5. bölüm · Sırlı Cam

Enkaz altı, dünya üstü

zerainn _

Normalde yazarken şarkı dinleyebilenlerden olmadım hiç. Hep gelen ilhamın önünü kapattığını düşünürdüm. Çünkü insanın aklı o an başka bir duyguya kaydığında yeterli cümleyi yazıp hissedemiyor. Ama ilk kez bi bölümü yazarken arkada müzik uygulaması açıktı ve ben kapatmadan dinledim. Belki de duygusunu etkiledi ama yine de iyi hissettirdi ve bana onları anlattı. Erim ve Umay’ı ama daha çok Umay’ı. Şuan ne yaşadığını sadece ben biliyorum ama gelecekte sizde öğrenince bana hak vereceksiniz.

Bu yüzden buraya bölüm şarkılarını bırakıyor sizden oy ve bolca yorum yapmanızı rica ediyorum.

Kendindem hallice: Sakince yoruldum
Gripin: Yalnızlığın çaresini bulmuşlar
Kalben: Yara

İyi okumalar:)
—————————————————————————

Kapı gıcırtıyla açıldı. İçeri dolan ışıkların ardından bir silüet belirdiğinde bakışlarımı çektim. Sakin adımlarla yanıma ilerleyip, arkama geçmişti. Elini ipin üstüne koyarken yavaşça çözmeye başladı.

"Levent abi birazdan burada olacakmış, okulu kapatması gerekiyormuş artık. Seni biraz daha bu karanlık oda da misafir etmek isterdim ama yapacak bişey yok. Hem havada karardı zaten git evine güzelce dinlen. Eğer bunlardan ailene yada herhangi birine bahsedecek olursan yaptıklarımdan fazlasını yaparım. Üstelik sadece sana değil, sevdiğin kim varsa."

Ellerimle işi bitince önüme gelip, bacağımdaki ipe uzandı. Serbest olduğum için bunu bende yapabilirdim ama o kadarına bile halim yoktu. Gözlerini gözlerime diktiğinde bakışlarımı kaçırdım. Kaşları çatıldı.

"Beni başına bela etme, anladın mı? Eğlendik bitti. Ben videomu alamadım ama canın yandı. Ödeştik. Sonuçta hala sıra arkadaşıyız. Bunu kısasa kısas olarak düşün."

Gözlerim duvardan ona çevrildiğinde, merakla yüzüme bakıyordu. Son düğümüde çözünce ayağa kalktım. Hala diz çökmüş bir vaziyette önümde duruyor ne yapacağımı izliyordu. "Sen tam bir psikopatsın. Umarım siz ve sizin gibilerin soyu çürür" diyip kenarda duran çantamı aldığımda peşimden gelip hesap sormasını bekledim ama yanıltmıştı.

Hızla önce depodan, ardından bahçeden ayrıldım. Hava dediği gibi karamıştı. Çantamın içinden telefonumu çıkardığımda sekizi geçtiğini gördüm. Ailemin eve gelmesinin üstünden en az iki saat geçmişti. Tabi bir program yapıp oraya gitmedilerse. Gruba baktığımda herhangi bişey yazmadıklarını gördüm.

Eve gidip gitmemek konusunda büyük bir ikilemdeydim. Eğer evdelerse bu halimi soracaklardı. Üstümdeki düğmeler kopuktu, saçlarımın halini bilmesemde önüme gelen kısa bir kaç saç tutamından berbat halde olduğunu biliyordum.

Geri dönüp ceketimi alamazdım çünkü okul kapanmıştı. Şans taşımın da artık bir önemi kalmamıştı.

Üstümü gizlesem saçlarımdan anlayacaklarını biliyordum. Senelerdir saçlarımı kestirmemiştim. Annemin onca ikna çalışmasına rağmen yapmamıştım. Sağlıksız olduğunu düşünüyordu uzun saçın ama ona ilk kez bu kadar karşı çıktığım için pek bişey demiyordu.

Bileğimdeki tokayla bağlamayı denedim. Bazı yerleri o kadar kısaydı ki tekrar dağılıyordu. Çok biçimsizdi. Gözlerim dolarken ellerimi kaldırdığım için düğmeleri kopan yerlerin daha çok açıldığını yanımdan geçenlerinde üstüme baktığını fark ettim. Kim bilir dışarıdan nasıl görünüyordum. İğrençti.

Çantamı sırtımdan alıp kucaklayarak önümü kapattım. Ağlamamak için direniyordum ama burnum sızlıyordu. Her an patlayacağımı biliyordum. Eve gidip gitmeme konusunda kararsız kalırken yolun karşısındaki çocuk parkını gördüm. Kırmızı ışık yanar yanmaz arabalar durunca yaya geçindinden karşıya geçtim. Boş bulduğum bir banka otururdum. Çantam hala kucağımdaydı.

Benden başka kimsenin olmamasına sevinirken, kendimi daha fazla tutamadım. Kafamı kucağımdaki çantaya gömerken, omuzlarım sarsıla sarsıla ağladım. Ne varsa akıttım. Biraz geçmişime, biraz şimdime ağladım. Düşündükçe göz yaşlarım durmak yerine artıyor, göz pınarlarım acıyordu.

Burnumun kenarları tahriş olmuştu. Yavaş yavaş sakinleştim. Aradan geçen zamanı bilmesemde başımı ağrıtacak kadar çok ağladığımı biliyordum.

Burnumu çekmemi saymazsak ağlamam durmuştu. Biraz da sonra ağlardım. Alışkanlıktan mı? Yoksa daha önceden aldığım hasardan mı?Emin değildim ama canım bu kez çok yanmamıştı. Ya da ben hissizleşmiştim.

Ev konusunda hala bir karar verememiştim. Ağlamaktan düşünememiştim daha doğrusu. Biraz daha yürüyerek kendime gelebilirdim. Ayaklanıp bir kaç adım attığımda omzuma değen elle irkilerek arkama döndüm.

Korkudan titremeye başlamıştım. Erim olduğunu görmek içimi rahatlattı. Bir anlığına Uraslar olduğunu sanmıştım. Erim’in kaşları çatıldığında halimi hatırladım. Utançla gözlerimi kaçırırken burnum yine sızlamaya başladı.

Tepemizde duran sokak lambasıda saklanmama hiç yardım etmiyordu

"Ağladın mı sen?" diye sordu aramızdaki uzun sessizliği bölerken. Kafamı sallamakla yetindim.

"Bir şey mi oldu?" dedi tekrar sorgularcasına. Çok şey oldu demek istesemde sustum. Sorusuna cevap vermedim. Gözleri bir yere takıldığında bakışlarında gariplik vardı. " Saçlarına ne oldu?" diyip elini uzattığında korkuyla kendimi geri çektim. Çoktan bir tutamını yakalamıştı bile.

"Hala okul kıyafetiylesin. Eve gitmedin mi sen?"

Yüzümü buruşturarak başımı iki yana salladığımda sabır diledi. Sonra sımsıkı kucakladığım çantayı fark etti. "Üşüyor musun?Ahtapot gibi sarılmışsın." cümlesi şaka dolu olsada sesi çok ciddiydi. Tam cevap vermek için ağzımı açmıştım ki üstündeki montu çıkarmaya başladı. "Ne yapıyorsun?" diye sordum üşüdüğümü titreyerek belli eden sesimle.

O demese fark etmeyecektim belki de. Montu omuzlarıma bıraktı. Şaşkınlığım daha geçmemişken, sımsıkı kucakladığım çantayı almaya çalıştı. Panikleyerek "Alma." diye bağırdım. Şaşkın bir ifadeyle kendini geri.

Ellerini dokunmuyorum dercesine havaya kaldırdığında, ona arkamı dönerek çantamı yanımzdaki bankın üstüne bıraktım montun kollarını geçirdikten sonra fermuarını kapatıp ona döndüm. "Sen üşümezsin umarım." dedim sesimi nazik tutmaya çalışarak.

"Otur şuraya konuşacağız." dedi söylediğimi umursamadan

Safça"Ne konuşacağız?" diye sordum.

Kolumdan çekerek banka oturtup kendi de yanıma yerleşti. "Seni zorlamak istemiyorum, bu yüzden kendi rızanla anlat."

Pes etmiştim. Ona anlatmaktan zarar gelmeyeceğini düşündüm. Kimseye söylememesi konusunda tembihlerdim.

"Okula ceketimi almak için dönmüştüm." diye başladım. "Uraslar da oradaymış."

Gözleri büyürken, solgun teni bembeyaz oldu. Sarı ışık bile rengini gizleyemiyordu. Kim bilir saniyede aklından neler geçirmişti.

"Beni bir depoya götürüp sandalyeye bağladılar. Sabahki davranışım için özür videosu çekmek istediler. Sanırım bu okuldaki herkese yaptığı bir şeymiş yani zorbalamak. Yalvar dedi, yalvarmadım bende." pat diye döküldüm. Kıvıramazdım zaten.

Dudakları tek çizgi halini alırken, iyi halt yedin der gibi bakıyordu. Sinirle kaşları çatıldı. "Sonra ben yalvarmadım diye saçlarımı kestiler." diye bitirdim cümlemi.

Söylemesi bile içimden bir şeylerin kopmasına yetiyordu.

"Burda ne yapıyorsun o zaman? Eve gidip ailene söylesene." diye çıkıştı aniden

"Bende onu düşünüyordum." dedim.

"Neyi?"

"Eve nasıl gideceğimi."

Elini saçlarının arasına daldırıp "O ne demek anlamadım?" diye sordu.

"Bu halde eve gidemem."

Sinirle " kızım parça parça anlatmasana şunu anlamıyorum." dedi. Açık açık anlatamıyordum demekki. Ne diye sorguluyordu.

"Bu halde eve gidersem annem net bir şey olduğunu anlar ama ona anlatamam. Zorbalığa uğradığım için üzüleceğine bana böyle bir şey yapmalarına nasıl izin verdiğimin hesabını sorar. Ben sana kendi ailemi yeteri kadar anlatamadım herhalde. Hayatımda ilk kez birine kendimden, yaşantımdan bahsettim o da odun çıktı."

Sinirle çıkışırken son söylediğim üzerine ağzımdan kaçırmışım gibi "pardon" dedim. Yerime sinerken devam ettim. "Hem Uras birine anlatırsam sadece bana değil etrafımdaki herkese bulaşırmış. Tekinsiz bir ailesi olduğunu sen söyledin. Ailemi onlara bulaştıramam. Her ne kadar gerçek bir aile olmasakta bu hayatta onlardan başka kimsem yok benim."

Uzun bir süre dalgın bakışlarla yüzümü inceledi. "Eve gidemezsen ne yapacaksın? " dediğinde söylediğim onca şeyden sadece buna takılmasına şaşırmıştım.

Dudaklarımk bükerek "Bilmiyorum." dedim
"En azından şu saçlarımı halledebilseydim anneme kuaföre gidip kestirdim derdim."

"Gidelim o zaman." dedi ayaklanırken. Gülümseme isteğimi bastırmaya çalıştım ama becerememiştim. "Bu saatte hangi kuaför açık olur sence?" dedim alayla. Yarım saat önce içim dışıma çıkana kadar ağlamamışım gibi

Saatin anca farkına varmış olmalıydı. "Yanlış anlamazsan, ben pek böyle şeylerden anlamam ama bir kız kardeşim var. Eğer istersen seni bize götürebilirim muhtemelen o sana yardım edecektir."

Gözlerimin içinin parladığına yemin edebilirdim. "Eğer rahatsızlık vermeyeceksem," dedim çekinerek. Ailemin sorgusuna çekilmektense Erim’in yaptığı teklif daha mantıklıydı. İçimdeki, tanımadığın insanların evine mi gideceksin?hissini bir süre bastırmakla uğraştım. "Ne rahatsızlığı, hem ben rahatsız olacak olsam teklif etmezdim öyle değil mi?"

Başımı salladım. Birlikte parktan çıkıp yürümeye başladığımızda, adımlarını takip ediyordum. Tanıdık caddenin sonundan sağa döndüğümüzde ev yolumuzun aynı olduğunu fark ettim. Bu güne kadar hiç karşılaşmamıştık.

Caddenin o geniş gürültülü havası lüks siteleri biterken, sıradan bir mahalle arasına girdik. Bazı eski püskü binaları saymazsak oldukça güzeldi. Hatta o şehir içindeki çoğu yerden daha güzel diyebilirdim.

İkimizde evin önüne kadar hiç konuşmamıştık. Beş dakika sonra vardığımızda eliyle önce geçmem için izin verdi. İlerlediğimde "Burası." dediği kapının önünde durdum. İkinci kattı.

Önce zili çaldığında bir süre bekledik ama açan kimse olmadı. Kaşları çatılırken anahtarıyla kapıyı açıp, ayakkabılarını çıkardı. Kenarda duran küçük ayakkabılık rafına baktığında kaşları daha çok çatılmıştı.

"Evde değiller mi?" diye mırıldandı kendine. Hiç bir şey yapmadan onu beklediğimde içeri geçip gözden kayboldu. Bende ayakkabılarımın çıkarıp peşinden ilerledim. Çok tatlı bir evi vardı. Aslında evin ruhu vardı diyebilirim. Oldukça yaşanmışlık biriktirdiğine emindim.

"Sen geç şöyle otur. Ben üstümü değiştireyim, kardeşimi de sonra ararım. Sanırım evde değil bir yere kadar gitmiş olabilir."

Kafamı sallayıp çantamı kenara bıraktım. Köşe koltuğa oturduğumda salonu inceliyordum. Amerikan tarzı mutfakla birleşikti. Küçüktü ama iyi dekore edilmişti. Eskide olsa bir tarzı vardı. Uzun zamandır böyle bir evde bulunmamıştım.

Çok geçmeden girdiği odadan çıktığında aralık kapıdan duvarlarının açık mavi, ara ara lacivert çizgileri olduğunu gördüm. Burası onun kendi odası olmalıydı.

Telefonunda bir kaç tuşa bastı sonra kulağına götürdü. Karşı tarafı bir kaç kere çaldırdığında hemen açılmıştı. "Nerdesin Eliz" dedi açtığı için şükredercesine.

Kardeşi ne dediyse kaşları çatıldı.
"Benim neden bundan haberim yok?" diye cevapladı tekrar.

"Abinim ben senin, tabi ki de bileceğim."
Gözleri kısa bir an bana takılınca yüzünü ovuşturdu.

"Tamam neyse. Telefonun açık olsun. Sana ihtiyacım olabilir." diyip kızın cevaplamasına fırsat vermeden yüzüne kapattı. Onun abiliğini hayal ederken fazla kendimi kaptırdığımı fark edip gerçek dünyaya döndüm.

"Arkadaşının doğum günü partisindeymiş. Haberim yoktu kusura bakma." dedi mahcubiyeti sesinden anlaşılıyordu.

Hala montla oturduğumu fark ettim. Sıcak basmıştı. Çıkarıp kenara koyduktan sonra ona döndüm. Ellerimi havada sallayarak, “Hayır, gerçekten hiç sorun değil. Düşünmen bile yeter." dedim. Kendini kötü hissetmesini istemiyordum.

Kafasını sallayıp bakışlarını benden çekeceği sırada gözleri bir yere takıldı. Bakışları boynumdan aşağı inerken nefesimi tuttum. Düğmelerimin koptuğunu unutmuştum.
Kollarımı önümde birleştiririp açıklığı kapatmaya çalışırken, o da saniyesinde bakışlarını kaçırıp başka yöne çevirdi.

Utançtan kızardığıma emindim. Fazla bir açıklık yoktu aslında ama gömleğin altındaki tenim gözüküyordu. İçimde atlet yoktu. Giymeyi sevmediğim için kış da olsa giymezdim. Sadece bir sütyen vardı. Kopan düğmelerimde bunu belli edecek aralıktaydı.

Gözlerimi kaldırıp ona doğru baktığımda bakışlarında kızgınlıktan daha fazlası vardı. Hala başka yere bakıyor gözlerini bana değdirmemeye çalışıyordu. Dişlerini sıkarken derince yutkundu.

"Bana anlatmadığın başka bir şey yok değil mi?" diye sordu boğuk bir sesle.

"Anlamadım" dedim. Kısa sürmüştü. Aklından neler geçtiğini anlayınca kalbim duracak sandım. Kopan düğmeleri çok başka şeylere yormuştu.

"Eğer benden çekiniyorsan veya o şerefsizden korkuyosan bunu söylemelisin. O zama-"

"Hayır," diye onu böldüğümde önüme dikkat ederek ayağa kalktım. "Öyle düşündüğün gibi bişey değil. Ben onların elinden kurtulmak için çırpınırken koptu."

Söylediklerimden sonra çenesi daha fazla gerilirken, bir kaç saniye gözlerini yumdu.

"Tamam. Sen burda bekle. Kardeşimin yedek okul gömleği olacaktı onu getireyim. Ailen şüphelenmez. Birde hırka bulayım onu da açıklarsın bir şekilde."

Gözden kaybolup kısa sürede geri dönerken hala bana bakmamaya dikkat ediyordu. Bu hali beni gülümsetirken uzattığı gömlek ve hırkayı aldım.

"Şuradaki odalardan herhangi birine girebilirsin. Bende saçın için ne yapabiliriz ona bakayım." dediğinde kafamı sallayarak ilk olan odaya yani onun odasına adımladım.

Çocukken alındığı belli olan bir mobilya takımı karşıladı beni. Sanki oda onun küçüklüğünde kalmış, zaman hiç yerinden oynamamış, değişen tek şey Erim olmuş gibiydi. Kişiliğine göre fazla ters bir odaydı.

Çok büyükte sayılmazdı ama en azından ruhu vardı. Fazla durursam yanlış anlar diye düşünüp, daha da oyalanmadan üstümdeki gömleği çıkardım. Bana verdiğini giydim. Bizim okulun logosu vardı demek ki kardeşi de bizim okuldandı.

Hırkayı elime alarak odadan çıktığımda Erim’in salonda, ayakta dikildiğini elindeki kutunun içine baktığını gördüm. "Ne arıyorsun?" diye sordum yanına adımlarken. "Saçlarını düzeltmen için makas arıyorum. Eliz’in saç makası vardı ama bulamıyorum."

Adımlarım olduğu yere çakıldı. Kalbim hızlanmış, nefesim sıklaşmıştı. O da fark etmiş olacak ki "Ne oldu?" diye sordu. "Onunla kesemem." diye fısıldarcasına konuştum.

Kaşları çatıldı. "Neden? Başka neyle kesebilirsin ki?"

"Bilmiyorum. Kuaförlerde tıraş makinesi oluyordu onun gibi bişeyle kestirebilirdim ama o dediğin şeye elimi süremem ben."

"Niye süremiyorsun?" diye sorgularcasına konuştuğunda, bakışlarımı başka yere çevirdim.

"Tamam" dedi pes edercesine ısrar etmeden "Makasla kesmiyorsun o zaman başka çözüm bulalım."

"Özür dilerim." diye mırıldandım şuan yer yarılsada içine girsem dediğim noktadaydım.

"Niye özür diliyorsun? " diyip cevabımı beklemeden ilerisinde duran kapıya yöneldi. Banyo olduğunu gördüm. Elini uzatıp dolabın üstünden başka bir kutu aldığında bir kaç adım atıp kapıya yaslandım.

Onu izlemeye devam ederken "Seni uğraştırdığım için, evine gelmek zorunda olduğum için, kısacası zahmet verdiğim için özür dilerim." diye açtım.

Hiç bir şey demeden, kutunun içinden bir kaç parça şey karıştırdığında, çıkardığı şey tıraş makinesiydi. "Bununla nasıl keseceksin?” Sorusunu dudaklarımı bükerek yanıtladım bende bilmiyordum. "Bir videoda görmüştüm sadece bende hiç bilmiyorum." Çamaşır makinesinin üstüne koyduğu aleti elime alarak, sağını solunu kurcaladım. "Nasıl açılır, kullanılır? Hiç bir fikrim yok."

Bakışlarını sıkıntılı bir sis bulutu kapladığında, tekrar özür dilemek istedim ama kendimi tuttum. Tanıştığımızdan beri başına gelmedik kalmamıştı. Hepsi de benim yüzümdendi.

"Sen geç otur salona, ben çağırınca gelirsin." diyip beni adeta kovarcasına banyodan çıkardığında peşinden baktım. Ne yaptığını anlamasamda gidip koltuğa oturdum. Tamamı görüş açımda olmasa da telefonunu çıkardığını ve bir şeyler yazdığını görebiliyordum. Yazma işini bitirdiğinde dikkatle bir şeye bakmaya başladı.

Ardından telefonu dolabın aynasına yasladı. Parlayan ışıktan göremiyordum.
Çok geçmeden "Gel." diye çağırdığında suç işlemiş yaramaz çocuklar gibi gittim.

"Eğer sende istersen sana yardım edebilirim, yani ben kesebilirim saçlarını." dediğinde tereddüt ettim. Saçlarıma kimseyi dokundurtmamıştım bugüne kadar dokunsa tetiklenir miydim bilmiyordum ama bugün olanlardan sonra tetiklenmediysem bişey olmazdı.

Kafamı aşağı yukarı oynatarak onu onayladığımda, elini omzuma koydu. Dokunuşu tüy gibi hafif olsada beni aynanın önüne kolaylıkla çekebilmişti.

O da arkama geçtiğinde aynadaki yansımamızı gördüm. Farklıydı. bugüne kadar arkamda kimseyi görmemiştim ve bu sadece fiziki anlamda değildi.

Makineyi eline alıp fişe taktı. Ardından düğmeye bastı. Sonra ne olduysa kapattı bi anda. Şaşkınlıkla ona döndüm. "Saçlarını taramayı unuttum." dediğinde şaşkınlığım geçmemiş, aksine artmıştı. İçeri gidip geri geldi. Elinde taşlı bir tarak vardı. "Bunu Eliz’e almıştım ama hanımefendi beğenmediği için kullanmadı. Kullansam sıkıntı olur mu senin için?"

Gülümsedim. Bakışları kısa bir an dudaklarıma düşsede hemen gözlerime geri çıkardı "Olmaz teşekkür ederim. İstersen ben yapayım." diyip elimi uzattığımda umursamayarak geri arkama geçti. “Sen arkanı düz tarayamazsın. Ben hallederim."

Nazikçe saçlarımı tarayıp eliyle de düzelttiğinde saçım okşanıyormuş gibi hissettim. Bugüne kadar annem bile böyle sevmemişti saçlarımı. En azından Erim kadar şefkati geçmemişti. Burnumun sızlamasına engel olmak için düşünmeyi bıraktım ve aynadaki yansımamıza döndüm.

Kenara bıraktığı makineyi geri aldı. "Çok kısaltmasan olur mu?" diye sordum. Yüzsüzmüşüm gibi hissetsemde başka çarem yoktu. "Emin ol bende istemem, bu yüzden elimden geleni yapacağım." dediğinde anlamasamda çok önemsemedim. Şuan saçlarıma ağlayasım vardı.

Makineyi saçlarıma doğru tuttup, banyonun kirlenmesini önemsemeden kestiğinde gözlerimi kapattım. Banyonun içini makine sesinden başka bir ses daha dolduğunda anca o zaman açmıştım. "Bakar mısın kimden?" dedi. Yerimde kıpırdamadan elimi uzatarak ekrana dokundum. Telefonu hala aynaya yaslı bir biçimde duruyordu.

“Eliz yazmış" dediğimde "Ne yazmış?" diye sordu. "Kilitli olduğu için tamamı okunmuyor.” dedim.

"1905 şifresi" hala saçlarımı kesiyordu ama o kadar çekingen bir halde yapıyordu ki yarısı anca bitmişti.

"Galatasaraylı mısın?" diye sordum şifreyi girerken. Yerimden kıpırdamadan yapmak biraz zor olmuştu. "Evet"

Eliz’in mesajının üstüne tıklayıp okumaya başladım. "Abi sanırım biraz geç kalacağım. Bırakmadı arkadaşlar. Annem eve gelirse haber verir misin?" Erim’in aynadan tepkisini görmek için baktığımda kafasını salladı. Makineyi saçımdan uzaklaştırdı. "Tamam, yazar mısın? Az bir yeri kaldı saçının. Orayı tekrar tarayacağım."

Ona " tamam" dedikten sonra tamam, yazılı bir mesajda Eliz’e göndermiştim. Uygulamadan çıkarken yanlışlıkla aşağı doğru kaydı, geçmiş sekmesi açıldı. Kapatmaya çalışırken gözüm bir yere takıldı. Elim havada donarken ne yapacağımı bilemiyordum.

Erim saç kesim videosu açmıştı. Az önce dikkatle izlediği şey bu olmalıydı. Benim için öğrenmeye çalışmıştı. Panik bir şekilde telefonu kapatıp kenara koyarken erim "Yazdın mı?" diye sordu. Heyecanımı bastırmaya çalışarak "evet" dedim. Umarım sesimi sakin tutmayı başarabilmişimdir. Gerçi kalbimin sesi kulaklarımda yankılanırken zordu.

Sonunda saçımı bitirdiğinde, ellerimle saçımı dağıttım. Omzuma kadar geliyordu. Dalgalı olduğu için böyle gözüktüğünü biliyordum. Düzleştirsem biraz daha uzardı.

Bazı yerleri hala geneline göre çok kısaydı ama böyle katlı bi görüntü vermişti. En azından daha iyi gözüküyordu.

Banyodan çıktığımızda ne diyeceğimi bilemedim ama yine o iki cümleye sığındım. "Özür dilerim ve teşekkür ederim" dedim uzatmadan. "Rica ederim ve özürlük bir şey yok. Sana yardım etmek benim tercihimdi. Lütfen bir daha özür dileme ve teşekkür etme. Birde merak etme bunlar aramızda kalacak" söylemesine gerek bile yoktu. Öyle biri olmadığını, beni başkasıyla konuşmayacağını biliyordum. Sadece nerden bildiğimi bilmiyordum.

"Ben gideyim artık." dedim çantamı alarak. Koltuğun üstünde duran hırkayı üstüme geçirdim. "Kardeşinin eşyalarını da geri getireceğim hatta yenisini almam daha doğru olur."

Kapıya ilerlediğimde peşimden geliyordu. "Benlik sıkıntı yok ama kendisi pek sevmez böyle şeyleri."

Kapıyı açıp ayakkabılarımı giyerken, kafamı kaldırıp yüzüne baktım. "Tamam o zaman nasıl dersen. Yarın görüşürüz"

Elini kaldırıp "Görüşürüz" dedi.

kapıyı kapatacak sandım ama kapatmamıştı. "Sen neyle gideceksin?" diye sordu bir adım dışarı atarak. Kapıyı peşinden çekince şaşırmıştım. "Caddeye iner yürür yada taksiyle giderim diye düşünmüştüm. Hem evim yakın buraya."

Kendi ayakkabılarını giydi. "Kusura bakma benim hatam. Buralar bu saatte biraz tekinsiz olur, yolları bilmiyorsundur. Ben bırakayım seni."

"Hayır" dedim itiraz ederek. "Gerçekten yeteri kadar zahmet verdim sana. Geç eve dinlen sen, başımın çaresine bakabilirim."

Bana yandan ters bir bakış attıp elimdeki çantayı çekip aldı. Peşinden ilerlemeye başladığımda hala söyleniyordum.

"Erim sen beni duymuyor musun?"

Giriş kata geldiğimizde "Dışarı çık, beni bekle geleceğim." dedi. Daha fazla konuşmayı bırakıp dediğini yaptım. Çok geçmeden elinde bir bisikletle kapıda belirirken, kolaylıkla merdivenlerden indirdi. "Bu ne?" diye sordum.

"Sen bana yolu tarif et" dedi yine söylediğimi duymamışçasına. Omzuna taktığı çantamı öndeki sepete attı. Geçip koltuğa oturduğunda bakışlarını yüzüme çevirdi.

"Gel. "dedi elini uzatarak. Bisiklet çok büyük değildi. Arkasında oturacak yer de yoktu. Beni nasıl götürecekti. "Bakma öyle, gel buraya oturacaksın." İşaret ettiği yere baktım. Koltukla direksiyon arasındaki yeri gösteriyordu. Bir kaç adım atıp dibinde durdum ama hala çekiniyordum. "Yan bir şekilde otur düşmekten korkuyorsan korkma ben tutarım seni." dediğinde ses tonu bana güven vermişti.

Yavaşça önündeki boşluğa oturduğumda boynuna o kadar yakındım ki kalbim tekrar hızlandı. İstemsizce kokusunu solurken mayışmıştım. Kollarını belimin iki yanından geçirip direksiyonu tuttu. Kendimi yavaşça geri bırakırken gövdesine yaslandım. Beni kabul edercesine, çenesini kısa bir an başımın üstüne yasladı. Bunu o kadar hafif yapmıştı ki, ona odaklı olmasam hissedemezdim.

Yavaşça pedalları çevirdiğinde "Bana evini tarif edebilir misin?" dedi kulağıma doğru. "Geldiğimiz caddeden düz gideceğiz sadece."

"Tamam" diyip kafasını salladı. Kulağıma yakın bir yerde olduğu için çenesi bu kezde yanağıma sürtünmüştü. Daha çok yandığımı hissettim. garip hislere yenik düşmemeliydim. Yabancı şeyleri sevmezdim. Yabancı kişileri, yabancı yerleri ve yabancı hisleri. Güvenli alanımdan çıkmak kötüydü.

Ara sokaklardan birine saptığımızda yıkık binanın önünde birileri toplanmıştı. Sigara ve alkol tüketiyor gibi gözüküyorlardı. Erim bisikletin hızını arttırıken hızla başımı başka tarafa çevirdim. Tehlikeli olur demesini daha net anlıyordum.

Sonunda caddeye çıkabilmiştik. Yola çıkmadan kaldırımdan ilerledi. Bu saatte çok kimse yoktu sokaklarda. Arabaların sayısı da azalmıştı.

Huzurlu bir şekilde yolculuğumuz devam ederken evimi gördüm. "Şu ileride durabilirsin" dedim Erim’e "Geldik mi?" diye sorduğunda başımı salladım.

Evimin karşısındaki kaldırımda durdu. Gözleriyle evi tararken inmek için kollarını çekmesini bekliyordum. Niyeti yok gibiydi. Boğazımı temizledikten sonra uyarırcasına "Erim." dedim. başını eğip göz göze gelmemizi sağladı. "Kolun." dedim çekinerek. Anlamadığı için kaşları çatılmıştı. Sonra anlamış gibi hızla çekti. O kadar hızlıydı ki neredeyse dengemi kaybedip düşecektim. Kolumdan tutup dengemi sağladığında daha fazla beklemeden indim.

Ensesini kaşırken"pardon" dedi kısık sesle. Utanmıştı ve bu hali oldukça tatlı gelmişti gözüme. Düşüncelerden sıyrılıp ifademi düz tutmaya çalıştım. Sepete uzanıp çantamı aldım. "Sorun değil. Her şey için teşekkür ederim. Yarın görüşürüz."

"Görüşürüz" gider diye beklemiştim ama gitmemişti. Benim gitmemi beklediğini anlayınca yolun karşısına geçtim. Çantamdan anahtarımı çıkarıp kapıya taktım. içimdeki dürtüye engel olamadan arkamı dönüp ona el salladığımda oda aynı şekilde karşılık vermişti. İçeriye girip, peşimden kapıyı kapattım. Dünyanın en garip hissiyle sırtımı kapıya yasladım. Kalbim bu sıralar ritmini şaşırmıştı ve bu benim hiç hoşuma gitmiyordu. Hasta olmuş olabilir miydim?

Kapının yanındaki pencerenin perdesini usulca araladığında Erim bisikleti yeni çeviriyordu. Geldiği yolu giderken gözü kısa bir an evimin olduğu yere takılsada önüne dönüp geri yola koyuldu.

Hastalanan, hızlanan kalpleri ve takılan gözleri aklım hiç iyi şeylere yormuyordu. Sessizce evin içine doğru ilerledim. Bastığım yere dikkat etmeye çalışıyordum. Merdivene kadar başarıyla ulaşmıştım ki annem önümde belirdi. Yakalanmışlık hissiyle başımı öne eğip basamakları çıktım. Onun bir alt basamağında dururken hala yüzüne bakmıyordum.

"Bize haber vermeden, neden bu kadar geç geldiğini öğrenebilir miyim Umay?" başka çarem olmadığından anneme baktım. Göz teması kurmadan konuşulmasından nefret ediyordu.
"Okuldakilerle kaynaşmaya çalışıyordum sadece." dedim.

Ağzını açıp bir şey diyecekken kaşları çatıldı. "Saçlarına ne oldu?" diye adeta bağırırcasına sorduğunda bir basamak daha ilerleyerek yanına çıktım. Yüzüme sahte bir tebessüm kondurdum. "Kızlar kısa saçın bana çok yakışacağını söyledi. Benimde bayadır aklımdaydı zaten çok kırılmıştı artık seneler oldu biliyorsun. O yüzden kestirdim."

Elini saçlarıma atıp kısa olan kısımları tuttuğunda yüzü buruştu. "Nerede kestirdin kızım? Mahalle arasında mı? Bana söylesen daha iyi bir yere randevu alırdım senin için. Git hemen duş al. Ne kadar mikrop bulaştırdın kendine kim bilir?" dediğinde kafamı salladım.

Çatı katı merdivenlerine yöneldim. Odam oradaydı. "Tamam anne. Bugün çok yoruldum. Banyo yaptıktan sonra hemen yatarım. İyi geceler." diyip koşarak uzaklaştım.

Odama geçer geçmez kendimi yatağımın üstüne bıraktım. O kadar yorgundum ki hem ruhum hem bedenim ağrıyordu. Kemiklerimdeki acının dayak yemişten farkı yoktu. Dayak yesem bu kadar acımazdı belkide.

Hiç bir şey düşünmemeye çalışarak gözlerimi kapattığımda korkuyla ve yavaşça yaptım. O çocuk ve arkadaşlarının saçlarımı kestikleri anı göreceğime çok emindim. Ya da seneler önceden kesitler ama aklım ilk kez bana oyun oynadı. O karanlığa Erim’i yerleştirdi.

Şaşkınlıkla gözlerimi aralayıp geri kapattım ama hala oradaydı. Saçlarıma dokunuşu, bir çocuk gibi benle ilgilenişi…

Gün içinde yaşadığım kötü anılarım değilde iyi anılarım oynuyordu sahnede. Yabancı hislerin yanına yeni bir yabancı daha eklenmişti şimdi. Ben bile artık bana yabancıydım.