1. bölüm · Seyir Ateşi; Küllerinden Doğan
Çizgiyi Aşmak
Bazen insan öyle özlenir ki; özlenen bilse, yokluğundan utanır
Aziz Nesin
Duru Korkmaz
Nida'yı kendi çocuğum gibi büyüttüm,o bana annem tarafindan emanet edilmişti. Ve ben de şu an kardeşimin kavga ettiği gerekçesiyle okula çağrılmıştım.
Elimdeki telefona bakarak
ilerliyordum. Nida'nın ögretmeninin
atığı mesajla hızla evden çıkmış ve
okula ilerliyordum. Ögretmeni
Nida'nın bir kızla kavga ettiğini
yazmıştı, çok endişelenmiştim çünkü
kavga etmek Nida'nın huyu değildi.
Okulu evimize çok uzak olmadığı için
yürüyerek gidiyordum. Topuklu
botlarımın çıkardığı tıkırtılar çok
hoşuma gidiyordu. Her zaman özenli
birisi olmuştum.
Bu olay abiminkulağına gitmemeliydi çünkü abim
çok kızardı. Bunu Nida'yla kendi
aramda haletmek istiyordum. Okul
kadrajma girdiginde durdum ve
üzerimdeki trençkotu düzeltim, hava
çok soğuktu Kasım ayındaydık.
Kışları hiç sevmezdim, üşümekten
nefret ederdim. Hızlı adımlarla okula
yürümeye devam ettim. Yolda birkaç
liseli görmüştüm dışarıda olduklarına
göre teneffüsteydiler, harika o kız ile
karşılaşacaktım bunu hiç
istemiyordum çünkü sinirlenince
kendime hakim olamıyordum. Bunun
için terapi bile görmüştüm. Ebru'ya
geldiğimi mesaj attım. Nida'nın
ögretmeni Ebru ile aramız çok iyiydi
Nida'nın durumunu hep bana
bildiriyordu hem arkadaşım olduğu
için hem de Nida'nın velisi olduğum
için. Okulun kapısından içeriye
girdiğimde durup derin bir nefes
aldım ve yürümeye devam ettim.
Büyük ihtimale müdürün
odasındalardı ya da ögretmenler
odasında. Nida'nın arkadaşlarından
biri olan Ela'yı görünce ona sormaya
karar verdim."Ela bakar mısın? Nida
nerede?" dediğimde Ela bana döndü
ve beni görünce gülümsedi, yanıma
doğru yürümeye başladı. Yanıma
gelip durdu, yüzü artık gülüyordu.
"Duru abla Nida müdürün odasında
ona kızma olur mu? Nida haklıydı"
dediğinde yanılmadığımı anladım,
Nida kavgacı bir çocuk değildi hata
küçükken kendini savunamadığından
çok kez dayak yediği olmuştu onu
hep ben korumuştum, korurdumda.
"Tamam merak etme" dedim sesimi
sakin çıkarmaya çalışmıştım çünkü
çok sinirliydim. Müdürün odası bu
kataydı hızlı adımlarla o yöne doğru
gittim. Kapıda durup kapıyı tıklatım
ve "Gel" demesini duyunca içeriye
girdim ama girmez olaydım. Nida'nın
saçı başı birbirine karışmıştı dahası
dudağında kan vardı. Odanın diğer
ucunda duran kumral, uzun boylu
kıza baktığımda durumunun daha da
kötü olduğunu gördüm. Kızın saçları
yolunmuştu, burnu ve kaşı kanıyordu
bana baktı ve yanındaki kadına daha
da sokuldu. Artık çok sinirliydim,
burnumdan soluyordum. Kızın
yanındaki kadın "Çocuğunuza hiç mi
terbiye vermediniz?" dediğinde
üzerine atlamamak için kendimi zor
tutum. Müdür "Olayı dinlemeden
kimin terbiyeye ihtiyacı olduğunu
anlayamazsınız hanımefendi" dedi
durdu ve yutkundu. Söyleyecegi
şeyden utanıyormus gibi
gözüküyordu. Nida'yı kolundan tutup
kendime çektim ve sahiplenir bir
şekilde tutum. Müdür, Nida'ya baktı.
Nida konuşmaya başladı"Abla benim
bir suçum yok gerçekten" dedi ve
ağlamaya başladı. Ellerini yüzüne
kapatmış hıçkırarak ağlıyordu.
Kaşlarımı çatım ve ona sarıldım,
kulağına eğilip "Hatırla kimsenin
yanında ağlamıyorduk. Her ne olursa
olsun, sadece birbirimizin omzunda
ağlayabiliriz" dedim. Geri çekildi ve
gözyaşlarını sildi. Nida'ya ters ters
bakan kadına yumruk atmak
istiyordum ama bunun sonuçları hiç
iyi olmazdı abim beni öldürüdü! Nida
"Dersteydik sınıfa bir öğrenci girdi
elinde kağıtlar vardı. Kağıtlar
hepimize dağıtıldı. Rehber hocasının
hazırladığı bir kâğıttı. Kağıtta kaç
kardeş olduğumuzu, ailemiz ile ilgili
sorular vardı. Herkes gibi bende
doldurdum, zil çalınca Merve kağıtları
toplama görevinin ona verildiğini
söyledi. Bende herkes gibi kağıdı ona
teslim ettim. Merve kağıtları götürdü.
Teneffüste tek başıma sınıfta
oturuyorken sınıfa yanında iki
arkadaşıyla girdi, İlayda ve Derin.
Kitap okuyordum gelip kitabı elimden
aldı ve fırlattı ama ben yine de ona
vurmadım. Sonra bana vurdu tokat
attı. Arkadaşlarıyla beni tartaklamaya
başladılar onalara durmalarını
söyledim. Merve durmazsa ne
olacağını sordu, bana dedi ki beni
olmayan babana ve annene mi
şikayet edeceksin? Onlar geberdi
dedi. Çok sinirlendim kimse benim
Şehit babama laf edemez. Bende ona
saldırdım hiçbir şeyi inkar etmiyorum
onları dövdüm" dediğinde sinirden
çıldırmak üzereydim yine de kendimi
tutum. Kadın "Kızım doğru söylemiş"
dediğinde daha ne olduğunu
anlamadan ona tokat attım. Kadının
başı tokadın şiddeti ile sola düştü.
Yanağını tutarak başını kaldırdı.
Müdürün "Ne yapıyorsunuz?"
demesini aldırmadım. Dimdik
durdum ve "Kimse benim şehit
babama laf edemez. Edenin dilini
koparırım!" diye bağırdığımda kadın
şoku atlattı ve beni itirdi"Ne yaptığını
sanıyorsun?" dedi. Nida'yı arkama
çektim ve önünde bir kalkan gibi
dikildim. Müdür biz ayırmak için
aramızda duruyordu ama beni
engeleyeceğini hiç sanmıyordum.
Kadın öfkeden kıpkırmızı oldu ve
"Seni de o piç kardeşini de öldürüm!
diye bağırdı. Bana bir şey demesi
sorun değildi ama Nida'ya asla.
Kadının at kuyruğu saçını tuttuğum
gibi çektim. Kadın çığlık atarak
benim saçımı tutu. Saçlarıma
dokunarak çok büyük bir hata
yapmıştı. Saçını bırakıp kadına
yumruk attım. Eee ben Yüzbaşı Serhat
Korkmaz'ın kardeşydim. Kadın
yumuruğmun şiddeti ile yere düştü
ben de üzerine oturdum ve onu
tokatlamaya başladım. Müdür
bağırıp yardım çağırıyordu , kolumu
tutup beni çekiştirmeye çalıştı ama
başaramadı. Kadın altımda
debeleniyor ve bana vurmaya
çalışıyordu, Aniden başım arkaya
doğru gitti biri saçımı çekmişti!
Nida'nın "Sakın ablama dokunma!"
dediğini duydum. Daha sonra annesi
gibi yere düşen zavallı Merve'yi
gördüm. Nida benim gibi üzerine
oturup onu dövmeye başladı. Gözüm
dömüş bir şekilde kadına
vuruyordum. Daha sonra odaya
birileri girdi ve bizi zorlukla ayırdı.
🩵
Son iki saattir olduğu gibi demir parmaklıkları tutup sarsıyordum . Evet, nezaretdeydim dahası yan tarafımda dövdüğüm kadın vardı. Odaya giren ögretmenler
ve diğerleri bizi ayırıp polisi aramıştı.
İkimiz de birbirimizden şikayetçi
olmuştuk. Kadın "Darp raporu alıp
seni hapislerde çürüteceğim!" diye
bağırdığında bıkkınlıkla ofladım. Darp
raporu alırsa halim içler acısı olurdu
çünkü kadının hali fenaydı, saçı
yolunmuş, burnu kanamış , kaşı ve
dudağı patlamıştı daha da kötüsü sol
gözü mosmordu. Ben darp raporu
alamazdım çünkü bir tane bile
morluğum yoktu. Abim beni
öldürecekti. içeriye bir kadın polis
girdi. Uzun boyu, kahverengi saçlar
ve gözleriyle çok güzeldi. Bronz teni ile tamamlanmış görünüyordu . Bana doğru
ilerlemeye başladı. Gelip benim tam
önümde durdu "Çıkıyorsun"
dediğinde korkudan tir tir titremeye
başladım. Abim gelmişti "Beni
çıkarmasanız olmaz mı? Abim beni
öldürür" dedim ürkerek. Kız
gülümsedi ve gülmesiyle daha da
güzel oldu. O gülünce ben de
gülümsemeye başladım. Kız "Olmaz"
dedi sert bir ses tonu ile ve kapıyı
açtı. Ürkek adımlarla ilerlemeye
başladım. Birlikte yürüdük ve beni
kapıda Komiser Hayri Çelik yazan
kapıya getirdi, Yoksa hapse mi
girecektim? Korka korka kapıyı
çaldım "Gel" duyduğum sesle daha
da korktum sesi çok serti. Kapıyı
açtım ve içeriye girdim. İçeride abim
yoktu rahatlayarak nefesimi serbest
bıraktım. İçeride koltukta oturan biraz
şişman, orta yaşlı kel bir adam ve
Bora vardı. Bora çok uzundu, kumral
saçları ve kahverengi gözleri ile
yakışıklı bir adamdı, abim ile aynı
timde görev yapıyordu bildiğim
kadarıyla Üsteğmendi. Onun burada ne
işi olduğunu sorgulayarak bir ona bir
komisere baktım. Komiser "Otur" dedi
otoriter bir ses ile. Hemen oturdum
ve beklemeye başladım."Serhat
Yüzbaşı çok sinirlendi onu arayıp
nezarete düştüğünü söylediğimde
çıldırdı" dediğinde korku beni tekrar
sardı, abim kesinlikle beni
öldürecekti."Bir daha görmeyeyim
şimdi gidebilirsiniz Bora oğlum her
şeyi hâletti" dedi. Ayağa kalktım ve
karşısında durdum "Teşekkür ederim"
dediğimde Bora'nın güldüğünü
duydum. Kaşlarımı çattım ve kapıya
doğru yürüdüm kapıyı açtım ve
çıktım. Bora da peşimden çıktı"Ne
yaptığını sanıyorsun? Bebek misin
sen?"dediğinde öfkeyle soludum.
"Seni ne ilgilendirir?" dedim
diklenerek. Kaşları hep olduğu gibi
çatıktı "Çok sorumsuzsun" adeta onu
dövüp tekrar karakola düşmemi
istiyordu, zaten oradaydım değil mi?
Kollarımı bağladım ve "Ben mi
sorumsuzum?" dedim tükürürcesine
onu öldürecekmiş gibi baktığıma
emindim. Aramızdaki iki adımlık
mesafeyi bir adımla kapatı-yani
benim iki adımım onun bir adımı.
"Düşünmeden hareket etmeyi bırak"
dedi ses tonu çok güzeledi."Sana mı
soracağım?" diye diklenmeye devam
ettim. Bora'ya şöyle bir baktım da
dövemeyeceğim kesindi sonuçta
adam askerdi ve iki metreydi.
Topuklu botlarımla bile anca omzuna
geliyordum bu yüzden boynum
kopmak üzereydi. Sinirden kıpkırmızı
oldu ama bir şey demedi. Bir kere
daha Bora'yla tartışmıştık, bizim aile
ve tim olarak gittiğimiz piknikte suya
düştüğüm için beni azarlamıştı,sonra
da tartışmıştık. Bora bana karşı hep
böyleydi sürekli bebekmişim gibi
davranıyordu. Bir keresinde de
askerler ve ailelerine özel bir yemek
olmuştu, özenle hazırlanmıştım mini bir mavi elbise ve gümüş
renginde ayakkabılar giymiştim. Bora
yemek boyunca kaşlarını çatıp bana
bakmış ve merdivenlerde ayağım
kayınca kolumdan tutup "Bunları
giyersen olacağı bu" diye söylenmişti.
Bora'yla iyi anlaşamıyorduk buraya
niye o gelmişti? Samet'te gelebilirdi, o
da aynı timde görev yapıyodu onunla
daha iyi anlaşıyorduk ve diğerleriyle,
tek anlaşamadığım Bora'ydı.
Kolumdan tutu ve "Gidiyoruz" dedi.
Gözlerine baktım kahveleri öfkeyle
parlıyordu. Derin bir nefes alıp kolunu
ittim "Nedenmiş?" dedim alaycı ses
tonum ile, Bora "Abinin işi vardı beni
gönderdi keyfimden gelmedim!" diye
kükredi. Korkup onu dinleyeceğimi
düşünüyorsa yanlıyordu ben
kimseden korkmazdım, tamam
abimden birazcık korkuyor
olabilirdim."Gelmiyorum" dedim ve
yürümeye başladım. Arkamdan
geliyordu dışarıya çıkınca rüzgar
yüzüme vurdu. Merdivenlerden
inmeye başladım hızlı adımlarla
iniyordum ki aklıma gelen düşünceyle
yavaşladım. Onun yanında ayağım
kayarsa onu susturamazdım. Yolun
kenarında durdum ve taksi
beklemeye başladım. Yanıma geldi
ve durdu "Ne yapıyorsun?" dedi
bıkkınlıkla ."Taksi bekliyorum
görmüyor musun?" dedim. İç çekti
"Duru hadi beni yorma" dediğinde ona
döndüm ne yapabilirdi ki? Hiçbir şey!
"Seninle gelmiyorum ben 26
yaşındayım" dedim diklenerek.
Gözlerini kapattı kendine bir şey
hatırlatıyormuş gibi görünüyordu.
Gözlerini açtı ve "Duru abin git onu al
ve eve getir dedi. Yani bu bir emir!"
sonlara doğru tekrar yükselmişti.
Kaşlarım havalandı onu baştan
aşağıya süzdüm, üzerinde siyah bir
kot ve siyah mont vardı. Saçları çok
uzun değildi ama yakışıklıydı, o da
abim gibi, babam gibi barut
kokuyordu. Gereğinden fazla uzun
baktığımı fark edip panikleyerek
"Öyleyse ilk defa bir emiri yerine
getiremeyeceksin" dedim. Offladı ve
aramızdaki mesafeyi kapatarak eğildi
ve beni omuzuna attı. Beni omzuna
attı!"Ne yapıyorsun?" dediğimde beni
aldırmadı. Tek eliyle kalçamın altında
beni sabitledi. Çırpınmaya başladım
"Bırak! Abime seni söyleyeceğim!"
dediğimde güldüğünü duydum.
Omzuna yumruk atmaya başladım.
Yumruklarımın onun için sinek
ısırığından farksız olduğunu
biliyordum ama denemekten zarar
gelmezdi."İmdat kurtarın beni! İmdat
kaçırılıyorum!" dedim ve o yine güldü
ama bu sefer sesli şekilde."Ben
üsteğmenim kimse bir şey diyemez"
diye böbürlendi ukala! Siyah bir
BMW'nin yanına geldiğimizde durdu.
Arabanın ışıkları yanıp söndü.
Anlaşılan onun arabasıydı ama daha
önce görmemiştim arada bize gelirdi
ama ben pek odadan çıkmazdım.
Arabanın ön koltuğunu açtı ve beni
bindirdi. Beni bindirirken elini
kafamın üstüne koymuştu. Kapıyı
kapatıp arabanın etrafından dolaştı.
Yüzümdeki gülümsemeyi hemen
sildim bunu görmemeliydi. Hem ben
neden gülüyordum? Arabaya bindi ve
arabayı çalıştırdı . Aklım hala kafamı
korumasındaydı, kesin abim için
yapmıştı kafamı vurup bayılırsam ona
hesap veremezdi. Bu düşünceyle
somurtmaya devam ettim. Pencereye
döndüm ve dışarıyı izlemeye
başladım. Kollarım bağlı ve
somurtuyorken trip atıyor gibi
göründüğüme emindim. Sakince
giderken birden ani fren yaptı ve ben
öne yapıştım. Burnumu vurdum ve
acıyla inledim "Ah!" Burnumu tutum
kırıldıysa onu öldürürdüm!"İyi misin?"
dedi sesi endişeliydi. Burnumu
tutmuş ağlıyordum. Evet bunu
Bora'nın yanında yapmam rezilikti
ama çok acımıştı."İzin ver bakayım"
dedi ve ellerimi tutup burnumdan
çekti. Burnuma bakarken yüzü
endişeli görünüyordu. Gülmeye
başladım."Ne?"
"Abime nasıl hesap vereceğini
düşünmeye başla çünkü ona
burnumu kırdığını söyleyeceğim."
"Kusura bakma"
"Bu ne biçim özür düzgün dile!"
"Özür dilerim" dedi ve önüne döndü.
Neden ani fren yaptığına baktım ve
yolun ortasında öylece duran köpeği
gördük. Köpek yola oturmuş kendini kaşıyordu. Bora arabadan indi ve köpeği yoldan uzaklaştırdı. Tekrar arabaya bindi ve yol boyunca konuşmadık. Evin önüne geldiğimizde arabadan istemeye istemeye de olsa indim. Bora'da arkamdan indi. Başımı kaldırdım ve öfkeden kıpkırmızı olmuş abimle göz göze geldim. Yutkundum.
