31. bölüm · ŞAFAKSIZ
Bölüm-31 (Bazı gerçekler)
Bozan, Narin’in gözlerinin içine baktıktan sonra arkasını döndü. Bu kaçış değildi. Bazı gerçekler yüz yüze söylenmezdi; söylenirken insanın sırtını dayayacağı bir karanlık isterdi. Camı olmayan pencereye yaklaştı. Dışarıda bir şey yoktu ama bakıyormuş gibi yaptı.
“Benden bir doğru istedin,” dedi.
“Tamamını değil. Zaten veremem.”
Narin kıpırdamadı. Ne yaklaştı ne geri çekildi. Bu, Bozan’ın hoşuna gitti. İnsanlar genelde gerçeğe ya saldırırdı ya da kaçardı. Narin bekliyordu.
“Beni neden sahaya yalnız gönderdiklerini biliyor musun?” diye sordu Bozan.
Narin başını sallamadı. “Tahmin ediyorum,” dedi sadece.
“Yanlış,” dedi Bozan. “Tahmin ettiğinden daha basit. Çünkü ben geri dönebiliyorum.”
Bu cümle havada asılı kaldı. Basit ama ağırdı. Narin ilk anda anlamadı. Sonra oturdu. Bir sandalyeye değil—içine.
“Geri dönmek derken?” diye sordu.
Bozan nefes aldı. Bu nefes, sahada alınan nefeslerden değildi. Daha derin, daha kişisel. “Bazı görevler vardır,” dedi, “bitmez. Sadece durur. İnsanlar ölür, şehirler değişir, dosyalar kapanır… ama görev durur. Ben o görevlerden biriyim.”
Narin kaşlarını çattı. “İnsan görev olmaz,” dedi.
Bozan başını eğdi. “Olur,” dedi. “Eğer yeterince çok şeyini orada bırakırsan.”
Bir süre konuşmadılar. Kurumun duvarları bu sessizliği kaydetti ama anlamını kaydedemedi. Çünkü anlam, kelimeler arasında değil; boşluklarda dolaşıyordu.
“Bana neden anlatıyorsun?” diye sordu Narin sonunda.
Bozan döndü. İlk kez tamamen ona döndü. “Çünkü sen soru sormayı bıraksaydın,” dedi, “ben de susmaya devam ederdim. Ama sen durmadın. Bu da seni… tehlikeli yapıyor.”
“Tehlikeli miyim?” dedi Narin. Sesinde korku yoktu.
“Henüz değil,” dedi Bozan. “Ama bu konuşmadan sonra olabilirsin.”
Narin gülümsedi ama bu gülümseme sevinçten değildi. “O zaman bana şunu söyle,” dedi. “Beni neden hep yarım bıraktın?”
Bozan’ın çenesi sertleşti. İşte bu soru… Sahada mermiye kafa atmak bundan kolaydı.
“Çünkü ben nereye gidersem,” dedi yavaşça, “orası ya yakılır ya da kilitlenir. Ve ben seni ne yakılacak bir yerde, ne de kilit altında görmek istedim.”
Bu yarım gerçekti.
Tam değildi.
Ama yalan da değildi.
Narin ayağa kalktı. Bir adım attı. Bu sefer durmadı. “Beni korumak için mi?” diye sordu.
Bozan cevap vermedi. Cevap vermediği her saniye, Narin’e biraz daha fazla şey anlatıyordu. Çünkü bazı insanlar, sessizlikte kendilerini ele verirdi.
“Bunu bilmek zorundayım,” dedi Narin. “Eğer yanında duracaksam… neyin yanında durduğumu bilmeliyim.”
Bozan gözlerini kapattı. Bir saniyelik. Ama o saniye, geçmişten bir sürü şey geçti. Kod adlar. Yanlış kararlar. Geri dönmeyen insanlar.
“Ben sandığın gibi biri değilim,” dedi.
“Bunu fark ettim,” dedi Narin.
“Ve sandığından da kötü şeyler yaptım,” diye ekledi Bozan.
Narin’in sesi yumuşadı. Ama geri adım atmadı. “Bunu bilmek istemiyorum,” dedi. “Şunu bilmek istiyorum: Hâlâ insan mısın?”
Bu soru…
İşte bu soru Bozan’ı vurdu.
Uzun süre cevap vermedi. Sonra sadece şunu söyledi:
“Bazı günler.”
Bu, yarım gerçeğin en tehlikeli parçasıydı. Çünkü Narin artık şunu biliyordu:
– Bu adam bir subay değildi
– Ama bir canavar da değildi
– İkisinin arasındaki yerde yaşıyordu
Ve o yer, en riskli yerdi.
Bozan masaya geri döndü. Dosyayı kapattı. “Burada durmalıyız,” dedi. “Bir adım daha atarsan… seni koruyamam.”
Narin başını salladı. “Ben korunmak için sormuyorum,” dedi. “Kaybolmamak için soruyorum.”
Bozan ona baktı. Uzun uzun. Ve ilk kez şunu düşündü:
Belki de en büyük hatam, bu kadını uzak tutmak değil… eksik bırakmaktı.
