11. bölüm · Seyir Ateşi; Küllerinden Doğan
Esaretin Bedeli
"Zaman sen olmayınca geçmiyor...
Sen olunca da yetmiyor."
Cemal Süreya
Askerler esir alınmış olsalar da yüreklerinde özgürlükten bir adım geri atmazlar; çünkü gerçek askerler, zincirlerle değil inancıyla yaşarlar. Sinan asılı olduğu yerden Zeliha'yı izliyordu. Zeliha'nın başı düşmüş, dizleri bükük şekilde öylece duruyordu. Sinan kapıdaki nöbetçiye bağırdı "Lan kızı indirin bari." Nöbetçi "Kes sesini!" diye gürledi. Sinan'ın acısı dayanılmazdı, iki omzu birden yerinden çıkmıştı. İnledi, bayıldı ve yeniden ayıldı. Tüm bunlar olurken Zeliha baygındı, hiç sesi çıkmıyordu. Sinan yalvarırcasına "Zeliha'm kalk. Kurban olayım kalk" dedi ama Zeliha'nın kılı bile oynamadı. Nöbetçi içeriye girdi, Zeliha'nın zincirlerini açtı. Zeliha'nın bedeni yere gürültüyle çarptı, Sinan artık zincirlerini çekmiyordu. İkisinin de hâli kötüydü, yüzleri yara bere içindeydi. Adam Sinan'a ilerledi, onu da çözdü çünkü bir şey yapamaz sanıyordu. Sinan yıkılmadı, zorlukla kaldı ayakta. Karşısındaki adama kafa attı ardından boynunu kırdı, silahını aldı. Zeliha'ya ilerledi "Seni bu cehennemden çıkaracağım dedim çıkaracağım. Sözüm söz cimcime, peki ya senin?"
Zeliha inleyerek "Be- ben sözümü tutamayacağım" dedi göğsündeki ağrı yüzünden çünkü kaburgalarından ikisi kırılmıştı. Sinan "Tutacaksın, zorundasın!" diye bağırdı. Zeliha gülerek "Sen biliyodun niye yaptın, niye?" dedi ağlayarak. Anlamayan Sinan "Neyi?" diye sordu, Zeliha "Sana âşık olduğumu biliyordun, niye yaptın. Niye abinim dedin, canımı bile bile yaktın" dedi hıçkırarak. Sinan Zeliha'yı kaldırmaya çalıştı ama kollarını kulanamıyordu. "Zeliha bunları sonra konuşuruz, şimdi kolumu yerine oturtabilir misin?" diye sordu. Zeliha dirseklerinden zorlukla doğruldu "Yapamam" diye fısıldadı. Sinan "Yapmak zorundasın. Senden iki isteğim var biri omzumu yerine oturtmak diğerinde yaşaman, sadece yaşaman" dedi dolu gözleriyle. Zeliha doğruldu zorlukla "Deneyeceğim" dedi. Sinan'ın ağzına kumaş parçası koydu, ilk önce sağ kolunu oturttu sonra sol. Sinan acıyla inledi ama Zeliha'ya uzattı elini. Zeliha zorlukla kalktı, "Sinan yürüyebilirim" dedi. Sinan bayıltğı adamın cebinden kasaturayı alıp Zeliha'ya verdi. "Peşimden gel, bu cehennemden seni çıkaracağım" dedi. Sinan önde Zeliha arkada ilerlemeye başladılar ama oldukça yavaşlardı. Sinan önüne çıkan iki adam ateş etti ama silahın ucunda susturucu vardı. Kimse sesleri duymadı, çıkışa geldiklerinde iki nöbetçi gördü, silahı boynuna asıp kasaturayı aldı. Sessizce yaklaşıp boynunu kesti, diğeri Zeliha'yı taciz edendi. Sinan gülerek "Sana dedim seni geberteceğim dedim" dedi ve adamın gözüne bıçağı sapladı. Adam inelyerek gözünü tutu ama Sinan acımadı alnının ortasından vurdu. Zeliha "Sinan gitmeliyiz!" dediği için mecburen bıraktı. Üstünü aradı el bombası buldu, gülerek aldı bombayı. Hızla uzaklaştılar barakadan. Yeterince uzağa gelince Sinan "Söz verdim mi tutarım cimcime bak sözümü nasıl tutuyorum. Burayı onlara cehhenem edeceğim dedim şimdi bin parça olacaklar" dedi ve elindeki bombanın pimini çekip fırlattı. Zeliha'nın üzerine yattı, sarsıldılar ama darbe almadılar. Daha fazla dayanamayan Zeliha ayağa kalkamadı, kaldı olduğu yerde. Sinan onca yarasına rağmen Zeliha'yı sırtına aldı, Zeliha "Bırak boşver beni büyük ihtimalle ölürüm" dediği an Sinan sertçe "Sus!" dedi. Sırtında taşıdı sevdiğini, yorgunluğa, açlığa, yaralarına rağmen of demedi. Ormana vardıklarında kendilerine konaklayacak yer buldu yatırdı Zeliha'yı. Ateşi çok yüksekti Zeliha'nın ve kan kaybetmişti "Allah'ım sen yardım et bana. Kardeşlerim neredesiniz?" dedi. Birkaç saat sonra helikopter gelecek ve kurtarılacaklardı. Albay Ali Rıza ise kızının hayatını kurtaran bu adama sonsuza kadar minnet duyacaktı. Sinan ile Zeliha'nın birbirini sevdiğini biliyordu, fark etmişti Ali Rıza ama kabul etmek istemiyordu. Zeliha'yı hâla annesi öldüğü günkü hâliyle görüyordu, dört yaşında ki hâliyle.
Bir şarkıyı başa sarıp, tekrar tekrar dinliyorsan, o başa sardığın şarkı değil ,
hayallerindir.
Pablo Neruda
Koltukta oturuyordum ama çok sıkılıyordum. Nida da okuldan gelmişti ve odada ders çalışıyordu. Telefonu yeniden elime aldım, birşey yoktu fırlattım. Fırlattığım sırada telefon çalmaya başladı kendi kendime söylenerek yerinden kalktım "Çalmak için fırlatmamı mı bekledin?" Telefonu aldım ve Bora'nın aradığını gördüm, gözlerimi belerterek "Yok daha neler, iki sene içinde görüşmediğimiz kadar bugün görüştük" dedim. Telefonu açtım ve hoparlöre aldım, bende ki de huydu işte. "Duru" dedi, sesi iyi geliyordu. "Efendim"
"Duru Zeliha'yla Sinan kurtarıldı, hastanedeydiz. Yanımda olmana ihtiyacım var" dedi. Heyecanla karışık endişeyle "İyiler mi?" dedim. Telefonun diğer ucundan hışırtı geliyordu "Lan oğlum bir dur! İyi olmaya çalışıyorlar" dedi. Yanındaki Emre olmalıydı, çok mutlu olduğum için "Şükürler olsun!" diye bağırdım. Aklıma gelenle dudağımı büzdüm "Ama hastane çok uz-" sözümü kesip "Ben geliyorum hazırlan aşağı in" dedi. Gülerek "Tamam öptüm" dediğim an Bora öksürmeye başladı. Dudağımı dişleyerek "Kusura bakma ağzımdan kaçtı" dedim. Bora'dan erkeksi bir kıkırtı geldi "Bakmam güzelim" dedi. Öksürme sırası bendeydi hafifçe öksürerek "Tamam kapatıyorum" dedim ve kapatım. Yengem kapıya yaslanmış bizi dinliyordu, gözlerimi belerterek "Yenge ayıp değil mi?" dedim. O ise gülüyordu "Çoktan olmuşsunuz siz" dedi, bu sefer gerçekten boğazıma kaçan tüküreğim yüzünden öksürmeye başladım. "Yenge ne diyorsun ya?"
"Diyorum ki çoktan birbirinize âşık olmuşsmuz."
"Hıı yok öyle birşey."
"Şu haline bak kıpkırmızısın" dedi. Gözlerimi belerterek "Yenge yapmayın önce abim sonra sen karıştırmayın aklımı. Bora benim arkadaşım."
"Diğerlerine kardeşim diyebiliyorken Bora'ya dememe sebebini söyler misin?"
"Ben kimseye kardeşim diye hitap etmiyorum, Nida hariç" dedim kollarımı bağlayarak. Güldü "Ne demek istediğimi anladın. Hadi şimdi git bekletme" dedi göz kırparak. Yanına gittim ve iki yanağını da öptüm "Yenge sen yat dinlen işlerim var" dedim. Hızla hazırlanıp evden çıktım. Bora arabayla kapıda bekliyordu, arabadan indi bana kapıyı açtı. Tam biniyordum ki balkona çıkmış boğazı yırtılırcasına bağıran Çağıl'ı gördüm, " Haya benide alın nolur beni de alın!" diye bağırıyordu. Dayanamayıp güldüm, şu günlerde popüler olan akımı kendine uyarlamıştı. Gülerek bağırdım "İçerye gir üşüyeceksin. Söz yarın seninle gezeceğiz" dedim. Bora "Tutamayacağın sözler verme" dedi. Ona döndüm "Niye tutamayacakmışım?"
"Çünkü yarın benimlesin."
"Ne?"
"Boşver şimdi de bin arabaya. Çağıl'a üşüyeceksin diyorsun ama sen akıl edemiyorsun" dedi. Sözlerine kaşlarımı çattım, arabanın kapısını geri kapatım. Eve doğru yürüdüğümü görünce "Ne oldu?" diye bağırdı. "Binmiyorum arabana işte gıcık" dedim. Güldüğünü duydum "Ne gülüyorsun?" dedim somurtarak. O ise "Güzelim sen de benim gülmeme taktın gülmeyeyim mi zaten yüzüm bir tek senin yanında gülüyor" dedi. Tek kaşım havalandı "Yiyorsa bu sözleri abimin yanında da söyle" dedim. Kibirle gülümsedi"Söylerim ne var ki?" dedi. Ağzımı açtığım esnada bizim evin balkonundan bir şarkı duyuldu. Aşk Yok Olmaktır çalıyordu. Başımı kaldırıp balkona baktım Çağıl elinde tabletiyle bizi izliyordu bir yandan da beceriksizce şarkıya eşlik ediyordu "Aşk yok olmak diyor biri yar ben yokum" Birden kahkaha atmaya başladım, "Çağıl hayırdır aşık mı oldun?" dedim. O ise "Ben değil siz oldunuz" dedi. Gözlerimi kocaman açarak parmağımı salladım "Bana bak oraya çıkarsam seni aşağı atmadan inmem!" Gülerek dil çıkardı "Öylesiniz işte sana güzelim dedi" dedi. Bora'ya döndüm dişlerini göstererek sırıttıyordu, onu çok az sırıtarak gördüğüm için bende güldüm. Çağıl "Hadi gidinde sizi babama şikayet edim" dedi. Gözlerimi belerterek "Çağıl kaşınıyorsun" dedim. Çağıl tablete bakıyordu. Ortamı başka tür bir şarkı doldurdu. "O şimdi asker canı neler ister uykuda mevlam beni ona göster" dedi şarkıcı. Çağıl Bora'ya dönüp "Ne ister?" dedi. Bora kahkaha atmaya başladığında ben "Çağıl kapat şu şarkıyı!" dedim. Çağıl "Ne istiyorsan Hayama söyle" dedi. Bora bana bakıp kahkahalarla boğuldu. Ayağımı yere vurdum büyük ihtimalle kıpkırmızı olmuştum. Bora ise "Oğlum halan istediğimi yapmaz ki" dedi. Gözlerimi kocaman açarak baktım ona. Çağıl bağırarak"Yarın bir gün" diyordu ama benim tüm odağım Bora'daydı. Çağıl "Niye ki hayam tatlı yapmayı sever" dedi. Bora ağzının içinde "Tatlı kendisi" dedi. Olduğum yere çökmek istiyordum. Çağıl oynamaya geçmişti, "Ben asker olursam benim canım ne çeker?" dedi. Daha fazla yerin dibine batmamak için arabaya doğru koştum. Bora arkamdan "Gördün mü yapmamak için kaçtı" dedi. Arabaya binip ellerimi yanaklarıma attım yanıyorlardı. Çağıl'a baktım hâla balkonda oynuyordu. Diğer kapı açıldı ve Bora arabaya bindi. Hâla yüzünde keyifli bir ifade vardı. Başımı çevirip dışarıya baktım ama yanımdaki adamın erkeksi kıkırtısı hiç yardımcı olmuyordu. "Bora gülmeye devam edersen seni döverim" dedim başımı çevirip ona bakarak. Kaşları havalandı "Öyle mi? Nasıl döveceksin göster bakalım" dedi. "Ayakta olsaydın görürdün" dedim. Hemen anladı ve başını eğip bacağının arasına baktı "Saçmalama Duru o bana lazım" dedi. Daha da kızarma mümkün müydü bilmiyordum ama ben alev almak üzereydim. Dudağımı dişleyerek "Bora sus utandırma beni!" dedim. Bora "Sen bu kadarla utanıyorsan" sözünü kestim "Bora söylediğimde ciddiyim" dedim. "Tamam tamam utanma " dedi ve arabayı çalıştırdı. Yolda sakince ilerlerken "Bu şarkı işini Çağıl biliyor" dedi hafifçe gülüyordu. "Çok mu hoşuna gitti sapık" dedim yüzümü buruşturarak. Anında yüzü serleşti gözleri karardı "Duru sabrımı sınama!" dedi dişlerini sıkarak. Diklenme sırası bendeydi "Öyle mi ne yaparsın?" dedim. Bakışları gözlerimdeydi "Aklının almayacağı şeyleri "
"Yapamazsın!"
"Denemek ister misin?"
"Bana birşey yaparsan abim seni gebertir!"
Güldü "Abin bana birşey yapmaz" dedi. Kaşlarımı çatarak önüme baktım. Birkaç saniye sonra "Duru şaka yaptım rahatsız olduysan bir daha yapmam" dedi kesin bir dille. Göz ucuyla baktım yoldan çok bana odaklanmış cevabımı bekliyordu. Ne diyeceğimi bilemediğim için "Nasıl kurtarıldılar?" diye sordum. İç çekti "Sinan Zeliha'yı da almış çıkmış kamptan, sonrada havaya uçurmuş ama ikisinde de yara fazla, kırıkları da var" dedi. Gözlerim hemen dolduğu için başımı cama çevirdim, çekinerek "Bora şey" durup dudağımı dişledim çünkü bu kadar derdin arasında birde kendi derdimi sormak ayıp geliyordu. "O çocuğa ne yaptın ?"
"Öldürdüm."
"Ne, saçmalama!" Dönüp göz ucuyla baktı, dudakları kıvrıldı "Ne oldu gebersin diyip duruyordun?"
"Gebersin ama kendi kendine, sen başına bela alma."
"Hapise girsem üzülür müsün?"
"Tabii, yani sen bana o kadar yardım ettin. Arkadaşımsın da üzülürüm" dedim. "Yardım etmesem üzülmesin yani" dedi. Gözlerimi kaçırdım "Bora şımarma da ne yaptığını söyle!"
"Ben hallettim boşver sen. Nida nasıl?"
Durup derin bir nefes aldım "Okula gidip geliyor ama neşesi çok yok. Konuşmaya çalışıyorum o konuyu hemen kapatıyor, bir tek Çağıl'ın yanında eskisi gibi gülüyor. Bir psikoloğa mı götürsem?" Suratına bakıp cevap bekledim, düşünüyor gibiydi "Duru sana birsey söylemem lazım " dedi. Beklentiyle yüzüne baktım, "O çocuk ve ailesiyle ilgili" dedi. Telefonumun zil sesini duyunca çantamı karıştırmaya başladım. Gamze arıyordu, açtım "Alo Gamze"
"Duru, birşey söyleyeceğim. Geçenlerde yanında gördüğüm kız hastanede, hâli çok kötü. Ben de bir baktım." Zeliha'dan bahsettiğini anladım ve gözlerimi kapadım. İç çekip "Senin bölümünle ne ilgisi var ki?" diye sordum.
"Karnına darbe almış ve kanaması olmuş, bu yüzden" dedi. Gözlerim sulanmaya başladı, "Tamam biz neredeyse geldik" dedim. Telefonu kapattım ve çantama attım. Bora'nın göz ucuyla bana baktığını görünce gözlerimi kısarak "Ne?" dedim. "Hiç, sadece herzaman nasıl böyle süslü gezdiğini merak ediyorum" dedi. Gülümseyerek "Ben görünüşüne önem veren bir kadınım, ayrıca süslü olmasam da güzelim" dedim. Güldü "Evet" dedi yalnızca. Hastanenin park yerine arabayı park etti. Kapıyı açtım ve indim, arabanın etrafından hızla dolanıp yanıma geldi.
Asansörden indik, karşıdaki kalabalığı görünce bir tık çekindim. Hızla onlara ilerleyen Bora'nın arkasından yürümeye başladım. Abim başını bizden tarafa çevirdi, birlikte geldiğimizi anladığında gözlerini kısarak bir Bora'ya bir bana baktı. Yanına vardığımızda durdum, Bora hemen "Nasıllar?" diye sordu. Abim ona dik dik bakıyordu yine de cevapladı "Sinan'ın iki omzu da çıkmış, yerine oturtulmuş ama hasar var. Karnına, kaburgalarına her yerine birçok tekme yemiş, yüzü de tanınmaz halde" durup iç çekti "Zeliha daha kötü, iki kaburgası kırık" gözlerinin dolu dolu olduğunu görünce gözlerimin dolmasına engel olamadım. Bora "İyi olacaklar" dedi kendinden emin bir şekilde. Abim tereddütlü görünüyordu "İnşallah ama ben birşeyi merak etmeden duramıyorum Sinan bu haliyle nasıl kaçtı, üstelik tek başına değil ve bu neredeyse imkansız. O kampı havaya uçurmasına biri yardım etmiş olabilir mi?" diye sordu Bora'ya bakarak. İç çektim Bora ise "Komutanım bazen imkansızlıklar o kadar da imkansız değildir, ya da biri için imkansız olan başkası için kolaylıktır" dedi bana bakarak. Üzerime alınmalı mıydım? Abim "Biz yerlerini tespit eder etmez harekete geçtik vardığımızda Sinan ve Zeliha kurtulmuştu ve kamp havaya uçmuştu. Peki biz orada olduklarını nereden biliyorduk? Ali Rıza albay arayıp kızının yerini söyledi ve kurtarın dedi, bence bu onunla ilgili. Onları kaçıran hangi şerefsizse sadece gözdağı verdi" dedi başını kapıya çevirip. Zeliha ya da Sinan bu odada olmalıydı. Çekinerek "Abi ben hastane uzak gece gece kendim tek gelme" diyordum ki abim sertçe "Açıklamak zorunda kalacağın şeyler yapma" dedi. Dudaklarımı birbirine bastırarak Bora'ya baktım. Bora "Abi görebilecek miyiz?" diye sordu.
Abim kaşlarını çattı, "Hayır, burada beklememizin bir anlamı yokmuş" dedi. Etrafıma baktım tüm tim ve Rıza albay buradaydı. Eli kalbine gitti gözlerimi kısarak izlemeye başladım. Zorlukla kendini sandalyeye attı, alnında terler birikmişti. Gözlerimi iyice açarak "Abi, Bora Rıza albay" dedim. İkisi aynı anda başlarını hızla çevirdiler. Rıza albayın yanındaki tim pek kendinde gibi değildi, "Abi kalbi" diyebildim. Bora hemen koştu ve önünde diz çöktü yanındaki Emre'ye "Hemen birini çağır" diye bağırdı. Abim de onlara ilerledi Rıza albayın önüne diz çöktü "Albayım neyiniz var" dedi. Albay zorlukla "Kızım" dedi. Bora "Zeliha çok güçlü iyi olacak ama siz kötü olursanız o da kötü olur" dedi telaşla.
Oturduğum bank belimi ağrıtınca ayağa kalktım. Rıza albay kalp krizi geçirmişti ama çok şükür hayattaydı. Hastanenin bahçesinde tek başıma oturuyordum. Biraz dolaştım ve banka tekrar oturdum. Çantamdan telefonumu çıkarmaya çalışırken yanıma birisi oturdu, kim olduğunu görmek için başımı çevirdim. Zehra'ydı, gece kadar siyah saçlarını savurdu, gözleri de saçları kadar olmasa da siyahtı. Gülümsemeye çalışarak "Zehra" dedim. Genelde fazla sert duruyordu bu yüzden onunla çok sohbet etmezdik. "Ne o fazla durgunsun?" Dudaklarımı birbirine bastırdım "Şu durumda nasıl böyle olmayayım?"
"Doğru, haklısın." Bir süre ikimizde ağzımızı açmadık ama sessizliği Zehra böldü "Nida nasıl?" Sorusuna derin bir iç çektim "İyi olmaya çalışıyor " dedim yalnızca. Kafamı kaldırıp karşıya bakınca Bora'nın geldiğini gördüm, kamufulajı hâla üstündeydi. Başımı yana eğip gülümsedim, Bora yanımıza ulaştı ve tam önümde durdu. Başımı kaldırıp ona bakarken Zehra "Ben kalkayım sizin konuşacaklarınız vardır" dedi ve Bora'nın sert bakışlarına maruz kalınca "hem Ali de Zeliha'yla Sinan'ı görünce kötü oldu ona bakayım" dedi gülümseyerek. Başımı salladım "Tamam" dedim. Zehra'nın arkasından bakarken Bora'nın yanıma oturduğunu fark ettim ama dönüp bakmadım. Bora ise "Üşümedin mi?" diye sordu. Başımı çevirip ona baktım, kahverengi gözlerine, biçimli burnuna ve beni kıskandıracak türden uzun ve sık kirpiklerine. "Üşümedim" dedim o anda elimi tuttu. Onun büyük eli benim elimi tamamen sarmıştı "Ellerin buz gibi" dedi. Bende bakışlarımı onun yüzünden çekemedim, haddinden uzun baktığım için "Niye öyle bakıyorsun?" diye sordu. Gülümseyerek "Nasıl bakıyormuşum?" dedim onun bana söylediği sözleri yineleyerek. O da gülümsedi gözlerim dudaklarına kaydı, "Fazla anlamlı" dedi benim sözlerimi yineleyerek. Sert bir rüzgar esti ben onu seyrettim. Ta ki onun "Sen niye bu kadar durgunsun?" sorusunu duyana kadar. Kaşlarımı çatarak önüme döndüm "Çünkü Zeliha'ya ve Sinan'a üzüldüm" dedim. O ise pes etmeyerek "Daha fazlası olduğuna eminim" dedi. Gözlerimi kapatıp geri açtım, içime derin bir nefes çektim. "Zeliha kendine gelince ya babası burada olmazsa?"
"Bunu bilemeyiz, değiştiremeyiz de."
"Keşke değiştirebilsek" dedim ağlamamak için zor dururken. Bora bankta iyice bana yaklaştı o an fark ettim ellerimin hâla onun ellerinin içinde olduğunu. O an anladım bazı şeyler geri alınamazdı, insan kalbine müdahale edemezdi. "Babanı hatırladın değil mi?"
"Evet" dedim ve yaşlar süzüldü. Bora yanağıma uzanıp yaşları sildi, "O vatanı için mertçe can verdi. Ölmedi şehit oldu Duru. Şehitler arkalarından ağlanmasını istemez, ağlama."
"Doğru Üsteğmen Hakkı Korkmaz şehit oldu ama ya benim babam?"
"Duru ikisi aynı şey, o bir asker olarak vatanını korudu ve baba rolüyle de evladının yaşadığı vatanı pisliklerden temizledi, bir geleceği olsun istedi. Bütün askerler şehadet şerbetini içmek ister, vatanı için can vermek ister." Kaşlarımı çatarak hızla ona döndüm "Sen de istiyor musun?" Gözlerini kırptı "Evet." Sinirle soludum ağlayarak "Hayır sen olma, abim de olmasın kimse olmasın. Siz ne kadar bencilsiniz şehit olmayı istiyorsunuz ama arkanızda kalacak acı çekecek kişiyi düşünmüyorsunuz!" Bora gülümsedi "Benim arkamdan ağlayacak biri yok" dedi kendinden emin bir şekilde. Anında "Hayır var!" dedim. Gülerek "Kim?" dedi. Bu konuda yalan söyleyecek veya çekinecek değildim. "Abim, ekip arkadaşların, yengem, Nida, Çağıl" durdum o ise bana beklentiyle bakmaya devam ediyordu "Ben" dedim. Yüzü yumuşadı şu an iki yıldır gördüğüm en sakin ve masum Bora'ydı. Boğuk bir sesle "Üzülür müsün?" dedi. Başımı salladım "Evet üzülürüm ama sonra beni üzdüğün için seni affetmem." Gözlerimin en derinine bakarak "Affedersin" dedi. Kaşlarımı çatarak"Hayır affetmem sen beni tanımıyorsun" dedim kendimden emin olarak. Bora biraz yüzüme yaklaşarak "Hayır Duru ben seni tanımıyorum ezbere biliyorum" dedi. Serçe yutkundum şu an kalkıp gitmem gerekiyordu ama sanki görünmez ipler beni buraya bağlamış bir milim bile kıpırdatmıyordu. Bora gülümseyerek bana bakıyordu sağ yanağındaki gamzesi ortadaydı. Bu andan çıkmak için "Belli ki tanımıyormuşun mesela ben babanemi affetmedim Allah da affetmesin. Yemin ederim ki arayıp ölüyorum yardım et dese etmem hakkım haram" dedim büyük bir hırsla. Bora "Niye bu nefretin?" diye sordu. O günleri hatırlamak boğazıma dikenli teller batması gibiydi yine de Bora'ya anlatmaya karar verdim. "Babam şehit olduğu gün Nida doğdu, abim bizden başka şehirde okuldaydı. Komşular annemi hastaneye götürdü ama beni evde yalnız bıraktılar. Daha on yaşındayım ve beni prensesi gibi seven babanı kaybetmiştim" durup hıçkırdım ne ara ağlamaya başlamıştım ben? "En korktuğum şey oldu şimşek çaktı ve elektrik gitti. Bora ben o gün hayatımın en korku dolu gününü yaşadım. Sonra babanemi aradım. Babam öldü dedim, yalvardım ya yalvardım ama o yüzüme kapattı ve engelledi. Oğluna üzülmedi." Hıçkırarak Bora'ya sarıldım. Beni anında sardı, göğsüne bastırdı. Başım kalbinin üstündeydi yüksek kalp atışlarını dinledim. Uzunca bir süre göğsünde kaldım, Bora "Rüya" diye mırıldandı. Başımı kaldırıp bakmak istedim ama beni öyle bir sarmıştı ki kıpırdayamadım. Telefonumun zil sesini duyunca "Bora" dedim. Galiba duymuyordu ya da bırakmaya niyeti yoktu. "Hım" dediği an telefonu boş verip yanaklarını sıkasım geldi, o an gözüme çok tatlı göründü. "Telefonum çalıyor" dedim. Bir yandan da ısınmıştım, "Duymasak?" dediğinde yine şaşırdım. Gülerek "Olmaz ama" dediğimde beni bırakıp geriye çekildi. İfadesi yine sertleşmişti yine komutan Bora olmuştu. Başını yere eğdi o an tekrar sarılmak istedim ama telefonum ısrarla susmuyordu. Montunun cebine elimi atıp telefonu çıkardım ve isimsiz numarayı gördüm. Israrla aradığında göre önemli olmalıydı. Açtım ve telefonu kulağıma götürdüm. "Alo, kimsiniz?"
"Duru" dedi hırıltılı sesiyle birisi. Kaşlarımı çatarak "Tanışıyor muyuz?" diye sordum.
"Kızım, benim babannen." Sertçe yutkunarak telefon elimden düşmesin diye sıkıca tuttum. Sinirle "Sen beni ne yüzle ararsın?" diye bağırdım. Sesi çok fazla hırıltılıydı "Duru kızım dinle beni" lafını kesip bağırdım "Sen beni dinlemiş miydin?" Bora telaşla "Duru kim o ver telefonu!" dedi ama parmağımı kaldırarak durdurdum. "Ben ölüyorum, deden öldü. Biz iflas ettik kızım. Senin bir halan var, daha yirmi yaşında parasız pulsuz yaşayamaz. Karadeniz'e gel al onu yanına, bana hakkını helal et" dedi. Gözyaşları arasından zorlukla bağırdım. "Hayır etmiyorum, ben size hakkımı helal etmiyorum Allah da etmesin!"
"Duru bari kızımı al-" Telefonu yüzüne kapattım. Bora hemen "Ne oldu?" dedi. Ağlayarak yine sarıldım ona "Bora niye böyle oluyor? Tam mutlu olacakken herşey düzelmişken."
"Ne oldu güzelim anlat."
"Babannem aradı ölüyorum gel kızımı al, parasız pulsuz yaşayamaz dedi. Hakkını helal et dedi" son kısmı hıçkırıktan anlaşılamamıştı. "Kızı büyük değil mi?" diye sordu. Ağlayarak başımı iki yana salladım "Hayır yirmi yaşındaymış benden altı yaş küçük Bora ama almayacağım, gitmeyeceğim, affetmiyeceğim."
"Sen bilirsin güzelim."
"Ama bu ne olacak?" dedim kalbimi göstererek"Beni aradı, söyledi Allah'ın cezası ben şimdi vicdanımı nasıl susturucağım Bora?"
"O nasıl susturduysa sen de öyle sustur. İstemediğin hiçbir şey yapma" dedi beni göğsüne bastırarak. Ağlayarak "Ama onu orada bırakamam, parasız pulsuz ne yapacak?" dedim başımı kaldırıp yüzüne bakarak. Cevap vermedi o da ne diyeceğini bilmiyordu. Çok üzüldüğüm için ayağa kalktım ve gözlerimi sildim "Hava çok soğuk hadi yukarıya çıkalım" dedim yürümeye başlayarak. Arkama dönüp baktığımda peşimden geldiğini gördüm.
