34. bölüm · ŞAFAKSIZ
(Kahraman)
Görev emri resmî değildi. Kağıt yoktu. İmza yoktu.
Sadece tek cümle vardı:
“Bu işten dönüş ihtimali sıfır.”
Bozan dosyayı kapattı. Okumaya gerek duymadı. Çünkü bu tarz görevlerde detaylar insanı hayatta tutmazdı. İnanç tutardı. O da kararını çoktan vermişti.
Helikoptere binerken ne dua etti ne de geriye baktı. Bazı adamlar son yolculuğa çıkarken içinden birilerini anar. Bozan bunu yapmadı. Çünkü anarsa, kalırdı. Kalırsa, görev yarım kalırdı.
Hedef, haritalarda yoktu.
Ama sonuçları bütün ülkeye yayılacaktı.
Bir şehir sessizce kilitlenmişti. İçeride bir ağ vardı: silah, para, bilgi… Ve en kötüsü; ihanet. Eğer o gece temizlenmezse, sabah güneşi başka bir ülkeye doğabilirdi.
Bozan tek başınaydı.
Bu özellikle seçilmişti.
İlk noktaya sızışı ders kitaplarına girecek cinstendi. Kameralar kör oldu, devriyeler birbirini gördü sandı, kilitler açıldı. Bozan içeri girdiğinde içeridekiler hâlâ güvendeydi. Bu, onun uzmanlığıydı: tehlikeyi fark edilmeden getirmek.
İlk çatışma kısa sürdü. İkinci de.
Üçüncüde omzundan vuruldu.
Durmadı.
Kan, üniformasının içine sızarken yüzünde tek bir ifade vardı: kararlılık. Çünkü bu görev artık sadece Kurum için değildi. Bu görev, Narin’in sabah uyanıp haberleri izlediğinde utanmaması içindi.
Merkeze ulaştığında alarm çaldı. Artık giz yoktu.
Bozan silahını omzuna yasladı ve yürüdü.
Bir adamı indirdi.
Sonra bir başkasını.
Bir patlayıcıyı etkisiz hale getirdi.
Bir sevkiyatı durdurdu.
Bir dosyayı açtı ve tüm verileri dışarı aktardı.
O an Kurum ekran başındaydı.
Ve ilk kez bir şey oldu.
“Kim bu adam?” dedi biri.
Dosyaya baktılar. Kod adına baktılar.
Sonra biri fısıldadı:
“Bu… Bozan değil.”
Sessizlik çöktü.
Gerçek isim ekrana düştü.
BERKER.
Soyadı. Sicili. Görevleri.
Ve en altta bir not:
“Kullanılabilirlik süresi dolmuştur.”
Ama artık çok geçti.
Bozan son patlayıcıyı kurduğunda dizlerinin bağı çözüldü. Kan kaybı fazlaydı. Duvara yaslandı. Nefes almak zorlaştı. Ama yüzünde pişmanlık yoktu.
Telsizden bir ses geldi. Geç. Çok geç.
“Berker… çıkabilirsin. Helikopter—”
“Gerek yok,” dedi Bozan.
Sesi sakindi. Tıpkı her zaman olduğu gibi.
“İş bitti.”
“Oradan çıkmazsan—”
“—ülke çıkar,” dedi. “Bu yeter.”
Telsiz sustu.
Bozan başını kaldırdı. Gözleri bir anlığına boşluğa takıldı. Şafak yoktu. Ama ilk kez umursamadı. Çünkü artık kaçmıyordu.
Patlama olduğunda şehir uyuyordu.
Ama sabah olduğunda herkes uyandı.
Haberler tek bir isimle açıldı.
Siyasiler sustu.
Kurum açıklama yapmak zorunda kaldı.
Ve ilk kez bir kod adı kullanılmadı.
“Bu operasyon, Subay Berker’in fedakârlığı sayesinde başarıyla tamamlanmıştır.”
Narin o haberi sessiz izledi. Ağlamadı. Çünkü o adam ağlansın diye ölmemişti.
Masasında küçük bir not vardı. Ne zaman bırakıldığını bilmiyordu.
Tek cümleydi:
“Şafak yoksa, karanlıkta da yürünür.”
Narin gözlerini kapattı. Derin bir nefes aldı.
Artık herkes Berker’i biliyordu.
Ama onu gerçekten tanıyan biri vardı.
Ve bu, her kahraman için yeterdi.
