5. bölüm / 9
Sonra Sen Geldin5.BÖLÜM “YENİ DOKTOR”
Bölümler 9Şu an: 5.BÖLÜM “YENİ DOKTOR”
- 1 1.BÖLÜM “KADER ANI”2.921 kelime
- 2 2.BÖLÜM “AİLE”3.697 kelime
- 3 3.BÖLÜM ‘‘HASTANE’’4.281 kelime
- 4 4.BÖLÜM “BULUŞMA”3.505 kelime
- 5 5.BÖLÜM “YENİ DOKTOR”3.532 kelime · Okuduğun bölüm
- 6 6.BÖLÜM “NİŞANLI ROLÜ”2.571 kelime
- 7 7.BÖLÜM "İTİRAF "2.971 kelime
- 8 8.BÖLÜM “HASTALIK"4.066 kelime
- 9 9.BÖLÜM “İHANET KORKUSU”3.754 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Yeni bölüm geldiiii 😉
Keyifli okumalar :)
------------------------------------------------------------
Güneş camdan içeri öyle güzel geliyordu ki insanın kalkası gelmiyordu ama şimdi kalkıp işe gitmem gerektiği de su götürmez bir gerçekti. İstemeye istemeye yataktan kalktım. Önce odadan çıkıp diğerlerine baktım. Öyle masum gözüküyorlardı ki. İstemeyerek Hayat’ın odasına gidip uyandırdım. Hazırlanana kadar hiç birini uyandırmamasını söyleyerek odasından çıktım ve banyonun yolunu tuttum.
Duştan sonra kırmızı çiçekli bir elbise giydim. Saçımı da maşa ile iri su dalgası yaptım. Hafif bir makyaj ve sade bir kolye ve bileklikle noktayı koydum.
Hayat duştan yeni çıkmıştı onun geç hazırlandığını bildiğimden önce duşa girmiştim. Hazır olduğum için kahvaltıyı hazırlamaya başladım. Ne sevdiklerini tam bilmediğimden seveceklerini düşündüğüm ne varsa hepsini masaya koydum. Her şey hazır olduğunda diğerlerini uyandırmak için odaya gittim. Uyuyan güzel yanlarında sönük kalırdı. Önce Deniz’i uyandırmak için yanına yaklaştım. Annelik bir insana ancak bu kadar yakışırdı. Öyle saftı ki saflığın resmini isteseler Deniz’i gösterirdim. Yanağından hafifçe öperek “Uyan hadi uyuyan güzel.” Dedim sevgiyle. Ardından Meyra’nın yanına yaklaştım. O kadar masum uyuyordu ki. Birisi en safı sorsa Deniz’imi en masumu sorsa Meyra’mı söylerdim. “Sende uyan uykucu.” Diyerek ikisini de uyandırdım.
Ardından da mis kokulumu uyandırmak üzeri odama gittim. Tıpkı abime benziyordu. Sanki Yağız’ı değil de abimi uyandırıyormuşum gibi hissetmiştim. En sevdiğim uyandırma şekliyle uyandıracaktım Yağız’ı. Peş peşe öperek tabi. Mis kokulum pek sevmiyordu gerçi. “Ya haya çocuk muyum ben.” Tam tahmin ettiğim tepkiyi vermişti.
“Sen hala benim minik Yağızımsın.” Dedim saçlarını karıştırırken ve devam ettim. “Kal hadi kahvaltı hazır herkes kalktı bir sen kaldın.” Biraz durdum ve konuşmaya devam ettim. “Bir de sanırım sucuklu yumurta masanın tam ortasında birilerinin onu yemesini bekliyor. Çabuk olmazsan o çok sevdiğin yumurtanın sarısını başkası patlatabilir.”
Herkes masada yerlerini almıştı. “Bahay abla nerde?” sessizliği bozan kişi Yağız olmuştu.
“Bahar ablan Baran abinin evine gitti. Dün Nisan’la Baran abinde kaldılar.” Sadece başıyla onaylayıp kahvaltısını yapmaya devam etmişti.
Kahvaltı bitene kadar kimse konuşmamıştı. Herkes yemeğiyle ilgilenmişti. Sonrasında biz Hayat’la masayı toplarken Meyra ve Deniz de hazırlanmak üzere odaya gitmişlerdi.
İşe giderken Deniz ve Yağız’ı eve Meyra’yı da üniversiteye bıraktık. Hastane de garip bir şekilde normalden fazla telaş vardı üstelik hafta içiydi. Bu kadar telaşlı olmalarına bir anlam verememiştim. Aralarında bir şeyler konuşup kıkırdıyorlardı çalışanlar.
“Ne oluyor? Neyi var herkesin?” Hayat ben izindeyken hastanedeydi ne olduğunu biliyor olmalıydı.
“Hani sana bahsettiğim yeni gelen doktor vardı ya. Bizden hemen önce hastaneye girmiş olacak ki hala etkisinden çıkamamışlar.” Nasıl biriydi ki geçip gittikten sonra bile etkisinden çıkamıyorlardı. Şu doktoru merak etmeye başlamıştım.
“Bölümü ne?” en çok da bölümünü merak etmiştim. Tek istediğim aynı bölümde olmamaktı. Yanımda ki sekreter bile onu konuşacaktı. Tanımama rağmen hiç sevmemiştim şu doktoru.
“Jinekolog.” Hayat bölümünü der demez gülmeye başlamıştı. Benimle aynı bölümdeydi. Zaten ne zaman istediğim olmuştu ki. Bende ki şans kuşta olsa kuş bile ters uçardı.
“Bir de odamın yanında ki boş odayı ona verdiler de bayılayım şuracıkta.” Hayat şimdi sadece gülmüyor adeta kahkaha atıyordu öyle sesli gülüyordu ki çevremizde ki bir kaç kişi bize bakarak ne olduğunu anlamaya çalışıyordu.
“Tam üstene bastın. Sen odana girince seninle tanışmaya gelecek muhtemelen. Sonra da gören genç hemşireler kıskanıp sana cephe alacaklar.” Hayat’a cevap vermeden odama yürümeye başladım. İçinden odama gelmemesi için dualar ederek tabi.
***
Baktığım üç hastadan sonra çay almak için odadan çıkmıştım. Tam çay almak için kafeteryaya gidiyordum ki birisi kolumdan tuttu. “Merhaba.”
Korkuyla arkama döndüm. Daha önce hiç görmediğim birisiydi. Üzerinde doktor önlüğü vardı. Biraz düşündükten sonra bu kişinin Hayat’ın bahsettiği doktor olduğunu anladım.
Sadece jinekolog olduğunu biliyordum. Hayat adını söylememişti yada ben hatırlamıyordum. “Merhaba kimsiniz? Tanıyor muyum sizi?” dedim oldukça sert bir tonlamayla.
“Muhtemelen hayır. Ben hastaneye yeni gelen doktorum. Adım Kaan hemen yanınızda ki odadayım. Sizinle de tanışmak istedim. Tanışmak için odama gelmeyen belkide tek doktorsunuz.” Ne kadar da ukalaydı. Bir kez daha şansıma lanetler savurmuştum. Ne vardı sanki daha az ukala olsaydı.
“Memnun oldum ben de Ayliz. Siz muhtemelen adımı biliyorsunuz. Ama iki şey sormak istiyorum. Birincisi benim Ayliz olduğumu nerden bildiniz daha önce gördüğünüzü sanmıyorum ve ikincisi de neden odanıza kadar gelip tanışacakmışım?”
Son derece rahat “Adını hatırlamadığım bir arkadaşınız resminizi gösterdi oradan hatırlıyorum. İkinci sorunuza gelirsek cevabını bilmiyorum genelde hep benim odama gelirler tanışmak için ilk kez birisiyle tanışmak için yanına kadar geliyorum.”
Ukala konuşmalarına ve saçma imalarına dayanamayarak “Benim bir kaç işim var sonra konuşuruz.” Dedim ve cevap vermesini beklemeden yanından uzaklaştım.
Kafeteryadan çayı alıp odama geri döndüm. Döndüğümde hala konuştuğumuz yerde duruyordu. Hiç işi yok mu diye düşünmeden edemedim. Hastamın dışarıda beni beklediğini görerek odama geçtim ve sırayla odaya çağırdım.
Ardından geçen yaklaşık üç saatin sonunda yemek saati gelmişti. Hayat’ın odasına gitmek için odadan çıktım. Kapının önünde duruyordu. Beni görünce şaşırmıştı. Hemen kendini toplayarak “Beraber yiyelim mi? Hem bana kendinden bahsedersin?”
“Niye size kendimden bahsediyorum. Sadece meslektaşınızım bu kadar başka bir şey bilmene gerek yok. Gayriresmi konuşmazsanız harika olur. Yemek için arkadaşıma söz verdim.” Sadece başıyla onayladığında bende Hayat’ın odasına yöneldim.
Odaya girdiğim de Hayat’ta odadan çıkmak için hazırlanıyordu. İkimiz de çıktıktan sonra arabayla deniz kenarında bulunan bir lokantaya gittik. Aslında lokanta da değildi. Küçük bir arabada balık ekmek yapan bir amca vardı. Küçüklüğümüzden beri gelirdik buraya. Orada yediğimiz yemeği hiç bir zaman unutamadım. O yüzden sıkça gideriz.
İki balık ekmek isteyip oturduk. Denizin sesini çok seviyordum. Beni dinlendiriyordu.
“Bir şey mi oldu?” diye sordu Hayat. O kadar belli miydi sinirli olduğum diye düşünmeden edemedim.
“Senin şu bahsettiğin doktor vardı ya. İşte bugün onunla tanıştım. Daha doğrusu o benimle tanıştı. Çay almak için odadan çıkmıştım. Aniden kolumdan tutup beni durdurdu. O kadar kibirli ve kendini beğenmişti ki. Yemek için odadan çıkıp sana gelecektim o zaman da aniden odamın kapısında belirdi yemek yemek ve beni tanımak istediğini söyledi.” Her şeyi anlattığımda Hayat bana yok artık dercesine bakıyordu.
“Ne yaptın adama. Herkesle mesafeli konuşan adam seni tanımak istediğini söylemiş.” Kahkaha atıyordu adeta. Hayat’ın iğrenç imaları karşısında yüzümü buruşturmadan edemedim.
“Saçmalama Hayat. Diğerlerinin yanında da öyle konuşma. Hatta hiç konuşma. Sonra yanlış yere çekecekler. Benim onu kendime aşık etmeye çalıştığımı düşünecekler.”
Hayat tam konuşacaktı ki garsonun geldiğini görerek sustu. Yemeklerimizi sipariş ettikten sonra tam konuşacaktı ki ondan önce davranarak konuşmaya başladım.
“Bak Hayat daha önce de söyledim şimdi de söylüyorum. Asla birisiyle çıkmak istemiyorum. Baran’a yaptığını bu doktorada yaparsan seni asla affetmem. Elinden geldiğince uzak dur. Yakın olacaksan da benden uzak olmak şartıyla yakın ol.” Kesin bir dille uyarmıştım fakat söz konusu Hayat olduğunda hiç bir konuda kesin bir yargıya varamıyordunuz. Kendisi boşboğazlığıyla ünlüydü ne de olsa.
“Tamam ya. Ama şunu bil çok abartıyorsun ve ayrıca arkadaşınım ben senin düşmanın değilim her önüme gelenle aranı yapmaya çalışacak değilim.” Haklı olabilirdi ama keşke demektense önceden önlemini almak daha iyiydi. Keşkelerden nefret ederdim. Bunda geçmişimin büyük katkısı vardı.
Bir şey demek yerine garsonun getirdiği yemekleri yemeye başladım. Zira bu şekilde günlerce konuşabilirdik. Çünkü benim boş boğaz arkadaşım haklı olduğunu söyletene kadar susmazdı.
Yemek yediğimiz süre boyunca hiç konuşmadık. Yemek yerken yeni doktordan nasıl kurtulacağımı düşündüm ve sonunda bir karara vardım. Yeni doktordan olabildiğince uzak duracaktım eğer böyle yapmaya devam ederse sevgilim varmış gibi yapacaktım. Daha önceden tecrübe etmiştim ne de olsa. Zaten hayat istemediğimiz ne varsa alıp karşımıza koyardı.
“Hayat sen bu doktorla tanışmak için odasına kadar gittin mi? Ve benim resmimi o doktora sen mi gösterdin? Çünkü benim resmim bir tek sende var.” Başkalarında resmim olmasından hoşlanmazdım sadece en yakınlarımda olurdu resimlerim. Resmimi gösterenin Hayat olduğuna o kadar emindim ki.
Tam tahmin ettiğim gibi benim çöpçatan arkadaşım göstermişti resmimi. Başını önüne eğmiş ve konuşmuyordu. Benim bildiğim Hayat eğer yapmadıysa hemen çemkirmeye başlardı yaptığında ise şimdi olduğu gibi başını önüne eğip konuşmazdı.
“Niye gösterdin resmimi. Ben göstermene izin verdiğimi hatırlamıyorum da.” Sessizliğini sürdürdüğünde konuşmaya devam ettim. “Sana inanamıyorum Hayat. Beni çok şaşırtıyorsun sanki benim çocukluk arkadaşım gitmiş de yerine arkamdan iş çeviren biri gelmiş gibi.”
Özür dilemişti son zamanlar sürekli bir şeyler yapıp sonra da özür diliyordu. Bu durum gerçekten sinirimi bozmaya başlamıştı. Dinlemeye daha fazla dayanamadığım da yemeklerin parasını ödeyip arabaya geçtim. Konuşmaya devam edersem kalbini kırardım. Bunu bildiğimden dinlemek yerine araba gitmeyi seçtim. Çok geçmeden Hayat’ta arabaya bindi. Hastaneye varır varmaz Hayat’ı beklemeden arabadan indim. O da indiğinde arabayı kitleyim önden yürümeye başladım onu hiç tanımıyormuşçasına.
Hastalar beklediği için peşimden gelmemiş ve odasına gitmişti ben de odama gitmek için asansöre doğru yürümeye başladım onun odası zemin kattaydı benim ki ise üçüncü kattaydı.
Asansöre binip üçüncü katın tuşuna bastım. Tam kapılar kapanıyordu ki birisi eliyle asansörü durdurdu. Kim olduğunu merak etmediğimden bakmadım. Kapalar tekrar kapandıktan sonra asansöre binen kişinin bana doğru yaklaştığını fark ederek geri çekildim ve kim olduğuna baktım. Yeni doktordu. Zaten Hayat yüzünden sinirliydim birde bu patlamam için yeterde artardı bile. Tam sinirimi ondan çıkaracaktım ki telefonumun çalmasıyla duraksadım. Baran’dı. Bu doktorun duracağı yoktu ve yapacak tek bir şey kalmıştı.
Telefonu açtım ve Baran’ın konuşmasına vakit tanımadan konuşmaya başladım “Aşkım nasılsın? Bir şey mi oldu çalışırken aramazdın sen beni.” Baran bir süre susmuştu. Çok normaldi. Baran’a daha sonra açıklayacaktım. Bu düşünceyle kendimi teselli edip doktora baktım. Tam tahmin ettiğim gibi yüzü anında değişmişti. Aşkım dememden besbelli hoşlanmamıştı.
Baran “Aşkım mı?” diye sormuştu. Odaya gider gitmez Baran’ı aramayı aklımın bir köşesine kazırken “Ben sonra arayacağım aşkım çok öptüm.” Dedim ve bir şey demesine fırsat tanımadan yüzüne kapattım. Asansör durmuştu bundan faydalanarak hızlıca asansörden inip odama girdim. Kapıyı kapatır kapatmaz arkasına yaslanıp ellerimle yüzümü kapattım. "Hadi bakalım. Çık işin içinden Ayliz." Diye kendime söylendim. Derin bir nefes alıp kapıdan uzaklaştım ve Baran’ı aradım.
“Baran kusura bakma. Gereksiz birinden kurtulmak için sevgilim varmış numarası yaptım sen arayınca da sevgilimle konuşuyormuşum gibi gösterdim.” Baran bir süre sustuktan sonra konuşmaya başladı.
“Önemli değil. İstersen hastaneden çıkarken seni alabilirim. Rahat edersin hem.” Doğrusu rahat ederdim çünkü hiç de güvenilir durmuyordu ve işin kötüsü beni takıntı haline getirmişti.
“Olur çok teşekkür ederim benim şimdi kapatmam lazım hastam bekliyor.”
Kısaca “Rica ederim lafı mı olur. Kolay gelsin.” Dedi ve kapattı.
Şimdi içim rahattı. En azından bugün rahat bir şekilde eve gidebilirdim. Aslında kendimi koruyabilirdim. Değil bir kişi 10 kişi gelse yine korurdum ama bazen o berbat olayaklıma geliyordu ve beni fazlasıyla zorluyordu.”Hayat bugün eve tek git bir kaç işim var geç geleceğim. Benim arabamla git ben taksiyle döneceğim.” Diye mesaj attım. Hayat’ın arabasının bende benim arabamın da Hayat’ta yedek anahtarı vardı bir şey olduğunda ikimiz de rahatlıkla arabayı kullanabiliyorduk.
Kapının çaldığını fark ederek telefonumu masaya bıraktım hemşire “Acilde doğum yapmak üzere olan bir kadın var hemen gelmeniz gerek.” Dedi.
“Acili ara hastayı doğumhaneye getirsinler orada bekliyor olacağım.” Hemşire bir yandan acili arıyor bir yandan da acile koşuyordu ben de hemen doğumhaneye gittim ve önlüğümü giyip ellerimi yıkayıp eldivenlerimi giydim.
Kısa bir süre sonra hasta geldi ve doğumhaneye aldım. Çok şükür ki doğum başarılı geçmiş ve geç kadının ikizleri olmuştu. Biri kız birisi de erkekti. Bebekleri sararken dua etmeye başladım bu mesleği yapmaya başlamadan önce verdiğim bir sözdü bu. Doğan bebekler için iyi dileklerde bulunup Allah’a sağlıklı doğdukları için şükrediyordum. Şimdi sıra en güzeline gelmişti anneye bebeklerini gösterip ardından da dışarda bekleyen babaya ve diğerlerine güzel haberi vermekti.
Doğumhaneden çıkar çıkmaz yanıma geldiler. Hepsi de gözümün içine bakıyordu. Daha fazla bekletmeden güzel haberi verdim.
“Tebrik ederim nur topu gibi ikizleriniz oldu.” Sevinçleri görmeye değerdi. Ama yapmam gereken başka işlerim de vardı. Doğum çok uzun sürmüştü. Neyse ki Allah’ım yardım etmişti de sağlıkla doğmuşlardı. Üzerimdeki önlükten kurtulduktan sonra ellerimi yıkadım. Yorucu bir gündü. Ben doğumhanedeyken hastalarım başka doktorlara yönlendirilmişti.
Kendime çeki düzen verdikten sonra ikizleri kontrol etmek üzeri yanlarına gittim. İkisini de giydirmişlerdi. Kız olana şeker pembesi erkek olana da bebek mavisi tulum giydirmişlerdi. Tulumların modelleri aynıydı. Özellikle aynı almış olmalılardı. Sevgiyle izledikten sonra muayene ettim. Sağlıklı olduklarından emin olduktan sonra anneyi ziyarete gittim. Çok heyecanlıydı.
“Yasemin Hanım nasılsınız?” dedim sevecenlikle.
“İyiyim bebeklerim sayenizde sağlıkla doğdu. Doktorlar doğum sırasında ölebilirler demişti.” Doğumun uzun sürmesinin nedeni de buydu zaten. Çok uğraşmıştık.
Önlüğümün cep kısmına bakmıştı. Neden olduğunu anlamamıştım. Daha sonra konuşmaya devam etti. “Ayliz hanım izniniz olursa kızıma sizin adınızı koymak isterim.” İyi de ben bir şey yapmamıştım ki. Sadece görevimi yapmıştım. Yine de yeni doğum yapan bir anneyi üzmek istemezdim.
“Çok mutlu olurum. Umarım bu isim kızınıza şans getirir. Sadece görevimi yaptım ben.” Bu duyguyu hiç bir kelime anlatmaya yetmezdi. Kapının tıklandığını duyduğumda kimin geldiğine baktım. Baran’dı.
“Baran!” gelecekti ama buraya geleceğini tahmin edememiştim.
“Hayat’la karşılaştım. O da seni arıyormuş. Sekreterine sorduk burada olduğunu söyleyince geleyim dedim.” Hayat niye sormuştu acaba. Ona eve tek gitmesini söylemiştim. Baran’ın yanında değildi. Baran’la döneceğimi düşünmüş olmalıydı.
“İyi yapmışsın.” Dedim. Tam biz çıkalım diyecektim ki hemşirenin bebekleri getirmesiyle duraksadım. Bebekleri kendim vermek istemiştim annesine. Minik kızı kucağıma aldım ve Baran’a döndüm.
“Bak Baran bu minik kızın adı Ayliz.” Minik kızın elini tutmuştu Baran. Öyle sıkı tutuyordu ki sanki hiç bırakmayacak gibi.
Minik kızı annesine verip diğer bebeği kucağıma aldım. “Peki bu yakışıklının adı ne?” dedim dünyanın en güzel kokusunu-bebek kokusunu- içime çekerken.
“Çok düşündük ama karar veremedik. Bir kaç isim var aklımızda ama seçemedik. Sizce hangi isim daha güzel Mert, Yiğit, Berk.” Üçü de çok güzel isimlerdi. “Sizin seçiminiz. Biz de iki kardeşiz. Benimde bir abim var adı Yiğit. Annem onun adı gibi yiğit ve cesur olup hiç bir şeyden korkmamasını istediği için bu ismi koymuş. Demek istediğim oğlunuzun nasıl olmasını istiyorsanız o ismi koyun.”
Yasemin hanım biraz düşündükten sonra eşine baktı sonra kızını eşine verip oğlunu kucağına aldı. “O zaman senin adın da Mert olsun. Ayliz ve Mert. Ne kadar da uyumlu oldular.” Eşi de beğenmiş olacak ki gülümsemişti.
“Biz gidelim artık...” cebimden kartvizitimi çıkarttım Yasemin Hanıma uzattım ve konuşmaya devam ettim. “Bu benim kartım acil bir şey olursa hiç düşünmeden saat kaç olursa olsun arayın.”
“Teşekkür ederim sizden son bir şey isteyebilir miyim.” Başımla onayladığım da devam etti. “Bebeğim kucağınızdayken bir fotoğrafınızı çekebilir miyim?”
Böyle tatlı bir insana nasıl hayır denirdi ki. Başkalarında resmim olmasını sevmiyordum ama yeni doğum yapmış bir anneyi kıramazdım. “Tabi ki.” Dedim.
Erkek olanı kucağıma verdi. “İkisini aynı anda tutamam.” Dedim.
“Kızımı da sevgiliniz tutsun o zaman.” Neden herkes sevgili olduğumuzu düşünüyordu. Bir erkek ve bir kadın arkadaş olamaz mıydı? Sinirimi bozsa da belli etmemeye çalışmıştım. Tam Baran’ın benim sevgilim olmadığını söyleyecektim ki. Yeni doktoru görmemle duraksadım. Baran tam sevgili olmadığımızı söyleyecekti ki ondan önce konuşarak “Olur değil mi sevgilim?” Baran neden sevgilim dediğimi başta anlamadı. Başımı kapıdan tarafa doğru hafifçe yana eğdim. Etrafa bakındıktan sonra kapı da doktoru gördü. Baran cevap vermeyince Yasemin Hanım “Baran Bey kızımla resmini çekebilir miyim?” diye sordu.
Baran kibarca “Tabi ki.” Dedi.
Ben Mert’i ve Baran da Ayliz’i aldı. Odanın süslenmiş kısımlarından birine geçtik. Ardından resmimizi çektiler. Yasemin çekilen resimlerden tatmin olmamıştı. “Yaklaşsanıza sevgiliyiz demediniz mi?”
Haksız da sayılmazdı aramızdan tren geçerdi. Başımla onayladım ve biraz daha yaklaştım ve bir kez daha resim çektiler. Yasemin resimlere bakıp beğendiğini gösterircesine başını salladı ve gülümsedi.
“Çok güzel oldular teşekkür ederim. Çok yakışıyorsunuz.” Gülümsedim ve “Teşekkürler yarın görüşürüz.” Dedim. Baran’ın koluna girdim ve odadan çıktık. Yeni doktor Baran’ın koluna girdiğimi görünce gitmişti. Hastaneden çıkana kadar oyunu bozmadık. Ama işin kötüsü hastanede ki herkes sevgili olduğumuzu zannediyordu.
Arabaya bindiğimiz de rahatlamıştım. Hastaneden çıkana kadar herkesin gözü üstümdeydi daha doğrusu üstümüzdeydi. Kızların bir çoğu kıskandığını belli edercesine bakarken bir çoğu da sevgilim olduğu için doktorla ilişkim olamayacağını düşünüp sevinmişlerdi.
Baran yeni doktordan çok daha iyiydi. Bir kere kime nasıl davranacağını biliyordu doktor gibi zorla iletişim kurmaya çalışmıyordu. Bir çok kişi böyle bir oyuna dahil olmak istemezken Baran bana yardım etmişti. Zaten tanıştığımız günden beri sürekli yardım ediyordu.
Ben de ona yardım etmiştim ama onun yardımı çok daha fazlaydı. Herkesin yapmayacağı türden yardımlardı.
“Çok teşekkür ederim ve özür dilerim. Saçma sapan bir oyuna soktum seni de. Ama yapmak zorundaydım. Daha önce de başıma gelmişti. O zaman da kuzenim yardım etmişti. Bir daha istersem abime söyleyecekti. Bir daha gelmene gerek yok inandı zaten.” Araba ışıklarda durana kadar konuşmadı.
Yaklaşık bir dakika sonra araba ışıklarda durdu. Baran bana döndü ve konuşmaya başladı. “Sürekli teşekkür edip özür dilemek zorunda mısın?” sessiz kalmayı sürdürdüğüm de devam etti. “Benim yardımına ihtiyacım olduğunda sen yardım etmeyecek misin? Diğerlerinin ne dediği umurum da değil. Onlar saçma yakıştırmalar da bulunuyor diye seninle arama mesafe koyacak değilim. Arkadaş bile olamıyoruz şu halimize bak.”
Haklıydı ama elimde olan bir şey değildi. İnsanların hakkımda asılsız dedikodular yapmalarından nefret ediyordum. Çok sevdiğim bir sözde de dediği gibi ağzı olan konuşuyordu. Sırf onlar konuşmasın diye onların yanındayken hiç kendim olamadım. Hemen herkesle konuşurdum ama bir kaç tanesi hariç hiç biriyle yakın değildim. İçimde ki ses sürekli onlardan uzak durmamı söylüyordu. Uzak dur onlardan onlar seni üzerler diyordu. Beni yanıltmayan tek şey iç sesim olabilirdi.
“Bir gün yardımıma ihtiyacın olursa hiç düşünmeden söyle. Elimden geldiğince sana yardım etmeye çalışacağım. Ve teşekkür etme meselesine gelirsek tabi ki teşekkür etmem gerekiyor durup dururken teşekkür etmiyorum ki.” Baran bu halime güldüğünde “Minik arkadaşlarımı sevdin mi?” dedim sevecenlikle.
“Ne kadar güzel bir mesleğin var. Mesleğini severek yaptığın her halinden belli. Bir şey sorabilir miyim?” konuşmadan sadece başımla onayladım.
“Neden bu mesleği ve hatta bu bölümü seçtin?”
Bu soruyu beklemediğimden bir süre sessiz kaldım. Baran anlatamayacağım bir şey olduğunu düşünmüş olacak ki “Anlatmak zorunda değilsin.” Dedi.
“Yok hayır sadece düşünüyordum.” Baran başıyla onaylamakla yetindi.
“Aslında öyle çok da özel bir sebebi yok. İnsanlara yardım etmeyi sevdiğim için doktor oldum. Neden bu bölüm olduğuysa aslında küçüklüğüme dayanıyor.” Evinin önüne varmıştık Baran arabayı park edip beni pür dikkat dinlediğini gösterircesine bana dönmüştü. Bende anlatmaya devam ettim.
“Bebeklerin gözlerini bu koskoca dünyaya açtıklarında ilk beni görmelerini istiyordum. Küçükken anne ve babalara bebekler doğduğunda onları ne olursa olsun yalnız bırakmamalarını onları bu acımasız hayatla tek başlarına savaşmak zorunda bırakmamaları için onlarla konuşmak istiyordum. Ben de yarım büyümüştüm annem her şeyimdi ama bazı şeylerin yeri asla oldurulamazdı. Bu da onlardan biriydi. Hiç bir çocuk böyle bir şey yaşamamlıydı.”
Baran’ın gözlerinin içi parlıyordu. Gözlerinin dolduğunu anlamıştım. Ellerimi tutup “Sen çok güçlüsün biliyorsun değil mi Ayliz.” Dedi. Aslında güçlü değildim sadece güçlü gözükmeye çalışıyordum. Başımı sallamakla yetindim daha sonralarda Baran’ın elimi tuttuğunu güzünü bile kırpmadan bana baktığını fark ettim. Ellerimi hızlıca ellerinden çekerken arabanın kapısını açtım ve hızlıca indim.
“Ayliz hani yardıma ihtiyacın olursa bana söyle demiştin ya.” Baran’a dönerek “Evet dedim ne oldu ki.”
Ne olduğunu merak etsem de belli etmemeye çalışarak onun anlatmasını bekledim.
“Az çok biliyorsun ben mimarım. Şuan bizim için çok önemli olan bir iş var. Ama adam aileye çok önem veriyor. Toplantıdayken Barış işi almak için nişanlandığımı söylemiş. Barış öyle deyince adam beni ve sözde nişanlımı yemeğe davet etti. Ama bir sorunum var ki benim nişanlımı oynayacak birisi yok. Bana yardım edip sadece bir kaç saatliğine nişanlım gibi davranır mısın?”
Şaka yaptığı söylemesini şuan öyle çok istiyordum ki. Ama Baran son derece ciddiydi. Ve daha beş dakika önce yardıma ihtiyacı olduğunda yardım edeceğime söz vermiştim. Ondan uzaklaşmaya çalıştıkça daha da yaklaşmaktan nefret ediyordum. “Tamam.”
“Çok teşekkür ederim Ayliz bir tanesin.” Dedi. Ne dediğini sonradan fark edip hemen başını önüne eğdi. Bunu fırsat bilerek “Ben gidiyorum iyi akşamlar.” Dedim ve hızlı adımlarla asansöre bindim.
Asansöre beraber bindik. “Ne zaman olacak bu yemek ve nerde?”
“Yarın akşam ama ben senin nöbetin olduğunu söyleyip erteleyebilirim.” Asıl o zaman nöbetime denk gelirdi hem zaten iki gün düşünmekten kafayı yerdim.
Asansör bizim katta durunca Baran’a döndüm. “Gerek yok yarın olsun. Hemen halledelim. Yarın ne yapmam gerektiğini nerede olduğunu yaz.” Dedim.
“Tamam yazarım iyi geceler ve teşekkür ederim.”
Elime koz geçmişcesine gülümsedim “Sürekli teşekkür etmek zorunda mısın?” dedim ve güldüm o da güldü ve iyi geceler dileyerek eve girdim.
Eve girdiğimde Hayat beni bekliyordu. Konuşmadan hemen odama geçmek istedim. Ama Hayat kolumdan tutarak buna engel olmuştu.
“Ayliz lütfen sadece konuşacağız. Sen haklısın hem de sonuna kadar ama nereden bilebilirdim sana böyle davranacağını. Ayrıca ben resmini göstermeseydim bile o seni görür görmez yine aynısı yapacaktı. Benim saflığım. Düşünemedim.” Doğru söylüyordu ama bu benim resmimi hiç tanımadığım birine gösterdiği gerçeğini değiştirmiyordu . Daha fazla uzatmamak adına onu affettiğimi bir daha asla yapmaması için söz vermesini istedim.
“Söz veriyorum canım arkadaşım merak etme bir daha asla böyle bir şey olmayacak.”
Hayat’ın yerinde kıpırdandığını gördüğümde “Sor hadi Hayat sor.”
Sanki bunu dememi bekliyormuş gibi hemen konuşmaya başladı. “Baran niye hastaneye geldi. Hastanedekilerden duyduğum kadarıyla kucağınıza bebeklerle resim çekinmişsiniz.”
Merakla “Sen nereden biliyorsun?”
“Sence diye sordu alay eder gibi. “Tabi de hastane grubundan. Herkes bir şey yazmış yeni doktor hariç. Herkes birbirinize çok yakıştığınızı yazmış. Yeni doktor yüzünden geldi Baran öyle değil mi? Daha önce yaptığın gibi sevgilin olduğuna inandırıp ondan kurtulmak istedin.”
“Evet Hayat ben sadece doktoru inandırmaya çalışırken tüm hastane inandı bu yalana nasıl düzelteceğimi de bilmiyorum.”
“Düzeltme zaten bırak öyle bilsinler. Ne değişecek ki doğruyu söylediğinde.”
Haklıydı ama böyle de içim hiç rahat değildi. Huzursuz hissetmeme neden oluyordu. Birde yemek işi çıkmıştı başıma ne yapmam gerektiğini bilmiyordum. Arabaya binmeden hemen önce Deniz’e mesaj atmıştım. Zilin çalmasıyla hemen ayağa kalktım ve kapıyı açtım.
“Hoşgeldin Deniz içeri gir hadi.”
Deniz lafımı ikiletmeden hemen içeri girmiş ve Hayat’ın yanına oturmuştu. Deniz’in hemen ardından bende içeri geçtim. Bugün olan herşeyi başından sonuna kadar anlattım. İkiside ağızları beş karış açık bana bakıyorlardı. Sessizliği bozan Hayat oldu.
“ Yok artık şaka yapıyor olmalısın. Hastanede sevgili gibi davrandığınız yetmedi bir de Baran’ın işi için mı sevgili daha doğrusu nişanlı gibi davranacaksınız.”
“Evet ama ya yapmazsam ya yanlış bir şey söylersem ya işlerini bozarsam.”
Deniz sinirle lafımı kesti. “Saçmalama Ayliz sadece küçük bir tanışma ve nişan hikayesi oluşturacağız. Geri kalanlar çokta önemli değil zaten. Bir tek hazırlanıp yemeğe gitmek kalıyor. Giysi işini bana bırak sen. Gör bak seni nasıl prensese çeviriyorum.”
Bugün fazlaca yorulmuştum. Kızlara kısaca iyi geceler dileyip yarının iyi geçmesi için dua ederek yatmaya gittim.
Bölüm sonu
(14 sayfa okudunuz :)
(Toplam 74 sayfa)
Roman boyutu (a5 sayfa boyutunda)
...
Bölüm etkileşimi
