11. bölüm · Sırlı Cam

Kalp bağı

zerainn _

Oy verip yorum yaparsanız çok mutlu olurum. Zamanınızı ayırdığınız için şimdiden teşekkür ederim.

İyi okumalar…

——————————————————

Kaç dakikadır öylece kapının önünde durmuş bekliyorum bilmiyordum. Anahtarım yoktu. Kapıyı çalmak, yapacağım en son şey bile değildi. Telefonum da yoktu paramda...

Kısacası bomboştum. Erim'le ayrılmamızın üstüne caddeyi geri yürümüş, evimin önüne gelmiştim. Dedikleri yol boyu kulağımda çınlamıştı. Eski yaralarımı deşmesi hiç iyi olmamıştı. Farkındalığının bu kadar yüksek olduğunu da hiç düşünmemiştim.

Sıradan bir ergen erkek gibi davranmıyordu. İşte bu yüzden gittikçe dikkatimi çekiyordu.

Rüzgar şiddetini arttırırken içeri giremeyeceğime emin olup, kapının kenarına oturdum. İyice içime kapanıp gelen rüzgarı engellemeye çalıştım.

O yarın sabah çıktığında içeri girerdim. Daha önce hiç dışarıda kalmamıştım. Anlaşılan zor bir gece beni bekliyordu.

🪡🧭

"Umay! Uyan." Sıçrayarak gözlerimi açtığımda karşımda onu görmek beni huzursuz etmişti. Daha yeni dalmış olmalıydım. Gece boyu uyuyamamıştım. Soğuk içime işlemişti.

"Sen burada mı kaldın tüm gece? Zorun neydi?"diye sordu. Onu umursamadan ayağa kalkıp, açık kapıdan içeri geçtim. Her zamanki gibi peşimden geliyordu.

"Umay! Sana diyorum. Cevap versene."

Yine umursamadım. Salondaki saate baktığımda okula gitmek için erken olduğunu gördüm. On beş, yirmi dakika geç gitmemin bir zararı olmazdı. Bülent Hoca'nın kızacağını az çok tahmin edebiliyordum ama maç saatleri erken olmuyordu. Okulda beklemektense evde uyumayı tercih ederdim.

"Bak, seni babamlara şikayet etmek istemiyorum. Cevap ver. Gece neredeydin? Kapıda mı yattın?" diye söylene söylene peşimden gelen Yiğit'e döndürdüm başımı. Merdivenlere yönelmekten son anda vazgeçmiştim. "Benlik sıkıntı yok. İstediğine söyleyebilirsin."

Üstüme yürüdü. "Nasıl bu kadar güvenebiliyorsun kendine? Reşit bile olamamış bir ergensin. Hiç mi korkmuyorsun beni evden kovarlar diye?"

"İsteyen istediğini yapabilir." dedim. "Bu saatten sonra bende istediğimi yapacağım."

"O ne demek?" diye sordu. Omuzlarımı silktim. "Ne anladıysan o." diyip arkama bile bakmadan merdivenlere yöneldim. Sesleniyordu ama devamında ne dediğini duymuyordum. Çok da dikkatimi çekmiyordu açıkçası.

Üstümdeki soğukluğu atmak için kısa bir duşa girdim. Bornozumu giydikten sonra kendime iç çamaşırı seçtim. Birazdan tekrar kalkacak ve okul kıyafetlerimi giymek zorunda kalacaktım. Olabildiğince vaktimi değerlendirmeliydim. Daha önce hiç yapmadığım bir şeyi yaparak üstüme okul gömleğimi, altıma da dizlerime kadar gelen kalın bir çorap ve kırmızı pileli eteğimi giydim. Evet! Kıyafetlerimle yatacaktım.

Daha önce hiç denememiştim ama zararı yoktu. Tek sorun kırışmasıydı. Onunda olmayacağını umuyordum.

Saçlarım hala ıslaktı ama uykusuzluktan ölüyordum. Saçlarımı havluya iyice sarıp yatağın içine girdim. Etek şimdiden rahatsız etmişti ama öyle bir uykum vardı ki anında gözlerim karardı.

🪡🧭

Esneyerek okulun binasından içeri girerken üstümdeki ceketi düzeltiyordum bir andan da. Evden çıkışım ve taksiye binişim çok ani olmuştu. Planladığımdan geç kalmıştım çünkü. On beş dakika, yarım saat olmuştu.

"Umay!" Sesin geldiği yöne döndürdüm bakışlarımı. Erim sırtını bahçe duvarına yaslamış bana bakıyordu. Hızla onun yanına ilerledim. "Çok mu geç kaldım? Bülent Hoca kızdı mı?"

Kafasını iki yana salladı. "Seni yanımda görememiş. Siz hiç ayrılmazdınız. Nerede? İyi mi? diye sordu. Bende kendini dünki olaydan dolayı kötü hissettiğini söyledim. Kızmadı."

Hafifçe tebessüm ederek "Teşekkür ederim." dediğimde, dediğimi önemsemeden "İyi misin?" diye sordu.

"İyiyim. Sen nasılsın?"

"İyi. Aynı."

Yan tarafına geçip onun gibi sırtımı duvara yasladım. Ani bir esneme gelmişti. Hala uykum vardı. Elimi ağzımdan çekerken Erim'in bana baktığını fark ettim.

"Dün gece iyi uyuyamadın herhalde." dedi bakışları bahçeye dönerken.

"Sabaha karşı uyuyabildim. O yüzden geç kaldım." dedim. Uykusuzluk çalan alarmı bile duymamama sebep olmuştu.

"Duş alacak vaktin olmuş ama anlaşılan?" Kaşlarım çatıldı. Ne dediğini anlamamıştım. Bakışları saçlarıma değdiğinde ne dediğinin farkına vardım. "O kısım biraz karışık." diyip geçiştirdim. Saçlarım kurumamıştı ve ben alarmı duymadığım için kurutamadan sadece toplayıp çıkmak zorunda kalmıştım. Islaktı.

Bu hafta hasta olacağıma artık emindim. Şansımı çok zorlamıştım.

"Hadi içeri geçelim. Giyinme odalarında kurutma makinesi olacaktı." diyip ilerlediğinde bir kaç saniye duraksasamda hızla peşine düştüm.

Çok geçmeden alt kattaydık. Erim, tribünlere oturup sırtımdaki çantayı kendine doğru çekti. Kolları omzumdan birer birer aşağı kayarken ona bakıyordum. "Çantan bende. Hadi git kurutup gel. Bekliyorum seni."

Başımı sallayarak onu onayladım. İçimde garip bir his vardı ama çözemiyordum. Arka tarafa doğru ilerledim. Odanın önüne gelince, kapıyı bir kaç kere tıklatıp, içeri girdim. Tüm voleybol takımı buradaydı. Hepsinin bakışları üstüme dönmüştü.

Geçende bana yardım eden ve aynı takımda olduğumuz kız yanıma gelip. "N'aber Umay?" diye sorduğunda gülümsedim. "İyi senden?"

"İyi bende. Bir şey mi oldu?"

"Ben saç kurutma makinesi var mı diye soracaktım?" dediğimde kafasını salladı. İçeri doğru ilerledi. Kenarda duran Aslı'yı yeni fark etmiştim. Ayağa kalkıp birden kızın önünü kestiğinde odanın içine adımladım.

"Ne yapıyorsun canım? Biz ne zamandan beri yer farelerine yardım ediyoruz?" Sıla anlamayarak "Ne?" dediğinde Aslı'nın kaşları çatıldı. Ardından bakışları bana değdi. "Canım benim. Başka kapıya hadi. Bizdekiler yeni bitti."

"Aslı ne diyorsun? Şuradaki çekmecede duruyor hepsi. Neden kıza yardım etmiyoruz?"

"Benim canım öyle istiyor. Tamam mı Sıla'cığım?
Şansını fazla zorlama."

Kız da kendi başını yakacaktı. Bir kaç adım atıp kolundan tutarak kendime çektim. "Tamam Sıla. Önemli değil. Teşekkür ederim." Bakışlarında mahcupluk vardı. Gülümseyerek başımı iki yana salladım.

Bir şey demek için ağzını açmıştı ki durdurdum onu. "Sorun değil gerçekten." dedim ve bir şey daha demesine fırsat vermeden çıktım odadan. Umarım Aslı o kıza da bulaşmazdı. Benim yüzümden olay çıksın istemiyordum.

Tribünler sonunda görüş açıma girmişti. Erim hala bıraktığım yerde oturuyor, ikimizin çantasıda kucağındayken telefonuyla uğraşıyordu.

Yanına geldiğimde beni fark edip, bakışlarını telefondan çekti.

"Geldin m-. E sen kurutmamışsın saçını."

Omuzlarımı silkerek yanına yerleştiğimde, kucağındaki çantaları yanına bırakmış, bana dönmüştü. "Neden? Ne oldu?"

"Bana yokmuş. Yeni bitmiş." dedim alaya alarak. Gülmedi. "O ne demek şimdi?" diye sordu.

"Aslı almama izin vermedi işte. Neyse boşver. Bülent Hoca sana bir şey dedi mi?" Konuyu değiştirmeye çalışıyordum.

"Boşver Bülent Hoca'yı. Sen nasıl Aslı'ya karşı koyamıyorsun, bir türlü anlamıyorum."

"Koymak istemiyorumdur belkide." dediğimde yüzü düştü. Israr edecek gibi duruyordu ama aklına ne geldiyse vazgeçti.

"Tamam o zaman. Gel benimle." diyip kenarda duran çantaları aldığında ne olduğunu anlamamıştım. "Nereye gidiyoruz?" diye sordum.

"Çok soru sorma. Takip et."

İçimden sabır dilerken yine peşine düşmüştüm. "Başka yaptığım bir şey yok zaten. Sen gidiyorsun, ben peşinden geliyorum. Niye sürekli bir yerlere gidiyoruz onu da anlamıyorum."

Aniden durduğunda kafam az daha sırtına çarpıyordu. Kafamla bir derdi olduğunu düşünmeye başlayacaktım. "Ne konuşuyorsun kendi kendine? Bizim orda böyle konuşanlara ne denir biliyor musun?"

"Deli mi?" diye sordum mırıldanır gibi. Kafasını salladı. "Aynen öyle."

Çok geçmeden erkek soyunma odasının önünde durmuştuk. "Niye buraya geldik?"

Eliyle bekle işareti yaptı. "Sen dışarıda bekle." dedi. "Ben çağırınca gelirsin."

"Tamam." dediğimde o içeri girdi. Kapıyı ardından kapatmadığı için onu izliyordum. Odayı tek tek kontrol edip, bütün kabinlerin kapısını açarken ne yaptığını anlamaya çalışıyordum.

Kısa bir süre sonra memnun olmuş bir ifadeyle bana döndüğünde kaşlarımı çattım. "Gel. Boş burası. Muhtemelende kimse gelmez."

Anlamayarak bir kaç adım içeri attım. "Neden buradayım?" diye sordum etrafımı incelerken. Kızlarınkinden daha farklı bir tarzı vardı ve daha eskiydi sanki her şey.

"Saçlarını kurutacağız. Sen şurada bekle." Elindeki çantaları kenardaki küçük oturma alanına bırakıp, çekmeceleri karıştırmaya başladı. En alt çekmecelerin birinden kurutma makinesi çıkardığında heyecanla yanına ilerledim. "Al bakalım." diyip bana uzattığında almıştım elinden. Fişini hemen aynanın yanında duran yere taktım. Düğmesini ileri doğru hareket ettirdiğimde çalışmamıştı.

Kaşlarım çatılırken biraz daha uğraştım. "Olmuyor bu?" diye söylendim kendi kendime. Erim arkama geçip, elimdeki kurutma makinesinin düğmelerine dokundu. Yine çok yakındı. Olmamalıydı. Bu kadar dibimde durmamalıydı.

Kendimi geri çekerken, makineyi atar gibi eline bıraktım. Önünü kesmezsem kalbime engel olamazdım.

Artık nasıl olduysa bilmiyorum bir şekilde çalıştırmayı başardı. "Gel!" diye çağırdı tekrar yüksek sesin arasında. Yavaş adımlarla yanına gittiğimde makineyi almak için elimi uzattım. Vermesini bekliyordum ama niyeti yok gibiydi.

"Düğmeye sürekli basman gerekiyor. Basmazsan çalışmıyor. Elektirikle ilgili sanırım. Sen geç ben yardım ederim sana. Tabi iznin olursa."

Daha önce dokunmuştu saçlarıma. O zaman da izin alarak yapmıştı. Şimdi de izin istiyordu. Daha önce o izni almış olmasına rağmen. Fazla mı düşünceliydi ben mi abartıyordum bilmiyordum ama bu benim dünyam için fazlaydı. Çok fazla. Bir şey demeden önüne geçtim. Sadece aynaya baktım. Aynadan ona.

Saçlarımı açmayı unuttuğumu fark etmiştim ki bana gerek kalmadan Erim halletti. Dikkatle çıkardı tokayı. Benim muhtemelen her çıkarışımda on tel saçımı yolarak çıkardığım tokayı, o özenle tek bir tele zarar bile vermeden çıkarmıştı. Saçlarım omuzlarıma dökülürken onları eliyle dağıttı.

"Ne kadar ıslak! Bir de böyle soğuğa çıkmışsın." dediğini duydum ama ona karşı bile gelemeyecek bir haldeydim. En hassas noktamdaydı çünkü parmakları. Alışamıyordum birinin dokunmasına. Kötü de hissettirmiyordu ama.

Avuç içiyle saçlarımı okşayıp kurutmaya başladı yavaş yavaş. Her değişinde nazikliği uykumu getiriyordu. On dakikanın sonunda ne olduğunu anlamadan ses kesildi. Ayakta uyumuş olabilir miydim? Kuruduğunun farkında bile değildim.

"Kurudu mu?" diye sordum şaşkınlıkla. "Kurudu."

Ellerimi saçlarımın arasına daldırırken, "Teşekkür ederim." dedim.

"Önemli değil." dedi. Geri çekilip, makineyi aldığı yere bırakırken geçip çantaların olduğu yere oturdum. "Hadi çıkalım. Maç saati yaklaştı."

Birlikte odadan çıkıp üst kata geldiğimizde yoğun bir kalabalık vardı. Sanırım teneffüse girmiştik. Katı es geçip bahçeye yöneldik. Voleybol takımı şimdi buradaydı. Bülent Hoca'nın etrafında. Uzaktan Uras'ı gördüm. Bugün onlarda seyirciydi. Gün nasıl geçecekti bilmiyordum.

Erim’le kalabalığa karıştık. Bülent Hoca’nın talimatlarını dinledik. Ardından trafik olduğunu söyleyip erkenden otobüse bindirdi bizi. Neyseki çantama geçen olanlardan sonra mide bulantısı hapı atmıştım. Otobüs çalışmadan biraz su içerek yuttum. Artık rahattım. Geçenki gibi Erim’e iş çıkarmayacaktım.

Yine en önde, birlikte oturuyorduk. Hayatımız sanki belli bir düzene uymuştu. Her şey tekrar ediyor ve biz ona ayak uyduruyorduk. İkimizi başrollerin olduğu bir kitapta dolu gözüksün diye yan yana koyulan figüranlara benzettim. Hiç bir şey yaşamayan ama her anın içinde bulunan figüranlar.

Hareketlendiğini hissedince cam yansımasından bakışlarımı çekip ona döndermiştim. Beni yine büyük bir düşünce balonunun içinden çıkarmıştı.

Kulaklıklarını çıkardığını fark ettim. Giriş kısmını telefona taktığında ona baktığımı görüp gülümsedi. Hafif bir tebessümle karşılık verip geri önüme döndüm.

Gözlerimi kapatmış zamanın geçmesini beklerken yanağıma değen yumuşak tenle ürperdim. Gözlerimi araladığımda kulağımda bir ağırlık hissetmem uzun sürmemişti. Kulaklığının bir tanesini bana takmıştı. Gözlerim onu incelerken hiç bir şey olmamış gibi yapıp şarkıyı açtı.

“Şarkı biraz oyalar seni. Yolu düşünmezsin. Zaman geçer.” Tane tane neden yaptığını açıklamıştı aslında. Beni yol tuttuğunu biliyordu.

Hafif bir melodi doldurdu kulaklarımı.

*(Kendimden hallice ~ Sakince Yoruldum)*

En üst kattan atladı umutlarım.
E daha ölmemiş, gömülmemiş.

Bu şarkıyı daha önce duymamıştım. Tanıdık değildi.

Savurdum olduğum kadarını.
Kimseye yetmemiş, kimse yetinmemiş.

İçimde bir şeyler kırıldı sanki. İnsanın yaralanmak için yoğun savaşlara girmesine gerek yoktu. Bunu bir şarkı sözü bile kolaylıkla yapabiliyordu.

Yollar giderek, ben severek bittim.
Acılar güler hep, ben söverek gittim.
Hoşuna giden yollar mı? Kapalı, gidemezdim.
Bitmiyor hiç derdim. Geçmez, sensiz.

Başımı o an Erim’e çevirdiğimde zaten bana baktığını gördüm. Biz mi bir şey anlatmaya çalışıyorduk yoksa şarkı mı öyle düşündürtüyordu bilmiyordum. Tek bildiğim gözlerimi kapatıp saatlerce onun yanında, tam burada durmak istediğimdi. Ne fazla yakın. Ne fazla uzak.

Düşe kalka geçtik, o yollardan.
Azıcık da yorulduk aslında.
Kovaladı hep aynı hatalar.
Yaşıyoruz çözdüğümüz kadar.

🪡🧭

“Evet gençler siz doğru soyunma odasına. Erim, Umay. Sizde benimle geliyorsunuz. Kimse geç kalmasın. Duydunuz mu çocuklar?”

“Duyduk hocam.”

Erim önden ben arkasından Bülent Hoca’nın peşine takıldık. Şu lanet olası hafta bir türlü bitmemişti. Yarın ki futbol maçından sonra bir süre kimseyi görmek istemiyordum.

Sahanın içine girdiğimizde kaşlarım çatıldı. “Neden buradayız?” diye fısıldadım öne doğru. “Bilmiyorum. Öğreniriz.” dedi Erim.

Yedek kulübesi gibi bir yerin önünde durduğumuzda bizim okulun yazılı olduğu bir kağıt olduğunu gördüm. Bizim alanımız olmalıydı burası.

“Siz maç boyu benimle kalacaksınız çocuklar. Gözleriniz daima kızların ve maç sayılarının üstünde olacak. Haksızlığa kesinlikle tahammülüm yok ve maalesef ki buradaki hakem taraf tutan biri. Bu yüzden itiraz etmemiz gerekirse sonuna kadar edeceğiz. Ben tek başıma hepsiyle baş edemeyeceğim için siz de bana yardım edeceksiniz. Anlaşıldı mı?”

“Hocam, hakem nasıl taraf tutabiliyor?” diye sordum dayanamayıp. “Kimse müdahale etmiyor mu?”

“Hayır. Çok denedim ama değiştirmediler. Kızlarımın hakkı yensin istemiyorum.”

Erim başını sallayarak, “Tamam hocam.” dedi. Sahayı net görebilen boş bir yere oturduğunda gidip yanına yerleştim.

Kafasını yana doğru çevirdiğinde bir şey diyeceğini düşünmüştüm ki o bana değil doğrudan Bülent Hoca’ya bakıyordu. “Hocam rakip kim? Hakem kimi tutuyor? Taraf seçtiğine göre güçlü olmalı.”

Hoca, ona bakmadan kafasını sallamakla yetindi. Sahayı inceliyor gibi duruyordu. “Basketbolda karşılaştığımız okul. Kartal.”

Erim’in bakışları saniyelik değişirken, benimle göz göze geldiğinde o sis bulutu yok oldu. Sebebini sormak istedim ama çekiniyordum. Sıcakladığımı hissedip ceketimi çıkardım. Yan tarafıma koyacaktım ki Erim beni durdurdu.

“Hasta olursun. Birazdan soğur burası. Çıkarma bence.” Bir kaç kez gözlerimi kırpıştırmakla yetindim. “Sıcakladım.” diye mırıldandım ağzımın içinde. En azından onu yapabilmiştim. Önüme doğru uzanıp, ceketi elimden aldı. Üstüme, bacaklarımı kapatacak şekilde örttüğünde nefesim kesilmiş gibi hissediyordum.

Başka bir şey demeden ve benim dememe fırsat vermeden geri önüne döndü. Sahayı incelemeye başladı. Sonraki hareketini tahmin etmek neden bu kadar zordu bu çocuğun. Bir gün delirirsem sebebi kesinlikle ailem değil, o olurdu. Buna artık net bir şekilde emindim.

Sahanın ana ekranında sayaç belirince derin bir nefes aldım. Maçın başlamasına dakikalar kalmıştı. Basketboldan daha çok dikkatimi çekeceği kesindi. Keyifle izlemeyi düşünüyordum. Aynı zamanda Bülent Hoca’ya da yardım etmemiz gerekiyordu.

Karşı takımdan bir kaç kişi formasıyla birlikte sahaya doluştuğunda içlerinden biri dikkatimi çekti. Renkli gözleri, koyu renk uzun ve düz at kuyruğu saçları, güzel fiziğiyle oldukça dikkat çekiyordu. Ortama girer girmez pek çok bakışı üstüne çekmeyi de başarmıştı zaten.

Bir kaç arkadaşıyla birlikte hafiften kendini esnetmeye başladıklarında, bizim okul takımı girdi içeri. En önde Aslı, kendinden emin bir şekilde yürürken geri kalan arkasından geliyordu.

Saha çok geçmeden dolmuştu. İki takımın oyuncuları ısınmak için dağılırken, yedekler kulübelere girmişti. Kafamı yana çevirdim. Erim’in uzun zamandır sesi çıkmadığı için garip gelmişti. Sadece sessiz olması değildi sorun. Sanki huzursuz gibiydi ve bu bana geçiyordu.

Az önce dikkatle sahayı inceleyen o şimdi bilerek oraya bakmıyordu. Bunu fark etmemek imkansızdı. Süre sonunda sıfırlandığında takımların olacağı kısımlar seçildi. Bizim önümüzdeki alana rakip takım düşüyordu. İyi miydi kötü müydü bilmiyordum ama Bülent Hoca’nın yerinde zıplamasından huzursuz olduğu anladım.

Tüm oyuncular bir bir yerlerine geçerken az önce dikkatimi çeken kız önümüzden geçip pasör çaprazına ilerledi. Onu izlemeyi merak ediyordum. Arkasını döndüğünde formasındaki detaylar takıldı gözüme. Küçük yıldızlar etrafına dokuz numara yazılmıştı. Bu ona özel olmalıydı. Diğerlerinin formasında böyle bir şey yoktu. Ardından ismine kaydı bakışlarım.

İtalik bir yazıyla Beren yazılmıştı. Kaşlarım çatılırken bu ismi nerden hatırladığımı bulmaya çalıştım. Eliz’in arkadaşı. Kaan’ın bahsettiği kız. Erim’e takıntılı olan…

Olabilir miydi?

Kartal Anadolu Lisesi’ydi rakiplerimiz. O kızında orada okuduğunu söylemişlerdi. Erim’in huzursuz olma sebebide bu olabilirdi. Başımı ona doğru döndürdüğümde önümüze bakmadan direkt karşı taraftaki sahaya, yani bizim sınıftakilere baktığını gördüm.

“Erim.” dediğimde bakışları beni buldu.

“Efendim?”

“Rakip takımda tanıdığın biri var mı?” Kaşları çatılmıştı. Sormamı beklemiyor gibiydi. Bir kaç saniye ard arda nefes aldıktan sonra kafasını sallayarak, “Var.” dedi. Anlamıştım. O da benim bildiğimi anlamıştı.

Uzatmadım. Hakem düdüğünü çaldığında tek odaklandığım maç olmalıydı. Gözlerimi o kıza değdirmemek için büyük bir çaba gösterdim.

🪡🧭

Düdük çalmış maç bitmişti. Son sayıyıda rakip takım almıştı. Ve maçı kazanan onlar kaybeden biz olmuştuk. Büyük bir çoşkuyla başarılarının kutlarken Bülent Hoca dağılan takımı toplamaya çalışıyordu. Herkesin yüzünden düşen bin parçaydı. Aslı bile üzülmüştü. İtiraf etmelimiyim bilmiyorum ama bende ona üzülmüştüm. Oyun boyunca kendini parçalamıştı.

Her sayıyı dikkatle incelemiş, Bülent Hoca’nın dediklerine odaklanmaya çalışmıştık. Ama onun dediği gibi bir sorun olmamış, fark etmemiştik.

Rakip takım sahada daire oluşturup, zıplayarak şarkı söylemeye başladıklarında, içlerinden biri kenarda Bülent Hoca’nın yanında duran Erim’e çarpmıştı.

Erim kafasını yan tarafa çevirdiğinde bende meraklanıp kim olduğuna baktım. Beren ve Erim yan yana duruyordu. “Kusura bakma.” dediğini duydum kızın ince bir sesle. Erim kafasını sallamakla yetindi.

Beren yüzüne gelen saç tutamını kulağının arkasına doğru sıkıştırıp baştan aşağı Erim’i süzdüğünde kaşlarım çatıldı. “Nasılsın bu arada?”

Kendimi tutamayıp oraya doğru bir kaç adım attım. Bülent Hoca’nın yanına gittiğimi kim inkar edebilirdi ki? Ben onlar için gitmiyordum oraya.

“İyi. Sen?” Sesinde her zamanki soğukluk vardı. Nedense bu beni memnun etmişti. Kız ona cevap verirken kafasını başka yöne çevirdi. Bir kaç adım attığımda bakışları beni fark etmiş gibi bana dönmüştü. Gözlerimi kaçırarak devam ettim. Ardından Hoca’nın sağ tarafına geçtiğimde gözleri hala üzerimdeydi. Hoca aniden aramızdan çekilince yan yana geldik.

“Hocam. Nereye?” diye sordum. “Bir kaç kız kayıp. Ağlayarak gitmişler. Onlara bakacağım. Benden önce gelirlerse haber verirsiniz.”

Kafamı sallayarak “Tamam.” dediğimde Erim hala bana bakıyordu. Sonradan sebebini anladım. Kıza bakmak istemiyordu. “Sen neden kulübedeydin? Seyirci olarak gelmedin mi? ” diye sordu kız sessizlikten yararlanmak istermiş gibi.
“Hocaya yardım ediyorum.”

Gözleri çok kısa bana değdiğinde kıza zorda olsa gülümsemeye çalıştım. Daha geniş bir gülümseme değildi beklediğim. Tuhaf bir şekilde cana yakın bir tebessüm ettiğinde şaşırmıştım. Elini bana doğru uzatıp “Beren ben.” dediğinde ne olduğunu sorguluyordum. Kendimi kötü hissetmiştim. Uzattığı elini tutup “Umay bende.” dedim. Gülerek kafasını salladı.

Tam ağzını açmış bir şey diyecekken Erim araya girip “Umay!” dediğinde ona çevirdim gözlerimi. Kızın ne diyeceğini de merak ediyordum. “Biz Bülent Hoca’ya mı baksak ? Kızları bulmuş mu diye.” Ne diyeceğimi bilemeyip suratına bakarken kolumdan tutup beni çekiştirmeye başladı. Ağzının içinde “Görüşürüz Beren.” diye mırıldandığını duymuştum.

Çekiştirerek salonun girişe geldiğimizi fark edince kolumu çektim. O da hemen durmuştu. “Ne oldu?”diye sordum şaşkınlıkla. Kafasını iki yana salladı. “Bir şey olmadı. Ne olacak?”

“Niye böylesin o zaman?”

“Nasılım?”

“Böyle işte.” dedim. “Stresli. Her an kaçacak gibi.”

“Yok öyle bir şey. O kızı sevmediğimi biliyorsun. Yanında durursak konuşmaya devam edecekti. Bende bahane buldum.” dedi.

Başka bir sebep bulamıyordum zaten. Muhtemelen o yüzden olmalıydı.

“Bakın burada kimler var? Kaçaklar. Sonunda çıktınız ortaya. Bütün gün sizi aradı gözlerim.” Erim’den bir kaç adım uzaklaşıp, sesin geldiği yöne arkama doğru baktığımda Uras ve Aslı yan yana duruyordu. Uras’ın suratında eğlenen bir ifade varken Aslı’nın suratı düşüktü.

Uras’ın gözleri bizden Aslı’ya döndü. “Evet Aslı’cığım. Aa! Olmaz ki ama. Senin hala modun düşük. Sana hediye vereceğim dedim ya. Seç bakalım. Karşında duruyor.”

Aslı’nın gözleri parlarken Erim “Ne oluyor?”diye mırıldandı. “Arkadaşım üzülmesin diye ona hediye veriyorum. Sana batan ne koçum.”

Erim Uras’a doğru yürüyordu ki onu kolundan tuttum. “Sakin ol. Ne olduğunu anlamadan bir şey yapamayız.” Beni duymuyor gibiydi. Elimi kolundan aşağı doğru kaydırarak parmaklarını kavradım. Sıkıp bir kaç kere salladığımda nihayet dikkatini çekebilmiştim. Önce ellerimize, ardından yüzüme baktı. Elimi daha sıkı kavramasını beklemiyordum. “Aslı hadi artık. Seç bak eğlenceyi ona göre ayarlayacağım.”

Tamam. Artık net bir şekilde plan bizdik. Onu anlamıştım. Erim’i sakin tutmalıydım ama. Onlar bu kadar kalabalıkken şuan bir şey yapamazdık. Ona zarar gelsin istemiyordum. Parmaklarımı avucunun içinde daha fazla sıktığını hissetsemde önemsemedim. Güç bulmak istiyorsa, güç bulmalı. Sakinleşmek, istiyorsa sakinleşmeliydi.

“Tamam.” dedi Aslı en sonunda. Gözlerimle etrafı taradım. Umarım Bülent Hoca’ya veya başka bir büyüğe denk gelirdik. Bakışları şimdiden korkutuyordu. “İkisinide istiyorum. İkisiylede eğlenelim. Bunlar ayrılmıyor baksana biz niye ayırıyoruz.” Kaşlarım çatılırken bana bakan Erim’e çevirdim gözlerimi.

“Aferin.” dediğini duydum Uras’ın ama emin değildim. Odaklandığım tek şey Erim’in gözleri ve sinirden kasılmış çenesiydi. “İlk kez mantıklı bir şey söyledin Aslı. Neden ikisiylede eğlenmiyoruz?”

Kötü şeyler olacağını biliyordum ama yanımda Erim varken sanki hiç bir şey umrumda değil gibiydi. Nedense kalbim korkudan değil, heyecandan güm güm atıyordu. Avucumun içindeki sıcaklık her şeye bedeldi.