4.BÖLÜM- Küllerin Altındaki İz

Vaveyla Yazarı: İlknur Acar

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 7Şu an: 4.BÖLÜM- Küllerin Altındaki İz

Lalin— Birinci Ağızdan Anlatım
Eve döner dönmez üstümü değiştirmiş ve kendimi yatağa atmıştım. Fakat ne kadar dinlenmeye çalışsam da zihnimde dönüp duran düşüncelerden kurtulamıyordum. Aklım hâlâ bulduğum belgedeydi.
Hani insanın içine bazen bir yumru oturur da ne yaparsa yapsın o hissi üzerinden atamaz ya… Ben de tam olarak öyle hissediyordum. Bazen kendimizi çıkmaz düşüncelerin içinde bulur, zihnimizin en derinlerine dalarız. Başlangıçta birkaç düşünceden ibaret olan şeyler, zamanla içinden çıkamadığımız bir labirente dönüşür.
Ben de o labirentin içindeydim.
Aren’e güvenmeli miydim?
Aileme bile güvenemiyorken kime güvenebilirdim ki?
İç çekerek doğruldum. Düşüncelerimden kaçmanın bir yolu yoktu. En azından belki de cevaplar bulabilirdim.
Elimi uzatıp belgeyi yeniden aldım. Kâğıdı dikkatlice incelemeye başladım. Ön yüzündeki yazıları tekrar okuduktan sonra arkasını çevirdim ve gördüğüm işaretle olduğum yerde kaldım.
Sekiz işaretli sembol…
Bu sabah gördüğüm sembolün aynısıydı.
İçimden bir ürperti geçti. Bu işaretin ne anlama geldiğini bilmiyordum ama karşıma ikinci kez çıkması tesadüf olamayacak kadar tuhaftı.
Acaba fotoğrafını Aren’e gönderip sorsam mıydım?
Hem ne olabilirdi ki? En fazla biraz ağzını yoklamış olurdum. Vereceği tepki de bana bir fikir verebilirdi.
Telefonumu alıp Aren’in numarasını açtım. Tam mesaj yazacaktım ki ekranın üst kısmında beliren bildirimle irkildim. Sanki ona yazacağımı hissetmişti.
Aren: Selam, nasılsın? Daha iyi oldun mu?
Bir süre ekrana baktım.
Bana neden bunu soruyordu? Gerçekten iyi olup olmadığımı merak mı ediyordu? Yoksa bana karşı bu kadar ilgili davranmasının başka bir nedeni mi vardı?
Üstelik onu kendime yakın hissetmemin sebebini de hâlâ anlayamıyordum. İçimde açıklayamadığım bir tanıdıklık hissi vardı. Sanki onu çok önceden tanıyormuşum gibi… Ama bunun nedenini bir türlü bulamıyordum.
Başımı iki yana sallayarak düşüncelerimden sıyrıldım. Şimdi bunları düşünecek zaman değildi.
Demir’in isminin belgede geçtiğini Aren’e söylemeye karar verdim. Belki bir şey biliyordu. En azından vereceği tepkiden bir şeyler anlayabilirdim.
Ben: Selam, iyiyim. Sen nasılsın? Sana bir fotoğraf atacağım ama aramızda kalmasını umuyorum.
Aren: Selam. Tabii, aramızda kalacağına emin olabilirsin. :)
Ben: Bir fotoğraf gönderildi.
Fotoğrafı gönderdikten sonra ekrana bakarak beklemeye başladım. Çok geçmeden Aren’den yeni bir mesaj geldi.
Aren: Bu sembolü daha önce görmüştüm sanırım. Kardeşinle bir alakası olabilir mi? İstersen beraber araştırabiliriz. Ayrıca Demir’in ismi neden geçiyor olabilir? Bu konuyu detaylı bir şekilde incelememiz gerekiyor. Tabii, sen de istersen.
Kaşlarımı çattım.
Demek sembolü daha önce görmüştü.
Peki, nerede görmüştü? Miran’la gerçekten bir bağlantısı olabilir miydi? Bir de Demir’in adının bu belgede ne işi vardı?
Aren’e güvenebilir miydim?
Onu eve çağırıp birlikte araştırma yapmaya karar verdim. Hem böylece tavırlarını daha yakından gözlemleyebilirdim. Bana karşı neden bu kadar yardımsever ve kibar davrandığını da belki zamanla anlardım.
Ben: Eğer müsaitsen yanıma gelebilir misin? Beraber araştırırız. Biraz uzun sürecek gibi görünüyor. Böyle ürkütücü bir araştırmayı tek başıma yapmak istemiyorum.
Aren: Tabii. Hemen konum atar mısın?
Ne yalan söyleyeyim, bu kadar çabuk kabul etmesini ben de beklemiyordum.
Konumumu gönderdikten sonra yaklaşık yarım saate geleceğini söyledi. Telefonu yatağın üzerine bırakıp etrafıma baktım.
İşte o an evin hâlini fark ettim.
Şeytanın görse kaçacağı bir evde yaşıyor olabilirdim.
Eyvah! Acilen kalkıp burayı toplamam lazım!
Hızla yataktan kalkıp evi toplamaya başladım. Bir yandan ortalığı düzenliyor, bir yandan da Aren geldiğinde ne yapacağımı düşünüyordum.
Bir şeyler hazırlasam mıydım? Sonuçta o kadar yolu gelecekti. Aç kalmasını istemezdim.
Temizliği bitirdikten sonra yiyecek ve içecek bir şeyler hazırladım. Tam işlerimi bitirip biraz dinlenmeye karar vermiştim ki kapı çaldı.
Kapıya yöneldim ama açmadan önce dürbünden baktım.
Aren gelmişti.
Saçımı başımı hızlıca düzelttikten sonra kapıyı açtım. Üzerinde rahat kıyafetler vardı. Öyle ki sanki araştırmaya değil de benimle sinema izlemeye gelmiş gibiydi.
Bu hâline sırıtmadan edemedim.
Aren:
— Selammm! İçeriden gelen bu güzel kokular da ne böyle? Ağzım sulandı.
Ben:
— Şey, ev biraz dağınıktı. Bir de o kadar yolu gelip aç kalmanı istemedim. İçeri gelsene.
Mahcup bir şekilde gülümsedim. Aren içeri girdiğinde etrafına göz gezdirdi.
Aren:
— Zahmet etmeseydin keşke. Hem bugün seni fazlasıyla sinirlendirdim. Sana yardım ederek kendimi affettirebilirim umarım.
Ben:
— Onu zaman gösterecek, Aren. Göreceğiz.
Ona hazırladığım atıştırmalıkları masaya koydum. Ardından bilgisayarımı ve bulduğum belgeyi çıkarıp önümüze yerleştirdim.
Ben:
— Biraz alelacele hazırladım. Umarım beğenirsin.
Aren:
— Sorun değil. Enfes görünüyor.
Gülümseyerek karşılık verdi. Ardından belgedeki işaretlere baktı.
Aren:
— Bu arada bence araştırmaya 17 Ekim 2010 tarihli belgelerden başlamalıyız. Belki böylece bir şeyler bulabiliriz.
Ben:
— Peki, öyle yapalım. Ama önce sana bir şey soracağım.
Aren başını kaldırıp bana baktı.
Ben:
— Siz bugün Demir’le bir anda nereye kayboldunuz? Bir de sanki belgede Demir’in isminin geçmesine şaşırmamış gibiydin.
Aren kısa bir süre düşündükten sonra cevap verdi.
Aren:
— Malikânede bir kedi vardı. Vazo düşürmüş. Biz de içeride biri var sanıp bakmaya gittik. Sonuçta eski bir malikâne, her şey olabilir. Ayrıca mesajda her duygu belli edilemez. Şaşırmamış gibi görünmüş olabilirim ama bayağı şaşırdım.
Söylediklerini dikkatlice dinledim. Cevabı mantıklıydı ama yine de içimdeki şüphe tamamen ortadan kalkmamıştı.
Ben:
— Anladım. O zaman araştırmaya başlayalım.
Bilgisayarın başına geçtik ve araştırmamıza başladık.

Birkaç saat boyunca belgeleri inceledik. Arada sohbet ediyor, bulduğumuz bilgileri karşılaştırıyorduk. Zaman ilerledikçe Aren’in davranışlarını gözlemlemeyi de ihmal etmedim.
Açıkçası düşündüğüm kadar egoist biri değildi. Hatta bazen oldukça anlayışlı davranıyordu. Yine de bu, ona tamamen güvenmem için yeterli değildi.
Ya gerçekten iyi biriydi ya da kendini olduğundan farklı göstermeyi çok iyi biliyordu.
Araştırmamızın sonunda bazı belgelerin kayıp olduğunu öğrendik. Aradığımız bilgilere ulaşamamıştık ve bu durum beni giderek daha fazla sinirlendiriyordu.
Ben:
— Belgeler kayıpsa şimdi ne yapmamız gerekiyor?
Aren:
— Veyra Malikânesi’nin kütüphanesine gideceğiz, küçük hanım. Kayıp belgeler olsa olsa oradadır.
Ben:
— Doğru söylüyorsun ama oraya gece gitmemiz tehlikeli olmaz mı?
Aren bana sanki çok açık bir şeyi unutmuşum gibi baktı.
Aren:
— Lalin, o malikâne eski de olsa hâlâ senin soyadını taşıyor ve sana ait. Malikâne kayıtlarına göre ailen oradan taşındıktan sonra orası sana bırakılmış. Ama sen gitmek istememişsin zaten.
Bir an duraksadım.
O bunu nereden biliyordu?
Hakkımda bu kadar ayrıntılı bilgiye nasıl ulaşmıştı? Galiba gerçekten iyi bir araştırmacıydı. Fakat ailemin oradan taşınmadığını, aslında beni terk ettiğini ona nasıl anlatabilirdim ki?
Bu düşüncelere dalmışken Aren parmaklarını şıklattı.
Aren:
— Nereye daldın böyle? Yanlış bir şey söylediysem özür dilerim.
Ben:
— Ben… Hayır. Sadece iyi bir araştırmacısın.
Konuyu daha fazla uzatmak istemedim. Ayağa kalkıp ellerimi birbirine çırptım.
— Ee, ne duruyoruz? Hadi gidelim!
Hava soğuk ve kasvetliydi. Üzerime montumu geçirip evden çıktım. Aren de peşimden geldi.

Yaklaşık yarım saat süren yolculuğumuzun ardından Veyra Malikânesi’ne vardık.
Gece vakti malikâne her zamankinden daha ürkütücü görünüyordu. Karanlık pencereleri ve eski duvarlarıyla, sanki yıllardır kimsenin bilmesini istemediği sırları içinde saklıyordu.
Arabadan indim ve malikâneye doğru yürümeye başladım. Fakat birkaç adım sonra Aren kolumdan tuttu.
Aren:
— Dur bakalım. Önden ben gideyim. Bu saatte bir hanımefendiyi böyle ıssız bir yerde önden göndermek yakışık almaz.
Ona dönüp gülümsedim.
Ben:
— Demir şu hâllerini görse seninle bayağı dalga geçerdi. Kibirli Aren’e bak sen!
Aren içtenlikle gülümsedi.
Aren:
— Ee, tabii! Olacak bazen böyle şeyler.
Birlikte malikâneye doğru ilerledik. Fakat birkaç adım sonra bir ses duyar gibi oldum. Durup etrafı dinledim.
Sanki birileri yürüyordu.
Ben:
— Sen de duydun mu?
Aren:
— Neyi?
Ben:
— Ayak seslerini.
Aren etrafına bakındı.
Aren:
— Hayır, sana öyle gelmiştir.
Ona şüpheyle baktım ama bir şey söylemedim. Belki gerçekten yanılmıştım. Yine de içimdeki huzursuzluk bir türlü geçmiyordu.
Aren’in peşinden yürümeye devam ettim ve daha önce gizli belgeleri bulduğum odaya ulaştık.

Odaya girer girmez araştırmaya başladık. Rafları, dolapları ve eski dosyaları tek tek inceledik. Fakat aradığımız belge bir türlü karşımıza çıkmıyordu.
İki saat boyunca uğraştıktan sonra umutsuzluğa kapılmaya başladım. Sonunda yere çöktüm ve etrafı incelemeye koyuldum.
Tam artık hiçbir şey bulamayacağımızı düşünüyordum ki Aren’in sesiyle başımı kaldırdım.
Aren:
— Lalin, sanırım bunu görmen gerekiyor. Galiba dosyayı buldum.
Yanıma geldiğinde elinde eski, kenarları kıvrılmış bir dosya vardı. Üzerinde kan lekesine benzeyen izler bulunuyordu.
Dosyayı ondan alırken şaşkınlıkla sordum:
Ben:
— Nereden buldun? Ben hiçbir yerde göremedim bunu.
Aren:
— Şu dolabın arkasına düşmüştü. Gözüme çarptı.
Dosyayı açıp sayfaları incelemeye başladım. Ancak içindeki belgelerde aradığım bilgilere ulaşamadım. Bazı sayfalar eksikti. Bir tanesi ise yırtılmıştı.
Geriye yalnızca küçük bir not kalmıştı.
Bazı isimler hatırlanmamalı.
Yazıyı Aren’e gösterdim. Bir süre sessizce birbirimize baktık.
Bu ne anlama geliyordu?
Hangi isimler hatırlanmamalıydı? Miran’ın adı da bunlardan biri miydi?
Aklımdaki sorular çoğaldıkça sabrım tükeniyordu.
Ben:
— Kahretsin! O belgeye ulaşmam lazım. Şimdi ne yapacağım?
Aren:
— Öncelikle sakin ol. Bir çaresini bulacağız. Şimdi her yeri aramaya başlayalım.
Ben:
— Tamam, ayrılalım o zaman. Tüm odalara bakalım. Birimiz bir şey bulursa diğerine mesaj atsın.
Aren:
— Tamam.
Aren kapıya yönelmişti ki kolundan tuttum.
Aren:
— Ne oldu, Lalin?
Ben:
— Aren, sen bana her şeyi detaylarıyla anlatacaktın.
Yüzündeki ifade değişti. Bir an ne diyeceğini bilemediğini düşündüm.
Aren:
— Şimdi değil, Lalin. Daha zamanı gelmedi. Lütfen… Sonra.
Bu cevabı beni sinirlendirmişti. Bana her şeyi anlatacağını söylemişti ama yine aynı şeyi yapıyordu: Konuyu erteliyordu.
Yine de şu an tartışmanın sırası olmadığını biliyordum. İstemeyerek de olsa başımı salladım ve odadan ayrıldım.
Koridor boyunca ilerleyip odaları tek tek aramaya başladım. Her kapının ardında farklı bir şey bulmayı umuyordum ama saatler geçmesine rağmen ne aradığım belgeye ulaşabilmiştim ne de Aren’den bir mesaj almıştım.
En sonunda yalnızca bir oda kalmıştı.
Kapısı diğerlerinden daha eski görünüyordu. Ahşabı kararmış, üzerindeki izler zamanla silinmişti. Sanki yıllardır kimsenin girmediği bir odaydı. Hatta insana içinde bir vampir yaşıyormuş hissi veriyordu.
İçimdeki merak ağır bastı.
Kapıya yaklaşıp kolu yavaşça çevirdim.
Kapı gıcırdayarak açıldı.
Ve içeride gördüğüm iki kişiyi görünce olduğum yerde kaldım.
Demir ve Mirael.
Bu ikisi ne alaka, abi?
Bizi mi takip etmişlerdi? Peki, Mirael bana onlara güvenmememi söyleyip Demir’le burada ne yapıyordu?
Hani öğretmenin yan yana oturttuğu öğrenciler olur ya… Bunlarınki de öyle bir tesadüf müydü?
Sol tarafımdaki melek hemen konuştu.
— Hades ve Selena gibi duruyorlar. Ya da Galatasaray ve Fenerbahçe mi desem?
Sağ tarafımdaki melek cevap verdi.
— Bari böyle bir anda boş yapma, olmaz mı?
İç sesim de kafayı yediğine göre harika!
Kapıyı tamamen açtım. İkisi de başlarını bana çevirdi.
Ben:
— Siz ikiniz burada ne iş yapıyorsunuz? Bizi mi takip ediyordunuz?
Sinirle onlara bakmaya devam ettim. Mirael pek şaşırmış görünmüyordu ama Demir’in yüzündeki şaşkınlığı fark etmemek mümkün değildi.
Demir:
— Asıl sen ne yapıyorsun bu saatte burada?
Ben:
— Bana miras bırakılmış eve gelirken size soracak değilim. Ama senin daha geçen gün şüphe uyandıran bir masada oturmuşken burada olman daha şüpheli sanki.
Kaşlarımı kaldırdım.
Gerginlikten domatese dönüşüp patlayacaktım.
Demir ellerini hafifçe kaldırdı.
Demir:
— Tamam, tamam. Açıklayacağım artık. Hepimiz unutulan o geceyle ilgili araştırma yapıyoruz. Sana yalan söyledik. Kardeşini tanıyor olabiliriz.
Söyledikleri karşısında bir an sessiz kaldım.
Miran’ı tanıyor olabilirlerdi.
Yıllardır kimsenin doğru düzgün konuşmadığı, varlığını bile kabul etmek istemediği kardeşimi…
Bakışlarımı Mirael’e çevirdim. Ona duyduğum hayal kırıklığını gizleyemiyordum.
Ben:
— Peki, siz nereden tanışıyorsunuz?
Mirael:
— Çocukluk arkadaşıyız.
Ben:
— Ne?!
Sesim odanın içinde yankılandı.
Mirael ve Demir çocukluk arkadaşıydı. Üstelik Mirael bana hiçbir şey söylememişti. Bana güvenmem gerektiğini söyleyen kişi, kendisi benden bir şeyler saklıyordu.
Tam yeni bir soru soracaktım ki kapıda bir hareketlilik oldu. Aren de yanımıza gelmişti.
Önce bana, sonra Demir ve Mirael’e baktı. Yüzündeki ifadeden bu karşılaşmayı beklemediği anlaşılıyordu.
Demir yeniden konuşmaya başladı.
Demir:
— Böyle bir dosya bulduk. Galiba artık kiminle alakalı olduğunu biliyoruz. Burada gizli bir arşiv olduğu yazıyor ama nerede olduğunu yalnızca bir kişi biliyor.
Dosyayı elinden alıp inceledim.
Yazılan ismi gördüğüm anda kanım dondu.
Noyan Veyl.
Bir an nefes almayı unuttum.
Noyan Veyl…
Bu ismi biliyordum.
Bizi malikâneye çağıran kişi oydu.
O gün gelen daveti, malikâneye gidişimizi ve bizi oraya çağıran kişinin Noyan Veyl olduğunu hatırladım. O zamanlar bunun bir şaka olduğunu düşünmüştüm. Hatta öldüğünü sandığım birinin adının böyle bir olayla bağlantılı olabileceği aklımın ucundan bile geçmemişti.
Ama şimdi aynı isim, elimdeki dosyada karşıma çıkmıştı.
Üstelik gizli arşivin yerini bilen tek kişi olarak.
Dosyaya tekrar baktım. Belki yanlış okuyordum. Belki aynı isimde başka biriydi. Fakat içimdeki huzursuzluk, bunun sıradan bir tesadüf olmadığını söylüyordu.
Noyan Veyl yaşıyor olabilir miydi?
Bizi malikâneye çağıran gerçekten o muydu? Bize ulaşmaya mı çalışıyordu? Peki, neden kendini göstermiyor ve bütün bunları gizlice yapıyordu?
Bir başka düşünce zihnime yerleşti.
Malikâneye bizi çağıranın Noyan Veyl olduğunu benden başka kimsenin bilmediğini sanıyordum. Öyleyse bu dosya neden şimdi karşıma çıkmıştı?
Başımı kaldırdığımda herkesin bana şaşkınlıkla baktığını gördüm. Bir anda kendimi kötü hissetmeye başladım. Düşüncelerim birbirine karışmıştı ve artık orada kalmak istemiyordum.
Aren’e döndüm.
Ben:
— Beni eve bırakır mısın?
Aren:
— Tabii ki.
Demir’e ve Mirael’e kırgınlıkla baktım. Özellikle Mirael’e…
Bana söylemediği ne kadar çok şey vardı?
Mirael, bakışlarımdaki kırgınlığı fark etmiş gibi bana doğru bir adım attı. Beni durdurmak, belki de bir şeyler açıklamak istiyordu.
Fakat onu dinleyecek durumda değildim.
Arkamı dönüp koşar adımlarla oradan uzaklaştım.
Demir’e sormam gereken bir sürü soru vardı. Mirael’e de öyle. Ama şu an hiçbirinin cevabını dinleyebilecek durumda değildim. Daha sonra Demir’in numarasını birinden alır, onunla konuşurdum.
Şimdi tek istediğim buradan uzaklaşmaktı.

Aren’le arabaya bindik. Yol boyunca ikimiz de sessiz kaldık. Yaklaşık yarım saat sonra eve vardık.
Arabadan inmeden önce ona döndüm.
Ben:
— Teşekkür ederim.
Aren:
— Bugün ne olduğu hakkında seni sıkıştırmayacağım. Kendini daha iyi hissettiğinde konuşmak istersen konuşuruz.
Sözleri karşısında hafifçe gülümsedim.
Aren de bana içten bir gülümsemeyle karşılık verdi. Ardından arabasına binip gitti.
Bir süre arkasından baktım. Ona güvenmek istiyordum ama içimdeki şüpheler buna izin vermiyordu.
Sonunda derin bir nefes alıp eve girdim.
Elimi yüzümü yıkadıktan sonra odama geçtim. Gün boyunca yaşadıklarımı düşünmekten yorulmuştum. Tek istediğim biraz yalnız kalmaktı.
Fakat odanın ışığını açtığım anda olduğum yerde sıçradım.
Yatağımda biri uzanıyordu.
Gümüşe kaçan saçları ve koyu lacivert gözleriyle beni izleyen kişiyi tanımam uzun sürmedi.
Mirael.
Bir an kalbim yerinden çıkacakmış gibi hissettim.
Ben:
— Sen burada ne yapıyorsun?!
Mirael yataktan kalktı ve bana doğru yaklaştı. Yüzünde anlamlandıramadığım bir ifade vardı. Gözlerini gözlerime dikti.
Ardından hiç beklemediğim o cümleyi söyledi.
Mirael:
— Sana Aren’e güvenmemen gerektiğini söylemiştim.
Bir süre yüzüne baktım.
Artık ne düşüneceğimi bilmiyordum.
Aren benden bir şeyler saklıyordu. Demir ve Mirael çocukluk arkadaşıydı. Noyan Veyl’in adı yeniden karşıma çıkmıştı ve Miran hakkında kimsenin bana anlatmadığı gerçekler vardı.
Herkesin bir sırrı vardı.
Ve ben, kendi hayatımla ilgili gerçekleri öğrenebilmek için herkesten şüphe etmek zorunda kalmıştım.
Artık kime güveneceğimi şaşırmıştım.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

18okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.