıkmıştı.

“İyiyim Ayliz merak etme.” Demişti ama iyi değildi bunu görebiliyordum.

“Onlar İyi merak etme. Ablam çok solgun gözüküyordu bende kızı uyandığında onu böyle görmesin diye serum bağladım. Muhtemelen korkudan yorgun düşmüş hemencecik uyuyakaldı.” Gözüme minnet dolu gözlerle bakıyordu.

“Teşekkür ederim Ayliz iyi ki bugün karşılaştık da bize yardım ettin yoksa ne yapardım hiç bilmiyorum.” Gülümsemem sadece dudaklarımda filizlenmekle kalmamış gözlerim bile okunur olmuştu.

“Saçmalamayı bırak da yeğeninle kardeşinin yanına geç ben de Hayat’la Yağız’ın yanına gideyim hastanenin parkındalar ve eminim ki Hayat şuan çıldırmak üzeridir.” Dedim. Tam Baran’ın yanından ayrılıyordum ki Baran bileğimden tuttuğunda durmak zorunda kaldım.
“Birincisi kardeşim değil ikizim ve adı Bahar, ikincisi yanlarına gitmeden de buraya çağırabilirsin.” Dedi elimdeki telefonu işaret ederken.

“Olmaz telefonda söylersem Hayat korkabilir korkunca ne yaptığını bilmiyor. Yağız’a bakamaz.” Diyerek hemencecik yanından uzaklaştım.
Yalan da sayılmazdı Hayat korktuğunda, endişelendiğinde ve şaşırdığında tepki vermekte zorlanan birisiydi ve telefonda söyleseydim muhtemelen tam söylediğim gibi donup kalacaktı.

Yavaşça bileğimi Baran’ın parmaklarından kurtarıp soluğu Hayat’ın yanında aldım. Yağız kendine çoktan bir arkadaş bulmuş ve onunla oyun oynamaya başlamıştı bil Yağız’a gözükmeden hemencecik Hayat’ın oturduğu banka doğru yol aldım. Hayat tam bana seslenecekti ki elimi ağzıma götürerek Hayat’a susmasını işaret ettim.

Hayat merakla yüzüme bakarken “Ne oldu?” dedi. İçime derin bir nefes çektim ve anlatmaya başladım. “Şimdi anlatmaya başlayacağım sözümü kesmeden ve mümkünse her söylediğimi abartmadan dinlersen çok sevinirim.” Dedim.

Hayat sadece başıyla onaylamakla yetindiğinde bende konuşmaya devam ettim. “Bugün ilgilenmem gereken bir kaç hasta vardı. Onları muayene ettikten sonra hastaneden çıkmak için toparlanıp asansöre doğru gidiyordum ki çantamdan telefonumu çıkartmaya çalışırken birisine çarptım. Çarpmam yetmiyormuş gibi bir de tüm eşyalarım yere saçıldı. Çarptığım adamla beraber eşyalarımı topladım tam kalıyorduk ki bu sefer de 3 yaşlarında bir kız çocuğu koşarak üstüme gelince bana çarptı ve çarptığım yetmiyormuş gibi bir adamın üzerine düşmeme neden oldu.” Ben bunları anlatırken Hayat’ta tam ondan beklediğim gibi ağzı beş karış açık öylece bana bakıyordu.

“Tüm bunları 2 saate mi yaşadın?”
Başımı salarken “Daha bitmedi keşke bu kadar olsa.” Dedim ve devam ettim çarptığım kişinin Baran olduğu bana çarpan kızın Baran’ın yeğeni ve kızın annesinin de Baran’ın ablası olduğunu, yeğeni ateşlediği için apar topar hastaneye geldiklerini benim küçük kızla ilgilendiğimi annesine de çok solgun gözüktüğü için serum bağladığımı söyledim.

Hayat konuştuğum süre boyunda gıkını bile çıkarmadan- ağzı beş karış açık- dinlemişti. Ardından Yağız beni görüp koşarak yanıma geldi.
“Hayacım gidiyor muyuz?” dedi Yağız tüm sevimliliği kullanarak.

“Hayır halacığım üzgünüm ama gidemeyiz.” Yağız nedenini sorarcasına baktığında konuşmaya devam ettim.

“Çünkü geçen gün bizim evimize gelen abinin yeğeni hastalanmış şimdi hastanedeler yeğeni iyileşmeden gidemeyiz.” Yağız büyük bir olgunlukla karşılamış ve Baran’ın yeğeni iyileşene kadar bekleyebileceğini söylemişti.
Onu sevgiyle kucaklayıp ‘‘Teşekkür ederim halacığım.” Diyerek saçlarını öptüm. Yağız kucağımda Hayat yanımda küçük kız ve adının Bahar olduğunu öğrendiğim annesinin yanına gittik. Gittiğimizde Baran yorgunluktan uyuyakalmıştı. Yağız’ı kucağımdan indirmeden Baran’ın yanına oturdum diğer yanıma da Hayat oturdu ve uyanmalarını bekledik. Biz uyanmalarını beklerken Yağız da kucağımda uyuya kalmıştı. Onu sevgiyle izlerken sol omzumda bir ağırlık hissettim omzumda birisinin başı vardı ve bu kişi Hayat değil Barandı. Ne yapacağımı bilememiştim.

Bir şeyler vardı onda ve bende bunu ifade edecek bir kelime yada bir duygu yoktu. Ondan biran önce uzaklaşmalıydım nasıl yapacağıma dair hiçbir fikrim yoktu ama yapmak zorundaydım. Sonunun ayrılıkla bittiği hiçbir şeyde yer almayacaktım. En azından deneyecektim.

Bu düşünceler ışığında yavaşça Hayat dürttüm. ‘‘Hayat uyan artık hepiniz uyudunuz. Bari sen uyanık dur.’’ Dedim. Hayat serzenişlerimi duyup yavaşça doğruldu. ‘‘Ne oldu Ayliz?’’ dedi. Başımı soluma çevirdim ve ‘‘Bak’’ dedim sadece. Hayat yavaşça öne doğru eğildi ve başımla gösterdiğim yere baktı. Ve hızla eliyle ağzını kapadı.
“Ayliz bu ne samimiyet siz ne ara bu kadar samimi oldunuz?’’ dedi. Eğleniyordu benimle ben onu bana yardım etmesi için uyandırmıştım ve o şimdi benimle eğleniyordu. Daha sonra yeterince eğlenmemiş gibi Baran omzumda Yağız ise kucağımda uyurken üçümüzün fotoğrafını çekmişti. Hayat tam fotoğrafı çekerken Baran kıpırdanmıştı ve uyanmasından deli gibi korkmama rağmen Baran’ın uyanıp uyanmadığına bakmıştım. Benim zeki arkadaşımda tam o sırada çekmişti ve büyük ihtimalle ben Baran’ı izliyormuşum gibi çıkmıştım.

Elimden geldiğince sakin kalmaya çalışarak ‘‘Hayat sil şunu!’’ dedim. Adeta dişlerimin arasından tıslayarak. Baran ‘ın hareketlendiğini hissettiğimde susmak zorunda kaldım. Hayat Baran’ın hareketlendiğini görünce daha fazla beklemeden Yağız’ı yavaşça kucağımdan aldı.
Başımı yavaşça Baran’dan tarafa çevirdim. Başımı çevirmemle dudaklarımın Baran’ın saçlarına değmesi bir oldu. Dudaklarımı hızla çektim. Yüzünü yavaşça ellerimin arasına aldım tam duvara yaslayacaktım ki Baran bir anda gözlerini açtı. Kim bilir neler düşünmüştü benim hakkımda. Dünyanın en büyük yanlış anlaşılması olarak tarihe geçebilirdi bu an.

Elimi hızla Baran’ın yüzünden çektim. “Uyuyordun uyandırmak istemedik bizde yanına oturup senin uyanmanı bekledik. Uyurken başın omzuma düştü bende başını omzumdan kaldırmaya çalışırken sen uyandın.” Dedim hızlı ve açıklayıcı bir şekilde. Neyse ki anlaşılması zor durumlarda bocalamadan konuşabiliyordum. Ben sadece yanlış anladığını anlatmaya çalışıyordum ama Baran bana hiç aldırış etmiyor ve muhtemelen kendi kafasın da kurmuş olduğu senaryoya inanıyordu.

Gülümseyerek yüzüme bakarken “Ayliz sakin ol açıklama yapmana gerek yok. Kusura bakma günlerdir uyuyamıyordum nasıl olduysa uyumuşum. “ dedi. Sahiden o kadar fazla mı belliydi beni yanlış anlamasından korktuğum. “Ben sakinim sadece yanlış anlaşılmak istemedim.” Dedim. Aslında doğru söylüyordum sadece beni yanlış anlamasından korkuyordum.
Hayat’ın imalı bakışı ve gülümsemesine dayanamadığımdan Hayat’ı odaya sürükledim.“ İkizine ve yeğenine bakmaya gidiyorum.” Diyerek hızlıca yanlarından uzaklaştım.

Önce Bahar’ın yanına gidip serumuna baktım serumunun bittiğini gördüğüm de uyandırmamaya özen göstererek serumunu çıkardım. Kahküllerini yavaşça geriye attım çünkü çok terlemişti. Sonra minik kızın yanına gidip onu da uyandırmamaya özen göstererek ateşine baktım. Küçük kızın ateşi düşmüştü.

Gülümseyerek ikisinin arasında bulunan sandalyeye oturdum. Çok güzeldi ablası. Kızı da tıpkı onun gibiydi. İkisi de yeşil gözlü ve kumral saçlıydı tek fark kızının saçları uzun ve dalgalı annesinin ise omuz hizasında ve düzdü. İkisini de büyük bir hayranlıkla izlerken Hayat’ın sesini duydum.

“Ne oldu Baran hayran hayran Ayliz’e bakıp sırıtıyorsun?” dedi ah Hayat’ın şu boş boğazlılığı yok muydu? Zaten sırf çenesi yüzünden başımızı belaya sokuyordu.

Sinirle Hayat’a bakarken -Baran’ı da görmezden gelerek- “Hayat Yağız nerde tek başına mı bıraktın onu!” dedim oturduğum yerden kalkarken.

Hızlıca odadan çıktım. Yağız ortada yoktu. “Yağız nerede Hayat?” biraz sinir ve bu birazda endişeyle.

“Be-ben bilmiyorum buraya bırakmıştım.” Dediğin de çoktan kendimi kaybetmiştim bile. “Hayat ne diyorsun sen çanta mı bu burayı bıraktım diyorsun bir de!” dedim öfkeyle. Şuan Hayat’ı öldürmemek için zor tutuyordum kendimi. Neydi bu şimdi kamera şakası mı? Neredeydi Yağız? Delirmek üzeriydim. Saçımı başımı yolmak istiyordum ama şuan onu bile yapamıyordum çünkü önce Yağız’ı bulmam lazımdı.

Baran bağırmamı duyup da yanımıza gelmişti. Ne olduğunu sorgulayan gözlerle baktığında “Yağız kayıp.” Dedim ve devam ettim. “Baran bana son bir kez daha yardım eder misin?” Benimle tanıştığından beri sürekli bize yardım ediyordu. Onu da kara delik gibi içimize çekiyorduk sanki.

“Saçmalamayı bırak da daha fazla oyalanmadan Yağız’ı bulalım daha fazla korkmasın.” Dedi.

“Teşekkür ederim Baran. Hayat şimdi hemen güvenlik odasına gidip kamera kayıtlarına bakıyorsun. Baran bizde koridorları arayalım belki korkup bir yere saklanmıştır.” Hayat’la aynı hastanede çalışıyorduk ve Hayat güvenlik odasına girebilirdi. Hayat koşarak yanımızdan ayrılırken biz de koridorları aramaya başladık. Ne şanstı ama bugün de hastane çok kalabalıktı. Kelimenin tam anlamıyla adım atacak yer yoktu. Yoktu. Hiçbir yerde yoktu. Biraz daha düşündükten sonra bir umut Yağız’a öğrettiklerimi uygulamış olabileceğini düşündüm ve Baran’ın kolundan tutarak durmasını sağladım. Soru sormasına fırsat vermeden önce konuşmaya başladım.

“Yağız’a eğer bir gün kaybolursa polise gitmesini polis yoksa da orada bulunan mümkünse bir ailenin yanına gidip cebindeki numarayı aramalarını istemesini söylemiştim. Ve eğer yanılmıyorsam Yağız şuan hastane polisinin yanında.” Tam hastane polisinin yanına gidiyorduk ki Yağız’ın hala diye bağırdığını duyduğumda sesin geldiği yöne doğru başımı çevirdim. Yağız buradaydı tam karşımda duruyordu şimdi. Koşarak yanıma geldiğini gördüğümde hemen ellerimi açım eğildim.
“Halacığım iyi misin? Çok korktum neredeydin? ” Derken sıkı sıkı sarılıyordum mis kokuluma. “Haya boğacaksın beni bıyak da anlatayım.” Dediğimde yavaşça geri çekildim.

“Polis abiyle geldim. Hani sen demiştin ya eğer kaybolursan ilk önce polise git diye ben polis abiyi göyünce hemen yanına gittim cebimde ki numarayı polis abiye veydim. Seni ayadı ama açmadın... “Doğru ya telaşla telefonumu Baran’ın yeğeninin yanında unutmuştum. “Sen açmayınca bende senin buyada doktoy olduğunu söyledim polis abi de beni buyaya getiydi.”
Mis kokulumun saçlarını karıştırırken “Aferin benim yakışıklıma.” Dedim ve Yağız ı kucağıma alıp onu buraya getiren polise döndüm.

“Çok teşekkür ederim Yağız’ı buraya kadar getirdiniz?” dedim. Polis bana dönerek “Çok iyi bir çocuk yetiştirmişsiniz. Bana sizin bu hastanede doktor olduğunuzu söyledi...” deyip Yağız’a doğru döndü ve konuşmaya devam etti. “Küçük bey bir şeyi unutmuş kaybolduğumuzda olduğumuz yerde bizi bulmalarını beklemeliyiz öyle değil mi?” dedi.

Yağız başıyla onaylarken “Teşekküy edeyim polis abi.” Dedi. Hayat’a Yağız’ın bulunduğunu söylemeyi unutmuşum. Baran’a dönerek telefonunu istedim ve hemen Hayat’ın numarasını tuşladım. Hayat ikinci çalışta açtı. “Ayliz buldunuz mu? Yağız ı ben arıyorum hala siz neredesiniz? Baran yanında değil mi?...”
Hayat’ın çenesi düşmüştü yine daha fazla dayanamadığımdan Hayat’ın konuşmasını yarıda kestim. Zira susmaya niyeti yoktu. “Hayat sus da bir beni dinle Yağız’ı bulduk bizi bulamayınca hastane polisinin yanına gitmiş polis getirdi. Oyalanma da Baran’ın ikiziyle kızının kaldığı odaya gel.” Deyip Hayat’ın konuşmasına fırsat tanımadan telefonu kapattım.

Baran ve Yağız’la beraber odaya gittik. Biz odaya girdikten yaklaşık 2 dakika sonra Hayat geldi. Tam sorguya çekecekken Baran’ın ikizi uyandı. Yağız’ı kucağımdan indirmeden yanına yaklaştım ve “Nasılsınız şimdi daha iyi misiniz?” dedim iyi olduğu umarak.

“İyiyim teşekkürler kızım nasıl?” dedi. Biraz korku biraz da endişeyle. Onu daha fazla bekletmeden sorusunu yanıtladım. “Merak etme kızın iyi hem de çok iyi ateşi düştü sadece vücudunun biraz dinlenmesi lazım. Birazdan uyanır.” Dedim.

Ardından Baran ikizinin yanına oturdu ve ellerini tuttu “Merak etme Nisan iyi Ayliz ona iyi baktı.” Dedi. Şimdi ablası tamamen bana bakıyordu muhtemelen kim olduğumu daha doğrusu Baran’ın beni nereden tanıdığını merak ediyordu.
“Merhaba ben Baran’ın ikizi Bahar. Kızımla da benimle de ilgilendin çok teşekkür ederim.” Derken minnetle gülümsemişti.

“Ben de Ayliz memnun oldum. Teşekkür etmenize gerek yok ben sadece görevimi yaptım.” Dedim. Ve tabi ki benim boş boğaz arkadaşım sanki bunu dememi bekliyormuş gibi lafa atladı. “Yoo bu senin işin değil benim işim. Hem ne zamandır jinekologlar çocuk hastalarla ilgilenir oldu.” Dedi.

“Saçmalama Hayat acil ne kadar kalabalık görmedin mi? Yardım etmeseydim hala doktor bekliyor bile olabilirlerdi biliyorsun değil mi? Ayrıca sende hastane de çalışıyorsun acilin ne kadar kalabalık olduğunu anlattırma bana şimdi. Ben sadece yaptığı iyiliğin karşılığını veriyorum o kadar.” Dedim sinirle. Hayat tam cevap verecekti ki küçük kız uyandı. Yağız’ı kucağımdan indirip küçük kızın yanına yaklaştım ve ateşini kontrol ederken “ Nasılsın canım daha iyi misin?” dedim.

“İyiyim doktor abla.” Dedi. Ne kadar da düzgün konuşuyordu. Yağız’dan yalnızca 1 yaş küçüktü ama Yağız’a nazaran daha iyi konuşuyordu.

“İyi olmana çok sevindim bir tanem.” Dedim sevgiyle gülümserken. Annesinin kızının yanına geldiğini gördüğümde Yağız’ı yanıma alarak anne ve kızına yol verdim.

Nisan’ım güzel kızım nasılsın iyisin değil mi? Demek ki minik kızın adı Nisan’dı. Ne kadar da güzel bir ismi vardı. Ben Nisan’ın adının ne kadar güzel olduğunu düşünürken Nisan konuşmaya başladığını gördüm.

“İyiyim anne korkma sadece uykum var.” Demişti ama Bahar bir türlü emin olamıyor ve sürekli aynı soruyu soruyordu. Baran’da Nisan’ın annesinin sorularından sıkıldığını fark etmiş olacak ki araya girdi.

“Bahar canım benim bak Nisan gayet iyi ateşi de düştü. Artık Nisan’ı darlamasan mı acaba?” demişti bezgince.

“Baba olunca anlarsınız Baran Bey söylemesi kolay uygulaması zor.” Demişti haksız da sayılmazdı. Ne de olsa o bir anneydi. Çocuğunun canı acıdığında onun da canı acır, o mutsuz olunca mutsuz, o mutlu olunca mutlu olurdu. Kısaca çocuğu ne hissederse kat be kat daha fazlasını hissederdi.

Hayat’ın dürtmesiyle düşüncelerimden sıyrılıp Hayat’a döndüm. Bir yandan dürtmeye devam ederken bir yandan da imalı bakışlar atıp sırıtıyordu. Ne olduğu sorgulayan bakışlar attığım da yavaşça kulağıma yaklaştı ve fısıltıyla Bahar Baran’a “Baba olunca anlarsın.” Dedi.

“ İnşallah darısı da senin anneliğine.” Dediğinde yeni farkına varabilmiştim neyi ima etmeye çalıştığını. Baran babası sen de annesi olursun çocuklarınız demişti.

Hayat’ın imaları karşısında yüzümü buruşturmaktan geri duramadım. Ne yapmaya çalışıyordu bu kız. Amacı neydi? Kaç yıllık arkadaşımı tanıyamıyordum. Hayat’a kesin bir dille “Böyle bir şeyin asla olmayacak Hayat!” diyerek konuyu bir daha açılmamak üzeri kapattım.

“Bizim gitmemiz lazım Yağız’ı babasının yanına götüreceğim bizi bekliyor Yağız’a sözüm vardı da.” Diyerek Yağız’ı kucağıma aldım.

Bahar “Gidin tabi zaten saatlerdir buradasınız.” Dedi. Tam geçmiş olsun deyip çıkıyordum ki Bahar’ın sesini duyarak geri döndüm.

“Ayliz sen evli misin? Babasına götüreceğim dedin ama parmağında yüzük yok.” Dediğinde ilk başta bu sorusu karşısında afallasam da sorusunu samimiyetle yanıtladım.

“Hayır evli değilim. Yağız benim oğlum değil zaten yeğenim.” Cevabımdan tatmin olmuş gibi başını sallarken “Bizim artık gitmemiz lazım abimi daha fazla bekletmeyelim.” Dedim ve hastaneden çıktık.

Abim hastanenin otoparkındaydı. Abimi daha fazla bekletmeden hastanenin otoparkına indik. Yağız abimi görür görmez abimin kucağına atladı.
“Nasılsın abiciğim Deniz nasıl iyi mi bulantısı falan yok değil mi?” dedim sevecenlikle.

“İyi güzelim nasıl olsun bulantısı var ne yazık ki sürekli midem bulanıyor diyor.” Daha henüz 3 aylık hamileydi ve bulantısı olması çok normaldi. Abimi sadece başımla onaylamakla

***

Şimdi Deniz’in yanına gelmiştik. Uzun zamandır dışarı çıkamıyordu bulantısı olduğu için. Bugün onu dışarı çıkartacaktık. Abimle tek başlarına gidemiyorlardı. Deniz’in bulantısı olunca zor oluyordu onlara. Abim evin önünde durur durmaz “Siz arabada bekleyin ben Deniz’i alıp gelirim.” Diyerek arabadan indim ve hemen zile bastım. Sanki zile basmamı bekliyormuş gibi hemen kapıyı açtı.

Deniz’e sıkı sıkı sarılırken “Benim güzel arkadaşım bugün nasılmış bakalım?” dedim samimiyetle. Bilmiyorum biraz garip hissediyorum sanki ilk hamileliğimmiş gibi.” Şuan ki hislerimi anlatacak kelime bulamıyordum. Garip bir şekilde bende sanki ilk kez hala oluyormuşum gibi hissediyordum. Sanırım kırk tane de yeğenim olsa yine de ilk kez hala oluyormuşum gibi hissedecektim. “Bende senin gibi hissediyorum sanki ilk kez hala oluyormuşum gibi.” Dedim benim de onun gibi hissettiğimi duyunca daha da keyiflendi.
“Yağız ve abim bizi bekliyorlar çıkmamız lazım.” Deniz’in dışarı da yemek yiyeceğimizden haberi yoktu. Emri vaki yapmıştık yoksa Deniz’in evden çıkacağı yoktu. “Benim niye benim bundan haberim yok?” derken bir ayağını cevap beklercesine yere vururken kollarını da önünde bağlamayı ihmal etmemişti.

“Söyleseydik itiraz etmeden gelecek miydin?” Dedim adım gibi emindim gelmeyecekti. Tek kelimeyle “Hayır!” demişti. Bu Deniz’in yenilgiyi kabul etme şekliydi. Eğer haklı olmasaydım Deniz nefes dahi almadan kendini savunurdu. Ne de olsa o bir avukattı ve çenesiyle kazanamadığı dava yoktu. Abim ve Deniz bu sayede tanışmıştı zaten. Avukat denince akla gelen sayılı isimlerdendiler.

Deniz’in seslendiğini duymamla kendime geldim. “Söyle bakalım niye sırıtıyorsun?” dediğinde “Abimle tanıştığınız gün aklıma geldi.” Dedim. Deniz’in kahkaha attığını duyunca bende kahkaha attım. “Evet ikimiz de heyecandan doğru düzgün cümle dahi kuramamıştık.”
Doğruydu da ben yanlarına geldiğimde doğru düzgün vedalaşamamışlardı bile. Biz konuşurken bir yandan da giyiniyordu Deniz. “Hazırım.” Dediğinde Deniz’i yukardan aşağı süzdüm. Kırmızı ve bana göre Deniz’in için de çok sevimli gözüktüğü bir elbiseydi. Saçı yukardan bir atkuyruğu yapılmış ve kırmızı bir tokayla tutturulmuştu. Takım yaptığı siyah çantası ve ayakkabısıyla çok güzel gözüküyordu. “Çok güzel olmuşsun.” Dedim sevecenlikle.

Evden çıktığımız da abim ve Yağız arabanın önüne yaslanmış bizi bekliyorlardı. Yağız, Deniz’i görür görmez yanına koştu. Kucağını alması için ellerini açmıştı ama Deniz hamileydi ve ağır kaldıramazdı. Yağız’ı üzmemek için “Annenin beli ağrıyormuş halacığım benim kucağıma almamı ister misin?” diyerek pembe bir yalanla Yağız’ı üzmeden annesinin kucağına alamayacağını söylemiştim. Gerçi yalanın rengi olmazdı ya neyse. Bazen mecbur kalıyordu insan yalan söylemeye. Yağız kucağıma gelmiş ve böylece arabaya binmiştik.

Gittiğimiz yer abimle Deniz’in tanıştığı yerdi. Deniz öyle istemişti. Abim arabaya durdurduğunda o günden beri hiç değişmediğini fark ettim. Gözümün önünden film şeridi gibi geçmişti o gün. Deniz’in abimle buluşacağından habersiz Deniz’in konum attı yere gidecektim yani şuan bulunduğumuz kafeye. Gittiğimde abimle Deniz karşı karşıya oturmuş ve kelimenin tam anlamıyla iki kelimeyi bir araya getiremiyorlardı. Onların yanına gidip abime Deniz’in arkadaşım olduğunu ve Deniz’e de karşısındakinin abim olduğunu söyledim. İki kelimeyi bir araya getirip veda etmeyi bile becerememişlerdi. Ne de komiklerdi. Abim gider gitmez Deniz’e sırıtarak baktım hayırdır ne iş der gibi. Tabi benim inatçı arkadaşım ilk başta kabul etmedi ama sonra mecburen kabul etmek zorunda kaldı. Ne olsa benim çenemi çekmek kolay değildi. Eve gidince de abimi yokladım. Birbirlerinde habersiz aşık olmuşları şapşiklerim.
“Hatırladınız mı?” dedim ağzım beş karış açık sırıtırken. Abim “Ayliz!” dediğinde bu sıradan bir sesleniş değildi aksine uyarıcı bir seslenişti. O günden sonra abimle ve Deniz’le çok uğraşmıştım. Ama çok komiklerdi hele ki o kekeleyerek konuşmaları yok muydu. “Tamamdır mesaj alındı.” Dedim elimi alnıma görürken.
Kafeye girerken kafenin hemen önünde frambuazlı pasta vardı. Deniz resme öyle bir bakıyordu ki aşerdiğini anlamamak elde değildi. Oturur oturmaz önce frambuazlı pasta söyledim. Deniz bana bakarak gülümsemişti ve ses çıkarmadan teşekkür ederim demişti en azından benim ağzının hareketinden anladığım oydu. Çaprazım da oturduğu için karnına dokunabilmiştim.

“Minik yeğenim bir frambuazlı pasta istemiş çok mu.” Dedim. Aslında bu bir soru değildi. Yalnızca bir onay cümlesiydi. Başını onaylarca salladığında sevgi gülümsedim. Abim tatlılar gelmeden önce Yağız’ı ellerini yıkamaya götürmüştü bunu fırsat bilerek bugün olan biten her şeyi Deniz’e anlattım. Yağız’ın kaybolması hariç tabi. Bunu anlatamazdım şuan onu mümkün olduğunca aksiyonu az bir ortam sağlamalıydık. Tüm olanları anlattığımda Deniz gözlerinden rahatlıkla okuduğum şaşkınlığıyla bana bakıyordu.

Tüm bu olanlardan benim niye şimdi haberim oluyor!” demişti Deniz. Bu bir soru değildi Deniz’in vurgu yapma biçimiydi. Haksız sayılmazdı fırsat bulamamıştım ki anlatmaya. Son iki haftadır o kadar yoğundum ki kendime vakit ayıramıyordum.

“Ne desen haklısın Deniz’im ama duydun işte. Bunca şeyi yaşarken arasında bir de sana anlatmaya fırsat bulamadım.” Kendimi Deniz’e affettirmenin tek bir yolu vardı o da şirinlik yapmaktı. Deniz’e birazcık şirinlik yapınca “Tamam affettim ama bir daha olmasın yoksa seni öldürebilirim. Senin yüzünden insanlık tarihinde cinayet işleyen ilk avukat olmak istemem.” Deniz yine aşinası olduğum boş tehditlerini savurmuştu. “Sen biricik arkadaşına, bana kıyamazsın ki.” Dedim tüm sevimliliğimi kullanarak.

Tam cevap verecekti ki frambuazlı pastanın geldiğini görüp sustu. Mümkün
Olsa şuan frambuazlı pastaya teşekkür edebilirdim. Deniz pasta gelir gelmez hemen yemeye başladı onun bu hali görüp gülümsememek elde değildi. Deniz’e fark ettirmeden fotoğrafını çektim. Nasıl da güzel çıkmıştı. Ben resmi incelerken abimle Yağız çoktan yanımıza gelmişlerdi bile. Telefonu masaya bırakırken Yağız’a döndüm.

“Halacığım bugün seni gezdireceğime söz vermiştim ama gezdiremedim istersen yarın gezdirebilirim. Ne dersin?” tam Yağız’ın cevabını bekliyordum ki Baran mesaj atmıştı.” Ayliz Nisan’ın bugün dinlenmesi lazım. Yarın Nisan’a da söz verdiğim gibi sana attığım yerde yemek yiyelim olur mu?”

“Nisan’ın dinlenmesi lazım yazdığım ilaçları içerse hiç bir şeyi kalmaz yinde de kötü olursa haber et. Ben de Yağız’a söz vermiştim zaten. Yarın Nisan da iyi ise görüşürüz. Nisan’la ilgili herhangi bir şey olursa saat kaç olursa olsun arayın.” Yağız’ın konuştuğunu fark edince telefonu bırakıp dinlemeye koyuldum. Ben Yağız’ı dinlerken Deniz telefonumu almış ve karıştırmaya başlamıştı. Ardından da telefonumu aldığı yere bırakıp bana kendi telefonundan mesaj atmıştı.

“İkiniz iyi anlaşıyor gibisiniz. Sen oğluşumla konuşurken mesajlaşmalarınızı okudum.” Demiş ve sonuna da sinsice bir emoji iliştirmişti. Acaba Deniz’le Hayat’ın kardeş olma ihtimali var mıydı? Çöpçatanlık yapıyorlardı. Daha doğrusu yapmaya çalışıyorlardı.

Sinirle Deniz’e bakarken “Ne zamandır telefonumu karıştırır oldun? Bana bak iyi davrandım diye fazla mı tepeme çıktınız siz” yazdım. Neydi bu şimdi? Evde Hayat, burada da Deniz çöpçatanı mı?

“Tamam be sana da iyilik yaramıyor.” Yazmış ve bir şey yazmamı beklemeden telefonu masaya koyup pastasını yemeye başlamıştı. İyilik miydi bu. İstemediğimi bile bile aramızı yapmaya çalışmaları iyilik miydi. Gerçi beni anlamalarını beklemiyordum. İsteseler de anlayamazlardı. Hep dediğim gibi bazı şeyler yaşanmadan anlaşılamazdı. Bu da onlardan biriydi.

Hamile olduğu için bir şey de diyemiyordum. Deniz bunu çok iyi biliyor ve bilmekle kalmayıp birde üzerimde kullanıyordu. Şimdi mesajlarıma bakmıyordu ama illaki konuşacaktım onunla. Bu konuyu bir daha açmamak üzeri kapatacaktım. Yani umarım...

Ve bingo. Deniz’in midesi bulanmış ve lavaboya koşmuştu. Bunu fırsat bilerek Deniz’e bakma bahanesiyle yanına gittim. Ben gittiğim de yüzünü yıkıyordu.

“Deniz ne yapmaya çalışıyorsunuz Allah aşkına? Zaten Hayat yapacağını yapıyor bir de sen mi yapıyorsun? Demedi deme eğer bir daha böyle bir şeye kalkışırsan seninle yeğenim doğana kadar konuşmam bilesin.” Sert konuşmuş olabilirdim ama başka çarem yoktu. Ancak sert konuşursam böyle bir şeye kalkışmazlardı.
“Tamam dediğin gibi olsun Ayliz. Ben sadece iyilik yapmak istemiştim. Hayat çok düzgün birisi olduğunu söylemişti. Bende belki sizde evlenirsiniz de mutlu olursun diye düşünmüştüm.” Anlıyordum benim mutlu olmamı istiyorlardı ama böyle olmazdı ki. Benim telefonumu karıştırıp mesajlarımı okuyarak, Baran’ın yanında saçma imalarda bulunarak olmazdı ki.

“Tamam da ben böyle de çok mutluyum. Mutlu olmak için bir erkeğe ihtiyacım yok ki.” Söylediğim her şey de sonuna kadar haklıydım. Beni anlamak zorundalardı. Yalnızca yanımda olunca mutlu olup gittiğinde de hiç bir şey yapamadan öylece gidişini izlemek istemiyordum. Bu daha çok canımı yakardı. Bu beni mutluluktan çok mutsuz ederdi. Biliyordum.
“Haklısın Ayliz ben çok özür dilerim bir de telefonunu karıştırıp mesajlarını okudum.” Deniz şimdi beni anlamıştı. Sıra da Hayat vardı acaba onu nasıl ikna edecektim. Hayat’ı ikna etse etse Deniz ikna ederdi.

“Özür dilemene gerek yok canım benim. Ama yine de kendimi affettirmek istiyorum diyorsan Hayat’ı ikna edebilirsin. Kendisi beni pek dinlemiyor da.” Kabul edecekti adım gibi emindim.

Ve bingo Deniz kabul etmişti. “Nasılsın daha iyi misin? Miden hala bulanıyor mu?” evet bunu şimdi soruyordum. Yeni aklıma geldiğinden değildi iyi gözüktüğü için önce benim için büyük olan sorunu çözmem lazımdı. Eğer önce iyi olup olmadığını sorsaydım onu düşünmemden faydalanır ve işleri aleyhime çevirirdi.

"İyiyim merak etme sık sık oluyor zaten artık pekte etkilemiyor. Hadi bizimkilerin yanına gidelim merak etmişlerdir.” Ben onları tamamen unutmuştum. Ben bu unutkanlıkla ne yapacaktım acaba. “ Hadi gidelim o zaman.” Dedim ve başının dönmesi ihtimaline karşı koluna girdim.

Biz gittiğimizde Yağız çoktan önündekileri bitirmişti. “Aferin halacığım sana.
Tabağındakilerin hepsini bitirmişsin.” Dedim saçlarını karıştırırken.

“Ya haya yapma saçım bozuluyor.” Dediğinde “Senin yakışıklılığını hiçbir şey bozamaz merak etme sen.” Dedim gülmemi güçlükle bastırarak. Gülerek söylesem inanmazdı. Başlarda gülmüyordum ama Deniz dayanamamış ve gülmüştü. Ardından domino taşlarının devrilmesi gibi önce abim sonra da ben gülmüştüm.
Herkes pastasını bitirdiğinde eve dönmek üzere ayaklandık. Beni hastanenin önü bıraktılar arabamı almam lazımdı. “Haftaya hastaneye gel de muayene edeyim seni.” Dedim. Yağız sorgularcasına baktığı fark edip “ Hani başın ağrıyordu ya.” Diye ekledim.

Abim anlamamıştı ama Deniz ne dediğimi anlamıştı. “Tamam haftaya gelirim.” Demişti.
Abimler gittikten sonra derin bir nefes aldım. Zira buna ihtiyacım vardı. Hayat’ın bugün hastanede nöbeti vardı ve şuan yemek arasındalardı. Yani Hayat’ı rahatlıkla ziyaret edebilirdim. Önce hastaneye ardından da Hayat’ın odasına gittim. Odasında yoktu aradım ama benim zeki arkadaşım telefonunu odasında unutmuştu. Hayat’ı bulamayınca kantine indim. Kendisi dedikodu yapmaya bayılırdı bir de yemek yemeye tabi. Tam tahmin ettiğim gibi kantindeydi ama tek başınaydı. Eğer tahminlerimde yanılmıyorsan Deniz’le konuşmuş ve şuan canı sıkkındı. Elimden geldiğince sevimli olmaya çalışarak yanına gittim.

“Ben geldim güzellik.” Dedim yanağına küçük bir öpücük kondururken. “Ne oldu pek bir düşüncelisin?” diye ekledim.

“Ayliz ben özür dilerim. Sadece sizi çok yakıştırdığım için bir de birbirinize çok benzediğiniz için yapmıştım. İkiniz de mutlu olursunuz diye.” Bir Deniz Güçlü kolay yetişmiyordu. Nasıl da ikna etmişti öyle Hayat’ı.
“Anladın ya önemli olan da bu.” Dedim rahatlatmak için. Büyük bir
Sorunumuz vardı çünkü benim canım arkadaşım hem Baran’ın hem Bahar’ın önün de saçma sapan şeyler söylemişti. Hayat’ın saçma imalarını unutmaları için dua etmekten başka çarem yoktu. Hayat’la biraz daha konuştuktan sonra o işe ben de eve döndüm.

Bölüm sonu

(18 sayfa okudunuz :)
(Toplam 48 sayfa)
Roman boyutu (a5 sayfa boyunda)

...

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

31okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.