4. bölüm / 9
Sonra Sen Geldin4.BÖLÜM “BULUŞMA”
Bölümler 9Şu an: 4.BÖLÜM “BULUŞMA”
- 1 1.BÖLÜM “KADER ANI”2.921 kelime
- 2 2.BÖLÜM “AİLE”3.697 kelime
- 3 3.BÖLÜM ‘‘HASTANE’’4.281 kelime
- 4 4.BÖLÜM “BULUŞMA”3.505 kelime · Okuduğun bölüm
- 5 5.BÖLÜM “YENİ DOKTOR”3.532 kelime
- 6 6.BÖLÜM “NİŞANLI ROLÜ”2.571 kelime
- 7 7.BÖLÜM "İTİRAF "2.971 kelime
- 8 8.BÖLÜM “HASTALIK"4.066 kelime
- 9 9.BÖLÜM “İHANET KORKUSU”3.754 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Yeni bölüm geldiiii 😉
Keyifli okumalar :)
------------------------------------------------------------
Hayat’ın kapıyı açtığını duyunca kalktım ve yanına gittim. Çok yorgun gözüküyordu. Çalışmak kolay değildi hele de nöbete kaldığını düşünürsek daha da zordu. Her mesleğin bir zorluğu olurdu. Benim için bu zorluk gece nöbetiydi. Uykuya düşkün birisi olarak stajyerlik zamanlarım da çok zorlanmıştım. Şuan Hayat’ı o kadar iyi anlıyordum ki.
“Kahvaltı hazırlamamı ister misin? En sevdiğin omletten de yaparım hem.” Hayat yemeğe hiç dayanamazdı. En zayıf noktası bu diyebilirdim.
“Gerçekten mi? Bir tanesin sen ya güzel arkadaşım benim.” Nesine inanamamıştı acaba. İlk kez yapmıyordum ki. Kaç yıldır ben yapıyordum. Kendisi her mutfağa girdiğinde savaş alanına çeviriyordu.
“Gerçek tabi sen duştan çıkana kadar hazır olmuş olur. Hadi oyalanma da bir an önce duşa gir.” Başıyla onaylarken “Tamam.” Deyip yanağımdan öptü ve koşarak yanımdan uzaklaştı.
Kendini nasıl sevdireceği çok iyi biliyordu. Bunca yıldır aynı evde kalıyorsak onun sevimliliği ve tatlı dili sayesindeydi. Ben ne kadar sertsemHayat’ta bir o kadar yumuşaktı. Bizimki zıt kutupların birbirini çekmesi gibi bir şeydi.
Hayat gider gitmez kahvaltıyı hazırlamaya başladım. Masaya omleti de koyduğum da her şey hazırdı. Bir kuş sütü eksik dediğimiz masalardandı. Her şeyi koymuştum. Sanırım Hayat’la ortak noktalarımızın başında yemeye olan düşkünlüğümüz geliyordu. Tam üzerimi değiştirmek için odama gidecektim ki mesaj sesiyle durdum. Annemdendi.
“Küstün mü bana. Ne aradın ne de sordun. Abinle konuştum haberi yok anladığım kadarıyla. Deniz hamileymiş çok heyecanlıydı. Gitmesen olmaz mı? Hem Yağız’da yeni doğacak yeğenin de seni özleyecek. Sen de onları özleyeceksin. Eğer küs değilsen beni arar mısın?” Ne Meyra’yı yalnız bırakmak istiyordum ne ailemi. Ne kötü bir ikilemdi bu böyle. Hayat’ın duşta olmasını fırsat bilerek annemi aradım.
“Alo kızım nasılsın? Kararını verdin mi? Unutma ne karar verirsen ver arkandayım.” Bir ses nasıl olurda insana bu kadar güç ve güven verirdi? Veriyordu işte hele de konuşan benim annemse. Her kelimesinden mantık akıyordu resmen.
“İyiyim anne karar verdim gitmeyeceğim ama Meyra’yı da göndermeyeceğim. İkna edeceğim onu. Onun tek başına gitmesine izin veremem.” Evet çok düşünmüştüm ve sonunda bunun en doğrusu olacağına kanaat getirmiştim. Bizim için en iyisi buydu.
“En doğru kararı vermişsin. İkna et onu tek başına gitmesin. Hem ben Meyra’yı çok sevdim çok iyi bir kız. Ben sana inanıyorum ne yapar eder ikna edersin sen onu.” Ya kalacak ya kalacaktı başka bir seçeneği yoktu. Hayat’ın duştan çıktığını duyarak anneme “Benim şimdi kapatmam lazım ikna edince sana haber ederim.” Diyerek kapattım.
Hayat yanıma gelip “Çok güzel kokuyorlar. Özlemişim böyle kahvaltı yapmayı.” Demişti. Duyanda hayatında hiç kahvaltı yapmamış sanırdı.
“Hatırlatırım daha dün abimlerle kahvaltı yaptık. İlk kez kahvaltı yapıyormuşuz gibi konuşmasana.” Yeterince uyumayınca ne dediğini bilmeyenlerdendi Hayat’ta.
“Ondan bahsetmiyorum. İkimiz doya doya sohbet edip kahvaltı yapamıyoruz kaç gündür.” Haklıydı. Kaç haftadır saçma bir şekilde başımıza, başıma mı demeliydim gelmeyen kalmamıştı. Dizisi çekilse izlenme rekorları kırardı herhalde.
“Haklısın. Anlat bakalım ben hastanede yokken neler oldu.” Dedim merakla izinli olduğum için nerdeyse iki haftadır doğru düzgün hastaneye gitmemiştim. Dolayısıyla da hastane de olup bitenlerden bihaberdim.
Hayat’ta bunu sormamı bekliyormuş gibi hemen anlatmaya başladı. “Hastaneye yeni bir doktor geldi. Tüm hastane onu konuşuyor. Duyduğuma göre çok iyi bir doktormuş.” Kimdi acaba. Adını da söylememişti. Kim bilir belki bizim fakülteden mezundu.
“Adı neymiş? Bölümü ne biliyor musun?” ben cevap vermesini beklerken Hayat’ın kahkahayla güldüğünü döndüm. Merakla “Neye gülüyorsun?” diye sordum.
“ Adı Kaan. Hem yakışıklı hem de iyi bir doktor. Hastaneye girdiğinde herkesi başına topladı. En çokta kadın hemşire ve doktorları. Görmen lazımdı hallerini. Öyle komiklerdi ki. Koca avcısı gibi üzerine üşüştüler adamın.” Gerçekten bahsettiği kadar yakışıklı mıydı yoksa sadece Hayat’ın abartmasından ibaret miydi düşünmeden edemedim. Gerçi beni ilgilendirmezdi de. İşini iyi yapsa yeterdi ne de olsa o bir doktordu. Ve hastaların yetenekli doktorlara ihtiyacı vardı.
“Bizi ilgilendirmez biz işimize bakarız.” Diyerek kestirip attığımda Hayat emin misin? Dercesine bakmıştı. “Eminim Hayat.” Diyerek son noktayı koydum. Zira Hayat’la çene yarıştırmak demek benim için ölmek demekti.
Hayat’la kahvaltımızı yaptıktan sonra ikimiz de hazırlanmak için odamıza çekildik. Beyaz sadede bir t-short altına siyah jean ve beyaz spor ayakkabı giydim. Siyah bel çantamı ve beyaz şapkamı taktım. Saçlarım düz olduğu için bir şey yapmaya gerek duymadım. Artık gitmeye hazırdım. Odadan çıktığım da Hayat ortalıkta gözükmüyordu. Kendisi iki saatten az sürede hazırlanamadığı için hala odasından çıkamamıştı.
“Hayat hadi düğüne gitmiyoruz ne bu hazırlık.” Cevap dahi vermeye tenezzül etmediğinde sinirle odasına daldım. Hanımefendi hazırlamış makyajını yapıyordu. Beni görünce “ Ne bu halin yüzün ruh gibi. Biraz makyaj yap da belli olmasın bari.” Ben ne kadar sadeysem Hayat’ta bir o kadar süslüydü. Beni de zorla oturtmuş ve makyaj yapmıştı. Daha fazla dayanamadığım da kalkıp “Ben arabada bekliyorum 5 dakika için de aşağıya inmezsen beklemeyip giderim.” Dedim ve evden çıktım.
Arabaya biner binmez telefonun ekranından kendime baktım. Acaba kalmasaydım daha ne sürecekti çok merak ediyorum. Neyse ki fazla abartılı ve kötü durmuyordu. Hayat’a kalsa gelinin görümcesi gibi yapardı beni. Ben kendime bakarken Hayat arabaya bindi.
“Geldim işte ne kadar abarttın hem kendim hazırlandım hem de seni.” Buna hazırlamak mı diyordu yani. “Cidden şaka gibisin Hayat.” dedim gülerken.
Yağız’ı alıp yemek yiyeceğimiz mekana vardık. İnanılmaz güzel bir yerdi. Daha önce burayı duymamış olmama şaşırmıştım doğrusu. Garson bizi cam kenarındaki masayaa yönlendirdi. Çok güzel manzarası vardı. İnsan bakmaya doyamıyordu. Uzun zamandır bu kadar rahatlamış hissettiğimi hatırlamıyordum. Zaten bir elin parmağını geçemeyecek kadar azdılar. Mutlu gözüküp çoğunlukla mutsuzdum. Uzun yıllardır mutsuzluğumu gülümsememle örtüyordum. Gülümsediğiniz de sizi gerçekten mutlu zannederlerdi çünkü. Elma gibiydim ben dışı kıpkırmızı taze ama içi çürümüş.
Ben düşünürken Yağız’ın sesini duyarak düşüncelerime bir son verdim ve dinlemeye koyuldum. “Hayacım buyda oyun yeri var gidebilir miyim?” o kadar sevimli söylemişti ki ona hayır demek imkansızdı.
“Gidebilirsin halacığım ama önce ne yemek istediğini söyle.” Şuan o sevimli suratını çerçeveletip duvara asmak istiyordum. Nasıl bu kadar sevimli oluyordu sanırım hiç bir zaman da anlayamayacaktım.
“Patates köfte.” Tam da Yağız’a göre bir seçimdi. Patatesle köfteye bayılıyordu. Sanırım Yağız’ın zayıf noktası sucuklu yumurta ve patates- köfte ikilisiydi. Bu ikisine asla dayanamazdı.
“Tamam o zaman doğru oyun odasına. Ben seni almaya gelene kadar odadan çıkma. Bir şey istersen oradaki abi ablalarına söyle. “Yağız’a gerekli uyarıları da yaptıktan sonra oyun odasına götürüp bıraktım. Görevli kızdan da Yağız odadan çıkmak isterse bana haber vermelerini rica edip masaya döndüm. Masaya dönerken Baran ve Bahar’la karşılaştım. Yanlarında birisi daha vardı.
Kısaca “Hoş geldiniz. Gelin masaya geçelim Hayat bizi bekliyor.” Diyerek masaya yönlendirdim. Garson Baran’a dönerek “Rezervasyonunuz var mı?” diye sorduğunda “Benim misafirlerim.” Diyerek yanıtladım.
Masaya geldiğimiz de Bahar’ın yanında ki gence dönerek “ Merhaba hoş geldin ben Ayliz yanımdaki de arkadaşım Hayat.” Diyerek elimi uzattım. “Merhaba ben Barış. Bahar ve Baran’ın kardeşiyim. Memnun oldum.” Dedi uzattığım eli tutarken.
“Bende.” Diye ekledim elimi çekerken. Herkes yerini aldığında siparişleri verdik. “Telefonla konuşup hemen geliyorum.” Diyerek masadan kalktım ve Meyra’yı aradım.
“Alo Ayliz iyi misin? Çok merak ettim seni.” Dediklerinde o kadar haklıydı ki. Günlerdir ne aramalarına ne mesajlarına cevap verebilmiştim. Sanki on yıllık arkadaşımmış gibi davranıyordu. Hayat bile böyle davranmazdı. Kimi kandırıyordum ki ben üç gün boyunca Hayat’ın telefonlarına cevap vermeyecektim bırak üç günü üç dakika içince geri dönmezsen polisi arayıp ortalığı birbirine katabilecek bir insandı boşboğaz arkadaşım benim.
“Ne desen haklısın ama şu üç günde bir yılda yaşayabileceğim her şeyi yaşadım. Anlatınca bana hak vereceksin. Ben arkadaşlarımlayım sen de gel hem tanışmış olursun.” Aramaktaki asıl amacım tam olarak buydu. Meyra’yı buraya getirip diğerlerinin de yardımıyla onu kalmaya ikna edecektim. En azından deneyecektim.
Meyra gelmeyi kabul etmiş ve kapatmıştı. Vakit kaybetmeden masaya döndüm. “Sizden bir şey isteyebilir miyim?” diye sordum. Hepsi başlarıyla onayladığın da anlatmaya başladım.
“En baştan anlatmak gerekirse...” Hayat’a döndüm. “TUS sınavına girdiğim günü hatırlıyor musun?” hatırladığı biliyordum sadece diğerleri de duysun diye sormuştum. Hayat başıyla onayladığında devam ettim.
"O gün sınavda rahatsızlandım. Sınav görevlisi yanıma gelip sık sık beni kontrol etti. Sınav çıkışı bayıldığım da beni hastaneye götürdü. Benimle ilgilenen kızın adı Meyra. Aslında TUS'u kazandıktan sonra gitmeyi düşünüyordum Meyra’da tıpkı benim gibi gitmek istediğini söyleyince annemin yanına gittik o da haklı olarak kurulu düzenini bozup bizimle başka bir şehire gitmek istemedi. Bu kısmı Hayat sen zaten biliyorsun.” Hayat başıyla onaylarken “Hatırlıyorum Baran’ın bize yardım ettiği gündü. O gün de bayılmıştın.” Diye ekledi.
“Abimden Deniz’in hamile olduğunu öğrenince gitmekten vazgeçtim. Onun da tek başına bilmediği bir şehire gitmesini istemiyorum birazdan buraya gelecek ikna etmeme yardım eder misiniz?” diyerek son noktayı koydum.
Hepsi başıyla onayladıkların da teşekkür edercesine baktım. Tam Yağız’a bakmaya gidecektim ki Hayat’ın sesini duyarak duraksadım.
Elimizden geldiğince yardımcı oluruz. “Ayliz niye bana sınav günü bayıldığını söylemedin?” cidden sormuş muydu bunu. O kadar şeyin arasından bir tek buna mı takılmıştı?
“Kusura bakma Hayat bayılırken sana haber vermek aklıma gelmedi.” Dedim alaycı bir tonlamayla. Ve ekledim. “Ben Yağız’ı getirmeye gidiyorum.” Diyerek masadan kalktım. Bahar “Nisan’ı da getirebilir misin?” diye sorduğunda sevecenlikle “Olur tabi.” Deyip oyun odasına yöneldim.
Yağız ve Nisan çoktan bir sürü arkadaş edinmişlerdi. Biz karşılaştığımızda Bahar’da hemen Nisan’ı oyun alanına bırakıp yanımıza gelmişti.
“Yağız, Nisan gelin hadi yemek yiyeceğiz.” İkisi de hızlıca yanıma geldiler. Eğilerek önce Nisan’la konuşmaya başladım.
“Nasılsın, iyileştin mi güzelim?” Kocaman gülümseyerek “İyiyim Ayliz ablacım teşekkür ederim.” Dedi. O kadar da düzgün konuşuyordu ki hayran olmamak elde değildi. Ardından mis kokuluma döndüm. “Peki yakışıklım nasılmış bakalım?” Yağız da iyi olduğunu söyleyince elimi uzatıp “O zaman doğru yemeğe.” Dedim.
Yağız’ı sağıma Nisan’ı soluma alıp ellerinden tuttum. Masaya doğru ilerlerken Bahar’ın Baran’a bir şeyler fısıldadığını gördüm. Ve eğer tahminlerim de yanılmıyorsam benimle ilgili bir şey söylemişti çünkü dedikten sonra Baran önce çocuklara sonra da tam gözümün içine bakmıştı. Masaya geçtikten hemen sonra yemekler geldi. Herkes yemeğiyle meşgulken Hayat yavaşça beni dürttü. Hemen ardından da telefonuma mesaj geldi. Telefonumu masadan alarak mesajın kimden geldiğine baktım.
“Bahar, Baran’a bir şey demiş ve o da sana bakmıştı. Sen de fark etmiştin zaten. Duydum ve sana da söylemek istedim. Baran bak Ayliz çocuklarla nasıl da güzel anlaşıyor tıpkı senin gibi. Bence ileride çok iyi bir anne olur ne dersin?” diye sordu. Tam Deniz ve Hayat çöpçatanından kurtuldum derken şimdi de Bahar çöpçatanı mı çıkmıştı? O kadar şaşırmıştım ki içtiğim su boğazıma kaçmış ve öksürmeme neden olmuştu.
Hayat “İyi misin?” dediğinde “İyi gibi mi gözüküyorum.” Dedim biraz sinir biraz da şaşkınlıkla. Uzaklaşmak istedikçe Baran’a çekiliyordum. Ve bu ben yada Baran tarafından değil üçüncü kişiler tarafından gerçekleşiyordu.
Baran “Ayliz kötü bir haber mi aldın? Telefona bakar bakmaz yüzün kireç gibi oldu.” Doğru mu duymuştum telefona bakışımdan yüzündeki ifadenin değişmesine kadar izlemiş miydi beni.
Elimden geldiğince doğal davranmaya çalışarak “Yok hayır.” Dedim, diyebildim.
Hayat’ın yazdığı mesajı okuyalı yarım saat oluyordu. Ben hala kendime gelememiştim ama yapmam gereken iki görevim daha vardı. Birincisi Yağız’ın kardeş meselesiydi.
Bunu Bahar’dan isteyecektim. Bir şekilde o da vazgeçecekti. Olmayacak duaya amin denmezdi sonuçta.
Bahar’a dönerek “Senden bir şey isteyebilir miyim?” diye sordum. Bahar cana yakınlıkla “Tabi söyle elimden geldiğince yardımcı olurum.” Dediğinde devam ettim.
“Yağız’ın kardeşi olacak. Deniz yani abimin eşi hamile. Benden onun ne tepki vereceğini ölçmemi istediler ama ben ne yapacağımı bilemedim. Senin de kızın var bana en iyi sen yardım edersin.” Biraz düşündükten sonra çözüm bulduğunu belli edercesine başını salladı ve Yağız’a döndü.
“Merhaba Yağız ben Bahar senin kardeşin var mı bakalım.” Diye sordu. Dolaylı yoldan sorar diye düşünmüştüm ama Bahar bodoslama dalmıştı konuya.
Yağız önce bana bakıp sonra da Bahar’a döndü. “İyiyim Bahay abla. Kardeşim yok.”
“Peki şirin bir kardeşin olsun ister miydin? Kız yada erkek bir kardeş.”
Yağız biraz düşündükten sonra cevap verdi. “Olsaydı kız isteydim. Annem gibi severdi o da beni. Hem babamın hayamı koruduğu gibi korurdum onu.” O kadar olgun bir cevap vermişti ki duyunca donakaldım. Daha doğrusu donakaldık.
Başka soracak bir şey bulamadığında bana baktı. Gülümseyerek elini tuttum. “Çok teşekkür ederim, bir tanesin.” O da gülümseyerek rica etti. Bu meseleyi halledeceğimi bildiğim için Bahar’a sert yada soğuk davranmıyordum. Zaten sevdiğim birisiydi.
Yaklaşık yarım saat sonra herkes tabağındaki yiyecekleri bitirmiş ve ben hariç herkes kahve içmek üzeri garsonu çağırmışlardı. Ben Meyra gelince söyleyecektim. Ne de olsa bir Meyra bir de ben çayı kahveye tercih ediyorduk. Telefonumun çaldığını duyarak masadan kalktım.
“Ayliz ben geldim neredesin?” tam da bekledim soruyu sormuştu. “Yağız ve Nisan’ı oyun odasına bırakıp hemen geliyorum.” Diyerek telefonu kapattım.
Miniklerim hızlıca elimden tutmuştu. Onlara sevgiyle bakıp “Anlaşılan birileri de oyun odasına gitmeyi dört gözle bekliyormuş.” Dedim ve ekledim “O zaman doğru oyun odasına.” İki de kahkahalarla karışık “Yaşasın!” diye bağırdılar.
Miniklerimi bırakır bırakmaz Meyra’nın yanına koştum. Uçtum mu demeliydim yoksa. Görür görmez üstüne atladım. “Çok özlemişim seni.” Yıllardır tanıdığım arkadaşlarımla bile bu kadar yakın değildik. Belki yeni tanışıyorduk ama birbirimizle ilgili bir çok şeyi biliyorduk.
“Madem özledin niye hiç aramadın?” dediğinde “Anlatacağım ama şimdi değil.” Dedim.
Bizi bekliyorlardı ve hepsi de Meyra’yı merak ediyordu. İkimiz de birbirimizi görmenin mutluluğuyla masaya geçtik. Bizi görünce hepsi sözleşmiş gibi ayağa kalktı. Ortak arkadaş olarak ilk ben konuşmaya başladım. “Tanıştırayım bu Meyra ve bunlarda Hayat, Barış, Baran ve Bahar.” Diyerek hepsini tanıttım. Herkes yerini aldığında ben de Meyra ve bana iki çay söyledim.
“Düşündün mü? Ne diyorsun kalacak mısın?” dedim ama Meyra’nın bana bakmadığını fark ederek duraksadım. Barış’a bakıyordu ve tabi Barış’ta ona. Olabilir miydi? Meyra ve Barış birbirinden hoşlanmış olabilir miydi? Eğer öyleyse Meyra gidemeyebilirdi. Daha fazla bakışmalarına dayanamayarak Meyra’nın kolundan dürtüp Barış’ın da ayağına vurdum. İkisi de aynı anda bana baktığında tek kaşımı kaldırarak ikisine de baktım. İkisi de aynı hızda bakışlarını kaçırırken gülümsemeden edemedim.
Meyra sorumu duymadığı için sorumu yineledim. “Emin değim Ayliz sana anlatmıştım biliyorsun duramıyorum burada. Yapamıyorum onlar olmadan her yerde onların anıları var ve bu beni üzüyor.”
Haklı olabilirdi ama bir şeyler eksikti ağzıma geleni anında söyleme gibi bir huya sahiptim. Ve dayanamayarak “Peki ya aşık olursan o zaman da kolayca gidebilecek misin? Burada biz varız olurda aşık olursan yada olurda severken ayrılırsan yanında oluruz. Hatta olur da aranız bozulursa sizi bir araya getiririz. Yada anne olduğun da yanında oluruz. Bunların hepsini tek başına mı yaşamak istiyorsun.” Hepsi bana hayretler için de bakıyordu. Ağır mı konuştum diye düşünmeden edemedim. Ama bunu söylemek zorundaydım. Kendisi demişti aşka inanmayan bile annesini ve babasını görünce aşka inanır diye.
Konuşmayıp sessizliğini sürdürdüğünde tekrar konuşmaya başlayacaktım ki Barış’ın konuşmaya başladığını duyarak sustum. “Ayliz haklı. Tek başına savaşmak zorunda değilsin ki. İzin ve yanında olalım.” Yanında olayım demişti aslında diğerleri anlamamıştı ama ben anlamıştım. Saat geç olmaya başlıyordu ve Meyra hala kararını söylememişti. Benim yapacak son bir kozum kalmıştı. Bir açıklamada bulunmayarak masadan kalktım ve oyun odasına gittim. Yağız ve Nisan’ı yanıma aldım. İkisinin de elinden tutarak Meyra’ya doğru yürümeye başladım. Hepsi bana bakıyordu ne yapacağımı kestiremeyerek.
“Ben tam da bunu yapmak istiyorum. Dedim çocukların tuttuğum ellerini gösterirken ve devam ettim. “Teyzeleri olarak onların ellerinden tutup oynatmak, sana kızdıkların da bana şikayet ettiklerini duymak istiyorum.” Dedim. Ve bingo Meyra bundan fazlasıyla etkilenmişti.
“Peki gitmeyeceğim ama olurda pişman olursam seni boğarım.” Dediğinde “Sen bana kıyamazsın ki.” Dedim sıkıca sarılırken.
Bundan sonraki saatler inanılmaz iyi geçmişti. Hepimiz çok eğlenmiştik. Şüphesiz en çok Yağız ve Nisan eğlenmişti. Hep birlikle geçirdiğimiz üç saatin ardından herkes evlerine dağılmıştı. Meyra bugün biz de kalacaktı. Herkes evlere dağılır dağılmaz anneme çektiğimiz fotoğrafları attım ve altına da “Meyra gitmekten vazgeçti. İkna ettim onu. Bugün bizde kalacak şarjım az ulaşamazsan korkma.” Yazdım.
Önce Deniz’in isteği üzerine onların evine gittik. Deniz’de hazırlanarak aşağıya indi ve arabaya bindi. Hep beraber eve gidip sohbet edecektik. Bu kadarı kesmemişti bizi. Daha doğrusu bizimkileri. Bana kalsa eve gider gitmez ilk iş salondaki L koltuğa yatıp film izleyecektim. Tabi buna pijama, mısır ve cips eşlik edecekti. Bundan sonraki saatler inanılmaz iyi geçmişti. Hepimiz çok eğlenmiştik. Şüphesiz en çok Yağız ve Nisan eğlenmişti. Hep birlikle geçirdiğimiz üç saatin ardından herkes evlerine dağılmıştı. Meyra bugün biz de kalacaktı. Herkes evlere dağılır dağılmaz anneme çektiğimiz fotoğrafları attım ve altına da “Meyra gitmekten vazgeçti. İkna ettim onu. Bugün bizde kalacak şarjım az ulaşamazsan korkma.” Yazdım.
Önce Deniz’in isteği üzerine onların evine gittik. Deniz’de hazırlanarak aşağıya indi ve arabaya bindi. Hep beraber eve gidip sohbet edecektik. Bu kadarı kesmemişti bizi. Daha doğrusu bizimkileri. Bana kalsa eve gider gitmez ilk iş salondaki L koltuğa yatıp film izleyecektim. Tabi buna pijama, mısır ve cips eşlik edecekti. Onlar dedikodu yaparken film izleyecektim. En azından deneyecektim.
Eve girer girmez bu sözlerimi eyleme dökmek yalnızca beş dakikamı almıştı. Hemencecik pijamalarımı giyip Meyra’ya da misafir pijamalarından birini verdim. Saçımı da örüp doğru mutfağın yolunu tuttum. Mutfaktaki en sevdiğim yer şüphesiz abur cubur dolabıydı. Her ay düzenli olarak taşırana kadar doldurduk. Gerçi bu ay alışveriş yapmamıştık ama. Alışveriş yapmayı aklıma kazırken en sevdiğim abur cuburları tabağa koydum ve yatağımdan bile rahat olduğunu düşündüğüm koltuğa geçtim.
Komedi filmi izleyecektim. En sevdiğim filmlerin başında hep komedi filmleri vardı. “Bana bakın birincisi gece gece gürültü çıkarıp komşuları kapıya dikmeyin. İkincisi benim dedikodumu yapmayı denemeyin bile ve üçüncüsü siz çöpçatanlar sakın saçma şeyler kurmayın kafanızda. Ben film izleyeceğim sakın böleyim demeyin.” Daha yeni tanışmalarına rağmen üçü de sanki kırk yıllık arkadaşlarmış gibi yakındılar.
Kapı çaldığını duyarak filmi durdurdum. Bizimkiler kendilerini konuşmaya öyle kaptırmışlardı ki zilin çaldığını bile duymamışlardı. Kim olduğuna baktığım da Bahar olduğunu gördüm. Sanırım Baran’da kalacaktı. Ama anlamadığım Baran’da kalacaksa neden buradaydı? Sorularımın cevabını almak üzere kapıyı açtım. “Bahar bir şey mi oldu? Nisan hastalanmadı iyi değil mi?” en çok Nisan’ı merak etmiştim. Öğlen iyi gözüküyordu hastalanmış olamazdı.
“Merak etme Nisan gayet iyi hiçbir şey olmadı. Sesiniz Baran’ın evine kadar geliyordu bende Nisan uyuyunca geleyim dedim. Rahatsız etmedim umarım.” Uyarmıştım bir de sessiz olsunlar diye. Kendilerinden geçmişlerdi konuşurken.
“Tabi ki rahatsız etmedin olur mu öyle şey geç hadi kapıda kaldın.” Diyerek içeri aldım. Eve girer girmez evi incelemeye başladı. Beğendiğini belli edercesine gülümseyip başını salladı. “Ben film izliyorum diğerleri de misafir odasındalar istersen onların yanına geç zaten onların sesine gelmişsin.”
Sadece başıyla onayladığın da onu da diğerlerinin yanı götürdüm. Deniz hariç hepsiyle tanışıyordu bu yüzden Deniz’le tanıştırarak odadan çıktım. Ve film izlemeye döndüm. Kahkahaları öyle yüksekti ki onların yanına gitmeye karar verdim. Etrafı toplarken aniden seslerinin kesildiğini fark ederek odaya doğru gittim. Sessiz sessiz konuşuyorlardı muhtemelen benim duymamı istemedikleri için bu kadar sessizlerdi. İçeri girmeden kapıdan ne dediklerini dinlemeye karar verdim. Kapı dinlemekten nefret ederdim ama dinlemezsem de orta yerimden çatlardım. Bunu bildiğimden dinlemeye koyuldum.
Tam tahmin ettiğim gibi benimle ilgili konuşuyorlardı. Daha doğrusu ben ve Baran ile ilgili.
Bahar “Siz ne diyorsunuz bence Baran, Ayliz’i seviyor. Sizce Ayliz de seviyor mu? Bence çok yakışıyorlar. Ayliz’in dediğine gelirsek bir erkekle mutlu olmazsın belki ama mutsuz da olmazsın. Bence aralarını yapmayı deneyelim.” Demişti. Anlaşılan Hayat ve Deniz, Bahar’ı ikna etmeye çalışmışlar ve benim onlara söylediğim gibi onlarda söylemişti. Ama hiçte ikna olacakmış gibi durmuyordu. Bu gidişle bizimkiler ikna edememekle kalmayıp birde ikna olacaklardı.
Daha fazla duramayarak içeri daldım. “Asla!” dedim bağırarak ve devam ettim “Böyle bir şey asla olmayacak! Vazgeçin artık. İstemiyorum.”
Hepsi şaşkın şaşkın bakarken Bahar konuşmaya başladı. “İyi de neden? Neden bu kadar abartılı tepki veriyorsun?” soruyor muydu bir de benim ne yaşadığımı bilmeden.
“Çünkü...” biraz susup kelimeleri toparlamaya çalıştım ve devam ettim. “Korkuyorum. Aşık olmaktan, sevmekten, güvenmekten ama en çokta severken terk edilmekten yalnız kalmaktan korkuyorum.” Ne zamandan beri kelimeler bu kadar can yakıcı olmuştu. Her kelimem zehirli oka dönüşüp kalbime saplanıyordu. Şimdi hepsi susuyordu. Hayat hariç.
“Baban yüzünden değil mi? Annenin yaşadıklarını yaşamaktan yalnız kalıp tek başına mücadele etmek zorunda kalmaktan korkuyorsun.” Hiç biri anlamasa da Hayat anlamıştı. O benim en kötü günüm de yanım da olan tek kişiydi. Deniz’le daha geç tanışmıştık o yüzden o kadar derinlemesine bilmiyordu. Abim ona anlatmamıştı. Evlenmeden önce bunun için söz vermişti Deniz. Asla geçmişini sormayacaktı ta ki abim anlatana kadar.
Sadece “Evet.” Diyebildim. Eğer tek kelime daha edersem ben bile toplayamazdım kendimi.
Kimsenin konuşmadığı otuz dakikanın sonunda kendimi biraz olsun toparlaya bildiğim de konuşmaya başladım. “Kızların ilk aşkı babalarıdır derler. Bu sizin için öyle belki ama benim için değil. Ben ona hiç güvenemedim. Sırtımı güvenle yaslayamadım. O benim için bir dağdı ve yıkılıp yok oldu. Beni de içine sürükledi ve yok etti.”
“İyi de herkes baban değil ki. Bak abine. Ailesine ne kadar bağlı. Hamileyim diye sürekli arıyor suyumu bile almama müsaade etmeyip kendi getiriyor. Geçmişinden kurtulmadan gelecekte huzura ulaşamazsın. Şans ver ona. Hayatta başarıya ulaşıp mutlu olmuş tek kişi korkularını kenara atıp sonucu ne olursa olsun deneyenlerdir.” Haklı olabilirdi ama uygulaması söylemesi kadar kolay değildi. Keşke kolay olsaydı ama değildi.
“Sizden sadece tek bir şey istiyorum ve itiraz kabul etmiyorum. Kim olduğu umurumda değil. Kimseyle aramı yapmaya çalışmayacaksınız. Ben biliyorum herkesin babam gibi olmadığını ama sandığınız kadar kolay değil. Hem de hiç değil. Bana zaman verin kendi yarama merhem olayım. Onca yıl kendim yaptım şimdi de yaparım.” Umarım beni anlarlardı. Gerçi yaşamadan anlayamazlardı ama en azından anlamaya çalışırlardı.
Hepsi kafasını salladığında “Teşekkür ederim.” Dedim ve odadan çıkıp elimi yüzümü yıkamaya gittim. Yüzüme buz gibi olan suyu defalarca çarptım. Aynadaki aksime baktım. Kıpkırmızıydı gözlerim. Ama bunu önemsemiyordum. Dolaptan bir kapatıcı alarak göz altlarımdaki kızarıklıkları kapattım ve aynadaki aksime bakarak gülümsedim. Sanki demin ağlayan güçsüz kız ben değilmişim gibi.
Gülümsemeyi bir an olsun bırakmayarak yanlarına gittim. Garipseyen gözlerle bakıyorlardı. Şaşırmışlardı evet doğru kelime buydu; şaşkın. Nasıl bu kadar hızlı toparlandığıma şaşırmışlardı. Yıllardır yaptığım bir şeydi ve ben bunu zerre garipsemiyordum. “Hadi içeri geçelim orada konuşursunuz ben de o sırada çay koyarım.” Sadece başlarıyla onaylayıp içeri geçtiler. Ben mutfağa girdikten sonra Meyra geldi.
“İşte bu yüzden seviyorum seni.” Elimden tuttu ve devam etti. “Ne yaşarsan yaşa asla yıkılmamanı hep güçlü durmanı. Yenilgiyi asla kabul etmemeni.” Şimdi de şaşıran bendim. Şaşkın gözlerle bakıyordum. Söyleyecek bir şey bulamadığımda sarıldım. Sadece sarıldım. Ağlamayacaktım belki duygulanmıştım ama ağlamayacaktım. Mutluluk göz yaşı bile dökmeyecektim. En azından deneyecektim.
Bölüm sonu
(13 sayfa okudunuz :)
(Toplam 61 sayfa)
Roman boyutu (a5 sayfa boyutunda)
...
Bölüm etkileşimi
