Sırlı Cam kitap kapağı

14. bölüm / 17

Sırlı Cam

Bilinmezlik

Vaveyla Yazarı: zerainn _

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 17Şu an: Bilinmezlik

“Ne kadar vereceğim?”

“İki yüz elli kızım.”

“Buyrun.”

Taksiden indim. Soğuk yeniden tenimle buluşmuştu. Yağmur şiddetini her ne kadar azaltsada bıraktığı izler hala duruyordu. Etraf göle dönmüştü.

Bir kaç adım atarak bahçeden içeri girdim. Su birikintilerine basmamaya çalışıyordum. Çantamdan anahtarımı çıkardım. Kapıyı açıp sessizce koridora süzüldüm. Salonun ışığı yanıyordu. Yiğit oradaydı. Dün gece eve gelmemişti. Uras’ın babasıyla olduğunu tahmin ediyordum. Ona sorma isteğiyle yanıp tutuşsamda bunun iyi bir fikir olmadığını biliyordum.

Başımı o yöne çevirmeden merdivenlere yöneldiğimde boğazını temizlediğini duydum. “Niye hırsız gibi giriyorsun içeri?”

Merdivenin basamağına atacağım adım havada kalmıştı. Başımı dikleştirip ona baktım. “Sana selam vermemi falan mı bekliyorsun?” dedim.

“Yani insan üveyde olsa abisiyle konuşur, onu görmezden gelmez. Ben böyle düşünüyorum.”

“Doğru ben insanım ama başka şeylerden şüpheliyim.”

Kaşları çatıldı. Kızmıştı. “Ne demek o?”

Omuzlarımı silkerek “Hiç.” dedim. Daha fazla diyalog kurmak istemediğim için merdivenlere yöneldim. Nihayet odama gelebilmiştim. Kapıyı kapatmak üzereyken merdivenlerden ses duydum. Peşimden gelmişti. Kapıyı kapatmadan geri açtım.

“Ne istiyorsun yine?” diye sordum.

Kollarını önünde kavuşturup küçümser bir halde bana baktı. “Söyleyeceklerim bitmeden kaçıp gittin. Çok meraklı değildim bende sana. Annen seni aramış bugün. Açmamışsın. Kızgındı sana, bil istedim.”

Doğru ya onu unutmuştum. “Telefonumu dün okul otobüsüne düşürmüştüm. Bugün aradım ama bulamadım. İdareye söyledim. Bakacaklar.” diye açıkladım nedenini bilmesemde. Aslında onunla hiç konuşmamam gerekiyordu.

Kafasını salladı. “Annene söyleriz. Yarında sana yeni telefon alırım. Uğraşma diğerini bulmakla. Zaten alan almıştır.”

Sinir tüm vücudumu ele geçirmiş gibi hissediyordum. “Sana ne ya. Sana mı kaldı bana telefon almak? Çölde susuz kalsam senden bir bardak su istemem. Çok iyi biliyorsun. Gelmiş alırım diyorsun birde.”

“Tamam. Sakin ol. Babam alır. Bir şey demedim. Sana yardım etmeye çalışıyorum sadece. Neden beni geri itiyorsun?”

Kendimi tutamayıp işaret parmağımla kafasına vurdum. Unuttuysa bir şeyler yerine gelmeliydi. Sabredemiyordum. “Sen nasıl bir ruh hastasısın ya? Hafızanı mı kaybettin? Kafana bir şey mi düştü? Nasıl hiç bir şey olmamış gibi davranıyorsun? Ben aylarca kahrolmuşken sen nasıl bu kadar rahat yaşıyor, benimle bu kadar rahat konuşuyorsun?”

Bakışları değişmişti. “Geçmiş konuları sürekli açmazsan sende benim gibi rahat olabilirsin. Ama yok sürekli dram halinde olacaksın. Ergenlik ağır basıyor tabi.” dedi.

Yüzüne baktıkça midem bulanıyordu. Daha fazla katlanamadım. Odama girip, kapıyı sertçe suratına kapattım. Bir kaç kere adımı seslenmiş başka şeyler söylemişti. Ama hıçkırıklarım o kadar güçlüydü ki duyamamıştım.

Ağlıyordum. Sinirlerim bozulmuştu. Ve ben yine odamda duvarlarla baş başa kapının kenarına sinmiş ağlıyordum. Hayatımda bir şeylerin değiştiğini, değişebileceğini düşünmüştüm. Önce bu şehire gelmiştik. Yeni bir okula başlamıştım. Annemle babam hiç yapmadıkları bir şeyi yaparak bir günde olsa benimle ilgilenmişlerdi. Arkadaş da bulmuştum kendime. Arkadaştan daha fazlası olmuştu benim için. Daha önce kimseye hissetmediğim şeyler hissetmiş kimseye güvenmediğim kadar ona güvenmiştim.

Sonra hayatımın en kötü döneminde bıraktığım kişi tekrar girmişti hayatıma. Zorbalarım olmuş kendimi saçma bir oyunun içinde bulmuştum. Annemle babam beni yine yalnız bırakmışlardı. En önemlisi de hayattaki tek güvendiğim insan benden gitmişti.

Ama aptal olan bendim. Ona kızamazdım ki. Babasından sevgi görmeyen her kız onunla ilgilenen ilk erkeğe kaptırırdı kendini. Kitapta okuduğum bu söze sonuna kadar katılıyordum. İki gündür tanıdığım birine bu kadar güvenmem saçmaydı hemde çok saçmaydı.

Sevgi mi beklemiştim? Hayır.
Görülmek mi istemiştim? Hayır.
Yanımda biri mi olsun istemiştim? Hayır.

O zaman neden hayatıma birini alıp ona bu kadar bağlanmıştım ki. Sonunda acı çekeceğimi her türlü biliyordum.

Ağlamam yavaş yavaş kesilirken üstümdeki yağmurdan kalma izleri silmek için sıcak bir duşun altına girdim. Her zamanki gibi toparlayacaktım. Başka çarem yoktu.

Sıcak suyun altında ne kadar kaldığımı bilmediğim bir sürenin ardından banyodan çıktım. Saçlarımı kurutup üzerime rahat şeyler giydim ve kendimi yatağa bıraktım. Gözlerimi kapattığımda zihnimdeki karmaşa durmak bilmiyordu ama yorgunluk ve kırgınlık ağır bastı,
uykuya daldım.

🧭🪡

Ertesi sabah uyandığımda evin içinde kasvetli bir sessizlik hâkimdi. Hafta sonu gelmişti ama evde durmak bana sadece duvarların üzerime geldiğini hissettiriyordu. Kısa bir kahvaltı yaptım. Sessizlik uzadığında saate bakma ihtiyacı duymuştum. Henüz erkendi ama anlaşılan Yiğit evde yoktu. Olsa yaptığım onca sese gelir mutlaka hesap sorardı. Sevmezdi saatinden önce uyandırılmayı.

Ortalıkta olmaması işime geliyordu, en azından onun o yapmacık tavırlarını çekmek zorunda kalmayacaktım. Gözüm salonun büyük pencerelerinden dışarı takıldı. Dün ki yağmurdan eser yoktu. Güneş açmıştı. Uzun zamandır kendi başıma vakit geçirmediğimi fark ettim. Evden çok çıkmasamda en azından hafta sonları yaptığım yürüyüşler olurdu. Şimdi zamanı olduğunu düşündüm.

Yukarı kata çıkıp üzerime kalın bir hırka aldım. Güneşe aldanmamak gerekiyordu. Telefonumun olmaması bir kez daha canımı sıkmıştı. Yürürken müzik dinleyemeyecektim.

Merdivenleri inip dış kapıya doğru yöneldim. Dışarı çıkıp bir adım atmıştım ki ayağım altında bir şeyin ezildiğini hissetim. Geriye doğru adımladığımda değişik mavi bir kağıt girdi görüş açıma. Kaşlarım çatılırken eğilip kâğıdı aldım.

Üzerinde el yazısıyla tek bir satır yazılmıştı.

Eski Sanayi Bölgesi, 4. Cadde, No: 12

Kâğıdı çevirdim ama ne bir isim vardı ne de başka bir not. Neydi bu şimdi? Biri dalga mı geçiyordu? İstemsizce etrafta gezindi gözlerim. Kimse görünmüyordu. Kağıtla birlikte içeri geçtim. Huzursuz olmuştum.

Son günlerde yaşadığım tüm saçmalıklar içimdeki şüpheyi iyice körükledi.

Belki de evler karışmıştı. Saçma sapan şeyler düşünüyordum. Geçip koltuğa oturdum. Elim ayağım buz kesmişti. Kim bana neden bir adres yollamıştı.

Düşüncelere dalmışken kapının çalmasıyla yerimden sıçradım. Hızla ayağa kalktım. Kapının deliğinden baktığımda kimseyi görememiştim. Titreyen elim kapı koluna uzandı. Şuan ne hissetmem gerektiğini bile bilmiyordum.

Yavaşça açtım. Başımı dışarı uzattım. Kimse yoktu. Gözlerim yine aynı yere takıldı. Bu kez yeşil bir not vardı. Öncekine göre büyüktü. Yere yapıştırılmıştı ve el yazısıyla yazılmıştı.

“Düşünmene gerek yok. Geleceksin. Yoksa sonuçlarına katlanırsın.”

Biri beni açık bir şekilde izliyordu. Açık açık tehdit ediliyordum. Eğilip kağıda yaklaştım. Kaşlarım çatıldı. Bu el yazısı çok tanıdıktı. Nereden hatırladığımı bulmaya çalıştım.

Bu onun el yazısıydı!
.

BORA ERİM ALKAN

Salıncakta sallanan çocuğa takılmıştı gözüm. Annesine mızmızlanıyor biraz daha zaman istiyordu. Duyduğu cevap ise annesinin işe geç kalacağı oluyordu. İstemsizce gülümsedim. Ağlaya ağlaya uzaklaşmasını izledim. Benimde mızmızlanabilecek bir annem olsun çok isterdim.

Hafta sonunun bu erken saatinde evde oturup duvarlara bakmak beni çıldırtmanın eşiğine getirmişti. Kendimi bu parkta bulmuştum.

Aklımda sadece Umay vardı. Birde attığı mesaj.

Onu korumak adına attığım her adımın, onu benden biraz daha koparması canımı fena yakıyordu. Dün yaşananlar kafamın içinde dönüp duruyordu. Umay’a her baktığımda o gözlerde gördüğüm kırgınlık tamamen benim eserimdi.

Kendimden tiksiniyordum ama başka çarem yoktu. Uras’ın ne kadar gözü dönmüş bir psikopat olduğunu en iyi ben biliyordum. Umay’ı bu pislikten uzak tutmak için gerekirse beni hayatının en büyük düşmanı olarak görmesine razıydım.

Yine de içimdeki o lanet ses durmuyordu. Yanına gitmek, yüzünü tutmak, her şeyi ama her şeyi anlatıp o gözlerdeki soğukluğu silmek istiyordum.

Tam bu düşüncelerle boğuşurken, yan tarafıma bıraktığım telefonumun ekranı aydınlandı ve tiz bir titreşim sesi doldurdu kulaklarımı. Gözüm ekrana kaydığında nefesim boğazımda tıkandı.

Gönderen: Umay

Saniyelerce ekrana baktım. Göğsümdeki baskı iki katına çıktı. Telefonu elime alıp mesajı açtım. Hiçbir metin yoktu. Sadece bir konum harita linki ve altında bir adres gözüküyordu.

Eski Sanayi Bölgesi, 4. Cadde, No: 12.

Kaşlarım çatıldı. Umay mıydı gerçekten? Neden benimle bunca şeye rağmen buluşmak istiyordu? Anlatacağı her neyse önemli olmalıydı ama beni tamamen sildiğini düşünüyordum. En son yüzüme bile bakacak hali yoktu.

Başında bir bela mı vardı? Onu tehdit mi ediyorlardı?

Aklıma gelen felaket senaryolarıyla panik dalgası bütün vücudumu sardı. Hemen numarayı aradım.

Telefon çaldı, çaldı.

Ama açan olmadı ve hat düştü. Tekrar aradım, bu kez doğrudan meşgule atıldı.
"Kahretsin! Kahretsin!"

Hızla ayağa kalktım ve önümden geçen ilk taksiyi çevirdim. Ekranı açıp konumu gösterdim.
“Biraz hızlı gidebilir misin abi?” diye sorduğumda adam başını sallamıştı.

Eğer Umay’ın başı beladaysa, eğer benden yardım istiyorsa dünyayı yakardım.

Kışa süren yolculuğun arsından şehrin dışındaki eski sanayi bölgesinde durduğumuzda etraf kasvetli ve ıssızdı. No: 12 yazan, büyük paslı sac kapılı depoyu gördüm.

“Abi ben burada ineyim.” Ücreti ödeyip indiğimde hızlı adımlarla ilerledim. Çok ses yapmamaya çalışıyordum. Her ne olduysa fark edilmemem gerekebilirdi. Deponun önüdeydim. Uzun kapı hafif aralıktı. İçeriden herhangi bir ses gelmiyordu.

Elimi uzatıp biraz daha aralayacaktım ki sokağın diğer tarafından gelen bir taksi tam deponun önünde durdu. Bakışlarımı oraya çevirmiştim.

Arka kapı açıldı.

İçinden Umay indi.

Onu orada canlı kanlı görmek bir an için nefes almamı sağlasa da hemen ardından yerini devasa bir şaşkınlığa bıraktı. Umay etrafına bakındı, ardından gözleri beni buldu.

Aramızdaki mesafeyi hızlı adımlarla kapatıp yanına koştum. "Umay? İyi misin? Ne oluyor?”

Umay beni gördüğünde yüzü anında sertleşti. Gözlerindeki o soğuk duvarlar yine belirdi. "Asıl sana ne oluyor? Beni buraya sen çağırmadın mı?"

"Ne?" dedim kaşlarımı çatıp şaşkınlıkla.

"Saçmalama! Seni ben çağırmadım, beni sen çağırdın!"

"Ben mi?" dedi şaşkın bir sesle. Siniri bir anda yatışmıştı.

Cebimden telefonu çıkarıp ekrandaki mesajı ona uzattım. "Bak, konum attın! Senin numaran yazıyor! Sana bir şey oldu diye aklımı kaçırıyordum. Ne bu? İntikam mı almaya çalışıyorsun? Oyun mu oynuyorsun? Amacın buysa başardın. Korkudan ölüyordum. "

Umay telefonumun ekranındaki kendi numarasına baktı. Ardından cebinden o katlanmış kâğıdı çıkarıp bana uzattı.

"Benim evimin dış kapısına bu kâğıdı atmışlardı. Alıp eve girdim. Sonra başka bir kağıt geldi. Zile bastılar. Baktım ama kimse yoktu. O zaman da bu kağıdı yere yapıştırmışlardı. Senin el yazın. Bak! Neler oluyor Erim! Deliricem.”

Kağıdı gösterirken elleri titremeye başlamıştı. Bakışlarımı yüzüne çevirdim. Gözleri dolmuş yüzü kızarmıştı. Korkmuştu.

“Şş. Tamam özür dilerim. Sakin ol tamam mı? Ben buradayım.” diyip kendime doğru çektim onu. Şuan tek umrumda olan şey iyi hissetmesiydi. Benim yanımda korksun istemiyordum.

“Bu adresi yazıp gitmişler. Ben de ne olduğunu anlamak için geldim!" diye sayıkladı ardından “Ben telefonumu kaybetmiştim.”dediğinde saçlarını okşayan elim duraksadı.

İkimizi de buraya birisi bilerek, teker teker çekmişti.

"Bu bir tuzak," dedim sesimi alçaltarak. Umay başını kaldırarak yüzüme baktı. İşte şimdi gerçekten korkuyordum ama korktuğum sadece Umay’dı. “Ne oldu Erim? Bir şey söylesene!”

Gayriihtiyari bir refleksle Umay’ın kolunu tutup onu arkama çektim. "Hemen gidiyoruz buradan."

"Bırak kolumu!" diyerek kendini geriye çekti. "Kim yaptı bunu? Ne oluyor? Bana bir açıklama yapmadan gitmiyorum. Hem benden uzak duruyorsun hemde sürekli önümde beliriyorsun. Amacın ne senin?"

"Umay, tartışmanın sırası değil! Yürü diyorum sana!"

Tam arkamızı dönüp hareketleneceğimiz sırada, deponun o devasa paslı kapısı gıcırdayarak ardına kadar açıldı. İçeriden yükselen rutubet ve soğuk hava dışarı yayıldı.

Ve hemen ardından deponun karanlığından yavaş, ritmik bir alkış sesi yükseldi.

Ağır adımlarla dışarı çıkan kişi Uras’tı. Üzerinde
siyah deri ceketi, yüzünde o mide bulandırıcı, ukala gülümsemesi vardı. Arkasında ise iri yarı iki adam duruyordu.

"Mükemmel," dedi Uras alaycı bir tonla. "Gerçekten gözlerim yaşardı. İki aşık tam zamanında randevusuna geldi. Davetime beni kırmayıp geldiğiniz için teşekkür ederim."

Umay’ı tamamen arkama alıp Uras’ın karşısına dikildim. Öfkem damarlarımda kaynıyordu. "Ne işin var lan senin burada? Ne saçmalıyorsun yine?"

Uras cevaben cebinden bir şey çıkardı ve parmaklarının arasında sallayarak havaya kaldırdı. Bu, Umay’ın kaybettiğini söylediği telefonuydu.

Umay arkamdan fısıltıyla, "Telefonum." dedi.

"Gördün mü?" dedi Uras sırıtarak. "Otobüste unutulan eşyalar bazen doğru insanların eline geçer. Erim’e küçük bir mesaj atmak hiç zor olmadı. Sana da evinizin kapısına küçük bir not bırakmak yetti. Yazıyı Erim yazdı diye koşa koşa geldin. İkiniz de o kadar öngörülebilirsiniz ki. Gerçekten midemi bulandırıyorsunuz."

"Derdin ne Uras?" dedim bir adım öne çıkarak.
"Beni istiyordun, buradayım işte! Umay’ı çek bu işin içinden. Onu hemen göndereceksin!"

Uras deponun boşluğunda yankılanan bir kahkaha attı. "Göndermek mi? Saçmalama Erim. Oyunun en heyecanlı yerinde başrolü sahneden mi çıkarayım? Günlerdir etrafımda bu kızı korumak için kaç şekle girdin, farkında değilim mi sanıyorsun? Ama artık oyun bitti."

Uras elini hafifçe kaldırdı. Arkasındaki adamlar anında harekete geçti. Biri cebinden çıkardığı silahı doğrudan bana doğrulturken, diğeri Umay’a doğru hamle yaptı.

"Dokunma ona!" diye kükreyerek öne atıldım ama silahlı adam sert bir hareketle silahın kabzasını şakağıma geçirdi. Gözlerim bulanmıştı. Sert darbeyle dizlerimin üzerine çöktüm. Ağzıma yoğun bir kan tadı doldu. Umay’ın çığlığı kulaklarımı çınlattı.

"Erim!"
Umay bana doğru koşmaya çalıştı ama diğer adam onu belinden yakalayıp geriye savurdu.

“Dokunma lan ona!” diye bağırdım.

Uras yavaş adımlarla yanıma geldi, çömeldi ve saçımdan sertçe tutarak kafamı yukarı kaldırdı.
"Seni uyardım Erim," dedi yüzüme doğru fısıldayarak. "Benim oyunumda benden habersiz kural koyamazsın. Şimdi içeri geçiyoruz. İkiniz için de hazırladığım çok özel bir hesaplaşma var."

Uras ayağa kalkıp adamlara işaret verdi. Adamlardan biri Umay’ı kolundan çekip deponun içine doğru sürüklerken, diğeri silahı başıma dayayıp kalkmamı emretti. Şakağımdan süzülen kanı omzumla silip ayağa kalktım. Umay’ın korku dolu gözleriyle karşılaştığımda içimdeki öfke patlama noktasına gelmişti ama kafamdaki silah yüzünden hamle yapamıyordum.

Karanlık deponun içine adım attığımızda, arkamızdaki devasa sac kapı büyük bir gürültüyle kapandı ve kilitlendi. Zifiri karanlığın ortasında, neyle karşılaşacağımızı bilmeden Uras’ın insafına kalmış durumdaydık.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

32okunma 2beğeni 2yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 152

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile SırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanneanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkb×bbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDuygusaldüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceejderhaenemies to loversFantastik#felsefefutbolGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıKaderKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurgukurtadamKüçük KasabaLanetliselise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18