7. bölüm / 9
Sonra Sen Geldin7.BÖLÜM "İTİRAF "
Bölümler 9Şu an: 7.BÖLÜM "İTİRAF "
- 1 1.BÖLÜM “KADER ANI”2.921 kelime
- 2 2.BÖLÜM “AİLE”3.697 kelime
- 3 3.BÖLÜM ‘‘HASTANE’’4.281 kelime
- 4 4.BÖLÜM “BULUŞMA”3.505 kelime
- 5 5.BÖLÜM “YENİ DOKTOR”3.532 kelime
- 6 6.BÖLÜM “NİŞANLI ROLÜ”2.571 kelime
- 7 7.BÖLÜM "İTİRAF "2.971 kelime · Okuduğun bölüm
- 8 8.BÖLÜM “HASTALIK"4.066 kelime
- 9 9.BÖLÜM “İHANET KORKUSU”3.754 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Yeni bölüm geldiiii 😉
Keyifli okumalar :)
-------------------------------------------------------
Baran’ın itirafının üzerinden üç koca gün geçmişti. Bu süre boyunca ne ben onu ne de o beni görmüştü. Hayat arada soruyordu ama ben bir şey olmadığını söyleyip geçiştiriyordum. Zira olanları anlatırsam Hayat ne dururdu ne de susardı. Bunu bildiğimden kimseye bir şey söylememiştim.
Her ne kadar inkar etmeye çalışsam da Baran’ın ne yaptığını benim hakkımda ne düşündüğü merak ediyordum. Kabul bu yaptığım ben hariç herkese mantıksız ve saçma geliyordu. Ama beni bir tek benim gibi olan birisi anlayabilirdi. Korkuyordum hem de çok. Dışardan asla yıkılmaz gözüküyordum ama öyle değildim. Elimde değildi. Beni dinleyip düşüncelerine ve kararlarıma saygı duyan bir kişi vardı. Meyra beni anlıyor anlamasa da anlamaya çalışıyordu. Bu yüzden Meyra’yı aradım ilk tanıştığımızda gittiğimiz yere gelmesini söyledim ve hazırlanmaya başladım. Yüksek bel bol siyah bir pantolon üzerine beyaz bir gömlek giydim. Saçımı da at kuyruğu yapıp beyaz bir badana taktım. Sade bir makyaj yapıp belime taktığım siyah bel çantası ve beyaz spor ayakkabımı giyip evden çıktım. Vardığımda Meyra beni bekliyordu. Hemen yanına koşup sarıldım. Onunla vakit geçirmeyi özlemiştim. İlk tanıştığımız zamanlar yalnızca birbirimiz yanında ağlayacağız kimseye güçsüz yanlarımızı belli etmeyeceğiz diye söz vermiştik. Sözümü tutabildiğim söylenemezdi.
“Çok özlemişim seni.” dedim. “Nasılsın ne zamandır görüşemiyoruz.”
“Bende Ayliz. Ben iyiyim asıl sen nasılsın? Bir şey olmuş belli. Anlatmak istersen dinlerim, istemezsen sessizce yanında olup destek olurum.”
“Çok mu belli ediyorum?” dedim mutsuz çıkan sesimle.
Meyra gülümseyerek cevap verdi. “Hayır tabi ki Ayliz. Ben senin arkadaşınım ne kadar mutlu gözükürsen gözük anlarım mutsuz olduğunu.”
Teşekkür edercesine baktım ona. Her fırsatta iyi ki tanışmışım diyor ve şükrediyordum. Olan her şeyi baştan sona anlattım. Anlatırken pür dikkat beni dinlemiş ve rahatsız olmama sebep olacak tepkiler vermemişti. Rahatsız olmama sebep olacak tepkilerden kastettiğim saçmalıyormuşum, delirmişim gibi davranmalarıydı.
“Tek bir şey soracağım zor bir soru cevabını bana söylemek zorunda değilsin. Kendine söylemen yeter. Gerçekten Baran’a karşı bir şeyler hissettin mi?”
Cevap verememiştim. Cevap vermemem onaylamam demekti. Ama bu öyle kolayca ağızdan çıkabilecek bir kelime değildi. Meyra cevabını almıştı. Başını salladı “Ben cevabımı aldım.”
“Bak Ayliz...” dedi elimi tutarak. “Ne hissettiği anlıyorum demeyeceğim çünkü böyle bir şeyi yaşamadan anlamam mümkün değil ama anlamaya çalışıyorum. Annenin kaderini yaşamaktan korkuyorsun Baran baban gibi biri olabilir ama olmayabilir de. Kimse bunun garantisini veremez. Ne sen ne Baran ne de bir başkası. Eğer bana sorarsan anlattığın kadarıyla e bir de sende hoşlandığına göre Baran öyle birisi değil. Bu üç gün boyunca seni aramaması ve karşına çıkmaması sana zaman verdiğini gösterir.”
Söylediklerinde haklıydı. Bana zaman vermişti oysa ben vazgeçtiğini düşünmüştüm. Kafam çok karışıktı. Meyra söylediklerinde haklıydı. Meyra’nın konuştuğunu fark ederek düşünmeyi bir kenara bıraktım.
“Ayliz, canım arkadaşım evet annen şanslı değildi, belki de babanı yeterince iyi tanıyamadı. Babanın yaptıkları yüzünden bu hayatta belki de başına gelip gelebilecek en güzel şeyden, aşktan kaçıyorsun. Bu hiç adil değil. Bu hayatta senin baban gibi insanlar olduğu gibi babam gibi abin gibi insanlarda var. Hayatını babanın hataları ve yaptıkları üzerine kurma. Bu çok yorucu ve acı verici. Görmüyor musun halini acı çekiyorsun. Değer mi aşktan anlamayan bir adam yüzünden aşkını harcamaya. İyi düşün canım. Sakın pişman olacağın bir karar verme. Her ne karar verirsen ver ben yanında olacağım. “
Garsonun yemekleri getirmesiyle ikimizde konuşmamıza ara verdik. Kahvaltı tabağı ilk gün yediğimizin aynısıydı. Meyra ben gelmeden sipariş etmişti. Yiyordum yemesine ama aklında tek bir şey vardı. Baran’a vereceğim cevap. Biz yemeyi sürdürürken Model’in ‘Sen Ona Aşıksın’ şarkısı çaldı. Daha önce sözleri hiç bu kadar anlamlı gelmemişti.
“Sen ona aşıksın öyle güzel gülme yeter.” Diyordu Model. Bu sözler canımı acıtmıştı. Öncelerde sıradan bir şarkıdan ibaretken şimdiyse gözlerimi kapattığım da Baran geliyordu gözlerimin önüne. Başka bir kıza gülme ihtimali geldi aklıma. Bu düşüncem yüzümü buruşturmama neden oldu. Pişman olmak istemiyordum. Keşke demek hiç istemiyordum. İyi ki demek varken keşke demek sinir bozucuydu. Başımı tabağından kaldırıp “Benim yerinde olsan ne yapardın?” dedim.
Meyra’da tabağından başını kaldırdı ve elindeki çatalı bıraktı. “Belki cevabımı duyunca hoşuna gitmeyecek ama ben senin yerinde olsam...” duraksadı.
“Benim yerimde olsan...” dedim gözlerinin içine bakarak.
“Keşke kabul etseydim dememek için denerdim Ayliz. Sonucu ne olursa olsun görmek isterdim. Hayır desen de üzülmeyecek misin zaten. En azından denemiş olurdun.”
Başımı salladım. “Haklısın Meyra teşekkür ederim kararımı verdim.”
“Kararın ne?" Dediğinde gülümsedim. “Görürsün.”
“Sende de bir şey var Meyra. Anlayabiliyorum bunu dökül hadi. Konuşamadık. Ne iş Barış’la bakışmalar falan.” dedim göz kırparak.
“Ya ne diyorsun Ayliz.” Meyra ile aynı anda dedim ve gülümsedim. “Hep aynısını diyorsun. Fark etmeyeceğimi mi sandın?”
Şimdi ikimizde gülüyorduk “Hiç” dedi sondaki i harfini uzatarak.
“Uzun uzun bakışmalardan sonra koca bir hiç öyle mi Meyra.”
“Ne uzun uzun bakışması alakası yok.”
Meyra’ya yaklaşarak “Bak bir yüzüme salak mı yazıyor? Baya baya bakıştınız işte. İkinizi aynı anda dürtünce far görmüş tavşan gibi baka kaldınız bana.”
“Bana söylediklerinin aynısını bende şimdi sana söylüyorum Meyra. Barış iyi birine benziyor. Yanlızlığa zar zor alışmışken yeniden yanlız bırakılmaktan korkuyorsun ki korkularında haklısın. Ama hayat düşünmek için çok kısa. Hele de ne zaman nereden geleceği belli olmayan ölüm varken.”
“Ben daha yeni tanıştım Ayliz sadece adını biliyorum bi...birde çok güzel baktığını.”
“Aşık olmak için nasıl biri olduğunu bilmen gerekmez zira kalp nasıl biri olduğuna, ne iş yaptığına, kim olduğuna bakmaz. Deniz hep istesen de istemesen de aşk seni girdap gibi içine çeker ondan kaçamazsın der.”
Evet ben kaçıyordum çünkü korkuyordum. Haksız da sayılmazdım. Aşk insanı göğe çıkartabilecek kadar güçlüydü ama aynı zamanda yerle yeksan de edebilirdi. Her aşk mükemmel değildi, her mükemmel olanda aşk değildi. Ben kaçıyorum diye Meyra’da aşktan kaçmamalıydı.
Aşk neydi? Karnında kelebekler uçuşması mıydı yada nefesini kesmesi miydi, neydi aşk? İki insanın birbirini sevmesi mi? Bu muydu aşk? Aşk sadece karşılıklı sevmekten mi ibaretti? Aşk ergenlerin ağzına sakız olmuş ve sıradanlaşmış bir kelimeydi. Seni seviyorum da öyle. Ve hatta iyiyim de öyle.
İyiyim sadece kelimeden ibaretti. Birisi konuşmayı başlatmak için nasılsın der ve iyiyim deriz. İyi olmasak da iyiyim deriz. Maksadımız sadece cevap vermektir. Seni seviyorum da öyle seviyor musun diye sorarsın ve sadece çok seviyorum der. Gerçek aşıklar birbirine seviyor musun? diye sormazlar. Çünkü sorma ihtiyacı hissetmezler.
Bana göre aşk tanımsız ve çok geniş bir kavram. Ucu bucağı olmayan... Kelimeler yetersiz anlatmaya deriz ya işte aşkta tam öyle. Ne dersen de hep bir eksiklik olur onu anlatırken. Aşk seni seviyorumdan ibret değil. En azından benim için öyle değildi.
Meyra ve Barış’ı bir araya getirmek için bizim evde yemek düzenleyecektim. Tabi ikisi de bunu bilmeyeceklerdi. İkisine de Baran’la iletişim kurmak için basit bir yalan atacağımı söyleyecektim.
Bu düşüncelerle üç gündür konuşmadığım ve görmediğim Baran’a yazdım.
“Merhaba Baran. Ben Barış ve Meyra’yı bir araya getirmek istiyorum. Yarın akşama Barış’a sizi yemeğe davet ettiğimi söyler misin?”
Pek içime sinmesede mesajı gönderdim. Sanki yazmamı bekliyormuş gibi anında cevap yazdı.
“Barış şuan yanımda söyledim tamam dedi.” Baran’ın soğuk davrandığını hissediyordum bu mesajından bile belliydi. Telefonumun titremesiyle telefonuma baktım. Mesaj Baran’dandı.
“Sen ve ben biz olamadık bari onlar biz olabilsinler. En azından onlar mutlu olsun.”
Mesajı çok can acıtıcıydı. İçime işlemişti yazdıkları. Üzgündü... Çok üzgün... ve çok canı yanıyordu. Tıpkı benim gibi. Yarın akşam buna bir son verecektim. Bu düşüncelerle kendimi biraz olsun rahatlatıp Meyra ve Barış’a odaklandım.
Baran’a yazmak için böyle bir bahaneye ihtiyacım yoktu ama Barış ve Meyra’yı başka türlü bir araya getirseydim bundan rahatsız olurlardı.
Meyra’ya belli etmeden planımı anlattım. Meyra biraz düşündükten sonra “Tamam.” dedi.
Meyra ile mutlu olmak için yakınlarda ki alışveriş merkezine gittik. Meyra’ya çok güzel bir kombin yaptım ve eline tutuşturup kabine gönderdim.
Meyra giysileri denerken mağazadaki diğer ürünlere bakıyordum. Mağazanın girişinde çok güzel su mavisi bir tulum vardı. Sade ve çok şıktı. Hemen bedeni aramaya başladım. Bana göre bedeni vardı ama Meyra’ ya göre yoktu. Ben bedeni aramaya devam ederken Meyra kabinden çıktı. Çok güzel olmuştu. Altındaki uzun diz kapağınına kadar yırtmacı olan mavi etek ve üstünde de eteğin içine kattığı beyaz tişörtü vardı.
“Çok güzel olmuşsun.” Dedim.
“Bence hiç güzel olmadı Ayliz. Yakışmıyor bana.” Pantolondan başka hiç birşeyi kendine yakıştırmıyordu. Ama ona elbise de etekte inanılmaz yakışıyordu.
“Yakışmasa yakıştı der miyim? Hadi bunu alalım.” Ben Meyra’yı ikna etmeye çalışırken mağaza çalışanı kız geldi ve “İstediğiniz bedende ürünümüz elimizde mevcut değil.” Dedi.
“Tamam teşekkürler.” Dedim.
“Hangi giysiden bahsediyor?” Elimde duran tulumu göstererek “Bu tulum çok güzel sana yakışacağını düşündüğüm için bedenini baktık ama bulamadım bende depoya bakılmasını istedim.”
Meyra elimde ki tulumu aldı ve incelemeye başladı. “Güzelmiş ama...” derken gözüne kestirdiği siyah renkli ve üzeri kırmızı çiçekli diz altında bitecek bir elbiseyi eline aldı ve “Bence bu sana çok yakışır hadi dene.” Dedi.
Tam denemek istemediğimi söyleyecektim ki “Ayliz hadi kırma beni. Bak ben deniyorum sende dene.” Deyip elbiseyi elime tutuşturdu ve beni iterek kabinlerden birine soktu.
Doğrusu elbiseyi deneyecek halim yoktu ama Meyra’yı da kırmak istemiyordum. Sanki Baran benden uzaklaşınca onunla beraber enerjim de uzaklaşmıştı. İstemeye istemeye elbiseyi denedim ve kabinden çıktım. Meyra öyle güzel bakıyordu ki biraz daha baksa beni bile elbisenin yakıştığına inandıracaktı.
“Çok güzel olmuşsun Ayliz. Çok yakışmış sanki senin için özel dikilmiş. Bunu kesinlikle almalısın.”
Meyra’ın ısrarları sonucunda ikimizde denediğimiz giysileri aldık. İşim olduğunu söyleyip Meyra’nın yanından ayrıldım ve eve gidip yemek hazırlamaya başladım. En güzel yemekleri yapıp harika bir ortam hazırladım. Meyra da Barış da aynı anda gelmişlerdi. Tam söylediğim saatte. Kapıyı açtım. “Hoşgeldiniz.”
Barış’ın hemen arkasından Baran geldi. Barış ve Meyra içeri girdiler. Daha sonra yanlarına gidip Baran’la konuşmamız gerektiğini aç olmadığımızı ve yemekleri yemelerini söyleyip dışarı çıktık.
İkimizde konuşmuyorduk. Sadece yürüyorduk. Baran bana kırgındı her ne kadar göstermemeye çalışsa da gözleri ‘Görmüyor musun Ayliz acı çekiyorum.’ diye bas bas bağırıyordu. Gözleri bas bas bağırıyordu ama o susuyordu. Yaklaşık 15 dakika yürüdükten sonra deniz kenarına geldik. Burası benim bayıldığım ve Baran’ın bana yardım ettiği yerdi. Sessizce oturduk. Baran benden uzağa oturmuştu. Ne bekliyordum ki yanıma oturmasını mı? Onun için son derece saçma olan bir konu yüzenden bu haldeydik. Oturduğum yerden yavaşça kayıp Baran’a doğrusu yaklaştım. Tek kaşını kaldırıp bana baktı ne yaptığımı anlamaya çalışarak.
“ Baran...” Cevap yok.
“Konuş benimle...” Hala cevap vermiyordu. Sadece denize bakıyordu.
“Peki.” Dedim. “Sen bilirsin.”
Farkında mıydı bilmiyorum ama ben de üzülüyordum. Ve şuan beni tarif edemeyeceğim kadar çok üzmüştü. Elimin üzerine düşen bir damlayla elime baktım. Göz yaşıydı. Baran’a belli etmeye çalışarak yüzümü diğer tarafa çevirdim ve gözümden akan yaşları sildim. Baran fark etmişti bile. Hemen yüzümü yüzene çevirdi ve göz yaşlarımı elleriyle sildi.
“Be...ben özür dilerim Ayliz. Seninle konuşmadım çünkü sözlerimle seni üzmekten korktum. Affet beni.” Sesini bile özledim derler ya hani işte şuan tam o noktadaydım. Sesini duyunca ağlama isteğim daha da artmıştı.
Ağlamam artınca kollarının arasına aldı beni. Öyle sıkı sarıldı ki hiç bırakmayacakmış gibi. Ne kadar süre böyle kaldık bilmiyordum ama bildiğim tek bir şey vardı ki o da Baran’ın yanında kendimi hiç hissetmediğim kadar huzurlu hissettiğimdi.
Kendimi her uzak tutmaya çalıştığımda ona daha fazla çekiliyorum. Ne yapmıştı bana böyle? Sadece üç gün görmeden, sesini duymadan duramaz hale gelmiştim. Bir anda hayatımın merkezi oldu sanki.
Baran geri çekildi “ Daha iyi misin güzelim?”
“İyiyim.” Baran geri çekilince “Biraz daha böyle kalabilir miyiz?” dedim.
Baran başımı omzuna koydu. “Sen yeter ki iste ömür boyu böyle kalırım ben.” Sözleri beni gülümsetmişti. Hafifçe başımı kaldırdım ve cevabından korktuğum soruyu sordum.
“Sözlerinde gerçekten samimi misin? Ya sonra beni istemezsen? Ya sonra benden sıkılırsan? Ya sonra beni güzel bulmazsan? Ya sonra benden bıkarsan? Ya sonra be...”
Baran işaret parmağını dudağımın üzerine koyup “şşhhh” demesiyle sustum.
“Bırakacak olsam bana belki de ömür boyu güvenmeme ihtimaline rağmen karşına çıkıp seni seviyorum demezdim. Belki de bana bağlandığını anlayıp seni bırakmamdan korktuğun için hiç seni seviyorum demeyeceğini bildiğim halde o adımı atmazdım.”
“Bak Baran ben diğer kızlar gibi değilim. Onlardan çok farklıyım. Daha önce kız arkadaşın olduysa ki olmuştur onunla yaptıklarını benimle yapamazsın. Sonra üzülürsün. Ben seni üzmek istemiyorum hem de hiç.”
Gülüyordu. Ben ona ciddi bir şekilde anlatırken o gülüyordu. Sinirle “Komik olan ne?” dedim. “Neden gülüyorsun?”
“ Çok tatlısın da ondan.” Dedi gülmeyi sürdürürken.
“İnan şuan hiç şaka kaldıracak durumda değilim.”
“Şaka değil ki! Niye şaka olsun. Neden böylesin Ayliz? Niye sana her iltifat ettiğimde şaka olduğunu düşünüyorsun? Neden öyle olduğuna inanmıyorsun?”
Küçüklüğümden beri kendimi hiç güzel yada sevimli görmemiştim ki ben. Genelde çok sertsin derlerdi. Belki de bir çeşit koruma mekanizmasıydı bu davranışım. Belki de sert olursam kimse beni kıramaz böylece beni üzemezlerdi.
“Ne alakası var Baran?” Baran da benimle aynı anda söylemişti. Gülümseyerek “Cevap vermek istemediğin de hep aynısı söylüyorsun Ayliz.” Dedi.
Şimdi ikimizde gülüyorduk. Baran yüzümü avuçlarının arasına aldı ve baş parmağıyla önce kaşlarıma ve gözlerime sonra burun çizgime daha sonrada dudaklarıma dokundu. Yüzümü aklına kazımak istiyor gibiydi. Ondan uzaklaşmak istemiyordum ama içimden bir türlü atamadığım korkum beni ele geçiriyordu. Ve ben direnemiyordum. Korkumun üzerine gitmeye çalışsamda başarılı olamamış ve korkuma yenik düşmüştüm. Başımı eğdiğimde elleri benden uzaklaştı.
"Kendini kötü hissetmene gerek yok. Ben sana dokunmadan da severim seni."
Tüm sözlerime yaptıklarıma rağmen hala beni anlamaya çalışıyordu. Anlayışla geri çekilip biraz alan tanıdı. Kendimi biraz daha topladığımda bedenimi Baran'a döndürüp boynuna sarıldım. Elleri saçlarımı bulduğunda hareketsiz kaldı. Beni rahatsız edebilecek en ufak bir şey bile yapmamaya çalışıyordu. Bu ince düşünceli halleri ise ona daha çok çekilmemi sağlıyordu.
"Saçlarımla oynanmasını çok sevdiğimi söylemiş miydim?" Tebessüm ettiğini görmesemde hissettim. Sonra saçlarımdaki elleri belime dökülen saçlarımın arasına daldı. Başını biraz daha eğip saçlarımı yüzüne yaklaştırdı ve kokusunu içine çekti. Kalbim bu hareketiyle deli gibi çarparken göğsünde duran elimin altında kalp atışlarını hissettim. Benim için attığını hissettirmeye çalışıyordu sanki. Üç gündür yokluğunda uykularımın kaçtığı adamın kollarında huzurla gözlerimi kapattım.
Bilincin tam gitmemişken Baran'ın boynundan elimi çektiğini hissettim. O kadar yorgundum ki gözleri de ağzımı da açıp itiraz edecek gücüm yoktu. Baran'ın hareket ettiğini hissettim. Saniyeler sonra üzerimde hissettiğim sıcaklıkla üşüdüğümü hissedip Baran'a biraz daha sokuldum.
Ceketin göğsünden gelen sıcaklıkla birlikte duyduğum kalp atışları daha da rahatlamamı sağladı. Üzerime örttüğü ceketinden başımı yasladığım göğsünden aldığım Baran'ın koku dört bir yanımı sarmıştı sanki. Bir elimi omzuma koyup yüzümğ istemsizce göğsüne sürttüm.
Bu hareketim Baran'ı güldürmüştü. Bir eli saçlarımı okşarken diğer eli omzumu sardı ve hafifçe eğilip yanağını başımın üstüne yasladı. "Ömrümün sonuna kadar bu anda kalabilirim."
Saat epey geç olmuştu ve yarın hastaneye gitmem gerekiyordu. Hava daha da soğuduğu için istemeye istemeye kalktık. Bu sefer susmuyorduk. Üç gündür susmanın acısını çıkartırcasına konuşuyorduk. Ben ve Baran -biz- hariç her şeyden konuştuk. Böylesi daha iyiydi.
“Sence Barış ve Meyra biz gittikten sonra ne yaptılar? Bize kızmamışlardır değil mi?” Doğrusu bunu bende merak ediyordum. Eğer işler istediğimiz gibi gitmezse aramız bozulacaktı. Riskliydi ama denemeye değerdi. Kendimi başka türlü rahatlatamazdım.
“Bilmiyorum Baran. Onlara seninle konuşmak için onları bahane olarak kullanacağımı söyledim. Başka türlü onları daha çok kızdırırdım.”
Belli ki Baran da korkuyordu. Gülümsedim. “İçimdeki ses pişman olmayacaksınız diyor.”
Baran da gülümsedi ve “Umarım.” Dedi.
Eve yaklaştıkça kalbimin atışı daha da hızlanıyordu. Kendimi sakin tutmaya çalışarak yürümeye devam ettim. Evin önüne geldiğimizde ikimizde durduk. Önce birbirimize baktık sonra derin bir nefesi içime çekip binaya girdik ve kapının önünde durduk. Yavaşça zile bastım. Kapı açılmayınca anahtarla açtım. Evin içi kapkaranlıktı. Onları bahane olarak kullandığım için gitmişler miydi?
“Sen gir Ayliz ben girmeyeyim.”
“Neden” diye sorarken buldum kendimi.
“Evde kimse yok ya rahatsız olursun o yüzden.” Baran’ın bu tavrı karşısında gülümsemedem edemedim.
“Peki.” Dedim ve yavaş adımlarla salona yürüdüm ve ışığı açtım. Açar açmaz çığlık attım. Baran çığlık attığımı duyunca hemen yanıma gelmişti.
“Ayliz iyi misin?”
Zar zor “İ-iyiyim...” dedim.
Meyra ve Barış salondaydı. Onları bir anda karşımda görünce doğal olarak korkmuştum.
İkisi de sert bir tavırla “Korktun mu?” dedi.
Evet onları karşımda görünce korkmuştum ama bundan daha çok korktuğum bir şey vardı o da verecekleri tepkiydi.
“Si-siz ne yapıyorsun?” Dedim korkum bir nebzede olsa azalırken.
“Baran’la buluşman bahaneydi değil mi? Zaten öyle yada böyle yazacaktın Baran’a. Herkes senin sizin üstünüze giderken ben sizi anlamaya çalıştım size destek oldum. Bil hassa sana Ayliz. Ama sen beni saçma bir oyuna alet ettin. Anlamayacağımı mı düşündün?”
“Ben özür dilerim Meyra aptallık ettim. Benim gibi ol istemedim. Seni mutlu etmek istedim. Ama bunları yaparken seni gerçekten mutlu edip etmeyeceğini düşünmedim.”
Daha sonra Barış’a döndüm. “Senden de özür dilerim Barış. Baran’a kızma onu da ben zorladım.”
“Önemli değil Ayliz üzme kendini. Sadece iyi bir şeyler yapmak istedin. İyi niyetine inanıyorum. Benim artık gitmem lazım. İyi akşamlar.”
Baran kulağıma eğilerek “Bende gidiyorum kendini üzme.” Dedi ve Barış’ın peşinden gitti.
Şimdi evde sadece Meyra ve ben vardık. Haklı olarak bana kızmış daha doğrusu kırılmıştı. Kendime yapılmasını istemediğim ne varsa bugün Meyra’ya yapmıştım. Öfkeliyim. Öyle öfkeliydim ki kendime. Şuan özür de dileyemiyordum. Ne diyecektim. Kendime yapılmasını istemediğim ne varsa sana yaptım özür dilerim mi diyecektim. Hala yanımdaydı. Ne gidiyordu ne kalıyordu. Kendimi affettirmemi bekliyor gibiydi. Küçüklüğümden beri kendimi iyi açıklardım. Ama şimdi cümle bile kurabilecek halde değildim. Kendimi anlatamama ihtimalime karşı yinede konuşmaya başladım.
“Meyra...” yanına yaklaştım ve elini tutup tam gözlerinin içine baktım. “Ben sadece mutlu ol istedim. Benim gibi olma istedim. Şu halime baksana. Ben hala kendimi aşmaya çalışıyorum. Yıllardır bunun için çabalıyorum. Aklımla kalbim arasında öyle bir savaşa girdim ki kendimle savaşır oldum. Biliyorum bu anlattıklarım yaptıklarımı haklı çıkarmaz ama en azından beni biraz olsun anlamanı sağlar.”
Daha fazla dayanamayıp “Affettim.” dedi. Sevinçle boynuna atladım. “Bir daha yapmayacaksın ama.”
Sarılmaya devam ederken “Söz veremem.” Dedim.
Merya’nın koluma yumuşak bir şekilde vurmasıyla gülerek “Tamam tamam.” Dedim.
Meyra tüm ayrıntılarıyla Baran’la olanları anlatmamı istemişti. Her şeyi eksiksiz anlatırken yüzünde gülümsemesiyle dinlemişti beni.
“Çok sevindim canım arkadaşım. Günlerdir ruh gibi geziyordun etrafta. Şimdi ise gözlerinin içi gülüyor.”
“Rahatladım biliyor musun? Sanki üstümden koca bir yük kalktı.”
Gülerek “Sevindim ama bu arkadaşın çok aç. Yemek yemek için seni bekledi.” Dedi.
Şaşkınca masaya baktım. Gerçekten de hiçbir şeye dokunulmamıştı. Yemeklerin bir kısmını kaplara katıp Baran ve Barış’a götürdüm. Tekrardan eve geçip bir güzel yemek yedim. Daha doğrusu yedik. Meyra da en az benim kadar iştahlıydı.
Hem yemek yiyip hem de sohbet ettik. Yemekleri yiyince ben masayı toplarken Meyra da tatlıları ve çayı kattı. Balkona geçip manzayı izledik. Bir yandan tatlımızı yerken bir yandan da huzurla gökyüzünü izliyorduk.
Saat fazlasıyla geç olmuştu. Meyra’ya pijama verip misafir odasına gönderdim. Kendim de tatlı tabaklarını ve çay bardakları makineye koyup odama geçtim.
Ilık bir duş alıp pijamaları giydim ve yarın hastaneye gideceğim için huzurla uykuya daldım.
Bölüm sonu
(12 sayfa okudunuz :)
(Toplam 101 sayfa)
Roman boyutu (a5 sayfa boyutunda)
...
Bölüm etkileşimi
