33. bölüm · ŞAFAKSIZ
Bölüm-33 (son konuşma veda)
Bozan gitmeye hazırdı. Bu, üniformasından belli değildi; yüzünden belliydi. İnsan bazı anlarda hazırlanmaz, kabullenir. Narin bunu ilk kez o an fark etti. Daha önce onun sessizliğini disiplin sanmıştı. Meğer alışkanlıkmış. Gitmeye alışmak.
“Bu sefer farklı,” dedi Bozan.
Sesi sakindi. O kadar sakindi ki insanı ürkütüyordu.
Narin cevap vermedi. Çünkü konuşursa ağlayacağını biliyordu. Ağlarsa, tutamayacağını.
“Bak,” dedi Bozan, yavaşça. “Bunu bir görev gibi düşünme.”
“Zaten düşünemiyorum,” dedi Narin. Sesindeki kırıklık ikisini de şaşırttı. “Ne zaman seninle ilgili bir şey görev oldu ki?”
Bozan başını eğdi. Gülümsedi ama o gülümseme yarım kaldı. “Haklısın.”
Aralarında birkaç adım vardı. Ama sanki kilometrelerdi. Çünkü bu mesafe kapatılırsa, veda imkânsızlaşacaktı.
“Narin,” dedi Bozan, adını ilk kez bu kadar açık, bu kadar savunmasız söyleyerek. “Eğer dönemezsem—”
“—o cümleyi kurma,” dedi Narin. Sertti ama sesi titredi. “Ne olur kurma.”
Bozan sustu. Birkaç saniye. Sonra yumuşak bir tonla devam etti:
“Dönemezsem, bu benim seçmediğim bir son olmayacak.”
Narin’in gözleri doldu. “Beni seçmedin yani,” dedi. “Onu seçtin.”
Bozan başını iki yana salladı. Bir adım attı ama durdu. “Hayır,” dedi. “Seni seçtiğim için bu sona gidiyorum.”
Bu cümle, Narin’in içini parçaladı.
“Ben seni kurtaramadım,” dedi Narin. “Bunu kabullenemiyorum.”
Bozan ilk kez yaklaştı. Aralarındaki mesafe kapandı ama dokunmadı. Çünkü dokunsa, kontrolü kaybedeceğini biliyordu.
“Sen beni kurtardın,” dedi. “Ama bazı insanlar kurtarıldıktan sonra da gitmek zorundadır.”
“Niye?” diye sordu Narin. “Niye sen hep giden oluyorsun?”
Bozan gözlerini kaçırdı. “Çünkü ben kalırsam,” dedi, “sana zarar gelme ihtimali artar.”
Narin başını kaldırdı. Gözleri yaşlı ama kararlıydı. “Beni senin yokluğun daha çok yaralayacak.”
Bozan’ın çenesi kasıldı. Bu, onun için zor bir andı. Silah taşımak kolaydı. Bu konuşma değildi.
“Eğer geri dönmezsem,” dedi, “beni bekleme.”
Narin acı bir tebessüm etti. “Ben seni beklemiyorum zaten,” dedi. “Ben seni taşıyorum.”
Bu cümle Bozan’ı yıktı.
Bir süre konuşmadılar. Sadece nefes sesleri vardı. Ve yaklaşan bir sonun ağırlığı.
“Adımı hatırla,” dedi Bozan. “Kod adımı değil.”
“Berker,” dedi Narin, fısıltıyla.
Bozan gözlerini kapattı. O an, hayatında ilk kez gerçekten görülmüş hissetti.
“Eğer biri sorarsa,” dedi Bozan, “beni nasıl tanıdığını…”
“Ne diyeceğim?” diye sordu Narin.
“‘Bir subaydı’ de,” dedi. “Gerisi bana kalsın.”
Narin gözyaşlarını artık tutmuyordu. Ama ağlaması sessizdi. Gururluydu. Onun gibi.
“Git,” dedi sonunda. “Ama şunu bil… eğer bir gün şafak görürsen—”
Bozan başını kaldırdı.
“—orada ben olacağım.”
Bozan konuşmadı. Çünkü bazı sözler, cevapsız kalmalıydı. Sadece başını eğdi. Ardından arkasını döndü.
Kapıya doğru yürürken Narin bir şey daha söyledi.
Son bir şey.
“Berker.”
Durdu.
“Eğer bu bir veda ise… iyi ki beni sevmeyi öğrettin.”
Bozan derin bir nefes aldı. Geri dönmedi. Çünkü dönerse, gidemeyecekti.
Kapı kapandı.
Ve o an, Narin anladı:
Bazı vedalar bağırarak yapılmaz.
Bazıları insanın içine gömülür…
ve orada yaşamaya devam eder.
