32. bölüm · ŞAFAKSIZ

Bölüm-32 ( Gerçekler)

. ..

Bozan bir süre konuşmadı. Bu sessizlik önceki sessizliklere benzemiyordu. Ne taktikti ne savunma. Bu, insanın kendi içindeki kapıyı açmadan önce durmasıydı. Narin bunu hissetti. Sözünü kesmedi. Bir adım daha atmadı. Çünkü bu sefer kaçarsa, bir daha asla geri dönmeyeceğini biliyordu.
“Tamını istiyorsun,” dedi Bozan sonunda.
“Evet,” dedi Narin. “Eksiksiz.”
Bozan başını salladı. “O zaman beni subay olarak değil,” dedi, “bir hata olarak dinle.”
Bu cümle Narini yerinden oynatmadı. Ama içindeki bir şey çatladı. Bozan derin bir nefes aldı. Bu nefes, ilk kez maskesizdi.
“Benim adım Berker,” dedi. “Ama o isim uzun zamandır sadece nüfus kayıtlarında yaşıyor. Sahada, raporlarda, ölü listelerinde… ben Bozan’ım.”
Narin gözlerini kırpmadı. İsmi daha önce duymuştu. Fısıltılarda. Yan cümlelerde. Şimdi ilk kez insandan duyuyordu.
“Ben ajan değilim,” dedi Bozan.
Narin’in kaşları hafifçe çatıldı.
“Ben ajanlardan sonrayım.”
Bu cümle ağırdı. Odanın havasını değiştirdi. Bozan devam etti.
“Ben gönderildiğim yerde çözüm üretmem. Sorunu ortadan kaldırırım. Geriye rapor kalmaz. Tanık kalmaz. Bazen hedef bile kalmaz.”
Narin’in dudakları aralandı ama sesi çıkmadı.
“Ne zaman öleceğimi biliyorum,” dedi Bozan. “Çünkü her görevden sonra takvim biraz daha daralıyor. Beden değil… insanlık bitiyor.”
Narin’in eli titredi. Saklamadı.
“Beni yalnız gönderdiler,” diye devam etti Bozan, “çünkü yanımda biri varsa, onu da yakıyorum. Bilerek ya da bilmeyerek. O yüzden seni hep yarım bıraktım. Gidişlerim korkaklıktan değildi. Önlemdi.”
Narin yutkundu. “Beni korumak için mi?” diye sordu tekrar.
Bozan bu sefer kaçmadı.
“Evet,” dedi. Net. “Ama kendimden değil. Benden sonra gelen şeyden.”
O an Narin ilk kez ürperdi. Silah sesi gibi değil. Soğuk bir rüzgâr gibi.
“Ben geri dönebiliyorum,” dedi Bozan. “Ama dönen kişi her seferinde biraz daha eksik oluyor. Ve bir gün… geri dönen şey insan olmayacak.”
Narin gözlerini kapattı. Kısa bir an. Sonra açtı. “Peki ben?” dedi. “Ben neredeyim bu hikâyede?”
Bozan ona baktı. Bu bakışta artık hesap yoktu. Siper yoktu. Sadece çıplak bir gerçek vardı.
“Sen,” dedi, “beni Berker yapan son şeysin.”
Bu cümle odada yankılandı. Kurum dinlese bile artık fark etmezdi. Çünkü bu cümle kayda girmezdi. Bu cümle hayata girerdi.
“Ve bu yüzden,” diye ekledi Bozan, “yanında kalmam yasak. Kurum için değil. Kendim için.”
Narin sessizce güldü. Gözlerinden yaş gelmedi. “Geç kaldın,” dedi. “Çünkü ben çoktan bu hikâyenin içindeyim.”
Bozan bir adım geri attı. İlk kez. “Bu yolun sonu iyi değil,” dedi.
“Biliyorum,” dedi Narin. “Ama yarım bırakılmaktan daha kötü değil.”
Bir süre öylece durdular. İki insan. Üniformasız. Kodsuz. Kuralsız. Sonunda Bozan başını eğdi.
“Bu gerçeği bilen herkes ya gider,” dedi, “ya ölür.”
Narin gözlerinin içine baktı.
“Ben kalıyorum,” dedi.
Ve işte o an…
Bozan ilk kez ne zaman öleceğini değil, ne zaman yaşayabileceğini düşündü.