19. bölüm · ŞAFAKSIZ
Bölüm-19 (BOZAN)
İsimler bazen bir kapıyı açmaz.
Bazen bir mezarı gösterir.
O gün aslında aramam gerekiyordu. Ama aramadım. Çünkü artık biliyordum: Ben ne zaman bir şeyin peşine düşsem, karşıma doğrudan cevap çıkmıyordu. Hep dolaylı. Hep istemeden. Hep başkasının ağzından.
Hastaneye yine gitmedim. Bunun yerine, hastanenin karşısındaki küçük kafeye oturdum. Cam kenarına. İçeriye değil, dışarıya bakmak için. İçeri girmeye cesaretim yoktu. Dışarıdan bakmak daha güvenliydi. Kendimi buna inandırdım.
Masama çay geldi. Dokunmadım. Telefonum masanın üzerindeydi. Sessiz. Ama sessizlik artık rahatlatmıyordu. Tam tersine, sanki bir şey olacağı zaman hep böyle oluyordu.
Yan masaya iki adam oturdu. Sivil. Ama fazla düzgündüler. Cümleleri kısaydı. Gülmediler. Kahve söylediler ama içmediler. Gözleri etraftaydı. Benim üzerimde değildi. Bu daha kötüydü.
Konuşmalarını dinlemek istemedim. Ama bazı kelimeler, istemesen de kulağına çarpar. Çünkü sana aittir.
“…durumu stabil ama uzun süre devre dışı.”
Bu cümleyle irkildim. Çaydan bir yudum aldım. Acıydı. Adam devam etti.
“Kurum, Bozan’ı kolay kolay bırakmaz.”
Kalbim o an bir kere vurdu.
Sadece bir kere.
Ama çok sert.
Bozan.
Bu bir isim değildi. Bir lakap da değildi. Söylenişi öyle değildi. İçinde emir vardı. Sertlik vardı. Kullanılmışlık vardı. İnsanlar sevdiği insanın adını böyle söylemezdi.
“Bozan” dedim içimden.
Dilime oturmadı.
Ama zihnime kazındı.
Diğer adam sustu. Sonra çok alçak bir sesle konuştu:
“Yanındaki kız risk.”
Dünya o an yavaşladı. Gerçekten. Sesler boğuklaştı. Masadaki çayın buharı yükselmedi. Zaman bir an durdu. Çünkü “kız” kelimesi, beni işaret ediyordu. Adımı bilmiyorlardı. Bilmek zorunda da değillerdi.
Risk.
Bir insan, sevdiği adamın hayatında ne zaman “risk” olur?
Normal bir subayın hayatında, sevdiği biri risk olmaz.
Ama bir ajan için… olur.
Ajan.
Bu kelimeyi düşünmek istemedim. Ama artık kaçamıyordum. Çünkü o an her şey birleşti. Sessizlikler. Yarım cümleler. Hastanedeki adamlar. Ziyaret yasağı. Kimliksizlik. Ve şimdi… Bozan.
Çantamı aldım. Kalktım. Ama acele etmedim. Acele, suçluluk hissi verir. Onlar fark etmedi. Ya da fark edip önemsemediler. Çünkü artık mesele ben değildim. Mesele, bilmemdi.
Sokakta yürürken adımlarımı saydım. Kendimi sakin tutmak için. Bozan. Bozan. Bozan. Her adımda bu isim daha ağırlaştı. Eve girdiğimde kapıyı kilitledim. Perdeleri çektim. Işığı açmadım.
Defterimi açtım. Sayfanın ortasına büyük harflerle yazdım:
BOZAN
Altına hiçbir şey yazmadım. Çünkü bu isim açıklama istemiyordu. Bu isim, geçmiş istiyordu. Kan istiyordu. Bedel istiyordu.
Telefonum titredi. Numara yine gizliydi.
“Duymaman gereken bir şeyi duydun.”
Bu sefer cevap yazdım. İlk kez.
“Geç kaldınız.”
Uzun süre yazı gelmedi. Sonra tek bir mesaj düştü:
“Onun gerçek adı seni korumaz.”
Ekrana baktım. Gülümsedim. Acı bir gülümsemeydi. Çünkü artık emindim. Berker bir maskeydi. Bozan ise gerçeğin ta kendisiydi.
Ve ben o gerçeğin kenarına kadar gelmiştim.
O gece şunu anladım:
Ben bu hikâyeye yanlışlıkla girmemiştim.
Ben, bilerek geç kalmıştım.
Ve Bozan…
Beni hayatından çıkarmaya çalışırken…
Beni hikâyesinin tam ortasına koymuştu.
