6.BÖLÜM- Kırılan Sessizlik

Vaveyla Yazarı: İlknur Acar

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 7Şu an: 6.BÖLÜM- Kırılan Sessizlik

Lalin — Birinci Ağızdan Anlatım
Aradan yaklaşık on dakika geçmişti ama Demir’le hâlâ neredeyse aynı pozisyonda duruyorduk. Birbirimize bakıyor, bir yandan da elimizdeki kartı inceliyorduk. Üzerinde yazan isim, zihnimin içinde yankılanıp duruyordu.
Noyan Veyl.
Demir’in kartı gördüğünden beri yüzünden eksik olmayan endişe ise dikkatimi çekiyordu. Bir şeyler biliyor gibiydi. Belki de bildiklerinden çok, hatırlayamadıkları onu korkutuyordu.
Sessizliği daha fazla sürdürmek istemedim.
— Demir, bir şeyler biliyor gibisin. Anlatmak ister misin? Ayrıca, bana anlatacak bir şeyin olmadığını söylemeyi düşünüyorsan önce şuna bakmanı öneririm.
Cebimde taşıdığım mektubu çıkardım ve ona uzattım.
— Geçen gün yemekten ayrıldığımda elime ulaşan mektubun içindeki belgede senin ismin vardı. O gece yaşananlarda senin de bir etkin olduğu aşikâr. Şimdi bana hâlâ hiçbir şey bilmediğini mi söyleyeceksin?
Demir mektubu elimden aldı. Gözleri belgede gezindi. Birkaç saniye boyunca hiçbir şey söylemedi. Ardından kâğıdı bana geri uzattı.
— Ben sadece o geceyle ilgili şunu hatırlıyorum, Lalin. Noyan Veyl’in bir kız kardeşi vardı. İsmini hatırlamıyorum çünkü sanki hafızamdan silinmiş gibi. Ama yaşananlarla onun bir ilgisi olabilir.
Kaşlarımı çattım.
— Nasıl bir ilgi?
— Belki kız kardeşine bir zarar geldi ve bunu bizden bildiği için bizi takip ediyordur. Belki de bütün bunların arkasında başka bir sebep vardır. Yine de bu kart, onun hayatta olduğunu kanıtlamaz. Biri bize alçakça bir oyun oynuyor olabilir.
Söyledikleri mantıklı bir varsayımdı. Üstelik bu olayların içinde hepimizin hafızası aynı şekilde parçalanıyordu. Bazen geçmişten bir görüntü zihnime düşüyor, bazen de hatırlamaya çalıştığım şeyin yalnızca gölgesiyle baş başa kalıyordum.
Ama asıl soru hâlâ cevapsızdı.
Demir o gece ne yapmıştı?
Daha da önemlisi, ben ne yapmıştım?
Düşüncelerim beni yeniden ele geçirirken Demir parmaklarını şıklattı.
— Hey! Lalin Veyra! Dünyaya dönüyor muyuz?
Başımı kaldırıp ona baktım.
— Bir daha yaparsan o parmaklarını kırarım.
— Ne kadar misafirperver olduğunun farkında mısın?
— Sen de ne kadar sinir bozucu olduğunun farkında mısın?
Sırıttı. Tabii ki sırıttı. Bu adamın yüzüne ciddi bir ifade yerleştiğini görmek için sanırım dünyanın sonunu beklemem gerekiyordu.
Yine de az önceki mesele aklımdan çıkmıyordu.
— Bizi dinleyen kişi kartı bilerek bırakmış olmalı, Demir. Başka bir açıklaması olamaz. Buraya kadar girip bizi dinleyebiliyorsa aptal biri olduğunu düşünmüyorum.
Kartı ona doğru uzattım.
— Hâlâ sana güvenemiyorum. Kusura bakma, öfkeli.
Demir’in yüzündeki sırıtış genişledi.
— Tabii! Bana niye güvenesin zaten, Lalin Veyra? Yanında Aren gibi biri varken. Evrenin imparatoru ya kendisi.
Bunu öyle alaycı bir ses tonuyla söylemişti ki gözlerimi devirmemek için kendimi zor tuttum.
— Bana bak, seni gebertirim. Duydun mu? Gebertirim seni!
— Gebert de görelim, güzelim. Tanrı aşkına, bana ne yapacaksın? Yok mu edeceksin? Büyü mü yapacaksın?
Kahkaha attı.
— Hahaha! Güleyim de boşa gitmesin bari.
Derin bir nefes aldım.
Bir insanın aynı anda hem bu kadar sinir bozucu hem de bu kadar rahat olabilmesi mümkün müydü? Demir Koral, insanlığın bütün sabır sınırlarını test etmek için özel olarak yaratılmış olabilirdi.
— Böyle bir anda bile dalga geçebiliyorsun ya… Pes, Demir. Pes! Bırak şu atışmayı da bana düzgünce cevap vermeyi dene. Bildiğin ne varsa anlat.
Bu kez sustu.
Birkaç saniye boyunca gözlerimin içine baktı. Ardından elini şakağına götürdü. Sanki zihnindeki dağınık parçaları bir araya getirmeye çalışıyordu.
— Bak, küçük hanım. Elimdeki bilgilerle sana kesin bir şey söyleyemem. Şu an tek istediğim bu ürkütücü malikâneden çıkıp eve dönmek.
Bir an durdu, sonra bakışlarını bana çevirdi.
— Tabii bir hanımefendiyi böyle bir saatte yalnız başına eve gönderecek değilim. Seni bırakmamı ister misin?
Teklifini kabul etmek istiyordum. Açıkçası bu malikâneden bir an önce uzaklaşmak için her şeyi yapabilirdim.
— Olur. Ama bir şartım var.
— Şart mı?
— Beraber araştırma yapacağız. Bana yardım edeceksin. Lütfen, Demir. Gerçekten ne olduğunu öğrenmem gerekiyor.
Sesimdeki ciddiyeti fark etmiş olmalıydı. Yüzündeki alaycı ifade yavaşça silindi. Biraz yaklaştı, sonra sanki beni ürkütmek istemiyormuş gibi yeniden durdu.
Ellerimi tuttu.
— Sana söz veriyorum. Yardım edeceğim. Ama lütfen, şimdi buradan gidelim.
Bir an ellerimize baktım. Ardından gözlerimi ona çevirdim.
— Tamam. Yine de bu, sana güvendiğim anlamına gelmiyor. Hâlâ bana anlatmadığın şeyler olduğunu düşünüyorum.
Demir’in dudaklarının kenarı yeniden kıvrıldı.
— Öyle olsun bakalım.
— Ne sırıtıyorsun be, öküz!
— Hiççç.
Sabır çekip ayağa kalktım. Daha fazla konuşursak bu adamı gerçekten öldürecektim. Hem de büyüye falan ihtiyaç duymadan.
Demir’in arabasıyla eve dönecektik. Sabah Daniel’e kendi arabamı aldırabilirdim. Malikânenin kapısına vardığımızda Demir önümden geçerek arabanın kapısını açtı.
— Buyurun, prenses.
— Teşekkür ederim, beyefendi.
Arabaya bindim. O da sürücü koltuğuna geçti ve malikâneden uzaklaştık.
İlk on dakika boyunca ikimiz de konuşmadık. Dışarıdaki ağaçlar ve sokak lambaları camın ardından akıp giderken düşüncelerim yeniden Noyan Veyl’e döndü.
Sonunda sessizliğe dayanamadım.
— Şarkı açar mısın? Çok sıkıldım.
Demir hiç tereddüt etmeden cevap verdi.
— Hayhay, efendim!
Telefonuyla uğraştı ve birkaç saniye sonra müzik çalmaya başladı.
Açmaz olaydı.
Gerçekten açmaz olaydı.
Çünkü arabayı dolduran ses, bütün ciddiyetiyle Yansın Geceler olmuştu.
Gözlerimi kapattım.
Tanrım, bana sabır ver.
— Demir, bu ne?
— Müzik?
— Onu ben de anladım! Sen beni çıldırtmak mı istiyorsun? İnsan biraz Sezen Aksu falan açar. Müzik zevkine başlayacağım şimdi.
Demir, direksiyonun başında şarkıya eşlik etmeye başlamıştı bile.
— Yansın geceler, Pelinsu Eceler!
Başımı ona çevirdim.
— Pelinsu Eceler ne demek ya?!
Gülmekten direksiyonu tutmakta zorlanacak gibi oldu. Ben de dayanamayarak müziği kapattım.
— Ne yapıyorsun ya? Hiç çekilmiyorsun be kızım. Biraz eğlen!
— Eğleniyorum zaten! Senin müzik zevkini sorgulayarak hayatıma yeni bir hobi kazandırdım.
— Beğenmediysen söyle, daha kötüsünü açayım.
— Sakın!
Elini telefona uzatınca koluna vurdum.
— Demir!
Kahkahası arabanın içine yayıldı.
İnanabiliyor musunuz? Bu adam, birkaç dakika önce korkunç bir geçmişten, kayıp anılardan ve bizi takip eden gizemli birinden söz ediyordu. Şimdiyse arabasında şarkı söyleyerek beni çıldırtmaya çalışıyordu.
Galiba bugün rüyamda Pelinsuları görecektim.
İmdat!
Yaklaşık yarım saatlik yolculuğun ardından evime ulaştık. Arabadan inerken içimden şükürler ettim.
— Teşekkür ederim, Demir.
— Rica ederim, küçük hanım.
Telefonumu çıkardım.
— Araştırma için numaranı kaydedeyim.
Numarasını aldım. Ardından kapıya doğru yürüdüm. Tam içeri girecekken arkamdan seslendi.
— Lalin!
Döndüm.
— Ne var?
— Kapıyı kilitle. Bir de… Bir şey olursa beni ara.
Bu kez dalga geçmiyordu.
Başımı hafifçe salladım.
— Tamam.
İçeri girdikten sonra elimi yüzümü yıkadım, pijamalarımı giydim ve kendimi yatağa bıraktım. Bütün günün yorgunluğu üzerime çökmüştü.
Tam gözlerimi kapatacakken telefonum titredi.
Bilinmeyen bir numaradan mesaj gelmişti.
Bilinmeyen numara: Demir’le çok iyi anlaştınız herhâlde :) Aren’den uzak dur dedim, sıra Demir’de mi Lalin? Beni delirtmeye mi çalışıyorsun?
Mesajı birkaç kez okudum.
Sonra yüzümde tuhaf bir ifade oluştu.
Bu kadar düşünmeme gerek yokmuş aslında.
Mirael Aster’in ta kendisi!
Dişlerimi sıktım. Telefonu elime alıp hemen cevap yazdım.
Ben: Mirael Aster. Sensin, değil mi?
Cevap neredeyse anında geldi.
Bilinmeyen numara: Ta kendisi :)
Telefonu yatağa bırakıp tavana baktım.
Bu çocuk beni gerçekten delirtecekti.
Demir’le birlikte olduğumu nereden biliyordu? Bizi mi takip ediyordu? Yoksa bizim güçlerimizin yanında onunki çok daha farklı bir şey miydi?
Aklımdaki sorular birbirini kovalarken Mirael’i rehberime kaydettim. Sonra yeniden mesajlarına döndüm.
Mirael: Ben bilirim. Sen nereden bildiğimi bırak da neden bana haber vermediğini söyle.
Kaşlarım çatıldı.
Bana hesap soracakmış gibi davranmasına tahammül edemiyordum.
Ben: Seni ilgilendirmez. Sana hesap mı vereceğim?
Mirael: Vereceksin.
Ekrana bakakaldım.
Bu çocuğun kendisini kim sandığını gerçekten merak ediyordum. Birazdan telefonun içinden çıkıp karşıma dikileceğine yemin edebilirdim.
Yine de konuşmayı uzatmanın bir anlamı yoktu. Belki durumu anlatırsam en azından bu gece rahat bırakırdı.
Tabii Noyan Veyl’in kız kardeşiyle ilgili konuşmayı anlatmayacaktım. Demir’in hatırladığı o ayrıntının şimdilik aramızda kalması daha iyiydi.
Ben: Malikâneye bir şeyler araştırmak için gitmiştim. Demir’le karşılaştık. Ona benden sakladığı şeyleri anlatmasını söyledim. Bir şeyler anlattı ama her şeyi değil. Sonra atışmaya başladık. Tam o sırada birinin bizi dinlediğini fark ettik. Peşinden koştuk ama yetişemedik. Asıl kanımı donduran şey ise yerde bulduğumuz karttı. Üzerinde Noyan Veyl yazan bir Veyra Malikânesi giriş kartı.
Bir süre cevap gelmedi.
Ardından Mirael yazdı.
Mirael: Anladım. Sen şimdi yat, uyu. Ben halledeceğim. İyi geceler, güzellik.
Gözlerimi kıstım.
Ben: Hayır, dur dur! Bugün sen neden alelacele çıktın?
Ekranda yazıyor işareti belirdi. Kayboldu. Yeniden belirdi. Bir kez daha kayboldu.
Bir şey söylemek istiyordu ama söyleyemiyordu.
Sonunda cevap geldi.
Mirael: Hiç. Bir işim çıktı sadece.
Tatmin edici miydi?
Kesinlikle hayır.
Ama gözlerim kapanıyordu. Mirael’le tartışmak için başka bir gün de vardı.
Ben: İyi geceler.
Telefonu komodinin üzerine bıraktım. Başımı yastığa gömdüm.
Bugünlük bu kadarı yeterdi.
Gözlerimi kapattığım gibi uykuya daldım.

Mirael — Birinci Ağızdan Anlatım
Ben Mirael. Mirael Aster.
Yedi büyük erdemin ve yedi büyük günahın efendisiyim.
Ve Lalin Veyra, bu hayattaki en büyük zaafım.
Hayır, nedenini söylemeyeceğim.
Zamanla öğreneceksiniz.
Şimdilik söyleyebileceğim tek şey var: Umarım Lalin, onu neden korumaya çalıştığımı öğrendiğinde benden nefret etmez.
Yatağımda oturmuş, telefon ekranına bakıyordum. Lalin’le konuşmamız bitmişti ama zihnim hâlâ onun sorularıyla doluydu.
Bu sabah neden erkenden çıktığımı sormuştu.
Ona Aren’le ilgili gelen mesajı nasıl anlatabilirdim?
Anlatmalı mıydım?
Hayır. Başında zaten yeterince dert vardı. Bir de bunu ona yüklemek istemiyordum.
Ama bir şeyi unutuyordum.
Lalin, kendisi hakkında kararlar alınmasından hoşlanmazdı. Ona sürekli bir şeyleri saklayıp sonra da onu koruduğumu söylemek, güvenini kazanmanın en kötü yollarından biriydi.
Bunu biliyordum.
Yine de ne yapacağımı bilmiyordum.
Telefonumu elime aldım ve bilinmeyen numaradan gelen mesajı yeniden açtım.
Bilinmeyen numara: Aren’le arandaki bağa hâlâ inanmıyor musun? İnanmak istemiyorsan sana göndereceğim adrese git ve öğren.
Mesajın altında bir adres vardı.
Daha önce görmediğim bir yer.
Parmaklarımı ekranın üzerinde gezdirdim. Mesajı tekrar okudum. Ardından telefonu yatağın üzerine bıraktım.
Aren’le aramızdaki bağ mı?
Ne bağı?
Bu kişi ne biliyordu? Neden özellikle Aren’in adını kullanıyordu? Beni o adrese çağırmasının amacı neydi?
Cevaplarım yoktu.
Ama bir şeyi biliyordum: Bu işi tek başıma çözmeye çalışmakla hiçbir yere varamayacaktım.
Demir’i aramalıydım.
Telefonu elime alıp numarasını buldum. Arama tuşuna bastım. Birkaç kez çaldıktan sonra nihayet açıldı.
— A-alo?
Sesinden uyuduğu anlaşılıyordu.
— Mirael, bu saatte araman için geçerli bir sebebin olduğunu söyle.
— Evet, var. Sana Aren’le ilgili bir şey anlatacağım. Veyra Malikânesi’ne gel. Birazdan orada olacağım.
Bir an duraksadım.
— Telefonda soru sorma. Anlatamam.
Cevap vermesine fırsat bırakmadan telefonu kapattım.
Bunu neden yaptığımı ben de bilmiyordum.
Belki gergindim. Belki de konuşursam bütün düşüncelerimi birbirine karıştıracağımdan korkuyordum.
Yataktan kalkıp hazırlanmaya başladım.
Bir yandan üzerimi değiştiriyor, bir yandan da mesajı düşünüyordum. İçimde açıklayamadığım bir huzursuzluk vardı. Sanki birileri geçmişin kapılarını zorlamaya başlamıştı.
Ve o kapıların ardında ne olduğunu ben bile bilmiyordum.
Hazırlandıktan sonra evden çıktım. Arabama doğru yürürken telefonumu yeniden kontrol ettim.
Adres hâlâ oradaydı.
Mesaj hâlâ oradaydı.
Cevaplar ise hâlâ yoktu.
Biliyorum, belki bazı konuşmalar bütün sorulara cevap vermez. Bazen insanın içindeki yükü hafifletmeye bile yetmez.
Ama bazı yükler paylaşılmalıdır.
Canını yakacak olsa bile.
Çünkü bazen susmak, gerçeği söylemekten daha fazla zarar verir.

Aren — Birinci Ağızdan Anlatım
Bazen insan, aradığı şeylerde ve bulmaya çalıştığı cevaplarda kaybolur.
Ben de o anlardan birindeydim.
Saatlerdir Lalin’in benden istediği şeyler üzerine araştırma yapıyordum. Yorgunluktan gözlerim kapanmak üzereydi ama sekiz işaretli sembolü incelemeyi bırakamıyordum.
Bu yüzden girmem yasak olan bir arşive ulaşabilmek için küçük bir servet harcamıştım.
Pişman mıydım?
Henüz değil.
Araştırmamın merkezinde, tahmin edileceği üzere, Noyan Veyl vardı. Geçmişte yaşananların cevaplarını verebilecek kişilerden biri oydu. En azından elimizdeki bilgiler böyle düşünmemize neden oluyordu.
Fakat bir sorun vardı.
Noyan’ın nerede olduğunu bilmiyorduk.
Hayatta olup olmadığını bile bilmiyorduk.
Bilgisayarın ekranına eğilmiş, eski kayıtları incelerken telefonum titredi. Lalin’den mesaj gelmişti.
Lalin: Belki araştırma yapmana yardımcı olur. O gün beni malikâneye çağıran Noyan Veyl’di. Ama bunu bir şaka zannetmiştim.
Mesajı okudum.
Ardından istemsizce başımı salladım.
Noyan’ın Lalin’i malikâneye çağırmış olması, araştırmanın yönünü değiştirebilirdi. Çünkü Lalin’in elindeki davet, onun geçmişteki olaylarla bağlantısını düşündüren bir ayrıntıydı.
Mesajına bir ifade bıraktım ve yeniden kayıtlara döndüm.
Bir süre sonra karşıma başka bir şey çıktı.
Daniel.
Lalin’in şoförü.
Onun bazı şeyleri biliyor olabileceğini düşünüyordum. Bu nedenle telefonundaki mesajlara izinsiz erişim sağlamıştım. Bunun doğru bir yöntem olmadığının farkındaydım. Ama elimdeki seçeneklerin giderek azaldığını hissediyordum.
Mesajlar arasında gezinirken bilinmeyen bir numaradan gönderilmiş bir ileti dikkatimi çekti.
Mesajın içeriğini okuduğumda sırtımdan aşağı soğuk bir ürperti yayıldı.
Bilinmeyen numara: Zamanı geldi. Artık hepsini malikâneye davet etme zamanı.
Mesajı birkaç kez okudum.
Hepsini.
Demek ki bu kişi yalnızca Lalin’i değil, diğerlerini de hesaba katıyordu.
Hemen ekran görüntüsü aldım. Ardından mesajın gönderildiği numaraya ve bağlantılı bilgilere ulaşmaya çalıştım.
Fakat sistem bir anda erişimimi kesti.
Ekrana baktım.
— Harika. Tam da ihtiyacım olan şey buydu.
Telefonuna erişimim engellenmişti. Üstelik bunu yapan kişinin benim sisteme girdiğimi fark etmiş olma ihtimali vardı.
Daha fazla uğraşmadım. Elimde en azından mesajın görüntüsü bulunuyordu.
Hemen Lalin’e yazdım.
Ben: Bir fotoğraf göndereceğim. Dikkatlice incele.
Ardından mesajın görüntüsünü gönderdim.
Lalin’e Daniel’in telefonunda gördüklerimi anlatmam gerekiyordu. Ama henüz Daniel’in bu mesajla ne ilgisi olduğunu bilmiyordum. Mesajı alan kişi olması, onu gönderen kişi olduğu anlamına gelmezdi.
Belki o da bir şeylerin kurbanıydı.
Bu yüzden Lalin’e aceleyle suçlamada bulunmamasını, dikkatli davranmasını ve malikânede buluşmamızı söyledim.
Sonra bilgisayarımı kapattım.
Biraz daha aç kalırsam gerçekten bayılacaktım. Dışarı çıkıp sevdiğim bir restoranda yemek yedim. Ardından arabama doğru yürüdüm.
Arabaya binince dikiz aynasından kendime baktım.
Ne kadar da yakışıklıyım yahu!
Kibrim beni ben yapıyordu. En azından ben böyle düşünüyordum.
Neyse, kendimi övmeyi burada bırakmalıydım. Bekleyen bir prensesimiz vardı.
Lalin’e ne kadar bilgi vermem gerektiğini hâlâ bilmiyordum. Ona yardım etmek istiyordum ama her şeyi bir anda anlatmak, henüz anlamlandıramadığımız ayrıntıların ortalığa saçılmasına neden olabilirdi.
Bu iç çatışma beni yoruyordu.
Yarım saatlik yolculuğun ardından Veyra Malikânesi’ne vardım.
Hava kasvetliydi. Malikânenin yüksek pencerelerinden içeri süzülen solgun ışık, koridorları olduğundan daha ürkütücü gösteriyordu.
Doğrudan gizli arşiv odasına gittim.
Kapıyı açıp içeri girdim. Belgelerin bulunduğu masanın yanına geçtim ve Lalin’i beklemeye başladım.
Bir yandan da telefonumu kontrol ediyordum.
Henüz gelmemişti.
İçimde, açıklayamadığım bir huzursuzluk vardı.
Bugün bir şeylerin değişeceğini hissediyordum.
Ama neyin değişeceğini bilmiyordum.

Demir — Birinci Ağızdan Anlatım
Gergin bir şekilde Mirael’i bekliyordum.
Yaklaşık yarım saat önce malikâneye gelmiştim ama bu çocuk hâlâ ortalıkta yoktu. Telefonu suratıma kapatmış, bir de üstüne Aren’le ilgili bir şey anlatacağını söylemişti.
Neydi bu gizemli tavırlar?
Duvarı yumruklamaya başlayacaktım ki kapı açıldı ve Mirael içeri girdi.
— Nerede kaldın, abi? Gerginlikten kendimi paralıyorum iki saattir!
Mirael bana şöyle bir baktı.
— Kusura bakmayın, Demir Bey. Işınlanamadık.
Gözlerimi devirdim.
— Bırak şimdi ışınlanmayı falan. Anlat bakalım, Aren’le ilgili ne var?
Mirael birkaç saniye duraksadı. Sanki kafasındaki düşünceleri toparlamaya çalışıyordu.
— Demir, bak. Biliyorum, belki inanmayacaksın ama bizim Aren lavuğuyla aramızda bir bağ olabilir. Ne olduğunu bilmiyorum. Bir adrese çağrıldım. Üstelik bilinmeyen bir numaradan.
Bir süre yüzüne baktım.
Dalga mı geçiyordu benimle?
Yoksa biri ona fena hâlde bir tuzak mı kuruyordu?
— Mirael, kardeşim, siktir git başka birine şaka yap lütfen. Daha fazla kötü şakayı kaldıramayacağım.
Mirael’in yüzündeki ifade değişmedi. Gergindi. Hatta her zamankinden daha gergin görünüyordu.
İç çekti.
— Demir, yalan söylemiyorum. Şaka da yapmıyorum. Lütfen, kafayı yiyeceğim artık.
Telefonunu uzattı ve mesajı gösterdi.
Ekrandaki adresi görünce yüzüm ciddileşti.
Demek doğru söylüyordu.
Mirael telefonunu geri aldı.
— İşte bu yüzden Lalin’i Aren’den uzak tutmaya çalışıyorum. O lavuk bizimle dalga geçiyor olabilir.
Kaşlarımı çattım.
— Lalin’e anlattın mı?
— Tabii ki hayır. Nasıl anlatayım, Demir?
Söylediklerine öfkelendim.
Lalin’in etrafından ayrılmıyor ama sürekli ondan bir şeyler saklıyordu. Aren’den uzak durmasını istiyor, fakat bunun sebebini açıklamıyordu.
— Sürekli Lalin’i başka sorularla baş başa bırakıyorsun, Mirael. Sana böyle güvenmesini bekleyemezsin. Aren’e yakın olmasında senin de suçun yok mu?
Mirael’in yüzü bir anda değişti.
— Bana bak, öfke yumağı! Senin sakladığın şeyleri anlatmama gerek yok. Bakıyorum da Aren’le çok yakınsınız galiba. Ne o, yeni bir arkadaş mı edindin?
Kibirli tavrı beni daha da sinirlendirmişti.
Bir adım yaklaştım.
— Bu bir tehdit mi?
Mirael kollarını göğsünde birleştirdi.
— Asıl sana soruyorum. Ne o, Aren’le yeni bir dostluk mu kurdunuz?
— En azından ben Lalin’e sabaha kadar sarılıp sonra yalan söylemedim senin gibi!
Sözlerim ağzımdan çıktığı anda Mirael’in yüzündeki ifade değişti.
— Sen bunu nereden biliyorsun?
Dudaklarımın kenarı kıvrıldı.
— Seni alakadar etmez!
Birbirimize bakıyorduk. Aramızdaki mesafe gittikçe azalmıştı. Birkaç saniye daha geçse gerçekten kavga edecektik.
Tam o sırada gözlerim karardı.
Sanki bütün sesler bir anda uzaklaştı. Dizlerimdeki güç azaldı ve zihnimin içinde bir görüntü belirdi.
Karanlık bir yer.
Korkuyla dolu sesler.
Ve bana seslenen birinin sözleri.
Demir, Lalin ve Miran’ı koru.
Demir, onları bu ritüelden uzak tut.
Görüntü bir anda kayboldu.
Ne olduğunu anlamaya çalışırken Mirael’in beni omuzlarımdan tuttuğunu hissettim.
— Demir! Demir, kardeşim, iyi misin?
Gözlerimi birkaç kez kırpıştırdım.
Mirael’in yüzü endişeyle doluydu.
— Özür dilerim. Lütfen kendine gel.
Derin bir nefes aldım.
— İyiyim. Sadece bir anı canlandı. Önemli bir şey yok.
Mirael’in elleri omuzlarımda hareketsiz kaldı.
— Ne anısı?
Bir an tereddüt ettim.
Söylemeli miydim?
Az önceki görüntü gerçek miydi, yoksa zihnimin bana oynadığı bir oyun muydu? Bilmiyordum.
— O geceyle ilgili anılar zihnime doluşuyor. Sana olduğu gibi.
Mirael başını hafifçe eğdi.
— Anladım. Kesin bir şey hatırlarsan bana söyle. Bir daha da böyle bir şey yaşarsan tek başına atlatmaya çalışma.
Sesindeki endişe, öfkesinin yerini almıştı.
Ben de sakinleşmeye başladım.
— Ben de özür dilerim. Gereksiz yere üstüne geldim.
Mirael omuz silkti.
— İkimiz de gerginiz. Asıl meseleye gelelim. Lalin’i nasıl koruyacağız? Bir de şu adrese ne yapacağız?
Bir süre düşündüm.
— Bilmiyorum. Ama Lalin’e bir şekilde yardım etmeliyiz. Her şeyi bir anda anlatamayız, fakat onu tamamen karanlıkta bırakmak da doğru değil. Ne kadarını anlatacağımıza karar vermemiz gerekiyor.
Mirael başını salladı.
— Önce o adrese gitmeliyiz. Belki orada bir şey buluruz. Sonra ne yapacağımıza karar veririz.
— Seninleyim, kardeşim.
Mirael’in yüzündeki gerginlik biraz olsun azaldı.
Bir adım yaklaşıp bana sarıldı. Ben de ona karşılık verdim.
Bazen birbirimize ne kadar kızarsak kızalım, aynı yükün altında ezildiğimizi biliyorduk.
Sarılmamız kısa sürdü. Ayrıldığımızda ikimiz de biraz daha sakindik.
Tam o sırada kapıdan içeri giren kişiyi görünce olduğumuz yerde kaldık.
Lalin.

Lalin — Birinci Ağızdan Anlatım
Veyra Malikânesi’ne vardığımda ışıkların açık olduğunu gördüm.
İçeri girdim ve aralık duran kapıdan geçtim.
Karşımdaki manzara karşısında duraksadım.
Demir ve Mirael birbirlerine sarılıyorlardı.
Aman ne duygusal iki gizemli yan yana!
Sırıttım.
— Selammm! Duygusal selamlaşmanızı bölmedim umarım. Neye duygulandınız bakalım?
İkisi de bana öyle bir baktı ki sanki yanlışlıkla gizli bir toplantıya katılmıştım.
Demir hemen kendini toparladı.
— Hiç. Eski anıları yad ediyorduk. Sen neden geldin?
— Aren çağırdı. Bir şeyler araştıracakmışız.
Demir’in kaşları çatıldı.
— O ne alaka?
Mirael’in bakışları ise resmen üzerime ateş saçıyordu.
— Bir şeyler bulmuş işte, dedim omuz silkerek.
Tam o sırada koridordan ayak sesleri geldi.
Aren içeri girdi.
— Selam, millet!
Yüzümde istemsiz bir gülümseme belirdi.
— Hoş geldinn!
— Hoş buldum, prenses.
Gülümsedim.
— Araştırman bittiyse bulduklarını anlatır mısın?
— Tabii ki.
Aren tam konuşmaya başlayacaktı ki kapı yeniden açıldı.
Ve şeytani dörtlü de aramıza katıldı.
Vera, Ege, Kuzey ve Nehir.
Aralarından en masumu Ege gibi görünüyordu. Diğer üçü ise sanki şeytanın staj programını başarıyla tamamlamıştı.
İç sesim yine iş başındaydı.
Lalin, sus. Daha ilk dakikadan herkesi kafanda yargılamaya başladın.
— Hoş geldiniz! dedim. Tam zamanında geldiniz. Aren, kardeşimle ilgili bulduğu şeyleri anlatıyordu. Belki siz de söylediğiniz yalanlardan sonra biraz yardımcı olursunuz.
Vera gözlerini devirdi.
— Sevimsiz şey.
Fısıldamıştı ama duymuştum.
Başımı ona çevirdim.
— Bana bak, Vera mısın nesin, asabımı bozma. Kendini bir halt sanma. Ya yardımcı ol ya da ayak altında dolaşma.
Vera’nın yüzü sertleşti. Üzerime doğru bir adım attı.
Tam karşılık verecekken Kuzey araya girdi ve Nehir’in de yardımıyla Vera’yı durdurdu.
Kuzey bana döndü.
— Lalin, ne bu tavırların? Tamam, sakinleş biraz. Gergin olduğunu anlayabiliyorum ama patlamana gerek yok. Hepimiz bir şeyler sakladık. Şimdi birbirimize yardım edecekken böyle kavga çıkarmanın anlamı yok.
Haklıydı.
Biraz fazla yükselmiştim.
— Kusura bakma, dedim daha sakin bir sesle.
Kuzey başını salladı.
— Sorun değil. Kardeşin kayıp sonuçta. Seni anlayabiliyorum.
Gülümsedim. Bu kadar insanın içinde en azından birinin mantıklı konuşması içimi rahatlatmıştı.
Nehir konuşmaya başladı.
— Aren, bir şeyler anlatsana da beraber araştırmaya başlayalım. Birbirimize yardım edersek belki o gece neler olduğunu hatırlayabiliriz.
Ege de hemen araya girdi.
— Haklısın. Ama uykum var. Çabuk konuşsak olur mu?
Bir an hepimiz ona baktık.
Ardından kahkahalarımız malikânenin koridoruna yayıldı.
En azından Ege, ortamın gerginliğini biraz olsun azaltmayı başarmıştı.
Fakat gülüşmelerimiz henüz dinmemişken Demir bir anda yanıma geldi ve Aren’le arama girdi.
Az önce farkında olmadan Aren’in tuttuğu elim, Demir’in hareketiyle ayrılmıştı.
Bir an ne olduğunu anlayamadım.
Demir bana döndü.
— Tekrar selam, küçük hanım.
Kaşlarımı kaldırdım.
Biraz önce selamlaşmadık mı biz?
Aren’in yüzündeki ifade değişmişti. Demir’e bakışlarından pek hoşnut olmadığı anlaşılıyordu.
Yine de ona küçük bir bakış atıp sakin kalmasını işaret ettim.
Aren derin bir nefes aldı.
— Neyse. Bulduklarımı anlatayım.
Hepimiz onu dinlemeye başladık.
Aren, Noyan Veyl hakkında yaptığı araştırmadan, eski kayıtlardan ve sekiz işaretli sembolden söz etti. Ayrıca gizli arşivde bulduğu bilgileri de paylaştı.
Konuşması bittiğinde herkesin yüzünde yeni sorular vardı.
Nehir ilk konuşan oldu.
— Elimizdeki bilgiler ne kadar güvenilir?
Kuzey sembolü işaret etti.
— Peki, sekiz işaretin anlamı ne?
Ege kaşlarını kaldırdı.
— Bir dakika. Noyan Veyl yaşıyor mu yani? Yoksa biri bize tuzak mı kuruyor?
Vera derin bir nefes aldı.
— Arkadaşlar, kütüphaneye gidip araştırma yapalım. Hepimiz burada aynı anda konuşursak hiçbir yere varamayız.
İnanamıyorum.
Vera ilk kez mantıklı bir şey söylemişti.
Hepimiz aynı fikirdeydik. Kütüphaneye doğru ilerledik.
İçeri girdiğimizde kasvetli atmosfer beni yeniden huzursuz etti. Uzun masanın etrafında toplanmıştık. Birbirimizi neredeyse hiç tanımayan yedi yabancı gibiydik.
Yedi kişi.
Yedi büyük günah.
Ve cevaplarını bilmediğimiz bir sürü soru.
Sessizliği bozdum.
— Arkadaşlar, herkes şu ifadeyi araştırsın: “Sekiz işaret. Bir kurban, yedi güç.” İkili gruplara ayrılalım. Nehir, sen Kuzey’le çalış. Vera, sen Ege’yle. Demir, sen Mirael’le. Ben de Aren’le çalışacağım.
Herkes kabul etti.
Araştırmaya başladık.
Ama masanın diğer ucundan Demir ve Mirael’in zaman zaman birbirlerine attıkları bakışları hissedebiliyordum. Aralarında konuşmadan anlaştıkları bir şey var gibiydi.
Aren’in yanına döndüm.
— Aren, ne buldun? Bana gönderdiğin fotoğraftaki şey neydi?
Bir süre sustu. Ekranındaki bilgileri kontrol ettikten sonra bana döndü.
— Bak, hemen karar verme. Ama şoförün Daniel’e bir şey belli etme. İşin aslını kesin olarak öğrenmeden sana her şeyi anlatamam. Yine de şimdilik araştırmalarını ondan uzak bir şekilde yürütmeni öneriyorum.
Yüzümdeki gülümseme kayboldu.
— Daniel mi?
Başını salladı.
— Evet. Ama bu, onun suçlu olduğu anlamına gelmiyor. Elimdeki bilgi henüz kesin değil.
Söylediklerini istemesem de kabul ettim.
Daniel’i uzun zamandır tanıyordum. Onunla ilgili böyle bir şüphe duymak hoşuma gitmemişti. Ancak Aren’in haklı olabileceğini de biliyordum.
— Tamam. Teşekkür ederim.
Araştırmaya geri döndük.
Saatler ilerledikçe kütüphanedeki sessizlik daha da ağırlaşmaya başladı. Herkes bir şeyler bulmaya çalışıyor ama hiçbirimiz aradığımız cevaba ulaşamıyorduk.
Sonunda Kuzey başını kaldırdı.
— Acaba bunun sayılarla bir ilişkisi olabilir mi? Hani biz yedi büyük günahın koruyucusuyuz ya. Belki sekizinci bir kişi vardır. Belki de bir ritüelde kurban edilmiştir. Kim bilir?
Bir an durdu, sonra bana baktı.
— Lalin, bu malikâne ailene ait. Belki ailen bir şeyler biliyordur. Olabilir mi?
İşte korktuğum soru gelmişti.
Parmaklarımı masanın üzerinde birleştirdim.
— Şey… Evet, ama ailem beni küçükken terk etti. Onlardan bana kalan tek şey bu malikâne. Yaşayıp yaşamadıklarını bile bilmiyorum.
Odadaki sesler kesildi.
Bir anda herkesin susması, az önceki bütün gerginlikten daha fazla canımı sıkmıştı. Çünkü ailemden bahsetmek benim için kolay değildi. Onların neden gittiğini, nerede olduklarını ve beni neden geride bıraktıklarını bilmiyordum.
Aren elini omzuma koydu.
— Özür dilerim, Lalin.
Başımı salladım.
— Sorun değil. Bunu bilmen gerekiyordu.
Ama sorun vardı.
Hem de düşündüğümden çok daha büyük bir sorun.
Tam o sırada Mirael sessizliği bozdu.
— Kurban meselesi ne olabilir? Bunu da araştırmamız gerekmiyor mu?
Demir başını kaldırdı.
— Belki de kurban meselesinin Miran’la bir ilgisi vardır.
İçim ürperdi.
Miran.
İkiz kardeşim.
Onun adı her geçtiğinde, zihnimin içinde bir şeyler kıpırdanıyordu. Sanki hatırlamam gereken bir şey vardı ama ona ulaşamıyordum.
Aren konuşmaya devam etti.
— Belki de kartı düşüren kişiyi bulursak bir şeyler öğrenebiliriz.
Mirael’in yüzü bir anda sertleşti.
— Belki de sen düşürmüşsündür, Aren Vardar. Lalin’e yaklaşmak için aklını kurcalıyorsundur.
Aren sandalyesini geriye itti ve ayağa kalktı.
— Ne ima ediyorsun lan? Seni gebertirim, Mirael! Kıskançlığın uğruna iftira atma bari.
İkisi birbirine bakarken araya girdim.
— İkiniz de kesin! Bana yardım edeceğiniz yerde tartışma çıkarıyorsunuz. Metanetinizi korumanız gereken bir durumdayız. Lütfen!
Vera kollarını göğsünde birleştirdi.
— Kız haklı. Aşk kavgası çekecek bir zamanda değiliz.
Herkes şaşkınlıkla Vera’ya döndü.
Ben de ona baktım.
— Saçmalama sen de, Vera.
Vera gözlerini devirdi.
Bu kızla aynı odada bulunmanın bile başlı başına bir sınav olduğuna karar vermiştim.
Derin bir nefes aldım.
— Eş değiştiriyoruz. Ben Mirael’le çalışacağım. Aren, sen Demir’in yanına geç. İkiniz daha fazla bilgiye sahipsiniz. Belki birlikte bir şey bulursunuz.
Aren itiraz edecek gibi oldu ama sonra sustu. Demir’in yanına geçti. Ben de Mirael’in karşısındaki sandalyeye oturdum.
Mirael bana döndü.
— Sana dememiş miydim, o lavuğa güvenme diye?
Gözlerimi ona çevirdim.
— Sen bana bir sebep verene kadar söylediklerini tamamen dinlemeyeceğim. Seni ne kadar süredir tanıyorum ki sana tamamen güveneyim?
Sözlerimden sonra yüzündeki ifade değişti.
Bana kırılmış gibiydi.
Bir şey söylemek istedi. Dudakları aralandı ama sonra sustu. Bakışlarını önümdeki belgelere indirdi.
İçimde küçük bir suçluluk duygusu belirdi.
Acaba fazla mı ileri gitmiştim?
Hayır.
Bana sürekli bir şeyler söylüyor ama hiçbirini açıklamıyordu. Onun her dediğini sorgulamadan kabul edemezdim.
Başımı önüme eğip araştırmaya devam ettim.
Birkaç dakika sonra Aren’in sandalyesi geriye doğru sürüklendi.
— Lalin!
Başımı kaldırdım.
Aren elindeki belgeyle hızla yanıma geldi.
— Bak. Burada eksik bir belge var. Onu bulabilirsek bazı şeyleri çözebiliriz.
Kâğıdı elinden aldım. Gerçekten de belgeler arasında olması gereken bir sayfa eksikti.
Ama gözüm başka bir ayrıntıya takıldı.
Kâğıdın üzerinde bir parmak izi vardı.
Bir anda aklıma yerde bulduğumuz kart geldi.
Onun üzerinde de bir parmak izi görmüştüm. O sırada bunun önemsiz bir ayrıntı olduğunu düşünerek üzerinde durmamıştım.
Cebimden kartı çıkarıp Aren’e uzattım.
— Şuna bak. Kartın üzerinde de bir parmak izi vardı.
Aren iki nesneyi yan yana getirdi. Parmak izlerini dikkatlice inceledi.
Yüzündeki ifade değişti.
— Lalin… Benimle gel. Arşiv odasına gitmemiz gerekiyor.
— Neden?
— Malikâne kayıtlarını incelemeliyiz. Belki bu parmak izinin kime ait olduğunu bulabiliriz.
Birbirimize baktık.
Sonra onun peşinden arşiv odasına gittim.

Lalin — Birinci Ağızdan Anlatım
Arşiv odasında geçirdiğimiz dakikalar bana saatler gibi geliyordu.
Aren, eski kayıtları inceliyor; ben de bulduğumuz belgelerle kartın üzerindeki izleri karşılaştırmaya çalışıyordum.
Her geçen dakika daha fazla geriliyordum.
Sonunda Aren durdu.
Ekrana baktı, sonra bana döndü.
Yüzündeki ifade içimi ürpertti.
— Lalin…
— Ne oldu?
Aren cevap vermeden önce bir kez daha ekrana baktı.
— Parmak izi kayıtlarla eşleşiyor.
Kalbim hızlandı.
— Kimin?
Aren yutkundu.
— Noyan Veyl’in.
Bir an nefes almayı unuttum.
Noyan Veyl.
Yıllar önce öldüğü söylenen, beni malikâneye çağıran ve hakkında neredeyse hiçbir şey bilmediğimiz adam.
Kartın üzerindeki parmak izi ona aitti.
Peki nasıl?
Gerçekten hayatta mıydı?
Yoksa biri onun parmak izini taklit mi etmişti?
Sorular zihnimde birbirine çarparken Aren ekrandaki kaydı incelemeye devam etti.
— Burada resmî kaydı da var. Ama bu, tek başına onun hayatta olduğunu kanıtlamaz. Kaydın ne zaman oluşturulduğunu ve doğruluğunu ayrıca incelememiz gerekiyor.
Başımı salladım.
Bir şey söylemek istiyordum ama kelimeler boğazıma düğümlenmişti.
Tam o sırada kapı açıldı.
Demir içeri girdi.
— Lalin, seninle konuşmam gerekiyor.
Aren’e baktım.
— Birazdan geliyorum. Diğerlerini çağırır mısın? Bu belgeyi hepimizin incelemesi gerekiyor.
Aren başını salladı ve odadan çıktı.
Demir’le yalnız kalmıştık.
— Ne oldu? diye sordum.
Bir süre bana baktı. Sonra hiç beklemediğim bir soru sordu.
— Aren’e neden bu kadar yakınsın?
Kaşlarımı kaldırdım.
Bu da nereden çıkmıştı şimdi?
— Bu seni ilgilendirmez. Ayrıca o senin arkadaşın değil mi?
Demir’in yüzü ciddileşti.
— Hayır.
Cevabı o kadar hızlı vermişti ki içimdeki şüphe yeniden canlandı.
Yalan söylüyordu.
En azından bana öyle gelmişti.
— Sen bana başından beri her şeyi anlatmıyorken seninle konuşabiliyorsam Aren’le de konuşabilirim.
Demir bakışlarını kaçırmadı.
Söylediğim şeyin ağır olduğunu biliyordu. Ama haksız olduğumu da söyleyemezdi.
Bir süre sonra omuzları gevşedi.
— Peki. Ben sadece güvende olduğunu bilmek istiyorum. Özür dilerim.
Yüzündeki ifade yumuşamıştı.
Ben de istemsizce gülümsedim.
— Tamam.
Tam o sırada kapı hızla açıldı.
Mirael içeri girdi.
Yüzündeki öfkeyi görür görmez gerildim.
Bana değil, Demir’e bakıyordu.
— Demir, çık.
Demir kaşlarını çattı.
— Ne?
— Çık dedim.
Bir süre birbirlerine baktılar. Demir sonra bana döndü; sanki kalıp kalmaması gerektiğini soruyordu.
Başımı hafifçe salladım.
Demir kapıya yöneldi.
Çıkmadan önce bir kez daha bana baktı ve kapıyı arkasından kapattı.
Mirael bana döndü.
— Aren’den uzak dur dedikçe inadıma mı yapıyorsun?
Şaşkınlıkla ona baktım.
— Seni ilgilendirmez. Anlıyor musun?
Mirael birkaç adım yaklaştı.
— İlgilendirir, anlıyor musun?
Sesini yükseltti.
Bir adım daha attı. Ben de istemsizce geri çekildim. Sonunda sırtım duvara değdi.
Mirael’in yüzünde daha önce görmediğim bir öfke vardı. Ellerini iki yana açtı, sonra yumruğunu duvara vurdu.
Çıkan sesle irkildim.
Bütün bedenim gerilmişti. Nefesim düzensizleşirken gözlerimin dolduğunu hissettim.
Mirael bunu fark ettiğinde yüzündeki öfke bir anlığına dağıldı.
Sanki ne yaptığını ancak o zaman anlamıştı.
Bana doğru uzandı. Yanağıma dokunup gözyaşımı sildi.
— Lalin…
Sesindeki değişimi fark ettim ama ne olduğunu anlayamadan yüzüme yaklaştı.
Bir anda dudaklarını dudaklarıma bastırdı.
Ne olduğunu kavrayamadan donup kaldım.
Bu, istediğim bir yakınlaşma değildi. Bana ne düşündüğümü sormamış, ne hissettiğimi anlamaya çalışmamıştı. Az önce beni korkutmuş, şimdi de sınırımı hiçe saymıştı.
Onu iki elimle ittim.
Ardından kendimi toparlayıp tokat attım.
Mirael’in yüzü yana döndü.
Odanın içinde ağır bir sessizlik oluştu.
Kalbim deli gibi atıyordu. Birkaç adım geri çekildim ve aramızdaki mesafeyi korudum.
— Sen ne yaptığını sanıyorsun?
Sesim titriyordu ama gözlerimi ondan ayırmadım.
Mirael cevap vermedi.
Yüzündeki ifade değişmişti. Az önceki öfkesinin yerinde şaşkınlık ve pişmanlığa benzeyen bir şey vardı. Fakat bu, yaptığını değiştirmiyordu.
— Lalin, ben…
Sözünü tamamlayamadı.
Tam o sırada koridordan Aren’in sesi yükseldi.
— Belge kayıp! Lalin, neredesin? Belge kayıp! Noyan Veyl’in parmak izinin olduğu belge kayıp!
Başımdan aşağı kaynar sular döküldü.
Mirael’e bakmayı bıraktım ve kapıya yöneldim.
Arşiv odasından çıktığımda Aren koridordaydı. Yüzü öfke ve şaşkınlıkla gerilmişti.
Birbirimize baktık.
Benim de onun da aklında aynı soru vardı.
Belgeyi az önce görmüştük.
Noyan Veyl’in parmak izinin kayıtlarla eşleştiğini birlikte öğrenmiştik.
Şimdi ise belge yoktu.
Kim almıştı?
Ne zaman almıştı?
Ve daha da önemlisi…
Bunu kimse fark etmeden nasıl yapmıştı?
Koridorun diğer ucunda Demir ve diğerleri belirdi. Herkes neler olduğunu anlamaya çalışırken ben olduğum yerde kaldım.
Bugün bir kez daha, güvenmenin ne kadar zor olduğunu öğrenmiştim.
Ama artık mesele yalnızca kime güveneceğim değildi.
Birileri, biz gerçeğe yaklaştıkça onu elimizden alıyordu.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

10okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.