5. bölüm · Seyir Ateşi; Küllerinden Doğan
Vazgeçişler ve Çözülüşler
"O kızın sert bakan gözlerini gördünüz.
Kendi başının çaresine bakmış bir kızın gözleri yumuşak olmaz."
Jack London
Telefonum çalınca oturduğum koltuktan kalktım ve sehpadan telefonumu aldım. Emre arıyordu, açtım ve telefonu hoparlöre aldım. "Koçari, sen beni arar mıydın?" dedim. Bir süre ses gelmedi , sonunda "Abin vuruldu" dediğinde başından aşağıya kaynar sular döküldü. Kalbim aniden sızlamaya başladı, duyduklarımı anlamaya çalışırken telefon kapandı. Yere düşen camların tiz sesi odada yankılandı. Başımı kaldırdım ve kapıya baktım. Elleri hala tepsiyi tutuyormuş gibi havadaydı, başımı biraz daha eğince yerde kırılmış fincanları ve dökülmüş kahveleri gördüm. Yengem ifadesizce yüzüme bakıyordu, elini karnına götürdü ve ortalığı inleten bir çığlık attı. Ne olduğunu anlamaya calışırken kaşlarımı çattım ve yengeme baktım . O anda beyaz eşofmanının kanlar içinde olduğunu gördüm. Telefonu fırlattım ve ayağa kalktım. Sesi duyan Çağıl ve Nida odadan çıkmış endişeyle neler olduğunu anlamaya çalışıyorlardı. "Yenge" dedim ama sesim kendi kulağıma bile ulaşmamıştı. Hızlı adımlarla yanına gittim ve kolunu tutum. "Yenge sakin ol, şimdi ambulansı arayacağız" dedim ama yengem kanlı bacaklarına bakmış ağlıyordu. Nida "Abla" dedi titreyen sesiyle . Cevap vermedim, veremedim. Geri döndüm ve fırlattığım telefonumu aldım, hızla ambulansı aradım . Hemen açıldı, Nida yengemin kolundan tutmuş koltuğa oturtmuştu. Ambulanda adresi tarif ettikten sonra telefonu kapattım. Yengemin önünde dizlerimin üzerine çöktüm "Sakin ol, bebekte abim de iyi olacak. Korkma " dedim. Yengem derin nefesler alıyordu, başını salladı. Nida'ya dönüp "Çağıl'ı da al odaya gir" dedim sert bir ses tonu ile, çünkü yeterince sert olmazsam beni dinlemeyeceğini biliyordum. Nida tereddüt etse de Çağıl'ı kolundan tutu ve koridorda kayboldu. Yengemin elini tutum, elimi o kadar sıktı ki canım yandı. Yine de sesimi çıkarmadım. Ambulans gelince kapıyı açmak için yengemin yanından ayrıldım. Kapıyı açtım, görevliler sedyeyle içeriye girdi. Kapının yanına çöktüm ve zor tutuğum gözyaşılarımı serbest bıraktım. Sessizce ağlıyordum, görevliler sedyenin üstündeki yengemle birlikte odadan çıktı. Onlar gitti ama ben olduğum yerden kalkamadım , sanki dizlerim tutmuyordu. Zorlukla da olda oturdugum yerden kalktım,çantamı ve kabanımı alıp evden çıktım.
🩵
"Uzaktan seviyorum seni
Kokunu alamadan
Boynuna sarılmadan
Yüzüne dokunamadan
Sadece seviyorum..."
Cemal Süreya
Bora Tunga Karahan
Hastane koridorunda bir sağa bir sola gidip duruyordum. Emre'nin, Duru'ya abisinin vurulduğunu söylemesinin üzerinden bir saat geçmişti. Duru'yu aramıştım ama açmamıştı, onu çok merak ediyordum. Tam arkamı dönmüştüm ki birisi bana sarıldı. Kim olduğunu anlamak için bakmama gerek yoktu, yasemin kokusu kim olduğunu belli ediyordu. Olduğum yerde kaskatı kesilmiştim, Duru bana sarılmış mıydı? Ellerim iki yanımda öylece duruyordu,hareket edemiyordum. Geri çekilirken kalbimden bir parçayı daha aldı. Gözleri kıpkırmızıydı, ağlamak ona hiç yakışmıyordu. Kendimden beklemediğim bir şekilde elimi kaldırdım ve yanağında süzülen gözyaşını sildim. "Ağlama" dediğimde sesim ilk defa bu kadar kısık çıkmıştı."Abim nasıl?" diye sordu. Hemen "Abin iyi,gerçekten.Sadece omzunda ufak bir sıyrık var" dedim ama ikna olmuşa benzemiyordu. Gülümsedim "Ben asla yalan söylemem Duru. Abin gerçekten iyi"
dedim. Duru bir oh çekti ve geriye doğru iki adım attı. Bu davranışı beni sinirlendirmişti, kaşlarımı çattım. "Ta-Tamam" kekelemesine gülünce o da kaşlarını çattı. "Çocuklar nerede " diye sorduğumda bir şey hatırlamış gibi yüzü soldu. "Evdeler" dedi sadece. Telefonumu çıkarıp Zehra'yı aradım. Açmadı, tekrar aradım. İkinci çalışta açıldı "Komutanım" dedi. Bana mı öyle geliyordu yoksa Zehra ağlamış mıydı? Tabikide sormadım. "Zeliha'yı da al , Serhat abinin evine git. Çocuklar evdeymiş gidin, bu gece orada kalı-"
"Komutanım b-ben Ali'nin yanında kalsam olmaz mı ?" dediğinde affaladım, sözümü kestiği için de sinirlendim. "Tamam o zaman Zeliha'ya Sinan'ı gönder " telefonu kapattım. Zehra'nın tavrına fazlasıyla şaşkındım. Duru'ya döndüm "Çocukların yanına gidiyorlar, aklın kalmasın merak etme" dedim. Duru gülümser gibi oldu ama yüzü yeniden soldu. "Emre aradı ya , ben telefonu hoparlöre almıştım. Yengem duydu, çok korktu ve kanaması oldu, ama şimdi iyi" dediğinde başını yere eğdim, olanlardan ben sorumluydum. Duru'ya bu haberi vermeye cesaret edemediğim için Emre'ye artmıştım, çünkü onu üzmemezdim. "Benim şimdi gitmem gerekiyor, yengem de hastanede " dedi, yine cevap vermedim yalnızca başını salladım. Tam arkasını dönüp gidiyordu ki "Duru, ben" dedim. Ne diyeceğini bilmiyordum. Ne diye seslenmiştim ki? "Evet, dinliyorum" dedi, beklentiyle bakıyordu. Ne diyeceğini bulamadım daha doğrusu demek istediğim şeyi söylemezdim. "Şey, ben biraz üşüyorum " dedim. Şu anda yok olmak istiyordum. Duru güldü"Benden kabanını istemeyeceksin değil mi ?" dedi ve kahkaha attı. "Öyle değil, görevde üşütmüş olmalıyım " Birkaç saniye yüzüme baktı , "O zaman çorba sözüm olsun, gideriz" dedi ve göz kırptı,tekrar döndü. "Hayır, yani sen yapsan daha iyi olur" dediğimde kendime yumruk armak istiyorum. "Tamam" dedi ve yere bakarak gitti.
