BÖLÜM 5- Güvenin Bedeli

Vaveyla Yazarı: İlknur Acar

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 7Şu an: BÖLÜM 5- Güvenin Bedeli

Lalin — Birinci Ağızdan Anlatım
Mirael’e öfke ve kırgınlıkla bakmaya devam ediyordum. Ne yazık ki öfkem ağır basmıştı. Onu itmeye çalıştım ama cüsseli yapısı buna engel oluyordu. Üstelik bana doğru yaklaşmaya devam ediyordu.
Ben:
— Yaklaşma bana, Mirael. Daha fazla yaklaşma!
Yüzümü çevirmeye çalıştım ama çenemi tutarak yeniden ona bakmamı sağladı.
Mirael:
— Gözümün içine bak, Lalin Veyra. Ve dediklerimi sakın unutma. O Aren denen lavuğa güvenmeni istemiyorum, anladın mı beni?
Öfkeyle gözlerinin içine baktım. Bana hesap sormaya hakkı yoktu. Hele ki benden bu kadar çok şey saklamışken…
Ben:
— Sen bana söylemediğin sırlarınla bir de gelip hesap mı soruyorsun, Mirael Aster? Demir’le arkadaş olduğunu bile söylemedin. Demir’in bana karşı tavırları ayrı bir garip, sen ayrı bir garipsin. Bütün bunlar yaşanırken bana yardımcı olan kişi ise Aren’di. O yüzden bana, sana güvenmem için ve Aren’e güvenmemem için tek bir sebep söyle.
Kararlı bir şekilde gözlerinin içine bakmaya devam ettim.
Mirael’in yüzü gerildi. Öfkeyle benden uzaklaştı ve duvara yumruğunu geçirdi.
Mirael:
— Tamam, anlatacağım. Allah kahretsin ki anlatacağım! Lütfen bana güven.
Bana döndü. Gözlerimin dolduğunu görünce öfkesinin daha da arttığını fark ettim. Belki de söylediklerinin beni bu kadar kıracağını düşünmemişti.
Ona hayal kırıklığıyla baktım.
Mirael:
— Özür dilerim, Lalin. Ben… Çok özür dilerim.
Bana doğru yaklaşmaya başladı ama benim gördüğüm tek şey, öfkesine hâkim olamayan biriydi.
Ben:
— Bana daha fazla yaklaşma, Mirael. Sadece anlat. Seni dinliyorum.
Mirael duraksadı. Ardından derin bir nefes alarak konuşmaya başladı.
Mirael:
— Senin bulduğun belgede, ritüelin gerçekleştiği yılla ilgili Aren’in de bir bağlantısı var. Sahneler benim de beynime kesik kesik geliyor. Her hatırladığımda, kendimi zorladığımda gücüm tükeniyormuş gibi hissediyorum. Aren o gece oradaydı. Bu yüzden sana yaklaşmaya çalışıyor. Bana kalırsa o geceyle ilgili daha fazla şey öğrenmek için sana karşı rol yapıyor. Şimdilik yalnızca bunları anlatabilirim. Zamanı gelince her şeyi öğreneceksin.
Söylediklerini zihnimde tartmaya başladım.
Aren gerçekten o gece orada mıydı? Eğer öyleyse neden bana yaklaşmıştı? Bana yardım etmesinin ardında başka bir amaç mı vardı?
Acaba Mirael doğru mu söylüyordu?
Neyse, Lalin. Şimdi bunları düşünmenin sırası değil.
Ben:
— Tamam ama yine de sana güvenmiyorum, Mirael. Bana her şeyi anlatıp söylediklerini kanıtlayana kadar sana güvenmeyeceğim.
Mirael:
— Haklısın. Umarım bir gün beni anlarsın.
Bana içten bir şekilde gülümsedi.
Açıkçası anlattıklarından sonra içimi bir ürperti kaplamıştı. Gece tek başıma kalmak artık beni ürkütüyordu. Tam o sırada iç sesim konuşmaya başladı.
Onun seninle kalmasını iste. Uyuyana kadar yanında dursun.
Kov şeytanları, Lalin! Bu ne diyor böyle? Kov!
İç sesim de iyice kafayı yemişti.
Derken Mirael’in sesiyle irkildim. O an ne kadar büyük bir pot kırdığımı anladım.
Mirael:
— Öhm… Galiba dışından konuştun.
Utancımdan yerin dibine girebilirdim. Tanrı aşkına, şu an yok olmak istiyordum!
Ben:
— Şey, ben… Anlattıklarından sonra tek başıma kalmaya korktuğum için dedim ki…
Cümlemi tamamlayamadan Mirael beni yatağa çekip kendine sarıldı.
Ne yapıyorsun sen lan?!
Mirael:
— Şşşt! Uyu hadi. Korkma artık, ben buradayım.
Ona aval aval baktığımı fark edince hemen açıklama yapmaya başladı.
Mirael:
— Şey… Korkma diye sarıldım. Yoksa başka bir şeyden değil, canım. Neyse, bundan Demir’e bahsetme.
Kahkaha atmamak için kendimi zor tutuyordum. Bunu fark etmiş olmalıydı ki yeniden konuştu.
Mirael:
— Hiç de komik değil. Güzelim, ağzına dalga geçmek yakışıyor mu?
Dediği şeyle utancımdan kıpkırmızı oldum. Bunu fark edince dudağının kenarı kıvrıldı.
Daha fazla utanmamak için gözlerimi kapattım. Bir süre sonra da onun yanında uykuya daldım.

Sabah uyandığımda Mirael yanımda yoktu. Gitmişti.
Yataktan kalkıp banyoya gittim. Elimi yüzümü yıkadıktan sonra kahvaltı yapmak üzere mutfağa doğru ilerledim.
Bir de ne göreyim!
Mirael kahvaltı hazırlıyordu.
Yaşıyorken bunu da gördüm ya, artık ölsem de gam yemem kardeşim.
Geldiğimi fark edince bana döndü.
Mirael:
— Dün seni o hâlde bırakmaya içim el vermedi. Ben de sana kahvaltı hazırlayayım, dün merak ettiğin bazı şeyler hakkında da konuşuruz diye gitmedim.
Sırıtıyordu.
Bir dakika…
Hayır, hayır!
Biz dün sarılarak mı uyumuştuk?
Olamaz!
Utandığımı görünce ne düşündüğümü anlamış olmalıydı.
Mirael:
— Sabaha kadar bana sarılarak uyudun, evet.
Konuyu değiştirmek için hemen kahvaltıya yöneldim.
Ben:
— Kahvaltı da mis gibi kokuyor. Hadi yiyelim, değil mi?
Mirael daha da sırıtınca onu görmezden gelmeye çalıştım. Ardından kahvaltı masasına geçtik.
Aklımda dünden beri dolaşan soruyu daha fazla tutamadım ve pat diye sordum.
Ben:
— Demir’le tanıştığınızı bana neden anlatmadın?
Mirael:
— Çünkü öyle bir zamanımız olmadı. Sana her şeyi açıklamak için daha geniş bir zamana ihtiyacım vardı.
Cevabı beni pek tatmin etmemişti ama konuşmaya devam ettim.
Ben:
— Peki, kardeşimle ilgili başka ne biliyorsun?
Mirael yutkundu.
Mirael:
— Senin bildiğin kadarını. Başka soru.
Verdiği tepkiye bozulmuştum. Bir şeyler sakladığı apaçık ortadaydı.
Ben:
— Yok.
Mirael:
— Ooo, güzellik! Trip mi yiyorum şimdi?
Ben:
— Saçmalama, Mirael.
Tam o sırada bir bildirim sesi duyuldu. Kendi telefonuma baktım ama bildirim bana gelmemişti. Mirael’in telefonuydu.
Kimden geldiğini merak etsem de sormadım.
Birden ayağa kalktı.
Mirael:
— Benim çok acil bir işim çıktı. Artık gitmem lazım.
Hareketleri o kadar şüpheliydi ki neredeyse katil olduğunu düşünecektim. Neyse ki değildi.
Görüşürüz dedikten sonra neredeyse koşar adımlarla evden çıktı.
Arkasından bakakaldım.
Bu neydi şimdi?

Mirael gittikten sonra düşüncelerimle baş başa kaldım. Dün gece dosyada gördüğüm Noyan Veyl’in adını düşünmeye başladım.
Bizi malikâneye çağıran kişinin o olduğunu hatırlıyordum. Başlangıçta bunun bir şaka olduğunu düşünmüştüm çünkü Noyan Veyl’in öldüğüne inanıyordum. Fakat artık işin ciddiyetini anlamaya başlamıştım.
Ya gerçekten hayattaysa?
Ya da biri onun adını kullanarak bizi bir tuzağa çekmeye çalışıyorsa?
Her iki ihtimal de içimi ürpertiyordu.
Bir karar vermiştim: O gizli arşivi ve kayıp belgeleri bulacaktım. Noyan Veyl’in bu olaylarla bağlantısını öğrenmeden vazgeçmeyecektim.
Yeniden araştırmaya koyuldum. Önümdeki belgeleri tek tek inceleyip bulduğum bilgileri karşılaştırdım. Ancak saatler geçmesine rağmen aradığım cevaba ulaşamadım.
Yorgunluk sonunda ağır bastı. Başımı masaya koyduğumu hatırlıyordum ama ne zaman uykuya daldığımı bilmiyordum.
Telefonuma gelen bildirim sesiyle yerimden sıçradım.
Aren mesaj atmıştı.
Cevap verip vermemekte kararsız kaldım. Mirael’in uyarısı zihnimde yankılanıyordu.
O Aren denen lavuğa güvenmeni istemiyorum.
Fakat Aren’den Noyan Veyl hakkında bilgi alabilirdim. Belki de bu sayede araştırmamı ilerletebilirdim.
Sonunda mesaja tıkladım.
Aren: Dün gece ne oldu? Neden öyle hissettin? Dayanamadım, seni merak ettim.
Cevabımı geciktirmeden konuya girdim.
Ben: İyiyim, teşekkür ederim. Dün gece öyle hissetmemin sebebi Noyan Veyl. Onun hakkında bir şey biliyor musun?
Aren: Sizin eski, ölen arşivciniz değil mi?
Ben: Evet. Dosyayı açabilecek kişinin o olduğu yazıyordu.
Aren: O zaman iki ihtimal var. Ya gerçekten yaşıyor ya da biri bize bir tuzak kuruyor.
Verdiği cevap kafamı daha da karıştırmıştı. Ne yapacağımı bilemez hâldeydim.
Ben: Teşekkür ederim. Bu konuyla ilgili benim için bir araştırma yapar mısın?
Aren: Tabii.
Teşekkür ettim, mesajını beğenip sohbetten çıktım.
Şimdilik onu tamamen suçlu ilan etmeme gerek yoktu. Mirael’in söylediklerini de göz ardı edemezdim ama Aren’in gerçekten neyin peşinde olduğunu öğrenmeden bir sonuca varmak istemiyordum.
Telefonumu masaya bıraktım ve önceki araştırmalarımdan kalan belgeleri incelemeye devam ettim.
Derken o sembol yeniden karşıma çıktı.
Sekiz işaretli sembol…
Gözlerimi kısıp fotoğrafını dikkatlice inceledim. Bunun mutlaka bir anlamı vardı ama neydi?
Fotoğrafı Aren’e gönderip onun da araştırmasını istedim. Ardından kendim araştırmaya devam ettim.
Birkaç saat sonra, sembolle ilgili son derece ürpertici bir bilgiye rastladım.
Ekrandaki yazıyı okurken nefesim kesildi.
Sekiz işaret. Bir kurban, yedi güç.
Olduğum yerde donakaldım.
Bu ne demekti?
Bir kurban mı? Yedi güç mü?
Sekiz işaretin bunlarla nasıl bir bağlantısı olabilirdi?
Tüylerim diken diken olmuştu. Karşıma çıkan bu bilgi, aradığım cevaplardan biri olabilirdi. Ama aynı zamanda beni daha önce hiç düşünmediğim sorularla baş başa bırakmıştı.
Noyan Veyl’in izini sürmem gerekiyordu.
Malikâneye gitmeye karar verdim. Fakat tek başıma gitmek konusunda uzun süre tereddüt ettim. Bir yandan daha fazla şey öğrenmek istiyor, diğer yandan Mirael’in söylediklerini hatırlıyordum.
Tek başıma belki daha fazla şey bulabilirim.
Sonunda kararımı verdim. Şoförüm Daniel’i bile yanıma almadan malikâneye doğru yola koyuldum.

Yaklaşık yarım saatlik yolculuğun ardından Veyra Malikânesi’ne vardım.
İçerideki ışıklar açıktı.
Demek ki biri vardı.
Arabadan inip malikâneye girdim. Merdivenlerden yukarı çıktım ve koridorun sonundaki aralık kapıdan içeri baktım.
Bir de kimi göreyim?
Demir Koral.
Beni fark edince başını çevirdi.
Demir:
— Vay vay, kimler gelmiş! Lalin Veyra.
İç sesim hemen devreye girdi.
Bu şahıs bu kadar gıcık olmak zorunda mı ya?
İlk kez iç sesime hak veriyordum galiba.
Ben:
— Sana mı soracağım, öfke bey?
Son iki kelimeyi özellikle bastırarak söyledim.
Demir bana doğru yaklaşmaya başladı. Ardından hafifçe eğilerek konuştu.
Demir:
— Sakin ol, küçük hanım. Bana olan öfkeni anlayabiliyorum ama seni dinleyeceğim ve sorularını cevaplayacağım.
Ben:
— Ne sorarsam mı?
Demir:
— Bakarız.
Pişkin pişkin sırıttı.
O kadar sinirlenmiştim ki yanımda duran kitabı yüzüne fırlattım. Kıl payı kurtuldu, öküz!
Demir:
— Hop! Yavaş ol, küçük hanım.
Ben:
— Her neyse, soruyorum. Miran’la ilgili bildiklerini anlat.
Demir’in yüzündeki ifade bir anlığına değişti. Ardından konuşmaya başladı.
Demir:
— Malikâneye geldiğimde benim de hatıralarım kesik kesik gelmeye başladı. O geceyle ilgili korkunç sesler ve bir çocuk çığlığı dışında bir şey hatırlamıyorum. Yani kardeşini ben de araştırıyorum. İlla bir şeyler bilmek istiyorsan Aren’in daha fazla şey bildiğini düşünüyorum.
Son cümlesini özellikle vurgulamıştı.
Söyledikleri beni tatmin etmemişti.
Ben:
— Ne ima etmeye çalışıyorsun?
Demir:
— Hiç. Sadece bir varsayım.
Sırıttı.
Ben:
— Daha fazla bir şey anlatmayacaksın, değil mi? İşin gücün gıcıklık.
Demir:
— Tabii ki anlatmayacağım. İltifat için teşekkürler.
Ben:
— Pisliksin.
Demir:
— Sağ ol, güzelim. Görevimiz.
Tam ona bir kitap daha fırlatacaktım ki arkamızdan bir gıcırtı sesi geldi.
Hasiktir!
İkimiz de aynı anda arkamıza döndük.
Bir silüet gördüm.
Fakat onu fark ettiğim anda kaçmaya başladı.
Demir:
— Hey! Dur!
Demir’le birlikte peşinden koşmaya başladık. Koridora çıktığımızda silüet çoktan uzaklaşmıştı. Birkaç adım daha ilerledik ama ortalıkta kimse yoktu.
Sanki bir buhar misali yok olup gitmişti.
Ben:
— Kahretsin ya!
Öfkeden kuduruyordum. Kendimi yere bırakmamla ağlamaya başlamam bir oldu. Üzüntüden değil, sinirden ve korkudan ağlıyordum.
Her şey üst üste gelmişti. Bir türlü cevap bulamıyor, her yeni adımda daha fazla soruyla karşılaşıyordum.
Demir yanıma geldi ve beni sakinleştirmeye çalıştı. Ardından bana sarıldı. İçten bir sesle ağlamamam gerektiğini, bunu halledeceğimizi söyledi.
Bu hâlini görmek beni şaşırtmıştı.
Demek ki o kadar da gıcık değildi.
Yok, yok. Hemen yumuşama, Lalin. Az önce suratına kitap fırlatıyordun.
İç düşüncelerimle yine kavga etmeye başlamıştım ki Demir yanımdan ayrıldı. Birkaç adım ötemizde yere düşmüş, parlak bir kart gördü. Eğilip kartı aldı ve yanıma geldi.
Demir:
— Lalin, şuna bir bak.
Gözyaşlarımı silip karta baktım.
Üzerinde yazanları okuduğum anda ikimiz de donakaldık.
Bu, bir malikâne giriş kartıydı.
Kartın üzerinde şu isim yazıyordu:
NOYAN VEYL
Altında ise şu ifade vardı:
VEYRA MALİKÂNESİ GİRİŞ KARTI
Demir’le birbirimize baktık.
Onu ilk kez bu kadar endişeli görüyordum.
Noyan Veyl’in adı artık yalnızca eski belgelerde ya da geçmişe dair anlatılarda karşıma çıkmıyordu. Malikânenin giriş kartında da yazıyordu.
Ama bu kart neden buradaydı?
Bizi izleyen kişi kimdi?
Ve Noyan Veyl gerçekten hayatta mıydı?
Demir’in yüzündeki endişeye bakarken içimde tek bir düşünce yankılandı:
Beni o malikâneye çağıran kişi, belki de yıllardır aradığım gerçeğin kapısını çoktan aralamıştı. Ben ise o kapının ardında ne olduğunu bilmeden içeri girmiştim.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

4okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.