4. bölüm · Sırlı Cam
Ölüm gibi…
Gecikme için özür dilerim, kusura bakmayın. Bir kaç aksilik çıktı ama yine de sonunda atabiliyorum. Oy verip, yorum yaparak desteklerseniz çok sevinirim.
Keyifli okumalar dilerimm:)
——————————————————————-
Bir hafta. Koskoca bir hafta daha geçirmiştim. Açık konuşmak gerekirse de olduğum yerde mutlu ve huzurluydum. Ayaklarım geri geri gidiyordu. Ayrılmak istemiyordum çünkü alışkanlıklarımı bırakmak benim için hiç kolay olmuyordu.
En baştan kendimi buna sürüklemek , göz göre göre yaptığım bir hataydı. Sınıfımın değişeceğini biliyordum. Ama bir kere olmuştu işte.
Alışmıştım.
Sınıfıma gerçekten alışmıştım ve arada da olsa konuşabileceğim bir sıra arkadaşım vardı. İyi de olsa kötü de olsa idare ediyorduk. Belkide en çok buna üzülmüştüm.
Hayır üzülmek değildi.
Alıştığım için bırakamamak, yeni bir sayfaya başlamaktan korkmaktı benim sebebim.
Zor da olsa yeni sınıfımdan adımımı attığımda eskisinden çokta farklı bir manzara yoktu ortada. Yine ilk geldiğim günle aynı şeyleri yaşadım. Önde oturan çocuğa boş sıra sordum. En arkayı gösterdi. Gittim oturdum. Bu kadardı.
Değişen tek şey artık duvar kenarında oturuyor oluşumdu. Sıranın kenarında bir çanta asılıydı. Bu yüzden duvar dibine oturdum. Yine bir erkekle oturuyor olmalıydım. Sıradaki dağınıklık ve çantadan anlamıştım.
Sıranın altı yırtık dökük kitaplarla doluydu. Üstümdeki ceketi dolu olduğu için oraya koyamamış hemen arkamda fark ettiğim askılığa asmıştım. Şu kitapları okul dolabına yerleştirmek ne kadar zor olabilirdi? Beş dakikasını bile almazdı belki de.
Sınıfa yüksek sesle birileri girince düşünmeyi bırakıp kapıya doğru baktım. Üç erkek ve iki kızdan oluşan grup bağıra çağıra içeri dalmıştı. Çok tutmadan bakışlarımı onlardan çekip masaya koyduğum telefonumu elime aldım. Ders başlayana kadar kendimi oyalayacaktım.
Bildiğim bir şarkı alıntısını beğeniyordum ki telefonun elimden çekilmesiyle yarım kaldı. Ne olduğunu anlamayarak başımı kaldırdım. Az önce içeri girenler başımda dikiliyordu.
Telefonumu alan çocuk göz kırparak. "Sen ne iş?" dediğinde suratına baktım. Cevap vermemeye karar vermiştim çünkü ortada düzgün soru bile yoktu. Avcumu uzatarak telefonu vermesini bekledim ama almak için hiç bir hamle yapmadım. Bulaşırsam yakamdan düşmez gibi hissetmiştim.
Bir kaç dakika süren bakışmamızın sonunda pes ederek telefonumu avucuma koydu. Ayaktaki arkadaşlarını kovalayıp yanıma oturduğunda ne yaptığına izledim. "Normalde cevap vermediğin için dünyayı sana dar ederdim de anlaşılan yenisin ve birde sıra arkadaşım. O yüzden seninle iyi geçineceğim."
İçimden bildiğim bütün hakaretleri ederken onunla oturuyor olmam kaderin bana attığı kaçıncı kazıktı bilmiyorum. İyi geçinemeyeceğimiz açık bir şekilde ortadaydı.
"Sınava çalıştın mı?" diye sorunca gözlerimi kırpıştırarak ona baktım. Sorgulayıcı bakışları hala üzerimdeyken kafamı salladım. İletişim kurmak için böyle bir soru seçmesi garip gelmişti. Ne bekliyordum sanki adımı sormasını falan mı?
"İyi, güzel o zaman sendeyim. "
"Anlamadım." dedim.
"Sınavda diyorum, kopya verirsin. Seçmeli derslere çalışmaktan nefret ediyorum biliyor musun? Birde bir hafta sayısala çalışınca hiç çekilmiyorlar."
Söyledikleri karşısında dayanamayıp sabır dilerken hoca içeri girdi. Kısa bir selamlaşmanın ardından oturduk.
Telefonumla ilgilenmeye devam ettim. Bir daha konuşmaması için dua ediyordum. İlgisi benden kaybolup yan tarafta oturan arkadaşlarına kaydığında rahat bir nefes aldım.
Erim'i aradığım saatlerdeydim. Muhtemelen şuan ikimizde sınavı umursamıyor, kafamızı sıraya koymuş uyuyor olurduk. Burada kolumu bile sıraya koyup, koymamak konusunda emin değildim. Çok rahatsız hissettiriyordu.
Arada onun ve arkadaşlarının bakışlarını üstümde hissetsem de önemsemedim.
Sınavın yaklaşmasına yakın notlarımı çıkarıp göz gezdirdiğimde sıkıntıdan patlamak üzereydim. İzleyecek bir camım bile yoktu artık. Resmen duvarın dibine sinmiştim.
Zor bir sene geçireceğim belliydi. Ama bu zaten hep yaşadığım bir şeydi. İlk kez başıma gelmiyordu. Bugün son sınavımıza girecektik. Okulların kapanmasına üç hafta kalmıştı. Belki de okula bile gelmezdim. Gerçi bu hafta çekeceğim bir cezam vardı. En azından tek olmayacaktım. Bunun için mutluydum.
Yan tarafımda bir hareketlilik oluşunca bakışlarımı o tarafa çevirdim. Arkadaşlarıyla konuşmayı bırakmış, tekrar bana dönmüştü. "Uras ben bu arada. " dedi. Ne kadar istemesem de "Bende Umay." diyerek kendimi tanıttım. Kafasını salladı. "Neden bu okula geldin?"
"Ailemle izmir'e yeni taşındık. "
Şaşırmıştı. "Sen İzmir'de yaşamıyor muydun?" diye sordu kaşlarını kaldırarak.
"Hayır. İstanbul'da yaşıyordum."
Hafifçe sırıttı. "İzmir kızlarındaki güzellikten var sende. Buralısın o zaman." iltifatı karşısında bir kaç saniye duraksasam da devam ettim. "Hayır, Samsunluyum."
"O zaman genetik." diye uzatınca oflayarak
"olabilir" dedim ve önüme döndüm. Açık saçlarım omuzlarımdan aşağı dökülmüş yüzümü ondan saklamıştı ama bu çok uzun sürmedi. Saçlarımı önümden çekip sırtımdan aşağı bırakırken ona baktım. Rahatsız olmuştum. "Sınavda yardım edeceğini umuyorum."
"Etmek istemiyorsam" dedim kaşlarımı çatarken. Yüzünü yavaşça yüzüme yaklaştırdı. "Senden izin istediğimi hatırlamıyorum zaten. Yardım edeceksin. Genelde seçmeli derslerin sorularını aynı yaparlar. Kağıdını açık bırakman yeterli. Eğer şansımıza yapmazlarsa da kendi kağıdını çözdükten sonra kağıtları değiştireceğiz ve benimkini de çözeceksin. Anlaşılmayan bir şey yok diye düşünüyorum." Açık tehdidi kendimi geri çekmeme sebep olurken, başım duvara yaslandı.
"Sen istediğin gibi hayal kurmaya devam edebilirsin. Dediklerinin hiç biri olmayacak."
Yüzünde pis bir sırıtış olduğunda gerildim. "Öyle mi diyorsun?"
Kafamı aşağı yukarı hızla sallayarak, "Evet öyle diyorum." dediğimde geri çekilmişti. "Henüz beni tanımadığın için böyle konuşuyorsun. Gerçi diklenmen hoşuma gitmedi de değil. Eğer beni yakından tanımak istersen dediklerimi yapma. Bende bayadır kimseye bulaşmıyordum. Evet, evet. Lütfen yapma yeni bir oyun çok eğlenceli olacak." Oyun dediği neydi bilmiyorum ama yaptığı ergenlikten başka bir şey değildi.
Rica etmesine gerek yoktu. Zaten yapmayacaktım. Bu kadar rahatsız edici olmasa bildiğim konularda tabi ki yardım ederdim ama yüz verirsem fazlasını isteyecek gibi duruyordu.
🪡🧭
"Süreniz başladı çocuklar. Şimdiden başarılar dilerim" Önden arkaya doğru uzatılan kağıdımı beklediğimde son sınav olmasının mutluluğu vardı üzerimde. Kağıtlar yan yana verildiğine göre demek ki grup yoktu. Uras'la Aramızda çanta vardı ama kağıdımı korusam iyi olacaktı. Tehdidini umursamıyordum. En fazla arkadaşları arasında alay konusu yapardı. Daha önce yaşamadığım şey değildi.
Önce davranıp kağıttan bir kendine bir bana koyduğunda eğilip sadece benim duyabileceğim şekilde, "Unutma, aç kağıdını." dedi.
Açmadım. Aksine daha da üstüne kapandım. Ezberlediğim cümleleri kağıda geçirmek biraz garip hissettiriyordu. Daha doğrusu işlemsiz bir sınavdı garip hissettiren.
Tüm soruları cevaplamam on beş dakikadan az bir zamanımı alırken kalemi kenara koyup sürenin dolmasını bekledim.
Bacağıma değen şeyle irkilsem de kim olduğunu bildiğim için bakmadım. Dediğini yapmayacaktım.
En az on dakika daha benimle böyle uğraştıktan sonra öndekilere döndü. Hoca ona bakmadığı anlarda onlardan geçiriyor, yazarken sinirle sırayı sallıyordu. Garip bir his bedenimi tekrar ele geçirdi. Ona bulaşmakla hata yapma düşüncesi beni korkutuyordu. Ama sıradan bir lise öğrencisinin yapabilecekleri de çok kısıtlıydı. Yine de sınav bitene kadar kendimden ödün vermedim. Kağıdını teslim edip geri döndüğünde dik bakışlarla onu izliyordum.
Bana olan bakışlarını görene kadar. O az önce her şeyi alaya vuran tavrı gitmiş devleşmişti.
Çekindiğimi belli etmemek için çantamdan telefonumu çıkardım.
Uçak modundan çıktığım an ekranıma bildirim düştü. Kayıtlı olmayan bir numaraydı. Üstüne tıkladım.
05xxxxxxxxx: Umay ben Erim.
05xxxxxxxxx: Telefon numaranı rehberlik hocasından aldım.
05xxxxxxxxx: Bülent hoca çıkışta spor odasında olmamız gerektiğini söyledi. Cezamız için iş planı yapacakmış.
Siz: Tamam çıkışta orda olurum sağ ol.
Diye yazıp yolladığımda boşluğuma gelip kafamı kaldırmıştım. Hala tepemde dikiliyordu. Bakışlarında bir gram değişim yoktu ve artık cidden korkuyordum. Korkma sebebim o değildi. Okulda olay çıkarsa birde evde uğraşırdım. En azından orda huzurlu olmak istiyordum.
Sırf bu yüzden kopya bile çekmiştim.
Zil çalar çalmaz kantine gidebilmek için ayaklandım. Uras önümü keserken arkadaşları da peşinde sıralandı. Ne kadar çok sabredersem o kadar çabuk kurtulurum diye düşündüm.
"Seni uyardım. Yapacaklarımdan sonra gelip karşımda ağlayamazsın cici kız. Madem beni gerçekten tanımak istedin. Bende sana kendimi tanıtırım. "
Omzundan ittirdiğimde yerinden oynamasa da kenarındaki boşluktan sıyrılarak sınıfın kapısına ilerledim. Ne yaparsa yapsın sessiz kalmalıydım. Bir süre sonra o sıkılır bende olaysız atlatmış olurdum.
Yeni sınıfımdaki ilk günden belayı bulmam iyi olmamıştı ama benim suçum yoktu.
Kantine girdiğimde kenardaki masalardan birinde oturan Erim'i gördüm. Bir elinde telefonu varken kahvesini yudumluyordu. Bende kahvemi aldıktan sonra adımlarım her ne kadar dirense de ona doğru ilerledim. Yanı boştu. Rahatsız olursa kalkardım.
Umarım olmazdı. Karşısındaki sandalyeyi çekerken çıkardığım ses kantinde yankılandığında kafasını kaldırdı. Göz göze geldik. Hafifçe tebessüm ederek oturdum. İfadesizce bana bakarken telefonunu bıraktı.
"Hoca sence uzun tutar mı?" diye girdim konuya. Konuşmak için bahane bulamamıştım. Niye geldiğimi soracağına emindim.
"Bilmiyorum. Neden sordun?"
Aldığım kahveden bir yudum alarak, "Uzun kalırsak evdekilere haber vermem gerekebilir" diye bahane uydurdum. Yalandı. Gece on ikide gelmediğim sürece sorgulamazlardı. On iki de gelsem fark ederler miydi? Onu da bilmiyordum. Hiç o kadar uzun dışarda kalmamıştım. Tek başına çok çıktığımda söylenmezdi.
"Çok kalmayız bence, sadece ne yapacağımızı anlatıp gönderir. Ama bizi bekletmek için geç de gelebilir. Vardır öyle gıcık huyları. Sen her ihtimale karşı haber ver ailene"
Kafamı salladım. Ardından telefonumu elime alarak mesaj yazıyormuş gibi yaptım.
İlgimi yeniden ona çevirdiğimde bana bakıyordu. Konuşacak konu aradım ama bulamadım. Kalkmalı mıydım ondan da emin değildim. Kantinde çoktan dolmuştu. Kalksam başka oturacak yer bulamazdım.
"Yeni sınıfını nasıl buldun?" diye sorduğunda konuşmasına sevinerek yerimde kıpırdandım.
"Kötü" diye mırıldandım. "Bulmadım desem daha doğru olur sanırım. Çok sinir bozucu bir sıra arkadaşım var. Buraya da beni öldürme planları yapıyor gibi bakmasından dolayı kaçtım."
Kaşları çatılırken kahvesini masaya bıraktı. "Hangi şubedeydin sen?"
"C." diye cevapladım sorusunu.
"Sıra arkadaşının adı ne? Tanıştınız mı?"
Başımı aşağı yukarı hareket ettirdim. "Adı Uras" dediğimde çatılan kaşları bu kez havaya kalktı.
"Soyadı ne?"
"Bilmiyorum sadece çete halinde gezdiğini ve sinir bozucu olduğunu biliyorum."
Elini saçına götürüp yavaşça dağıttında bir şey düşünüyor gibiydi.
"Bir sonraki dönem sınıfını değiştirmelisin. Umarım ciddi bir şekilde bulaşmamışsındır."
"O ne demek?" Diye sordum.
"Kendisi okulun en sıkıntılı tipi ve sen ona denk gelmişsin. Çok sorgulama ikinci dönem ailene söyle, gelip sınıfını değiştirsinler." bununla uğraşacaklarını sanmıyordum.
"İstediğimiz zaman sınıf değiştirebiliyor muyuz?" diye sordum konuyu değiştirmek için. Kafasını ağır ağır salladı. "İki türlü değişiyor. Bir dönem başında ve ortalarında girdiğimiz sınav sonuçlarıyla. Birde aile isteğiyle. Sınavlardan aldığın sonuca göre A'dan C 'ye sıralanıyosun en iyiler A'da en kötüler C 'de ama bence sen kaderini sınava bırakma."
Gülecek gibi olduğumda kendimi sıkmayı başarmıştım. "Ne var bu çocukta anlamıyorum. Alt tarafı beni ortamında, belki de sınıfında rezil edecek. O da benim umrumda olan bir şey değil. Dışlanacaksam, o da sorun değil."
Bana sen hiç bir şey bilmiyorsun bakışı attığında gerilirken çalan zil sesi düşüncelerimi bölmüştü. O ayaklanırken bende ayaklandım. İkimizin de boş bardaklarını alıp çöpe attığında onu takip ediyordum.
Başka da hiç bir şey konuşmamıştık. Sınıfına girerken, "Çıkışta görüşürüz." dediğinde "Görüşürüz" dedim ve kendi sınıfıma ilerledim.
Uras ve tayfası henüz gelmemişti. Rahat bir nefes alıp sırama yerleşirken iyice duvar dibine kaydım. Erim beni ciddi şekilde uyarmıştı. Bir bildiği vardı ama bana anlatmamıştı. Onu tanıyor gibiydi.
Uras bana kendini tanıtacağını söylemişti ama isteyip istemediğime emin değildim.
Yine aynı gürültüyle sınıfa girdiklerinde sinirli halinden sıyrılmış gibiydi. Bana doğru ilerlerken gülümsüyordu. Ona bakarken göz göze geldiğimizde göz kırptı.
Bakışlarımı kaçırıp önüme döndüğümde yanımdaki yerini almıştı. "Cici kız, senin için hazırladığım plan biraz aceleye geldi. Sana ne yapacağıma olay yerinde karar vereceğim ama emin ol, sonucunda her türlü çok eğleneceğiz. Senin için bir hoş geldin partisi düzenlemeyi düşünüyoruz ne dersin?"
Gözlerimi devirip ona baktım. "Hiç bir şey demem." Bakışlarına kısa bir an sinir çökse de gizleyerek dalgacı haline geri döndü. Birinin ne yapacağını kestirememek kötü bir şeydi.
"Çıkışta bir işin yoksa bizle gel."
"Var işim. Ayrıca öleceğini bile söylesen seninle gelmem." biraz abartmıştım ama sinirlendiğim de ağzımdan çıkana hakim olamıyordum.
Dediğim onca şeyden sadece birine takılıp "Ne işin var çıkışta?" dediğinde oflayarak ellerimle oynamaya başladım. Ona bakmak istemiyordum. "Bülent hocanın yanına gideceğim."
"Bedenci mi?"
Kafamı sallamakla yetindim.
"Cezamı aldın yoksa?"
"Evet" diye bıkkınca cevap verdiğimde daha fazla konuşmak istemiyordum ama sürdürüyordu.
"Yazık sana." diyip arkadaşlarına döndü. "Arkadaşlar, bizim cici kız Bülent hocadan ceza almış. Hoş geldin partisini başka zamana mı ertelesek? Benim bir acıyasım geldi." dudaklarını büküp söylediklerine sabır çekerken, kendime hakim olmam gerektiğini tekrar edip duruyordum.
"Boşver," diye cevapladı onu sarışın kız. Dalga geçer gibi elini salladığında ona baktım. "Çifte ceza daha çok eğlendirir." Uras bana dönüp ne diyorsun dercesine göz kırptı. Gözlerini oymak istiyorum diyemediğim için son çare tekrar önüme döndüm. Umarım bir gün ona sövmek için elime güzel bir fırsat geçerdi.
Son zil de çaldığında eşyalarımı toplayarak sınıfın daha doğrusu okulun biraz boşalmasını bekledim. Kalabalıkta inmek işgenceydi.
Sınıf boşalıp, koridordaki seslerin de azaldığına emin olunca çantamı da alarak çıktım.
Spor odası okulun dışında kalan küçük binadaydı. Çok geçmeden önündeydim. Erim sırtını binanın girişine yaslamış yine telefonuyla ilgileniyordu. Bağımlı olmadığını biliyordum ama bu ara fazla onunla görüyordum. Elinden düşürmüyordu. Yada sınav haftası diye görmemiştim.
Sorgulamayı bırakıp yanına geçtiğimde bakışları kısa bir an bana deysede geri telefonuna yöneldi. Önemsemeden bende kendi telefonumu açtım. Bahçede bir hareketlilik olduğunda dikkatimi oraya yönelttim. Uras ve arkadaşları gülerek dış kapıdan çıktılar.
Gitmelerine sevinirken bakışlarımı yana çevirdiğimde Erim'de az önce baktığım yere bakıyordu. Hissetmiş gibi gözlerini bana doğru çevirdi.
"Bahsettiğin çocuk buydu dimi?" dediğinde kafamı salladım.
Hiç iyi olmayan bakışlar atarken neden böyle düşündüğünü anlayamıyordum.
"Ne var bu çocukda da bu kadar korkuyorsun?" diye sordum kendimi tutamayarak.
"Kendim için korkmuyorum herhalde. Sadece bulaşılacak biri değil ama sen bunu bilmiyorsun."
"Neden. Anlatırsan bilebilirim."
"Bence sen onun sana neden taktığını anlatmalısın." dediğinde oflayarak bahçeye doğru döndüm.
"Kopya istedi bende vermedim." Diye özetlediğimde gözleri bi an olsun üstümden ayrılmamıştı.
"Şimdi sen söyle," dedim. " Ondan neden bu kadar korkmalıyım?"
"Kendisi bu okulun sahibinin yeğeni. Babası da pek sağlam pabuç değil diye duydum. Yer altı mafyalarından biriymiş sanırım. Oğlunu da dikkat çekmesin diye buraya yolluyormuş. Kısacası tehlikeli bir tip. Kimse bulaşmaz ona. Bulaşmadığı için de zorbalıklarıyla meşhurdur burada. Kimse sesini çıkarmayınca yüz buluyor şerefsiz"
Dudaklarım öne doğru bükülürken bu güne kadar neler yapabileceğini geçirdim kafamdan. Ucu bucağı görünmüyordu. Yine de kendimi korkutmamalıydım.
"Kısacası uzak dur ve dikkatli ol." dediğinde gözlerinin içine baktım. Çoktan benim için planlar kurmuş diyemediğim için bakışlarımı sürdürdüm.
Uzun süren dikilmemizin ardından ağrıyan ayaklarım kendini belli etmişti. Geçip ilerdeki merdiven basamağına oturduğumda çok geçmeden peşimden gelmiş oda benim gibi oturmuştu. Öylece okulun bahçesini incelemeye başladık.
Aklıma gelen şeyle ona döndüm. "Sınıflar seviyeye göre belirleniyo demiştin değil mi ?"
Başını salladı. "Sen de A'da olduğuna göre başarılı olmasın."
Kısık bi sesle güldüğünde beklemediğim için afallarken nasıl devam edeceğimi bilemedim.
"Bursluyum bi zahmet olayım değil mi ?"
Demek bursluydu.
"O zaman sınıf değiştirme sınavında senden bol bol yardım isteyeceğim. Okulda başka tanıdığım kimse de yok zaten"
Kaşları çatıldı. "Neden sınava bırakıyorsun? Ailene söyle değiştirsinler. Sende burslu değilsindir herhalde."
Kafamı hayır anlamında sallarken hafifçe tebessüm ettim. "Burslu değilim ama ailem sınıfımı değiştirecek kadar bile benle ilgilenen tipler değiller."
"Nasıl yani?" dedi sorgularcasına.
İlk kez belkide birine hayatımdan bir şeyler anlatmak istiyordum ve anlatacaktım. Bu his her zaman gelmiyordu. Üstelik Erim'i yeni tanımış olsamda beni sorgulamayacağına emindim.
"Sana durumumu şöyle anlatayım. Mesajıma erken dönüp sırf kalp attılar diye sevildiğimi düşünecek kadar, sevgiden mahrum bıraktılar beni. Sence bu insanlar kızları zengin birine bulaştı diye gelip sınıf değiştirirler mi?"
Gözlerinin içinde ufak bir parıltı gördüm. Tam ağzını açıp bir şey diyecekken Bülent hocanın "Naber gençler?" demesiyle yarım kalmıştı. Ayağa kalkıp onu selamladık. Binadan içeri girip elindeki anahtarla odasını açtığında, peşinden ilerliyorduk. Koltuğuna oturduğunda bizde karşısında dikilmeye başladık. Çok kısa bir kız sayılmasamda Erim'le yan yana durduğumuzda ne kadar uzun olduğunu fark ettim.
Bülent hocanın boğazını temizlemesiyle düşüncelerimden sıyrılıp ona dönerken bana sen az değilsin bakışları atıyordu. "Bu hafta dönemin son maçlarına çıkacağız. Eğer kazanırsak da ikinci dönem final maçları başlayacak. Maç takvimimiz yarın perşemde ve cuma. Çarşamba günü de antrenman. Yani anlayacağınız hafta boyu doluyuz. Dersleri düşünmeyin İzin kağıdınızı yollayacağım idareye."
Eliyle çenesini kaşıyıp bir şey düşündükten sonra tekrar bize döndü. "Aslında bu günde vardı ama takım kaptanları dinlenmek istediler. Antrenman işini daha önce halletmişler. Sizden de isteğim her anda bizi yanlız bırakmamanız. Her işimize koşmanız. Kısacası sporcularıma yardım edecek isteklerini geri çevirmeyeceksiniz. Sosyal medya yöneticimiz de şansa bu hafta hastalandı. Artık hanginiz bu internet fotoğraf işinden anlıyorsanız onu da siz halledeceksiniz anlaşıldı mı?"
Dakikalar süren konuşmasının bittiğine emin olduğumuzda birlikte,"Anlaşıldı hocam." dedik. Söylediklerinin yarısından çoğu şimdiden aklımdan uçup gitmişti. Umarım Erim unutmaz ve anlatırdı.
"Anlaşıldığına sevindim. Çıkabilirsiniz bende bir dosyamı alıp çıkacağım. Bir sorun olursa telefonla haberleşiriz."
Vedalaşmanın ardından binadan çıktığımızda olacaklar için gergindim. Bu adam takımın bütün işini bize yükleyecekti.
"Uykunu iyice al. " dedi Erim. "Yarın ve yarından sonra yorucu günler bizi bekliyor olacak."
"Gerildim"
"Bencede gerilmelisin." demesiyle ters ters ona baktım. En azından teselli edebilirdi.
Bakışlarımı görüp güldüğünde tüm sinirim uçup gitti. Yerini şaşkınlığa bıraktı.
O da bunu fark etmiş olacakki bi anda soldu gülen yüzü. Boğazını temizleyerek önüne döndü. Birlikte okuldan çıkarken Erim'le ayrılmamış aynı yöne gidiyorduk. Sorgulamak istesemde birlikte yürümek güzeldi. Kendimi ilk kez yalnız hissetmediğim bir yoldaydım.
Ona bakarken bunu bildiğini biliyordum. Ama hiç bir zaman dönüpte niye bakıyorsun demiyordu. Biri gözlerini üstümden ayırmadan bana baksa, muhtemelen gider sorgulardım. O hiç yapmamıştı. Esen rüzgar tenimi ürpertirken, çantamın kenarına astığım içi kürklü cekete gitti elim. Ocak ayında gömlekle dolaşmaya nasıl cesaret ediyordum bilmiyorum. Güneşi görünce kanmıştım.
Ceketi sağ tarafta bulamayınca sol tarafa baktım. Oradada yoktu. Bir şeyi fark etmiş gibi durunca Erim'de durdu. Mahçupca ona baktım. İlk kez birlikte gitme fırsatımızı tepiyordum.
"Ne oldu?" dedi sorgularcasına. "Ceketimi okulda unutmuşum."
Gözleriyle üstümü baştan aşağı süzdüğünde kaşları çatılmıştı.
"Yarın alırsın. Bizden sonra kimse gelmiyor nasılsa. Çantamda kalın bir sweat var sana onu vereyim. Boşuna dönme geri. Neyine güvenip gömlekle çıktıysan zaten." Olay ceket değildi. Olay üşümem de değildi. Cebinde cüzdanımı unutmuştum. Kimliğim bi kaç kart ve en önemliside şans taşım içindeydi. Onu orada kesinlikle bırakamazdım. Bunca sene yanımdan ayırmadığım gibi şimdi de ayıramazdım.
"Cebinde cüzdanım kaldı. Almam gerek. Sen git istersen teşekkür ederim."
"Bekleyebilirim ve tekrar söylüyorum sweatide verebilirim" dedi bana doğru bi kaç adım atarken. Ellerimi havaya kaldırdım. Eve gidip uyumalıydı bana dediği gibi. "Gerek yok gerçekten. Hem çok uzaklaşmış sayılmayız. Okula varana kadar idare ederim. Yine de teşekkür ederim. Yarın görüşürüz."
"Görüşürüz." dediğinde bi kaç saniye birbirimize baksakta aynı anda arkamızı döndük. Geldiğim yolu giderken hiç unutmadığım şeyi nasıl olurda böyle bir zamanda unuttuğumu sorguluyordum.
Onu bir kere yanımdan ayırdığımda başıma gelenleri düşünmek bile istemiyordum. Aynı böyle okulda bırakmıştım. Arkadaşlarıma göstermiş, hocanın konuştuğum için uyarmasıyla sıranın altına koymuştum. Unutmuştum.
Midem kasıldı. Uyduruk bir taşa anlam yüklemekti belkide ama hissettiriyordu.
Okulun kapısı görüş alanıma girdiğinde adımlarımı hızlandırdım. Hafiften rahatlama hissi geldiğinde derin bir nefes aldım. Alacak ve çıkacaktım. Hala yerinde duruyordu emindim. Zaten çokda uzaklaşmamıştık. Belki de aldıktan sonra Erim'e yetişebilirdim. Zordu ama denemekten zarar gelmezdi.
Okulun bahçesinden içeri girdiğimde güvenlik kulübesinin boş olduğunu gördüm. Kapı açıktı ama güvenlik yoktu. Kaşlarım istemsizce çatılırken geri geleceğini düşündüm. Bildiğim kadarıyla öğrenciler okuldan tamamen çıktıktan bir kaç saat sonra kapatıyordu okulu. O zaman diliminde hep burada oluyordu.
Okulun girişinden içeri girip yana sapacağım sırada omzumda bir el hissettim. Ağzımdan ufak bir çığlık koptu.
Uras yanındaki iki çocuğun ortasında durmuş sırıtarak bana bakıyordu. Üstlerinde okul forması değil günlük kıyafetler vardı .
"Ne yapıyorsun sen?" diye sordum çemkirerek. Bu onu sadece güldürdü.
"Sana söylemiştim ama cici kız. Bayadır kimseye bulaşmadım. Okuldakiler çok sakin duruyorlar biliyor musun? Hiç eğlenceli değil. Elime senin gibi bi fırsat geçmişken hemen kullanayım dedim. Hem birbirimizi daha iyi tanımış oluruz."
"Saçma sapan konuşma, ne diyorsun? Ne tanışması? Tamam, anladık. Haklısın, sana kopya vermedim ama seni tanımıyordum bile. Şimdi tanıyorum. Anladım yani nasıl biri olduğunu. Daha sana bulaşmayacağım." Sırf olay çıkmasın diye kendime yediremeyeceğim şeyler söylerken kusmak istiyordum.
Aynı anda onunda kaşları çatıldı. "Hadi ama, sende hemen diğerleri gibi boyun mu eğdin? İnan bana bence bu sen değilsin. Hem sana yakışmıyor." onu tanımasam ciddi olduğunu düşünecektim.
"Merak etme karşı koyarsan canını çok yakmayacağım. Karşı koymazsan ve bana boyun eğersen eğlenceli olmaz. Üzülürüm sonra."
"Sen nasıl bir psikopatsın ya?" dedim bir kaç adım geri çekilirken. O mutsuz ifadesi yerini güler bi yüze bıraktı. "İşte bundan bahsediyorum. Okulda adım ne diye anılıyor biliyor musun. Zorba. Madem lakabım bu hakkını vermeliyim değil mi? Herkesi en az bir kere oyunumdan geçirdim. Seni neden geçirmeyelim?"
"Yaptığın tamamen saçmalık. Seni daha fazla dinlemeyeceğim." diyip kapıdan çıktığımda fazla gidemeden geri çekilmiştim. İki el iki kolumu da tuttuğunda karşı çıkmak istedim ama beceremedim. "Sen çok konuştun. Biraz da biz konuşacağız sende dinleyeceksin. Yapacak bir şey yok. Dedim ya gerçekten aylardır kimseye bulaşmadık ve çok sıkıldık."
"Senin gerçekten hastaneye yatmaya ihtiyacın var." diye bağırdım kollarımdan çekilip bir yere sürüklenirken. Arkadaşları iki yanımı sarmıştı, kurtulmama bir türlü izin vermiyorlardı. "Bir kaç sene sonra mezun olup, doktor olursan anca o zaman yatarım oraya. Başka türlüsü kabulüm değil." Uras'ın son sözleri üstüne sinirle tekrar bağırırken sağ tarafımdaki çocuk kolumu uyarırcasına sıktı.
O kadar bağırmama rağmen güvenlik nasıl olmuş da hala gelmemişti.
Depo gibi bir yere götürüldüğüm de grubundan olan iki kız da ordaydı. Ortada olan bir sandalyenin başında bekliyorlardı. Birinin elinde halata benzer bir ip vardı.
Böyle bir şeye nasıl sessiz kalıyorlardı aklım almıyordu. Omzumdan tutulup zorla sandalyeye oturtulduğumda kalkmak istedim ama izin vermediler.
Onca çırpınmama rağmen bir şekilde halatı ellerimden kollarımdan ve ayaklarımdan geçirmişler beni sertçe bağlamışlardı. Üstelik hareket ettikçe düğüm sıkılaşıyor gibi hissediyordum. Kalbim ağzımda atıyordu. Ne yapacağını bilmediğim için korkuyordum. Bilsem bu kadar korkmazdım.
En son Uras içeri girdiğinde beni baştan aşağı süzüp "Yakışmış." dedi. Dişlerimi sıkıp ona baktım. Saçlarım yüzüme dağılmıştı.
Uzanıp kulağımın arkasına sıkıştırmaya çalıştığında kafamı geri çektim. Eli havada kaldığında tekrardan gülümsedi.
Arkadaşlarından biri telefonu açıp bana doğru tuttuğunda video çektiklerini anlamıştım.
"Ne istiyorsun?" diye sordum tiksinirce. Dudaklarını büzdü. "Sadece sen bu haldeyken bize yalvardığın bir video çekmek o kadar."
"Ne?" dedim anlamayarak.
Bir ayağını oturduğum sandalyenin altındaki tahtaya atarken kolunu dizine yaslayarak üstüme eğildi. "Diyorum ki yalvaracaksın. Özür dileyip pişmanım diyeceksin. Tabi arada ne kadar mükemmel olduğumu ve bana ilk görüşte aşık olmamak için ne kadar çabaladığını da söyleyebilirsin."
Son sözünün ardından midem kasılırken sarışın kız sahiplenircesine elini omzuna koydu. Bana kızgın bakışlar atarken konuşmaya başladı. "Daha fazla onu konuşturmadan işimize dönüp videoyu mu başlatsak " dediğinde Uras omzundaki elini ittirdi.
"Sanane Aslı. İstersem yarın başlarım. İstersem hiç yapmam. Sen ne zamandan beri benim işlerime karışır oldun?" Aslı dediği kızın, aşağılanmanın verdiği öfkeyle yüzü kızarırken kızgın bakışları bana döndü. Sanki ben demişim gibi bakıyordu.
Uras yanımızdan uzaklaşıp telefonla bekleyen arkadaşının yanına ilerledi. "Hadi cici kız başla." dediğinde şuan benden beklemedikleri bişey yaparak. "Yalvarmıyorum" dedim. Yalvarmak kelimesi bile benim sözlüğümde yoktu. Ben bir kaç yıl önce yalvarmama rağmen o iğrenç şeyin devam etmesinden sonra, bir kenara atmıştım o sözcüğü.
Belki de çok istediğim şeyleri kaybetmiştim ama lütfen bile dememiştim kimseye. Demezdim de. Ben o kelimeleri yıllar önce tüketmiştim.
"Ne diyosun sen?" dedi sarışın kız üstüme yürürken. "Duydun. Yani sağır değilsen duymuşsundur. Size yalvarmayacağım."
Sinirlenip saçlarıma asıldığında canım acısada yüz ifademi sabit tutmaya çalıştım. Biraz daha çektiğinde bu sefer tiz bir çığlık kopmuştu dudaklarımdan. "Hala yalvarmıyor musun?" diye sorduğunda kafamı hayır anlamında salladım. "Saçlarıma dokunma." dedim sertçe. Yalvarmayacaktım ama saçlarıma dokunmamalıydı.
Uras yanıma gelip üstten görüş açıma girdiğinde kısa bir süre çatık kaşlarla yüz ifademi inceledi. "Emin misin özür dilemek istemediğine? Elimde bir video olmazsa başka şeyler yapmak zorunda kalırım."
"Sen bilirsin." dedim ufak inlemelerimin arasında. Kızın uzun tırnaklarını derimde hissediyordum. "Tekrar söylüyorum. Elimde fiziksel olarak bi oyun olmazsa, fiziksel olarak canını yakmak zorunda kalırım."
Tam ağzımı açmıştım ki saçlarımı çeken kız benden önce davranıp "Niye hala konuşuyoruz?Yapalım ne yapacaksak." dediğinde Uras ona bakmamıştı bile. Bir şey diyeceğimi gördüğü için gözleri hala bendeydi.
"İstediğini yap ama sana yalvarmayacağım."
Kafasını aşağı yukarı sallayıp olayları sessizce bir kenardan izleyen diğer kıza döndü. Sarışın kız da saçlarımı bırakmıştı. Ufak da olsa rahatlamıştım. Kopan bir kaç saç telime sonra üzülecektim.
"Mine sence bir kızın canını en çok ne yakar? " diye sordu. Adının Mine olduğunu öğrendiğim kız şaşkın bir şekilde ona bakıyordu. "Ne yani, bize alın dövün ne yaparsanız yapın demeyecek misin?"
Uras hayır anlamında kafasını salladığında kızıl saçlının şaşkınlığı gitmemişti. "Ne yapacağız o zaman?" dediğinde Uras yürüyerek arkama geçti. Yüzünü göremiyordum. Etrafımda dolanması bittiğinde tekrar önümde durdu.
"Fiziksel bir şey yapmayacağız bu kez. Sadece öyle bir şey yapalım ki canı çok yansın istiyorum ama fiziksel olarak değil. Size dövdürmem bu kızı. Hem bu kızda sizi dövecek potansiyel var. Üçünüzü baş başa bırakırsam, siz hasarlı çıkarsınız gibi geldi."
Ona ters ters bakarken "Ne alaka şimdi?" diye söylendi sarışın. Sanırım adı Aslı'ydı.
"Neyse, söyleyin onun canını nasıl acıtırız?"
Mine dikkatle beni inceledi.
Uras "Hadi Mine." diye söylendiğinde eliyle ona bir saniye işareti yaptı. Uras'ın yanındaki erkek arkadaşlarından birinin "Birde bunu yanımızda akıllı zeki diye tutuyoruz, hala bir şey bulamadı." dediğini duydum. Diğeri onun hafifçe ensesine vurdu.
"Bu kız harbiden zeki oğlum. Sadece geç düşüyo biraz"
Uras onlara sert bir bakış attığında ikisi de susup önüne dönmüştü.
Mine sonunda bir şey bulmuş gibi bir kaç adım atıp yanıma ilerlerdi. Eliyle üstümde bir yeri gösterdi ama anlamamıştım. "Saçları" dediğinde gözlerim büyüdü.
Uras saçlarıma bakarken " Ne diyosun?" dedi. Kız nasıl anlamışsa anlamıştı bir şekilde. "Saçları çok uzun farkındaysanız," dedi önemli bir deneyi açıklar gibi. "Kızlar bu kadar kırıkla hayatta duramaz ama o durmuş. Senelerdir saçlarını kestirmiyor olmalı. Çok fazla kırığı var. Biz onu zorla buraya getirdiğimizde de beni bırakın bile demezken Aslı saçlarına asıldığında saçlarıma dokunma dedi. Yani kısaca, bence bu kızın saçlarına zaafı var."
Uras'ın parlayan gözleri ondan bana döndüğünde tepkisiz kalmaya çalışıyordum ama şimdiden korkmaya başlamıştım. Saçlarıma dokunmamalılardı. Yanıma ilerleyip bir tutamını parmağına doladı. "Ne diyosun cici kız sence bu kızıl kafa haklı mı?"
Ona cevap vermedim. Bakışlarımı karşımdaki eski duvara sabitlediğimde ifademi bozmamaya çalışıyordum. Saçımı bırakıp yüzüme doğru eğildi. "Bence haklı,sencede haklı."
Yüzünü yüzümden uzaklaştırıp arkasını döndüğüne ne yapacağına bakıyordum.
"Enes git makas bul." dedi.
Kocaman açılan gözlerimle ona baktım. Şimdiden dolmaya başlamıştı.
"Makas olmaz" dedim bağırırak. Ani çıkışıma şaşırsada gülümsedi. "O şey olmaz keseceksen başka bir şeyle kes ama o olmaz."
Kaşları alayla çatıldığında hala gülüyordu. "O nasıl olacak?"
"Olmaz." diye direttim cümle içinde geçmesi bile midemi bulandırıyordu. "Saçlarımı kesme, başka bişey yap. Bak kızıl ne dedi, kırıklarını bile almamış dedi. Başka ne yaparsan yap kabulüm ama olmaz."
Dediklerimi duymamış gibi "Hadi nerede kaldı makas?" dediğinde göz yaşlarım artık saklanamıyordu. "Bak gerçekten o şey olmaz. Yapma."
"Hala özür dilerim bile demiyorsun. Onu geçtim, lütfen bile diyemiyorsun. Kusura bakma cici kız ben istediğimi alırım."
"Diyemem çünkü" diye bağırdım ne yaptığımın farkında olmadan.
"Niye?" diye sordu. Kaşları çatılmıştı. İlk kez ciddi gözüküyordu.
Sessiz kaldım. Kumral çocuk elinde büyük kağıt kesmek için kullanılan o şeyle girdiğinde bakışlarımı başka tarafa çevirsemde hala görebiliyordum. Uras'a uzattığında eliyle sarışın kızı işaret etti. "Aslı'ya ver."
Aslı memnun olmuş bir ifadeyle alırken bana doğru adımladı. Bundan ne kadar zevk aldığı yüzünden okunuyordu.
"Çok da uzunmuş, yazık olacak." dedi sahte bir üzüntüyle
Uras ifadesizce bizi izliyordu. "Fazla abartmadan Aslı. Kızın kim olduğunu tam olarak bilmiyoruz. Başımıza dert almak istemem."
Kumral olan çocuk aniden, "Ben biliyorum." dediğinde kaşlarım çatıldı.
"Araştırmamı söyledi Mine buraya gelmeden. Bende ufak bi araştırma yaptım. Annesi, babası kendi halinde doktorlar. Genelde evde de durmuyorlarmış anladığım kadarıyla çünkü her hafta başka bir şehiri paylaşmışlar. Seminerlere gidiyolar anlaşılan zaten üç seneden fazla bir şehirde yaşamamışlar."
"Annesiyle babasının kimlik numarasını da buldun mu Sarp?" Uras onu böldüğünde yüzü düştü. "O kadarını bulamadım." dediğinde dalga geçtiğini düşündüm.
"Neyse tamam" dedi Uras ardından Aslı'ya dönerek "Anladık, ailesi sıkıntı çıkarmaz. Bu kızda bizi söylemeyecek zaten öyle değil mi?"
Söylememek değildi. Yaşayacaklarımı bildiğim için söyleyemezdim. Ne de olsa ailemin gözünde hep suçlu bendim.
"Hadi Aslı başla. Güney sende videoya al. Belki yalvarır o sırada."
Aslı'nın eli saçlarıma yönlendiğinde işe yaramayacağını bilsemde çırpındım. Deli gibi çırpınıyor, bağırıyordum ama yalvarmıyor, yardım istemiyordum. Benim kaderim mi böyleydi? Yoksa canımı acıtmak için her defasında bana aynı oyun mu oynanıyordu emin değildim. Ne geldiyse başıma taşı bıraktığım için gelmişti. Aptalın tekiydim.
O ses kulaklarıma uğradığında dünya durdu sandım ama her şey devam ediyordu. Üzerimdeki gömlekten bir kaç düğme kopup ayaklarına doğru yuvarlandığında çırpınmayı bıraktım. Ses yankı yapıyordu sanki. İki kez kesiliyordu. Kesilen saç can acıtmazdı ama benim şuan ölecek kadar canım yanıyordu
Unutmak istediğim o ses tekrardan beni bulmuştu. Kabuslarımdan zar zor kovduğum o ses aslında beni hiç terk etmemişti. Göz yaşım akıp boynumu ıslatırken ruhsuzca boşluğu izledim.
Bir süre sonra tüm sesler kesildiğinde etrafıma bakacak dermanım bile yoktu.
Belkide ölmüştüm haberim olmamıştı.
Yıllar önce ölmediysen, hiç bir şey olmaz diye fısıldadı iç sesim. Haklıydı o zaman bir şey olmadıysa şimdi hiç olmazdı.
Düşüncelerimi daha önce okuduğum bir şiir bölerken tam da durumumu anlatan o cümleyi mırıldandım ağzımın içinde.
"Ölüm gibi bişey oldu ama kimse ölmedi."Gecikme için özür dilerim, kusura bakmayın. Bir kaç aksilik çıktı ama yine de sonunda atabiliyorum. Oy verip, yorum yaparak desteklerseniz çok sevinirim.
Keyifli okumalar dilerimm:)
——————————————————————-
Bir hafta. Koskoca bir hafta daha geçirmiştim. Açık konuşmak gerekirse de olduğum yerde mutlu ve huzurluydum. Ayaklarım geri geri gidiyordu. Ayrılmak istemiyordum çünkü alışkanlıklarımı bırakmak benim için hiç kolay olmuyordu.
En baştan kendimi buna sürüklemek , göz göre göre yaptığım bir hataydı. Sınıfımın değişeceğini biliyordum. Ama bir kere olmuştu işte.
Alışmıştım.
Sınıfıma gerçekten alışmıştım ve arada da olsa konuşabileceğim bir sıra arkadaşım vardı. İyi de olsa kötü de olsa idare ediyorduk. Belkide en çok buna üzülmüştüm.
Hayır üzülmek değildi.
Alıştığım için bırakamamak, yeni bir sayfaya başlamaktan korkmaktı benim sebebim.
Zor da olsa yeni sınıfımdan adımımı attığımda eskisinden çokta farklı bir manzara yoktu ortada. Yine ilk geldiğim günle aynı şeyleri yaşadım. Önde oturan çocuğa boş sıra sordum. En arkayı gösterdi. Gittim oturdum. Bu kadardı.
Değişen tek şey artık duvar kenarında oturuyor oluşumdu. Sıranın kenarında bir çanta asılıydı. Bu yüzden duvar dibine oturdum. Yine bir erkekle oturuyor olmalıydım. Sıradaki dağınıklık ve çantadan anlamıştım.
Sıranın altı yırtık dökük kitaplarla doluydu. Üstümdeki ceketi dolu olduğu için oraya koyamamış hemen arkamda fark ettiğim askılığa asmıştım. Şu kitapları okul dolabına yerleştirmek ne kadar zor olabilirdi? Beş dakikasını bile almazdı belki de.
Sınıfa yüksek sesle birileri girince düşünmeyi bırakıp kapıya doğru baktım. Üç erkek ve iki kızdan oluşan grup bağıra çağıra içeri dalmıştı. Çok tutmadan bakışlarımı onlardan çekip masaya koyduğum telefonumu elime aldım. Ders başlayana kadar kendimi oyalayacaktım.
Bildiğim bir şarkı alıntısını beğeniyordum ki telefonun elimden çekilmesiyle yarım kaldı. Ne olduğunu anlamayarak başımı kaldırdım. Az önce içeri girenler başımda dikiliyordu.
Telefonumu alan çocuk göz kırparak. "Sen ne iş?" dediğinde suratına baktım. Cevap vermemeye karar vermiştim çünkü ortada düzgün soru bile yoktu. Avcumu uzatarak telefonu vermesini bekledim ama almak için hiç bir hamle yapmadım. Bulaşırsam yakamdan düşmez gibi hissetmiştim.
Bir kaç dakika süren bakışmamızın sonunda pes ederek telefonumu avucuma koydu. Ayaktaki arkadaşlarını kovalayıp yanıma oturduğunda ne yaptığına izledim. "Normalde cevap vermediğin için dünyayı sana dar ederdim de anlaşılan yenisin ve birde sıra arkadaşım. O yüzden seninle iyi geçineceğim."
İçimden bildiğim bütün hakaretleri ederken onunla oturuyor olmam kaderin bana attığı kaçıncı kazıktı bilmiyorum. İyi geçinemeyeceğimiz açık bir şekilde ortadaydı.
"Sınava çalıştın mı?" diye sorunca gözlerimi kırpıştırarak ona baktım. Sorgulayıcı bakışları hala üzerimdeyken kafamı salladım. İletişim kurmak için böyle bir soru seçmesi garip gelmişti. Ne bekliyordum sanki adımı sormasını falan mı?
"İyi, güzel o zaman sendeyim. "
"Anlamadım." dedim.
"Sınavda diyorum, kopya verirsin. Seçmeli derslere çalışmaktan nefret ediyorum biliyor musun? Birde bir hafta sayısala çalışınca hiç çekilmiyorlar."
Söyledikleri karşısında dayanamayıp sabır dilerken hoca içeri girdi. Kısa bir selamlaşmanın ardından oturduk.
Telefonumla ilgilenmeye devam ettim. Bir daha konuşmaması için dua ediyordum. İlgisi benden kaybolup yan tarafta oturan arkadaşlarına kaydığında rahat bir nefes aldım.
Erim'i aradığım saatlerdeydim. Muhtemelen şuan ikimizde sınavı umursamıyor, kafamızı sıraya koymuş uyuyor olurduk. Burada kolumu bile sıraya koyup, koymamak konusunda emin değildim. Çok rahatsız hissettiriyordu.
Arada onun ve arkadaşlarının bakışlarını üstümde hissetsem de önemsemedim.
Sınavın yaklaşmasına yakın notlarımı çıkarıp göz gezdirdiğimde sıkıntıdan patlamak üzereydim. İzleyecek bir camım bile yoktu artık. Resmen duvarın dibine sinmiştim.
Zor bir sene geçireceğim belliydi. Ama bu zaten hep yaşadığım bir şeydi. İlk kez başıma gelmiyordu. Bugün son sınavımıza girecektik. Okulların kapanmasına üç hafta kalmıştı. Belki de okula bile gelmezdim. Gerçi bu hafta çekeceğim bir cezam vardı. En azından tek olmayacaktım. Bunun için mutluydum.
Yan tarafımda bir hareketlilik oluşunca bakışlarımı o tarafa çevirdim. Arkadaşlarıyla konuşmayı bırakmış, tekrar bana dönmüştü. "Uras ben bu arada. " dedi. Ne kadar istemesem de "Bende Umay." diyerek kendimi tanıttım. Kafasını salladı. "Neden bu okula geldin?"
"Ailemle izmir'e yeni taşındık. "
Şaşırmıştı. "Sen İzmir'de yaşamıyor muydun?" diye sordu kaşlarını kaldırarak.
"Hayır. İstanbul'da yaşıyordum."
Hafifçe sırıttı. "İzmir kızlarındaki güzellikten var sende. Buralısın o zaman." iltifatı karşısında bir kaç saniye duraksasam da devam ettim. "Hayır, Samsunluyum."
"O zaman genetik." diye uzatınca oflayarak
"olabilir" dedim ve önüme döndüm. Açık saçlarım omuzlarımdan aşağı dökülmüş yüzümü ondan saklamıştı ama bu çok uzun sürmedi. Saçlarımı önümden çekip sırtımdan aşağı bırakırken ona baktım. Rahatsız olmuştum. "Sınavda yardım edeceğini umuyorum."
"Etmek istemiyorsam" dedim kaşlarımı çatarken. Yüzünü yavaşça yüzüme yaklaştırdı. "Senden izin istediğimi hatırlamıyorum zaten. Yardım edeceksin. Genelde seçmeli derslerin sorularını aynı yaparlar. Kağıdını açık bırakman yeterli. Eğer şansımıza yapmazlarsa da kendi kağıdını çözdükten sonra kağıtları değiştireceğiz ve benimkini de çözeceksin. Anlaşılmayan bir şey yok diye düşünüyorum." Açık tehdidi kendimi geri çekmeme sebep olurken, başım duvara yaslandı.
"Sen istediğin gibi hayal kurmaya devam edebilirsin. Dediklerinin hiç biri olmayacak."
Yüzünde pis bir sırıtış olduğunda gerildim. "Öyle mi diyorsun?"
Kafamı aşağı yukarı hızla sallayarak, "Evet öyle diyorum." dediğimde geri çekilmişti. "Henüz beni tanımadığın için böyle konuşuyorsun. Gerçi diklenmen hoşuma gitmedi de değil. Eğer beni yakından tanımak istersen dediklerimi yapma. Bende bayadır kimseye bulaşmıyordum. Evet, evet. Lütfen yapma yeni bir oyun çok eğlenceli olacak." Oyun dediği neydi bilmiyorum ama yaptığı ergenlikten başka bir şey değildi.
Rica etmesine gerek yoktu. Zaten yapmayacaktım. Bu kadar rahatsız edici olmasa bildiğim konularda tabi ki yardım ederdim ama yüz verirsem fazlasını isteyecek gibi duruyordu.
🪡🧭
"Süreniz başladı çocuklar. Şimdiden başarılar dilerim" Önden arkaya doğru uzatılan kağıdımı beklediğimde son sınav olmasının mutluluğu vardı üzerimde. Kağıtlar yan yana verildiğine göre demek ki grup yoktu. Uras'la Aramızda çanta vardı ama kağıdımı korusam iyi olacaktı. Tehdidini umursamıyordum. En fazla arkadaşları arasında alay konusu yapardı. Daha önce yaşamadığım şey değildi.
Önce davranıp kağıttan bir kendine bir bana koyduğunda eğilip sadece benim duyabileceğim şekilde, "Unutma, aç kağıdını." dedi.
Açmadım. Aksine daha da üstüne kapandım. Ezberlediğim cümleleri kağıda geçirmek biraz garip hissettiriyordu. Daha doğrusu işlemsiz bir sınavdı garip hissettiren.
Tüm soruları cevaplamam on beş dakikadan az bir zamanımı alırken kalemi kenara koyup sürenin dolmasını bekledim.
Bacağıma değen şeyle irkilsem de kim olduğunu bildiğim için bakmadım. Dediğini yapmayacaktım.
En az on dakika daha benimle böyle uğraştıktan sonra öndekilere döndü. Hoca ona bakmadığı anlarda onlardan geçiriyor, yazarken sinirle sırayı sallıyordu. Garip bir his bedenimi tekrar ele geçirdi. Ona bulaşmakla hata yapma düşüncesi beni korkutuyordu. Ama sıradan bir lise öğrencisinin yapabilecekleri de çok kısıtlıydı. Yine de sınav bitene kadar kendimden ödün vermedim. Kağıdını teslim edip geri döndüğünde dik bakışlarla onu izliyordum.
Bana olan bakışlarını görene kadar. O az önce her şeyi alaya vuran tavrı gitmiş devleşmişti.
Çekindiğimi belli etmemek için çantamdan telefonumu çıkardım.
Uçak modundan çıktığım an ekranıma bildirim düştü. Kayıtlı olmayan bir numaraydı. Üstüne tıkladım.
05xxxxxxxxx: Umay ben Erim.
05xxxxxxxxx: Telefon numaranı rehberlik hocasından aldım.
05xxxxxxxxx: Bülent hoca çıkışta spor odasında olmamız gerektiğini söyledi. Cezamız için iş planı yapacakmış.
Siz: Tamam çıkışta orda olurum sağ ol.
Diye yazıp yolladığımda boşluğuma gelip kafamı kaldırmıştım. Hala tepemde dikiliyordu. Bakışlarında bir gram değişim yoktu ve artık cidden korkuyordum. Korkma sebebim o değildi. Okulda olay çıkarsa birde evde uğraşırdım. En azından orda huzurlu olmak istiyordum.
Sırf bu yüzden kopya bile çekmiştim.
Zil çalar çalmaz kantine gidebilmek için ayaklandım. Uras önümü keserken arkadaşları da peşinde sıralandı. Ne kadar çok sabredersem o kadar çabuk kurtulurum diye düşündüm.
"Seni uyardım. Yapacaklarımdan sonra gelip karşımda ağlayamazsın cici kız. Madem beni gerçekten tanımak istedin. Bende sana kendimi tanıtırım. "
Omzundan ittirdiğimde yerinden oynamasa da kenarındaki boşluktan sıyrılarak sınıfın kapısına ilerledim. Ne yaparsa yapsın sessiz kalmalıydım. Bir süre sonra o sıkılır bende olaysız atlatmış olurdum.
Yeni sınıfımdaki ilk günden belayı bulmam iyi olmamıştı ama benim suçum yoktu.
Kantine girdiğimde kenardaki masalardan birinde oturan Erim'i gördüm. Bir elinde telefonu varken kahvesini yudumluyordu. Bende kahvemi aldıktan sonra adımlarım her ne kadar dirense de ona doğru ilerledim. Yanı boştu. Rahatsız olursa kalkardım.
Umarım olmazdı. Karşısındaki sandalyeyi çekerken çıkardığım ses kantinde yankılandığında kafasını kaldırdı. Göz göze geldik. Hafifçe tebessüm ederek oturdum. İfadesizce bana bakarken telefonunu bıraktı.
"Hoca sence uzun tutar mı?" diye girdim konuya. Konuşmak için bahane bulamamıştım. Niye geldiğimi soracağına emindim.
"Bilmiyorum. Neden sordun?"
Aldığım kahveden bir yudum alarak, "Uzun kalırsak evdekilere haber vermem gerekebilir" diye bahane uydurdum. Yalandı. Gece on ikide gelmediğim sürece sorgulamazlardı. On iki de gelsem fark ederler miydi? Onu da bilmiyordum. Hiç o kadar uzun dışarda kalmamıştım. Tek başına çok çıktığımda söylenmezdi.
"Çok kalmayız bence, sadece ne yapacağımızı anlatıp gönderir. Ama bizi bekletmek için geç de gelebilir. Vardır öyle gıcık huyları. Sen her ihtimale karşı haber ver ailene"
Kafamı salladım. Ardından telefonumu elime alarak mesaj yazıyormuş gibi yaptım.
İlgimi yeniden ona çevirdiğimde bana bakıyordu. Konuşacak konu aradım ama bulamadım. Kalkmalı mıydım ondan da emin değildim. Kantinde çoktan dolmuştu. Kalksam başka oturacak yer bulamazdım.
"Yeni sınıfını nasıl buldun?" diye sorduğunda konuşmasına sevinerek yerimde kıpırdandım.
"Kötü" diye mırıldandım. "Bulmadım desem daha doğru olur sanırım. Çok sinir bozucu bir sıra arkadaşım var. Buraya da beni öldürme planları yapıyor gibi bakmasından dolayı kaçtım."
Kaşları çatılırken kahvesini masaya bıraktı. "Hangi şubedeydin sen?"
"C." diye cevapladım sorusunu.
"Sıra arkadaşının adı ne? Tanıştınız mı?"
Başımı aşağı yukarı hareket ettirdim. "Adı Uras" dediğimde çatılan kaşları bu kez havaya kalktı.
"Soyadı ne?"
"Bilmiyorum sadece çete halinde gezdiğini ve sinir bozucu olduğunu biliyorum."
Elini saçına götürüp yavaşça dağıttında bir şey düşünüyor gibiydi.
"Bir sonraki dönem sınıfını değiştirmelisin. Umarım ciddi bir şekilde bulaşmamışsındır."
"O ne demek?" Diye sordum.
"Kendisi okulun en sıkıntılı tipi ve sen ona denk gelmişsin. Çok sorgulama ikinci dönem ailene söyle, gelip sınıfını değiştirsinler." bununla uğraşacaklarını sanmıyordum.
"İstediğimiz zaman sınıf değiştirebiliyor muyuz?" diye sordum konuyu değiştirmek için. Kafasını ağır ağır salladı. "İki türlü değişiyor. Bir dönem başında ve ortalarında girdiğimiz sınav sonuçlarıyla. Birde aile isteğiyle. Sınavlardan aldığın sonuca göre A'dan C 'ye sıralanıyosun en iyiler A'da en kötüler C 'de ama bence sen kaderini sınava bırakma."
Gülecek gibi olduğumda kendimi sıkmayı başarmıştım. "Ne var bu çocukta anlamıyorum. Alt tarafı beni ortamında, belki de sınıfında rezil edecek. O da benim umrumda olan bir şey değil. Dışlanacaksam, o da sorun değil."
Bana sen hiç bir şey bilmiyorsun bakışı attığında gerilirken çalan zil sesi düşüncelerimi bölmüştü. O ayaklanırken bende ayaklandım. İkimizin de boş bardaklarını alıp çöpe attığında onu takip ediyordum.
Başka da hiç bir şey konuşmamıştık. Sınıfına girerken, "Çıkışta görüşürüz." dediğinde "Görüşürüz" dedim ve kendi sınıfıma ilerledim.
Uras ve tayfası henüz gelmemişti. Rahat bir nefes alıp sırama yerleşirken iyice duvar dibine kaydım. Erim beni ciddi şekilde uyarmıştı. Bir bildiği vardı ama bana anlatmamıştı. Onu tanıyor gibiydi.
Uras bana kendini tanıtacağını söylemişti ama isteyip istemediğime emin değildim.
Yine aynı gürültüyle sınıfa girdiklerinde sinirli halinden sıyrılmış gibiydi. Bana doğru ilerlerken gülümsüyordu. Ona bakarken göz göze geldiğimizde göz kırptı.
Bakışlarımı kaçırıp önüme döndüğümde yanımdaki yerini almıştı. "Cici kız, senin için hazırladığım plan biraz aceleye geldi. Sana ne yapacağıma olay yerinde karar vereceğim ama emin ol, sonucunda her türlü çok eğleneceğiz. Senin için bir hoş geldin partisi düzenlemeyi düşünüyoruz ne dersin?"
Gözlerimi devirip ona baktım. "Hiç bir şey demem." Bakışlarına kısa bir an sinir çökse de gizleyerek dalgacı haline geri döndü. Birinin ne yapacağını kestirememek kötü bir şeydi.
"Çıkışta bir işin yoksa bizle gel."
"Var işim. Ayrıca öleceğini bile söylesen seninle gelmem." biraz abartmıştım ama sinirlendiğim de ağzımdan çıkana hakim olamıyordum.
Dediğim onca şeyden sadece birine takılıp "Ne işin var çıkışta?" dediğinde oflayarak ellerimle oynamaya başladım. Ona bakmak istemiyordum. "Bülent hocanın yanına gideceğim."
"Bedenci mi?"
Kafamı sallamakla yetindim.
"Cezamı aldın yoksa?"
"Evet" diye bıkkınca cevap verdiğimde daha fazla konuşmak istemiyordum ama sürdürüyordu.
"Yazık sana." diyip arkadaşlarına döndü. "Arkadaşlar, bizim cici kız Bülent hocadan ceza almış. Hoş geldin partisini başka zamana mı ertelesek? Benim bir acıyasım geldi." dudaklarını büküp söylediklerine sabır çekerken, kendime hakim olmam gerektiğini tekrar edip duruyordum.
"Boşver," diye cevapladı onu sarışın kız. Dalga geçer gibi elini salladığında ona baktım. "Çifte ceza daha çok eğlendirir." Uras bana dönüp ne diyorsun dercesine göz kırptı. Gözlerini oymak istiyorum diyemediğim için son çare tekrar önüme döndüm. Umarım bir gün ona sövmek için elime güzel bir fırsat geçerdi.
Son zil de çaldığında eşyalarımı toplayarak sınıfın daha doğrusu okulun biraz boşalmasını bekledim. Kalabalıkta inmek işgenceydi.
Sınıf boşalıp, koridordaki seslerin de azaldığına emin olunca çantamı da alarak çıktım.
Spor odası okulun dışında kalan küçük binadaydı. Çok geçmeden önündeydim. Erim sırtını binanın girişine yaslamış yine telefonuyla ilgileniyordu. Bağımlı olmadığını biliyordum ama bu ara fazla onunla görüyordum. Elinden düşürmüyordu. Yada sınav haftası diye görmemiştim.
Sorgulamayı bırakıp yanına geçtiğimde bakışları kısa bir an bana deysede geri telefonuna yöneldi. Önemsemeden bende kendi telefonumu açtım. Bahçede bir hareketlilik olduğunda dikkatimi oraya yönelttim. Uras ve arkadaşları gülerek dış kapıdan çıktılar.
Gitmelerine sevinirken bakışlarımı yana çevirdiğimde Erim'de az önce baktığım yere bakıyordu. Hissetmiş gibi gözlerini bana doğru çevirdi.
"Bahsettiğin çocuk buydu dimi?" dediğinde kafamı salladım.
Hiç iyi olmayan bakışlar atarken neden böyle düşündüğünü anlayamıyordum.
"Ne var bu çocukda da bu kadar korkuyorsun?" diye sordum kendimi tutamayarak.
"Kendim için korkmuyorum herhalde. Sadece bulaşılacak biri değil ama sen bunu bilmiyorsun."
"Neden. Anlatırsan bilebilirim."
"Bence sen onun sana neden taktığını anlatmalısın." dediğinde oflayarak bahçeye doğru döndüm.
"Kopya istedi bende vermedim." Diye özetlediğimde gözleri bi an olsun üstümden ayrılmamıştı.
"Şimdi sen söyle," dedim. " Ondan neden bu kadar korkmalıyım?"
"Kendisi bu okulun sahibinin yeğeni. Babası da pek sağlam pabuç değil diye duydum. Yer altı mafyalarından biriymiş sanırım. Oğlunu da dikkat çekmesin diye buraya yolluyormuş. Kısacası tehlikeli bir tip. Kimse bulaşmaz ona. Bulaşmadığı için de zorbalıklarıyla meşhurdur burada. Kimse sesini çıkarmayınca yüz buluyor şerefsiz"
Dudaklarım öne doğru bükülürken bu güne kadar neler yapabileceğini geçirdim kafamdan. Ucu bucağı görünmüyordu. Yine de kendimi korkutmamalıydım.
"Kısacası uzak dur ve dikkatli ol." dediğinde gözlerinin içine baktım. Çoktan benim için planlar kurmuş diyemediğim için bakışlarımı sürdürdüm.
Uzun süren dikilmemizin ardından ağrıyan ayaklarım kendini belli etmişti. Geçip ilerdeki merdiven basamağına oturduğumda çok geçmeden peşimden gelmiş oda benim gibi oturmuştu. Öylece okulun bahçesini incelemeye başladık.
Aklıma gelen şeyle ona döndüm. "Sınıflar seviyeye göre belirleniyo demiştin değil mi ?"
Başını salladı. "Sen de A'da olduğuna göre başarılı olmasın."
Kısık bi sesle güldüğünde beklemediğim için afallarken nasıl devam edeceğimi bilemedim.
"Bursluyum bi zahmet olayım değil mi ?"
Demek bursluydu.
"O zaman sınıf değiştirme sınavında senden bol bol yardım isteyeceğim. Okulda başka tanıdığım kimse de yok zaten"
Kaşları çatıldı. "Neden sınava bırakıyorsun? Ailene söyle değiştirsinler. Sende burslu değilsindir herhalde."
Kafamı hayır anlamında sallarken hafifçe tebessüm ettim. "Burslu değilim ama ailem sınıfımı değiştirecek kadar bile benle ilgilenen tipler değiller."
"Nasıl yani?" dedi sorgularcasına.
İlk kez belkide birine hayatımdan bir şeyler anlatmak istiyordum ve anlatacaktım. Bu his her zaman gelmiyordu. Üstelik Erim'i yeni tanımış olsamda beni sorgulamayacağına emindim.
"Sana durumumu şöyle anlatayım. Mesajıma erken dönüp sırf kalp attılar diye sevildiğimi düşünecek kadar, sevgiden mahrum bıraktılar beni. Sence bu insanlar kızları zengin birine bulaştı diye gelip sınıf değiştirirler mi?"
Gözlerinin içinde ufak bir parıltı gördüm. Tam ağzını açıp bir şey diyecekken Bülent hocanın "Naber gençler?" demesiyle yarım kalmıştı. Ayağa kalkıp onu selamladık. Binadan içeri girip elindeki anahtarla odasını açtığında, peşinden ilerliyorduk. Koltuğuna oturduğunda bizde karşısında dikilmeye başladık. Çok kısa bir kız sayılmasamda Erim'le yan yana durduğumuzda ne kadar uzun olduğunu fark ettim.
Bülent hocanın boğazını temizlemesiyle düşüncelerimden sıyrılıp ona dönerken bana sen az değilsin bakışları atıyordu. "Bu hafta dönemin son maçlarına çıkacağız. Eğer kazanırsak da ikinci dönem final maçları başlayacak. Maç takvimimiz yarın perşemde ve cuma. Çarşamba günü de antrenman. Yani anlayacağınız hafta boyu doluyuz. Dersleri düşünmeyin İzin kağıdınızı yollayacağım idareye."
Eliyle çenesini kaşıyıp bir şey düşündükten sonra tekrar bize döndü. "Aslında bu günde vardı ama takım kaptanları dinlenmek istediler. Antrenman işini daha önce halletmişler. Sizden de isteğim her anda bizi yanlız bırakmamanız. Her işimize koşmanız. Kısacası sporcularıma yardım edecek isteklerini geri çevirmeyeceksiniz. Sosyal medya yöneticimiz de şansa bu hafta hastalandı. Artık hanginiz bu internet fotoğraf işinden anlıyorsanız onu da siz halledeceksiniz anlaşıldı mı?"
Dakikalar süren konuşmasının bittiğine emin olduğumuzda birlikte,"Anlaşıldı hocam." dedik. Söylediklerinin yarısından çoğu şimdiden aklımdan uçup gitmişti. Umarım Erim unutmaz ve anlatırdı.
"Anlaşıldığına sevindim. Çıkabilirsiniz bende bir dosyamı alıp çıkacağım. Bir sorun olursa telefonla haberleşiriz."
Vedalaşmanın ardından binadan çıktığımızda olacaklar için gergindim. Bu adam takımın bütün işini bize yükleyecekti.
"Uykunu iyice al. " dedi Erim. "Yarın ve yarından sonra yorucu günler bizi bekliyor olacak."
"Gerildim"
"Bencede gerilmelisin." demesiyle ters ters ona baktım. En azından teselli edebilirdi.
Bakışlarımı görüp güldüğünde tüm sinirim uçup gitti. Yerini şaşkınlığa bıraktı.
O da bunu fark etmiş olacakki bi anda soldu gülen yüzü. Boğazını temizleyerek önüne döndü. Birlikte okuldan çıkarken Erim'le ayrılmamış aynı yöne gidiyorduk. Sorgulamak istesemde birlikte yürümek güzeldi. Kendimi ilk kez yalnız hissetmediğim bir yoldaydım.
Ona bakarken bunu bildiğini biliyordum. Ama hiç bir zaman dönüpte niye bakıyorsun demiyordu. Biri gözlerini üstümden ayırmadan bana baksa, muhtemelen gider sorgulardım. O hiç yapmamıştı. Esen rüzgar tenimi ürpertirken, çantamın kenarına astığım içi kürklü cekete gitti elim. Ocak ayında gömlekle dolaşmaya nasıl cesaret ediyordum bilmiyorum. Güneşi görünce kanmıştım.
Ceketi sağ tarafta bulamayınca sol tarafa baktım. Oradada yoktu. Bir şeyi fark etmiş gibi durunca Erim'de durdu. Mahçupca ona baktım. İlk kez birlikte gitme fırsatımızı tepiyordum.
"Ne oldu?" dedi sorgularcasına. "Ceketimi okulda unutmuşum."
Gözleriyle üstümü baştan aşağı süzdüğünde kaşları çatılmıştı.
"Yarın alırsın. Bizden sonra kimse gelmiyor nasılsa. Çantamda kalın bir sweat var sana onu vereyim. Boşuna dönme geri. Neyine güvenip gömlekle çıktıysan zaten." Olay ceket değildi. Olay üşümem de değildi. Cebinde cüzdanımı unutmuştum. Kimliğim bi kaç kart ve en önemliside şans taşım içindeydi. Onu orada kesinlikle bırakamazdım. Bunca sene yanımdan ayırmadığım gibi şimdi de ayıramazdım.
"Cebinde cüzdanım kaldı. Almam gerek. Sen git istersen teşekkür ederim."
"Bekleyebilirim ve tekrar söylüyorum sweatide verebilirim" dedi bana doğru bi kaç adım atarken. Ellerimi havaya kaldırdım. Eve gidip uyumalıydı bana dediği gibi. "Gerek yok gerçekten. Hem çok uzaklaşmış sayılmayız. Okula varana kadar idare ederim. Yine de teşekkür ederim. Yarın görüşürüz."
"Görüşürüz." dediğinde bi kaç saniye birbirimize baksakta aynı anda arkamızı döndük. Geldiğim yolu giderken hiç unutmadığım şeyi nasıl olurda böyle bir zamanda unuttuğumu sorguluyordum.
Onu bir kere yanımdan ayırdığımda başıma gelenleri düşünmek bile istemiyordum. Aynı böyle okulda bırakmıştım. Arkadaşlarıma göstermiş, hocanın konuştuğum için uyarmasıyla sıranın altına koymuştum. Unutmuştum.
Midem kasıldı. Uyduruk bir taşa anlam yüklemekti belkide ama hissettiriyordu.
Okulun kapısı görüş alanıma girdiğinde adımlarımı hızlandırdım. Hafiften rahatlama hissi geldiğinde derin bir nefes aldım. Alacak ve çıkacaktım. Hala yerinde duruyordu emindim. Zaten çokda uzaklaşmamıştık. Belki de aldıktan sonra Erim'e yetişebilirdim. Zordu ama denemekten zarar gelmezdi.
Okulun bahçesinden içeri girdiğimde güvenlik kulübesinin boş olduğunu gördüm. Kapı açıktı ama güvenlik yoktu. Kaşlarım istemsizce çatılırken geri geleceğini düşündüm. Bildiğim kadarıyla öğrenciler okuldan tamamen çıktıktan bir kaç saat sonra kapatıyordu okulu. O zaman diliminde hep burada oluyordu.
Okulun girişinden içeri girip yana sapacağım sırada omzumda bir el hissettim. Ağzımdan ufak bir çığlık koptu.
Uras yanındaki iki çocuğun ortasında durmuş sırıtarak bana bakıyordu. Üstlerinde okul forması değil günlük kıyafetler vardı .
"Ne yapıyorsun sen?" diye sordum çemkirerek. Bu onu sadece güldürdü.
"Sana söylemiştim ama cici kız. Bayadır kimseye bulaşmadım. Okuldakiler çok sakin duruyorlar biliyor musun? Hiç eğlenceli değil. Elime senin gibi bi fırsat geçmişken hemen kullanayım dedim. Hem birbirimizi daha iyi tanımış oluruz."
"Saçma sapan konuşma, ne diyorsun? Ne tanışması? Tamam, anladık. Haklısın, sana kopya vermedim ama seni tanımıyordum bile. Şimdi tanıyorum. Anladım yani nasıl biri olduğunu. Daha sana bulaşmayacağım." Sırf olay çıkmasın diye kendime yediremeyeceğim şeyler söylerken kusmak istiyordum.
Aynı anda onunda kaşları çatıldı. "Hadi ama, sende hemen diğerleri gibi boyun mu eğdin? İnan bana bence bu sen değilsin. Hem sana yakışmıyor." onu tanımasam ciddi olduğunu düşünecektim.
"Merak etme karşı koyarsan canını çok yakmayacağım. Karşı koymazsan ve bana boyun eğersen eğlenceli olmaz. Üzülürüm sonra."
"Sen nasıl bir psikopatsın ya?" dedim bir kaç adım geri çekilirken. O mutsuz ifadesi yerini güler bi yüze bıraktı. "İşte bundan bahsediyorum. Okulda adım ne diye anılıyor biliyor musun. Zorba. Madem lakabım bu hakkını vermeliyim değil mi? Herkesi en az bir kere oyunumdan geçirdim. Seni neden geçirmeyelim?"
"Yaptığın tamamen saçmalık. Seni daha fazla dinlemeyeceğim." diyip kapıdan çıktığımda fazla gidemeden geri çekilmiştim. İki el iki kolumu da tuttuğunda karşı çıkmak istedim ama beceremedim. "Sen çok konuştun. Biraz da biz konuşacağız sende dinleyeceksin. Yapacak bir şey yok. Dedim ya gerçekten aylardır kimseye bulaşmadık ve çok sıkıldık."
"Senin gerçekten hastaneye yatmaya ihtiyacın var." diye bağırdım kollarımdan çekilip bir yere sürüklenirken. Arkadaşları iki yanımı sarmıştı, kurtulmama bir türlü izin vermiyorlardı. "Bir kaç sene sonra mezun olup, doktor olursan anca o zaman yatarım oraya. Başka türlüsü kabulüm değil." Uras'ın son sözleri üstüne sinirle tekrar bağırırken sağ tarafımdaki çocuk kolumu uyarırcasına sıktı.
O kadar bağırmama rağmen güvenlik nasıl olmuş da hala gelmemişti.
Depo gibi bir yere götürüldüğüm de grubundan olan iki kız da ordaydı. Ortada olan bir sandalyenin başında bekliyorlardı. Birinin elinde halata benzer bir ip vardı.
Böyle bir şeye nasıl sessiz kalıyorlardı aklım almıyordu. Omzumdan tutulup zorla sandalyeye oturtulduğumda kalkmak istedim ama izin vermediler.
Onca çırpınmama rağmen bir şekilde halatı ellerimden kollarımdan ve ayaklarımdan geçirmişler beni sertçe bağlamışlardı. Üstelik hareket ettikçe düğüm sıkılaşıyor gibi hissediyordum. Kalbim ağzımda atıyordu. Ne yapacağını bilmediğim için korkuyordum. Bilsem bu kadar korkmazdım.
En son Uras içeri girdiğinde beni baştan aşağı süzüp "Yakışmış." dedi. Dişlerimi sıkıp ona baktım. Saçlarım yüzüme dağılmıştı.
Uzanıp kulağımın arkasına sıkıştırmaya çalıştığında kafamı geri çektim. Eli havada kaldığında tekrardan gülümsedi.
Arkadaşlarından biri telefonu açıp bana doğru tuttuğunda video çektiklerini anlamıştım.
"Ne istiyorsun?" diye sordum tiksinirce. Dudaklarını büzdü. "Sadece sen bu haldeyken bize yalvardığın bir video çekmek o kadar."
"Ne?" dedim anlamayarak.
Bir ayağını oturduğum sandalyenin altındaki tahtaya atarken kolunu dizine yaslayarak üstüme eğildi. "Diyorum ki yalvaracaksın. Özür dileyip pişmanım diyeceksin. Tabi arada ne kadar mükemmel olduğumu ve bana ilk görüşte aşık olmamak için ne kadar çabaladığını da söyleyebilirsin."
Son sözünün ardından midem kasılırken sarışın kız sahiplenircesine elini omzuna koydu. Bana kızgın bakışlar atarken konuşmaya başladı. "Daha fazla onu konuşturmadan işimize dönüp videoyu mu başlatsak " dediğinde Uras omzundaki elini ittirdi.
"Sanane Aslı. İstersem yarın başlarım. İstersem hiç yapmam. Sen ne zamandan beri benim işlerime karışır oldun?" Aslı dediği kızın, aşağılanmanın verdiği öfkeyle yüzü kızarırken kızgın bakışları bana döndü. Sanki ben demişim gibi bakıyordu.
Uras yanımızdan uzaklaşıp telefonla bekleyen arkadaşının yanına ilerledi. "Hadi cici kız başla." dediğinde şuan benden beklemedikleri bişey yaparak. "Yalvarmıyorum" dedim. Yalvarmak kelimesi bile benim sözlüğümde yoktu. Ben bir kaç yıl önce yalvarmama rağmen o iğrenç şeyin devam etmesinden sonra, bir kenara atmıştım o sözcüğü.
Belki de çok istediğim şeyleri kaybetmiştim ama lütfen bile dememiştim kimseye. Demezdim de. Ben o kelimeleri yıllar önce tüketmiştim.
"Ne diyosun sen?" dedi sarışın kız üstüme yürürken. "Duydun. Yani sağır değilsen duymuşsundur. Size yalvarmayacağım."
Sinirlenip saçlarıma asıldığında canım acısada yüz ifademi sabit tutmaya çalıştım. Biraz daha çektiğinde bu sefer tiz bir çığlık kopmuştu dudaklarımdan. "Hala yalvarmıyor musun?" diye sorduğunda kafamı hayır anlamında salladım. "Saçlarıma dokunma." dedim sertçe. Yalvarmayacaktım ama saçlarıma dokunmamalıydı.
Uras yanıma gelip üstten görüş açıma girdiğinde kısa bir süre çatık kaşlarla yüz ifademi inceledi. "Emin misin özür dilemek istemediğine? Elimde bir video olmazsa başka şeyler yapmak zorunda kalırım."
"Sen bilirsin." dedim ufak inlemelerimin arasında. Kızın uzun tırnaklarını derimde hissediyordum. "Tekrar söylüyorum. Elimde fiziksel olarak bi oyun olmazsa, fiziksel olarak canını yakmak zorunda kalırım."
Tam ağzımı açmıştım ki saçlarımı çeken kız benden önce davranıp "Niye hala konuşuyoruz?Yapalım ne yapacaksak." dediğinde Uras ona bakmamıştı bile. Bir şey diyeceğimi gördüğü için gözleri hala bendeydi.
"İstediğini yap ama sana yalvarmayacağım."
Kafasını aşağı yukarı sallayıp olayları sessizce bir kenardan izleyen diğer kıza döndü. Sarışın kız da saçlarımı bırakmıştı. Ufak da olsa rahatlamıştım. Kopan bir kaç saç telime sonra üzülecektim.
"Mine sence bir kızın canını en çok ne yakar? " diye sordu. Adının Mine olduğunu öğrendiğim kız şaşkın bir şekilde ona bakıyordu. "Ne yani, bize alın dövün ne yaparsanız yapın demeyecek misin?"
Uras hayır anlamında kafasını salladığında kızıl saçlının şaşkınlığı gitmemişti. "Ne yapacağız o zaman?" dediğinde Uras yürüyerek arkama geçti. Yüzünü göremiyordum. Etrafımda dolanması bittiğinde tekrar önümde durdu.
"Fiziksel bir şey yapmayacağız bu kez. Sadece öyle bir şey yapalım ki canı çok yansın istiyorum ama fiziksel olarak değil. Size dövdürmem bu kızı. Hem bu kızda sizi dövecek potansiyel var. Üçünüzü baş başa bırakırsam, siz hasarlı çıkarsınız gibi geldi."
Ona ters ters bakarken "Ne alaka şimdi?" diye söylendi sarışın. Sanırım adı Aslı'ydı.
"Neyse, söyleyin onun canını nasıl acıtırız?"
Mine dikkatle beni inceledi.
Uras "Hadi Mine." diye söylendiğinde eliyle ona bir saniye işareti yaptı. Uras'ın yanındaki erkek arkadaşlarından birinin "Birde bunu yanımızda akıllı zeki diye tutuyoruz, hala bir şey bulamadı." dediğini duydum. Diğeri onun hafifçe ensesine vurdu.
"Bu kız harbiden zeki oğlum. Sadece geç düşüyo biraz"
Uras onlara sert bir bakış attığında ikisi de susup önüne dönmüştü.
Mine sonunda bir şey bulmuş gibi bir kaç adım atıp yanıma ilerlerdi. Eliyle üstümde bir yeri gösterdi ama anlamamıştım. "Saçları" dediğinde gözlerim büyüdü.
Uras saçlarıma bakarken " Ne diyosun?" dedi. Kız nasıl anlamışsa anlamıştı bir şekilde. "Saçları çok uzun farkındaysanız," dedi önemli bir deneyi açıklar gibi. "Kızlar bu kadar kırıkla hayatta duramaz ama o durmuş. Senelerdir saçlarını kestirmiyor olmalı. Çok fazla kırığı var. Biz onu zorla buraya getirdiğimizde de beni bırakın bile demezken Aslı saçlarına asıldığında saçlarıma dokunma dedi. Yani kısaca, bence bu kızın saçlarına zaafı var."
Uras'ın parlayan gözleri ondan bana döndüğünde tepkisiz kalmaya çalışıyordum ama şimdiden korkmaya başlamıştım. Saçlarıma dokunmamalılardı. Yanıma ilerleyip bir tutamını parmağına doladı. "Ne diyosun cici kız sence bu kızıl kafa haklı mı?"
Ona cevap vermedim. Bakışlarımı karşımdaki eski duvara sabitlediğimde ifademi bozmamaya çalışıyordum. Saçımı bırakıp yüzüme doğru eğildi. "Bence haklı,sencede haklı."
Yüzünü yüzümden uzaklaştırıp arkasını döndüğüne ne yapacağına bakıyordum.
"Enes git makas bul." dedi.
Kocaman açılan gözlerimle ona baktım. Şimdiden dolmaya başlamıştı.
"Makas olmaz" dedim bağırırak. Ani çıkışıma şaşırsada gülümsedi. "O şey olmaz keseceksen başka bir şeyle kes ama o olmaz."
Kaşları alayla çatıldığında hala gülüyordu. "O nasıl olacak?"
"Olmaz." diye direttim cümle içinde geçmesi bile midemi bulandırıyordu. "Saçlarımı kesme, başka bişey yap. Bak kızıl ne dedi, kırıklarını bile almamış dedi. Başka ne yaparsan yap kabulüm ama olmaz."
Dediklerimi duymamış gibi "Hadi nerede kaldı makas?" dediğinde göz yaşlarım artık saklanamıyordu. "Bak gerçekten o şey olmaz. Yapma."
"Hala özür dilerim bile demiyorsun. Onu geçtim, lütfen bile diyemiyorsun. Kusura bakma cici kız ben istediğimi alırım."
"Diyemem çünkü" diye bağırdım ne yaptığımın farkında olmadan.
"Niye?" diye sordu. Kaşları çatılmıştı. İlk kez ciddi gözüküyordu.
Sessiz kaldım. Kumral çocuk elinde büyük kağıt kesmek için kullanılan o şeyle girdiğinde bakışlarımı başka tarafa çevirsemde hala görebiliyordum. Uras'a uzattığında eliyle sarışın kızı işaret etti. "Aslı'ya ver."
Aslı memnun olmuş bir ifadeyle alırken bana doğru adımladı. Bundan ne kadar zevk aldığı yüzünden okunuyordu.
"Çok da uzunmuş, yazık olacak." dedi sahte bir üzüntüyle
Uras ifadesizce bizi izliyordu. "Fazla abartmadan Aslı. Kızın kim olduğunu tam olarak bilmiyoruz. Başımıza dert almak istemem."
Kumral olan çocuk aniden, "Ben biliyorum." dediğinde kaşlarım çatıldı.
"Araştırmamı söyledi Mine buraya gelmeden. Bende ufak bi araştırma yaptım. Annesi, babası kendi halinde doktorlar. Genelde evde de durmuyorlarmış anladığım kadarıyla çünkü her hafta başka bir şehiri paylaşmışlar. Seminerlere gidiyolar anlaşılan zaten üç seneden fazla bir şehirde yaşamamışlar."
"Annesiyle babasının kimlik numarasını da buldun mu Sarp?" Uras onu böldüğünde yüzü düştü. "O kadarını bulamadım." dediğinde dalga geçtiğini düşündüm.
"Neyse tamam" dedi Uras ardından Aslı'ya dönerek "Anladık, ailesi sıkıntı çıkarmaz. Bu kızda bizi söylemeyecek zaten öyle değil mi?"
Söylememek değildi. Yaşayacaklarımı bildiğim için söyleyemezdim. Ne de olsa ailemin gözünde hep suçlu bendim.
"Hadi Aslı başla. Güney sende videoya al. Belki yalvarır o sırada."
Aslı'nın eli saçlarıma yönlendiğinde işe yaramayacağını bilsemde çırpındım. Deli gibi çırpınıyor, bağırıyordum ama yalvarmıyor, yardım istemiyordum. Benim kaderim mi böyleydi? Yoksa canımı acıtmak için her defasında bana aynı oyun mu oynanıyordu emin değildim. Ne geldiyse başıma taşı bıraktığım için gelmişti. Aptalın tekiydim.
O ses kulaklarıma uğradığında dünya durdu sandım ama her şey devam ediyordu. Üzerimdeki gömlekten bir kaç düğme kopup ayaklarına doğru yuvarlandığında çırpınmayı bıraktım. Ses yankı yapıyordu sanki. İki kez kesiliyordu. Kesilen saç can acıtmazdı ama benim şuan ölecek kadar canım yanıyordu
Unutmak istediğim o ses tekrardan beni bulmuştu. Kabuslarımdan zar zor kovduğum o ses aslında beni hiç terk etmemişti. Göz yaşım akıp boynumu ıslatırken ruhsuzca boşluğu izledim.
Bir süre sonra tüm sesler kesildiğinde etrafıma bakacak dermanım bile yoktu.
Belkide ölmüştüm haberim olmamıştı.
Yıllar önce ölmediysen, hiç bir şey olmaz diye fısıldadı iç sesim. Haklıydı o zaman bir şey olmadıysa şimdi hiç olmazdı.
Düşüncelerimi daha önce okuduğum bir şiir bölerken tam da durumumu anlatan o cümleyi mırıldandım ağzımın içinde.
"Ölüm gibi bişey oldu ama kimse ölmedi."
