Sonra Sen Geldin kitap kapağı

2. bölüm / 9

Sonra Sen Geldin

2.BÖLÜM “AİLE”

Vaveyla Yazarı: Esra Alkan

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 9Şu an: 2.BÖLÜM “AİLE”

“Ayliz canım iyi misin? Bekle doktoru çağırıyım.” Gözlerimi açtım diye o kadar rahatlamıştı ki o mutlulukla adının Baran olduğunu öğrendiğim birisini çağırmıştı. Baran’ın kim olduğunu sorarcasına baktığımda beni görmezden gelerek doktorun geldiği yöne çevirdi başını.

Doktor iyi hissedip hissetmediğimi soruyordu. Hayat’a söylediğim gibi doktorada iyi olduğunu yalızca başımın biraz döndüğünü söyledim. Doktor baygınlık sonrasında olabileceğini serumum bitince hastaneden çıkabileceğimi ve şimdi bir şeyler yemem gerektiğini söyledi. Doktorun dediklerini başımla onaylarken doktorun biraz gerisinde duran gence baktım. Hayatın seslediği kişi yani Baran olmalıydı bu genç. Tahmini bizim yaşlarımızdaydı. Ben düşünürken doktor adının Baran olduğunu öğrendiğim gence dönerek onunla konuşmaya başladı.

“Deli kanlı kız arkadaşına yiyecek bir şeyler al yemek yemesi lazım.” Dedi ve Baran’ın konuşmasına izin vermeden odadan çıkıp gitmişti.

Hayat elimi tutmuştu ama gözlerini kaçıyordu bir şey söyleyecekti bu çok belliydi. Daha fazla dayanamayıp “Söyle hadi çıkar ağzındaki baklayı.” Dedim. Şaşkın gözlerle bana bakarken “Nereden anladın bir şey söyleyeceğimi?” dedi.

Kendimden bile iyi tanıyordum Hayat’ı birde soruyordu nereden anladın diye eğer hastanede olmasaydık buna fena halde bozulabilirdim. Susmaya devam ettiğinde sabrımın sonlarına gelmiştim bile. “Anlarım ben söyle hadi.” Dedim sabırsızca.

“Demin doktorun konuştuğu sen uyandığında seslendiğim Baran. Seni hastaneye getirdi. Seni önce arabasına sonra da sedyeye kadar kucağında taşıdı. Sen uyana kadar da kapının önünde senin uyanmanı bekledi.”

Beni hastaneye getirmiş olmasını anlamıştım ama uyanana kadar beklemesini üstelik de odada bile değil kapının önünde beklemesini anlamamıştım. Hayat’a neden odada beklemediğini sorduğumda uyanınca onu odada görüp rahatsız olabileceğimi dışarıda beklemesinin daha iyi olacağını düşündüğü için odada beklemediğini söylemişti. Baran doktorun ardından çıkmış ve bana yiyecek bir şeyler almaya gitmişti. Ben düşüncelerimin içinde kaybolurken kapının tıklandığında duyduğumda düşüncelerimden derhal sıyrılarak sesin geldiği yöne çevirdim başımı. Girebilir miyim? Dediğinde kapıdaki bu tanımadığım sesin sahibine girebileceğini söyledim. Baran’dı.
“Nasılsın daha iyisin değil mi?”

Gerçekten göründüğü kadar iyi miydi yoksa iyiymiş gibi mi yapıyor anlayamasam da yine de iyi niyetli olduğunu umarak sorusunu sevecenlikle yanıtladım. Bir yandan da Baran’ın getirdiklerini yemeye koyuldum zira çok açtım.

“ İyiyim çok teşekkür ederim beni buraya kadar getirmişsin birde uyanana kadar beklemişsin.” Dedim minnetle bakarken.

“Ne demek tabi ki yardım edecektim kim olsa aynı şeyi yapardı.” Dedi. Hayat cevap vermeme dahi fırsat vermeden hemen lafa atıldı.

“ Herkes aynısını yapmazdı Ayliz’in bayıldığını görüp de öylece geçip giden kaç kişi vardı biliyor musun?” Hayat’ın susması için üzerinde bir tuş var mıydı acaba. Hayat’a susmasını için en ölümcül bakışlarımı atarken “ Aaa Hayat darlamasana insanı.” Dedim.

Niye sırıttığını anlamaya çalışırken” Sustum tamam. Kahramanına da hiç laf ettirmezmiş.” Dediğinde artık sabrımın dibini sıyırıyordum.
“Hayat gerçekten kızıyorum ama. Sen kendin susarmısın yoksa ben susturayım mı? Neyin var bugün Allah aşkına.” Baran utanmış olacak ki başı önünde ikimize de bakmıyordu. Ah şu Hayat’ın boş boğazlığı yok muydu. Bir şey demem gerekiyordu ama Hayat sağ olsun elimi kolumu bağlamıştı. Ben söyleyecek bir şey ararken en sonunda fazla düşünmeme gerek olmadığını karar verdim zira oda yeterince sessizdi.

“ Yanlış anlamazsan teşekkür etmek için sana yemek ısmarlamak isterim. Hatta istersen arkadaşlarını da getir.” Hayat Baran’ın konuşmasına fırsat vermeden- her zaman ki gibi- lafa girdi.

“Oldu olacak kız arkadaşını da çağırsaydın.” Uzun süre sonra ilk kez mantıklı konuşmuştu Hayat’a teşekkür edercesine bakıp Baran’a döndüm.
“Çok mantıklı lütfen kız arkadaşını da getir yemeğe onu da davet ediyorum.”

Hayat tam konuşacaktı ki hemen ağzını kapattım “Tek kelime edersen elimden çekeceğin var.” Dedim.

“Çok naziksin ama mümkün değil kız arkadaşım yok. Zaten yarın gidiyorum.” Ne şanstı ama borçlu kalmaktan nefret ederdim. Şimdi tam da şuan bir şeyler yapmam lazımdı. Eğer öğlenden sonra gidiyorsa yemek ısmarlayacak yeterince vaktim olurdu. Bir umutla hemen Baran’a gideceği saati sordum. Neyse ki uzun zaman sonra ilk kez şans beni de bulmuş ve Baran’ın uçağının akşam olduğunu öğrenmiştim. Kelimenin tam anlamıyla ağzından girip burnundan çıkmış ve sonunda ikna etmiştim.
Hayat’a dönerek ne zaman çıkacağımı sordum doktor serum bittikten sonra demişti ama bu serum bir türlü bitmiyordu. Benim alıngan arkadaş onu susturdum diye konuşmuyordu benimle. Konuşarak kendimi affettiremeyeceği bildiğimden Hayat’ın asla kayıtsız kalamadığı o mucizevi yönteme başvurdum. Ona birazcık şirinlik yapmam yetmişti. Dayanamayıp hemen konuşmaya başladı.

“İyi hadi affettim ama bir daha olmasın.” Sinsi sinsi gülerken “Söz veremem.” Dedim. Bana ölmek mi istiyorsun diyen gözlerle baktığında canım arkadaşımı daha fazla sinirlendirmeden söz verdim.

“Çok yorgun gözüküyorsun hadi biraz daha dinlen serum bitince uyandırırım seni.” Çok yorgundum ve Hayat’ın sözünü ikiletmeden başımla onaylayarak yatağa uzandım.

Baran “Ben dışarıda bekleyeyim.” Deyince daha fazla dayanamayıp sertçe çıkıştım. “Sürekli kapıda mı bekleyeceksin? Ayrıca neden rahatsız olup olmadığımı sormuyorsun?” fazla sert olabilirdim ama benim de sabrımın bir sınırı vardı ve Baran bu sınırı aşmıştı. Zaten yorgundum birde onun saçmalıklarıyla uğraşamazdım.

“Odada beklememden rahatsız oluyor musun?” bu soruyu sormasını beklemediğimden kabul ediyorum kısa bir süreliğine de olsa susmuştum. Neyse ki çabuk toparlanabilen birisiydim. “Hayır rahatsız falan olmuyorum.” Dedim. Yeni tanıştığım birisine göre fazla sert davrandığımı düşünerek yumuşak bir tonla “Daha serumun bitmesine yarım saatten çok var otur lütfen.” Diyerek gülümsedim. Hayat’ta beni desteklemeyi de ihmal etmedi.

“Ayliz haklı hem zaten benimde çıkmam lazım. Giysi ve birkaç şey daha almam lazım burada kalıp Ayliz’le ilgilen lütfen. Şuan senden başka Ayliz’i emanet edebileceğim kimse yok. Baran sonunda pes ettiğin de bende dinlenmeye koyuldum. Çok geçmeden uyuyakalmışım.

“Hayııır...” ter içinde kalmıştım. Gözümden yaşlar akıyordu. Bende kim olduğuna dikkat etmeden yanımdakinin hayat olduğu umarak yanımdakine sarıldım. O da sarıldı. “Ayliz iyi misin?” Bu ses Hayat’ın sesi değildi. Yavaşça geri çekilirken kim olduğunu anlamaya çalışıyordum. Baran’dı. Ona sarılmıştım. Ne şanstı ama. Baran cevap alamayınca tekrar sordu. “Ayliz iyi misin? Cevap ver.” Kafamı kaldırdım ve Baran’a baktım. Yavaşça kafamı salladım iyiyim dercesine. Kafamı bile tutamıyordum. Kafam istemsizce Baran’ın omzuna düştü. Ellerimle ceketini parçalarcasına sıkı tutuyordum ve bunun farkında değildim. Baran yavaşça sarıldı. Yalnız değilsin ben buradayım dercesine. Bir eliyle sarılırken diğer eliyle önce gözümdeki yaşları sildi sonrada yavaşça ceketi bırakmamı sağladı. Ne kadardır böyle durduğumuzu kestiremiyordum. Tüm kabuslarımın sebebiyse o adamdı. Ne tam anlamıyla insan ne de tam anlamıyla baba olamamış iğrenç birisiydi o. İnat edip aldığı dava yüzünden başıma gelmeyen kalmamıştı. Hala o günlerin kabusuyla yaşıyordum.

Baran yavaşça geri çekildi yüzümü avuçlarının arasına aldı ve “Şimdi daha iyi misin?” dedi. “İyiyim.” Dedim, diyebildim. Birazdan doktor kapıyı tıklayıp içeri girdi o bizi görmeden kendime çeki düzen vermeye çalıştım.

“Serumunuz bitmiş nasıl hissediyorsunuz Ayliz Hanım?”

İyi göründüğümü umarak “Daha iyiyim teşekkürler artık gidebilir miyim?” dedim.

Doktor da sevecenlikle “Tabi arkadaşımız çıkış işlemlerini hallediyor. Delikanlı kız arkadaşına iyi bak öğün atlaması ve onu doktora götür.” Diyerek cevap vermemize müsaade etmeden odadan çıkmak için kapıya yöneldi. Doktor çıkarken Hayat odaya girdi.

“Çıkış işlemlerini hallettim giysi de aldım. Hadi üzerini değiştir de çıkalım.” Baran hala doktorun söylediği sözde takılı kalmış olacak ki konuştuklarımızı duymadı.

“Baran çıkmayacak mısın?” Hayat’ın seslenişiyle kendine geldi.

Kekeleyerek Hayat’ı onaylarken odadan çıktı. Baran çıkınca Hayat sorgular bakışlarla bana baktı. Bu akışların ne anlama geldiği belliydi. Neyi var bunun bakışıydı bu. Bilmem deyip geçiştirerek “Hadi şu giysileri ver de bir an önce çıkalım.” Dedim.

Giyinip Hayat’ın yardımıyla lavaboya gittim. Ruh gibiydim. Yavaşça saçları düzelttim. Başım ağrıdığından saçlarımı bağlamaya gerek duymayıp açık bıraktım. Yavaşça odadan çıktık. Hala kendime gelemediğimden olsa gerek yürüyecek halim yoktu. Sendelediğim de Baran koluma girdi. Biraz daha yürüdükten sonra yine sendeleyince Baran beni kucakladığı gibi arabaya götürdü.

“Yürüyebilirdim.” Dedim biraz şaşkın birazda sinirli çıkan sesimle.

Aniden yere indirip “Yürü o zaman.” Dedi.
Duvara tutunarak tekrardan yürümeyi denedim. Bacaklarım öyle çok titriyordu ki titremeden başka bir şey hissedemiyordum. Yer ayağımın altından kayıyordu sanki.

Tekrar sendelediğimde ayağımı burktum ve berbat bir ağrı girdi ayağıma. Dudaklarımdan küçük bir inleme döküldüğün de tekrar kucağına alıp “Bir yerini kırana kadar deneyeceksin değil mi?” Dedi. Sesinde sinir yada öfke yoktu. Aksine sürekli deniyor olmamı sevmiş ve gururla bakmıştı gözlerime.

“Evet! Deneyeceğim. Çevrende ki narin kızlara benzemem ben. Her düştüğümde daha güçlü kalkarım.”

“Farkındayım.” Dediğinde neyin farkındasın dercesine baktım. Gülümseyip “Herkesten farklı olduğunun farkındayım.” Dedi.

Arabaya bindiğimde daha doğrusu bindirildiğimde tam konuşacaktı ki ona sinirli olduğumu belli edercesine camdan dışarı baktım. Ben önde Hayat ise arkada oturuyordu. Birazdan Baran konuştu.

“Nereye gidiyoruz?” Cevap arayan gözlerle Hayat’a baktım. Neyse ki kurtarıcım canım Hayatım benim yerime Baran’a cevap verdi.

“ Annen arayınca senin yerine Hande de kalacağımızı şimdi sinemada olduğu yazdım. Eve gidelim annen uğramaz.”

“Niye böyle bir şey yazdın?”

Baran ukala bir şekilde lafımı keserek “Tartışmanızı bölüyorum ama yolu tarif etmemiz gerekiyor.” Dedi. Gerçekten bu adamın bir ortası yok muydu. Baran’a hızlı bir şekilde evi tarif ederken bir şok daha yaşadık.

İnanamıyordum Baran üst kata yeni taşınan komşumuz çıkmıştı. Şanssızdım ben ve bu hiç değişmeyecekti. Hayat’la biz aynı evde kalıyorduk ikimizde hem çalışıp hem üniversiteye hazırlanıyorduk ilk aldığımız da. Baran yeni taşındım demişti doğru duymuştum ama daha öncesinde yarın uçağı olduğunu söylemişti. Hangi sözü doğruydu. Yada doğru söylediği bir şey var mıydı acaba.

Baran’ın sözlerini tekrarlayarak “Sen başka bir şehire taşınmıyor muydun?” diye sordum. Bana anlayamadığım türden bir bakış attığın da ben mi yanlış anlıyorum derecesine baktım ona.

“Gidiyorum evet Ankara’da yüksek lisans yapıyordum şimdi tekrar buraya döndüm. Senin bayıldığın kayalığa lisede çok gelirdim. İyi geliyor bana burası.”

Hayat hayretler içinde bana bakarken bir anda kahkahayla gülmeye başladı. “Hayırlı olsun canım an itibariyle ruh eşini bulmuş bulunuyorsun.” Dedi.

Hayat’ın sözlerinden sonra Baran gözlerimin içine baktı. İstemsizce gözlerimi kaçırdım. Hayatı sertçe dürterken” Hayat susmayı denesene senin için özellikle de çene kasların için son derece önemli.” Dedim. Hayat biraz bozulsa da cevap vermeden arkasına yaslanıp kollarını da bağlamıştı. Bu hayatın küsme biçimiydi ve bana kalırsa tam bir çocuktu asla büyüyecek bir çocuk.
Hayat’ın susmasıyla biraz olsun rahatlayacak başımı cama çevirerek denizi izlemeye başladım bu sırada telefonum çaldı arayan abimdi. Abime sıcacık sesimle nasıl olduğunu sordum oda aynı sıcaklıkta cevap verdi. “Yağızla Deniz nasıl?” dedim. Deniz abimin çok sevgili eşi benimde arkadaşımdı Yağız ise abimle Deniz’in oğlu ve benim biricik yeğenimdi.

“İyiler Yağız her zaman ki gibi çok konuşuyor.” Dediğinde sanki beni görüyormuş gibi kocaman gülümsedim. Sessizlik oluştu. Abim telefonda bu kadar süre sessiz kalıyorsa emin bir şey rica edecekti. Onu söylemesini kolaylaştırmak adına bir şey isteyecek gibisin söyle hadi dedim ve bingo abim konuşmaya başladı.

“Bugün Deniz’le benim evlilik yıl dönümümüz onu yemeğe çıkarmak istiyorum ama...” Abimin cümlesini “Ama Yağız var ve annem de nöbette olduğu için bırakacak birini bulamadın sende beni aradın.” Diyerek tamamladım.

Mahcup ve birazda şaşkın bir şekilde “Evet ama nereden bildin?” dedi.

“Ben senin diyeceklerini seni görmeden bile bilebilirim. Yağız’a gelince şimdi Hayat’la eve geçiyoruz Yağız’ı da oraya getir hem zaten çok özledim mis kokulumu.” Dedim. Şuan kocaman gülümsediğine emindim bu düşünce eşliğinde bende kocaman gülümsedim. “Bir tanesin hemen çıkıyoruz sonra görüşürüz.” Diyerek cevap vermeme bile vakit vermeden telefonu kapattı.

“Yağız’ı bana bırakıp yemeğe çıkacaklar.” Dedim Hayat’ı daha fazla meraklandırmamak adına.

“Yaa senin şu abine gerçekten hayranım nasıl da seviyor Deniz’i. Deniz çok şanslı.” Doğruydu ama eksik olan bir şey vardı ki o da abimin de Deniz kadar şanslı olmasıydı. “İkisi de mutlu olmayı çok hakkediyor onlar bugünlere kolay gelmedi. Deniz’in ailesi onlara çok zorluk çıkardılar. Ama onlar vazgeçmedi ve şimdi şirin mi şirin bir oğulları var.” Dedim gülümseyerek.

Biz konuşurken çoktan eve varmıştık bile. Baran arabayı park etti ve arabadan inip benimde inmeme yardım etti. Hayat’ta arabadan poşet ve çantaları alıp yanımıza geldi. Yedinci kata çıktık ve eve girdik. Baran ben oturana kadar eşlik etti. Tam gidecekti ki Baran’ı durdurdum ve Hayat’a numarasını vermesini istedim.

“Neden sana vermiyorum?” dediğinde bu soru karşısında afallamıştım. Bana bakmayı sürdürürken buna bir son vermek amacıyla bize epey uzak olan çantamı göstererek “Çünkü çantam yanımda değil.” Deyip saçma bir açıklamada bulundum. Hayat çantayı masanın üstüne koymuştu. Baran çantayı aldı ve bana uzattı. Telefonu çıkardım o sırada kapı çaldı. Telefonu numarasını yazması için Baran’a verip yavaşça kalktım ve kapıyı açtım. Yağız tüm şirinliğiyle bana bakıyordu.

Kısaca “Hoşgeldiniz.” Dedim.

“Hoş bulduk güzelim.” Dedi abim elindeki çantayı uzatarak. “ Bu çantada Yağız’ın ihtiyacı olan her şeyi var bir şey olursa ararsın.” Cevap vermeme bile fırsat vermeden asansöre koştu. Onun bu komik ve kabul etmeliyim ki bir o kadar da tatlı haline bakarken Yağız’ın benimle konuşmasıyla tüm dikkatimi Yağız’ıma biricik yeğenime verdim.

“Hayacım ben geldim beni özlemedin mi?” dediğinde nasıl bu kadar tatlı olabildiğini düşünmeden edemedim.

“Özledim tabi halacığım özlemez miyim hiç hem de çok özledim. Geç hadi içeride sana kocaman sarılıyım.” Yaşasın diyerek salona koştuğunda ben de peşinden salona geçtim. Yağız bana kızgın bir şekilde bakıyordu.

“Ne oldu halacığım otursana.” Dedim dedim ama hiç oralı olmamıştı. Gözü tek bir yere daha doğrusu tek bir kişiye dikmiş sertçe bakıyordu. “Haya bu kim niye senin sevinde.”
Bu sözleri karşısında şaşıp kalırken “ Halacığım bu ne demek çok ayıp o abi benim arkadaşım Baran.”

“Eykek aykadaşın mı?” ah bu çocuk ne ara büyümüştü de çevremdeki insanların kim olduğunu sorgulamaya başlamıştı. Yağız’a sadece arkadaşım olduğunu söylemiştim ama küçük bey bir türlü anlamak istemiyordu daha fazla dayanamadığımda Yağız’ı susturmak için son kozumu kullandım.

“Yağız lütfen ama üzüyorsun beni. Hem sen beni çok özlememiş miydin?” Hemen kucağıma atladı ve minicik kollarını boynuma sarıp beni tekrar tekrar öptü. Ardından Baran’a bakarak “O gitsin.” Dedi.

Baran yerinden kalktı “Küçük adam haklı ben artık gideyim.”

Yağız “Ben küçük değilim” diye bağırdığında Baran’a kusura bakma dercesine baktım ve Hayat’a seslendim Baran’ın gideceğini onu uğurlamasını istedim.

Baran gittikten sonra koltukta Yağız’la film izlerken Yağız yorgunluktan oracıkta uyuyakalmıştı. Yavaşça kalktım ve önce üzerini değiştirip sonra yatağıma yatırdım. Nasıl da masum uyuyordu öyle. Onu biraz izledikten sonra kokusunu içime çeke çeke ben de uyudum. Kolumda Yağız’a ait olmadığına emin olduğum bir el vardı. Gözlerimi araladığımda Hayat’ın olduğunu görmüştüm. Oda henüz aydınlanmamıştı saatin daha erken olduğunu tahmin edebiliyordum. Hayat parmağını dudağına götürüp sessiz olmamı işaret etmiş ve kapıyı göstermişti. Mis kokulumu öpüp sessizce odadan çıktım.

Odadan çıkar çıkmaz Hayat sormama fırsat vermeden “ Neden bu saatte buraya geldiklerini bilmiyorum ama abin ve Deniz geldi.” Demişti. Hayat’la birlikte merakla abimin ve Deniz’in yanına gittik.

“Abi Deniz hoşgeldiniz. Bir sorun yok değil mi?” derken istemesemde sesim telaşlı çıkmıştı. “Hoş bulduk canım.” Derken sarıldılar. Abim birşey demeyince Deniz konuşmaya başladı.

“Ayliz biz size bir şey söyleyeceğiz. Aslında sana daha önce söyleyecektim ama bugüne nasipmiş.” Ne diyecektiler ki gecenin bu saatinde. Aklıma türlü türlü felaket konulu senaryolar geliyordu. Daha fazla aklımdan geçenlere dayanamadığım da “Deniz söylesene korkutuyorsun.” Dedim.

“Ben hamileyim.”

Hiç bir tepki veremedim. Öylece baka kaldım. İkinci kez hala oluyordum. Tepki vermeyince sevinmediğimi düşünmüş olacaklar ki sevinip sevinmediğimi sormuşlardı. Şu an şaşkın olmasaydım bu söylediklerine çok fena alınabilirdim.

“Sevindim tabi sevinmez miyim? Ama neden bu saatte ve bu şekilde?” evet doğru okudunuz şuan sadece bunu merak ediyordum. Neden bu saatte hem yeni öğrenmiş de değillerdi.

“Şöyle ki bunu Yağız’a söyleyip söylememek konusunda kararsızız. Eğer öğrendiğinde kardeş istemezse ne yaparız. Biliyorsun Yağız’ın ne zaman nasıl tepki vereceği belli olmuyor.”
Daha yeni uyanmıştım ve benden tam olarak ne istedikleri kestiremiyordum. En kötü özelliklerimden biriside buydu uyandığımda bir türlü kendime gelemiyordum. Devam edin dercesine baktım onlara. Onlarda bana anlatmaya devam ettiler.

“Nasıl tepki vereceğini ölçmeni istiyorum. Yapabilir misin?” Benden Yağız’ın tepkilerini ölçmemi istemişlerdi doğru mu duymuştum. Ne anlardım ki ben çocuklardan. Evet yeğenime bakmıştım ama onun tepkisini nasıl ölçerdim. Denerim dedim, diyebildim. Saat yediyi gösteriyordu. Tekrar uyumak istemediğimden “Siz oturun ben önce yüzümü yıkayıp giyineyim. Yağız’a bakıp gelirim. Sonra hep beraber kahvaltı yaparız.” Diyerek yanlarından ayrıldım.

Yüzümü yıkadım aynadaki aksime baktım. Düne göre çok daha iyiydim. Üzerime rahat bir şeyler giydim. Saçımı da bağlayıp şirin bir bandanayla son noktayı koydum. Yağız hala uyuyordu. Onu uyandırmadan yavaşça odadan çıktım. Hayat kahvaltıyı hazırlamaya başlamıştı bile. Hemen ona yardım etmeye koyuldum ve on dakika sonra her şey hazırdı. Hepimiz masadaydık Yağız hariç. Onu bilhassa uyandırmamıştım. Abim ve Deniz’le konuşmam lazımdı.

“Şimdi anlatın bakalım. Bir kaç aylık, iki ne zaman öğrendin, üç abim ne zaman öğrendi ve dört bunu neden sabahın köründe uyandırıp pat diye söylediniz.” Başka sorun var mı dercesine baktıklarında “ Şimdilik başka sorum yok önce sorularımın cevabını alayım.” Dedim.

“3 aylık bende bir hafta önce öğrendim evlilik yıl dönümümüzde söylemek istedim Yağız’ın nasıl tepki vereceğini düşünmekten ikimizin de gözüne uyku girmedi. Telefonda söyleyemezdik. Başka bir zaman gelsek Yağız seni tek başına bırakmazdı ve anlatamazdık. Bizde şimdi söylemenin daha doğru olacağını düşündük.”
“ Cinsiyeti belli değil öyle değil mi?” diye sordum büyük bir heyecan ve merakla.

“ Henüz değil bir dahaki kontrolde belli olacak inşallah.” Hayat daha yeni duyuyordu biz konuşurken o da üstünü giymeye gitmişti. Sevinçle abim ve Deniz’i tebrik etmişti.

Önce abime sonra Deniz’e bakarak “ Kız mı yoksa erkek mi hissediyorsunuz?” sorumu önce abim cevapladı.

“Bir oğlumuz var zaten bir tane de annesi gibi güzel bir kızımız olsa tatlı olmaz mı?” dedi. Deniz’i o kadar seviyordu ki bunu sadece sözleriyle değil Deniz’e olan bakışlarıyla bile anlayabiliyordu. Deniz abime aşkla bakarken “İlk hamileliğim de bir oğlum olsun istemiştim. Babası gibi baksın bana hem kız kardeşi olursa onu korusun istemiştim. Şimdi ben de kız olacakmış gibi hissediyorum.” Dedi.

“Yaa çok şekersiniz Allah mutluluğunuzu daim etsin inşallah.”

“İnşallah.” Dedi karnını sevgiyle okşayarak. “O zaman ben Yağız’ı uyandırayım onu beklemeden kahvaltıya başladığımızı öğrenirse çok kızar.” Başlarıyla beni onaylarken bende Yağızımı uyandırmak için odaya gittim.

“Yağız halacığım uyan hadi kahvaltı hazır hem bak annenle baban da burada. Yağız kalkmayı reddedince bende Yağız in asla kayıtsız kalamadığı sinirli sözcükleri kulağına fısıldadım. “ Birde çok sevdiğin sucuklu yumurta sanırım bitmek üzere.”

Ve bingo Yağız hemencecik yataktan kalkmış “ Ne! Ya haya niye bana ayırmadın.” Ne de güzel hayıflanıyordu öyle.

“Ayırdım tabi ki halacığım ayırmaz mıyım ama biraz daha burada kalırsak onu da yiyebilirler. Hadi kalk elini yüzünü yıka da kahvaltı edelim.” Yağız yüzünü yıkamaya gittiğinde bende yatağı düzelttim ve salona geçtik. Yağız “Biz geldiiik.” Derken annesinin kucağına yerini almıştı bile.
“Hoşgeldiniz. Nasılmış benim yakışıklı oğlum?” Derken sarılmıştı biricik oğluna. Yağız da aynı şekilde annesine sımsıkı sarılmıştı. “İyiyim anne hayamla beraber uyudum.” Dedi gülümseyerek.

“Üzmedin halanı demi?” Yağız’ın birden yüzü düşmüştü. Herkes Yağız’ın konuşması için merakla ona bakıyordu. “Üzmedim ama o beni üzdü.” Benim onu üzdüğümü mü söylemişti. Ben ona dokunmaya bile kıyamazken o benim onu üzdüğümü söylemişti.

“Ne zaman üzmüşüm seni?” dedim bana kızgın bir şekilde bakarken “Arkadaşı bana küçük adam dedi.”

Abim tek kaşı kalkmış bir şekilde sorgulayan gözlerle bakarken “ Hangi arkadaşıymış o?” dedi imalı bir ses tonuyla.

Yağız “ Bayan.” Ah neyse ki benim küçük yeğenim -r diyemiyordu.

“Bayan da bu bayanın adı yok mu?” küçücük boyuyla nasıl da karıştırmıştı ortalığı öyle. Yağız’ı susturmaya çalışsam da nafileydi Yağız susmak yerine aksine daha da çok konuşuyordu.

“Hayıy baba kız değil bayan ismi.” İşte şimdi anlamıştı abim Deniz ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. Ama artık çok geçti anlasa bile bana yardım edemezdi.

“Bir dakika sen -r diyemezsin hep -y dersin. Bayan değil Baran o zaman.” Yağız sadece başıyla onaylamakla yetinirken abim merakla birazda sorgulayan bakışlarla bakmış ve “Ayliz bayan aman benim de kafamı karıştırdınız Baran kim?” demişti.

“Üst komşumuz abi adı Baran. Yeni taşınmış ve bir mühendismiş. Bize suyu nereden açacağını sordu da.” Oldukça sakin verdiğim cevap abimin içine pek sinmemişti.

Tekrar sorgulamaya başlayacağınca güzel arkadaşım Deniz imdadıma yetişti. “Aa uzatmasana canım komşumuz diyor işte. Hem beni bu durum da üzmemen lazım.”

“Tamam sustum.” Dedi abim büyük bir yenilgiyle. Deniz hamileydi ve abim Deniz’e şuan asla karşı çıkmazdı.

Biraz Baran meselesini unutturmak birazda söylemem gerektiği için “Yağız bugün de bizde kalsın. Yarın alırsınız hem sizde biraz dinlenmiş olursunuz.” Dedim.

Deniz utana sıkıla “Sana zor olmaz mı?” dediğinde sence dercesine baktım. Deniz de başını olumlu anlamda salladı ve bana teşekkür eden gözlerle baktı sahiden ben böyle güzel arkadaşlar edinecek ne sevap işledim diye düşünmeden edemedim. Ardından Deniz in elini tutup “ Bir kaç işim var ondan sonra bütün gün Yağız’la oyun oynayacağız sen hiç merak etme rahatça dinlenmenize bakın.” Dedim gözlerimle karnını işaret ederken.

“Yaşasın! Canım hayam benim.” Derken boynuma atladı Yağız. Yağız a sarılırken bir anda Deniz’in neden bana değil de bir doktora gittiği geldi aklıma.

“Bir dakika niye bana gelmek yerine başkasına gittin? Yapamam diye mi düşündün?” dedim kızgın ama en çok da kırgın çıkan sesimle.

“Olur mu öyle şey sen harıl harıl TUS sınavına hazırlanıyordun. Zaten son hafta izin aldın ya sınav haftan diye.” Doğruydu daha 1 hafta önce öğrendim demişti. Ben ise o sırada nefes dahi almadan TUS’a hazırlanıyordum.

“Kusura bakma ya çıkıştım sana da durduk yere.” Dedim mahcup bir şekilde başımı öne eğerken.

“Önemli değil bir tanem. Sen kapına uzman doktor diye bir yazdır hele. Bak biz nasılda geliriz halasının yanına.” Söyledikleri öyle güzel gelmişti ki ağzından bal damlıyor atasözü adeta Deniz için söylenmiş gibiydi.

“Bir tanesin sen” deyip Deniz’ in boynuna atlarım. “İyi ki varsın.” İyiki vardı, vardılar ne kadar da güzel bir aileydiler. Ömür boyu izlesem yine de bıkmazdım. Onları görünce insanın aşka mutlu aileye inanası geliyordu. Neyse ki abim babam gibi değildi. Ailesine son derece bağlıydı.
Bir ailenin birbirine olan bağlılığını yalnızca o ailenin tutumları belirlerdi. Aile hakkında doğrusu pekte bilgili olduğumu söyleyemezdim. Ne de olsa görmemiştim. İnsan bazı şeyleri yaşamadan asla anlayamazdı. Bana göre aile olmak da bunlardan biriydi. Görmek yetmez yaşamak gerekirdi. Bunu abime sormalıydım. O da mutlu bir aile ortamında büyüyemese bile benden farklı olarak mutlu bir ailesi vardı.
Yapmam gereken işler vardı bugün iznimin son günüydü. Önce duş aldım. Sonra odama gidip ruh halimi yansıtan bir elbise seçtim. Kırmızı bir elbiseydi. Hem klasik hem de bir o kadar şık duruyordu. Saçlarımı dalgalı olduğu için sadece kurutmakla yetindin. Hafif bir makyajla da son noktayı koydum. Dünyanın en şirin yeğeni ve iyi arkadaşıyla birlikte evden çıktık. Yoldayken Baran’ı aramaya karar verdim. Numarasını ne diye kaydetmişti acaba. Telefona baktım. Baran olarak kaydedilmiş numara yoktu. Rehberde kaydetmediğime emin olduğum birisi vardı. Kaydetmediğime emindim çünkü ‘kahramanın’ diye kayıtlıydı. Hayat yüzünden böyle yazmış yanına da gülen yüz koymuştu. Benim boş boğaz arkadaşım Baran yanımızdayken kahramanına da hiç laf ettirmezmiş demişti. Hayatı ilk yalnız kaldığımızda kendine getirmeyi aklıma kazırken Baran’ı aradım. Adını sanki sadece Baran olarak kaydetmiş gibi normal davranacaktım. En azından deneyecektim. Neyse ki oyunculuğum iyiydi de zorda kaldığımda hemencecik toparlaya biliyordum. Tam kapatacaktım ki Baran telefonu açtı.

“Günaydın Baran ben Ayliz nasılsın?” tanımış olacak ki hemen konuşmaya başladı “Günaydın Ayliz iyiyim sen nasılsın?”

Konunun dışına çıkmamaya gayret ederek “Bende iyiyim şimdi dışarıdayım ve sana teşekkür etmek için yemek ısmarlamak istiyorum. Senin bildiğin güzel bir yer varsa oraya gidelim yoksa ben bir yer bulayım.” Dedim.

“Aklımda bir yer var. Ben sana yeri ve saati mesaj atarım.” Dediğinde sanki beni görebiliyormuş gibi başımla onayladım ve “Tamam olur. Bu arada Hayat ve Yağız da bizimle beraber gelecek sende birilerini getir kardeşin falan varsa onlarda gelsin.”

Beni onaylayıp gideceğimiz yerin konumunu atacağını söyleyip kapattı. Daha sonra Yağız ve Hayat’a dönüp “Şimdi hastaneye gidiyoruz. Birkaç işim var orada. Sonra yemek yemeye gideceğiz vee Yağız ne isterse onu yapacağız.”
“Yaşasııın canım hayacım.” Deyip el çırptı. Ona bakarak kocaman gülümsedim.

Bölüm sonu

(15 sayfa okudunuz :)
(Toplam 30 sayfa)
Roman boyutu (a5 sayfa boyunda)

...

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

31okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.