Örgüt İlk Sahne

Vaveyla Yazarı: Esmanur Kılınç

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 9Şu an: Örgüt İlk Sahne

ÖRGÜT İLK SAHNE
(Sene 2028)
Bir kasım sabahı şehir çığlıklarla yanmaya başlamışken, adam tüm olayları büyük bir camın önünden izliyordu. Örgüt güçlenmişti artık susmak yoktu.
Kapının ardından gelen boğuşma seslerinden sonra kapı hızla açıldı. İçeri yirmili yaşlarının ortalarında iri yarı bir genç bağırarak girdi.
"Sen ne yapmaya çalışıyorsun amca?" diyerek camın önündeki adama doğru yürüdü.
Gencin ardından içeri birkaç takım elbiseli adam girerek tutmaya çalıştılar. Fakat adam onları eliyle durdurdu. Takım elbiseliler genci bırakıp odadan çıkınca genç üstünü düzeltti. Belli etmese de adamların onu dinlememesi hoşuna gitmiyordu.
"Amca ne bu olanlar, halk sokağa dökülmüş durumda haberler seni konuşuyor tüm basının önünde kimliğini açık ettin. Sana çalışan herkes tereddüt içinde. Sen yakalanırsan başlarının derde gireceğini düşünüyorlar."
Adam sakin bir tonda:
"Yanıma gel Sarp şu karmaşaya örgütün ilk sahnesine, küçük kıyametimizin ön gösterimine bak.”
Umursamaz bir iç çekti:
“Onlar konuşurlar eğer bu yolda yanımda olamayacaklardıysa hiç yanımda durmamalıydılar. Bunu onlara hiçbir şey başlatmadan önce söyledim, senden iki yaş büyüktüm.”
Sarp’a tavsiye verirmiş gibi:
“Hiçbiri zorla yanımda durmuyor şu an çekip gidebilirler ben büyük bir şey kaybetmem, onlarla işim bitti ama onlar benim yanımdan çekilirse her şeylerini kaybederler." Dedi.
Sarp ise bunları biliyordu asıl konuşması gereken olay başkaydı:
"Bunları seninle öğrendim zaten Akif amca, asıl sorun bu değil zaten."
Kısa bir es verip eliyle uzaklardan şehre doğru yürüyen Tüten Boru halkını göstererek:
"Bu savaşta halkta eziliyor, özellikle Korunan bölgenin dışındaki suçsuzlar. Biliyorum her gün zaten açlıktan ya da ağır şartlardan dolayı ölüyorlar ama bu savaş dünyayı yine yok ediyor bizim hükümetten ne farkımız kalır?"
Akif memnuniyetle elini Sarp'ın omzuna koydu.
"Bu soruyu ben bile beklemiyordum babandan daha düşünür benden de daha yiğit olabileceğini düşünmezdim. Ama sen ikimizden de yaman çıktın."
Eski günler hatırına iç çekti:
"Soruna gelecek olursak. Bizim hiçbir zaman Dünyayı kurtarmak gibi bir amacımız olmadı. Hiç böyle bir söz vermedim. Neden biliyor musun? Çünkü çoğu kişinin görmediği şey dünyanın kurtarılacak hiçbir yanı yok. Benim bir sözüm var bilirsin; kanserli hücre-"
Sarp'ın bitirmesi için durdu:
"Kesip atılmalıdır. Atılmadığı sürece tüm vücuda bulaşır."
Sarp tamamlayınca parmağını şıklatıp:
"Aynen öyle. Fakat biz bu evreyi çoktan geçtik. Kesip atacak bir yer yok, zaten kanser her yere bulaşmış. Özellikle beyne bulaştırmamış ama etrafını sarmış durumdalar. Tek sağlam kalan yer kalp." dedi.
Sarp kaşlarını çattı:
" Felçli beyin kanseri yenemez ama kalp attığı sürece inan yaşamaya devam eder."
Sarp konuştukça amcasının zekasına hayran oluyordu. Akif ise Sarp'ın her şeyi bu kadar hızlı anlamasına şaşırıyor aynı zamanda gurur duyuyordu.
"Aferin oğlum. Doğru anlamışsın. Aynen böyle oldu biz kalbe oynadık." dedi.
"Peki şimdi ne olacak amca? Sıra onlara mı geçmiş oldu? Sen böyle dövüşmeyi öğrettin birinin hamlesi biter sıra diğerine geçer, bu sırada hamleyi yapan güç toplar. Satranç mantığı."
Akif sıkıntılı bir iç çekti:
"İşte hayattaki en büyük pişmanlığım bu. Sana ve Asım'a böyle öğrettim ama hayat satranç değil maalesef. Sıra diye bir şey yok. Zaten uzun süredir güç topluyoruz. Biz kısa sürede hükümeti zayıflatmaya sonra da devirmeye çalışacağız."
"Ne kadar sürecek bu, hayatımızı kazanmak için sürekli savaşacak mıyız?"
Akif bir kitapta duyduğu sözleri biraz değiştirerek tekrarladı:
"Hayatın kendisi bir savaş önce bunu anlamalısın. Süresine gelecek olursak koltuğuma oturan son neslin torunlarım olmasını ummaktan başka bir şey yapamam."
Sarp şaşkınca:
"Torunun senin koltuğunu alması, senin sonra Asım'ın ölmesi demek. Yani sen, Asım hatta belki ben de özgürlüğü göremeyeceğim.” dedi.
Kaşlarını çatarak devam etti:
“Bu nasıl iş amca?"
"Ben özgürlüğü hiç görmedim, aynı şekilde babam, dedem, dedemin dedesi de görmedi özgürlüğü. Yani bu iş tek nesillik bir iş değil.”
Kendini gösterdi:
“Bak ben kaç yaşına geldim, bir iki yılda yarım dünya yıkılamaz. Nasıl diğer yarısı bir anda yıkılmadı bu yarıda bir anda yola gelmez."
"Kendim için bir şey demem senin sayende iyi şartlarda bilinçli bir yaşam sürdüm."
"Eyvallah." diye araya girdi Akif.
"Ama herkes öyle değil. Çocuklar bu bilinçte değil olanlarınsa ya yaşamak için susması ya da çalışması gerek."
"Bende öyleydim evlat ama olmuyor. Suçsuzsan ya susup canınla bedel ödeyeceksin ya da çığlıklarınla insanların adlandırdığı şekilde suçlu olacaksın. Ben suçlu olmayı seçtim ama bir sır vereyim suçlu olunca ruhunla bedel ödüyorsun. Sıra sende evlat sen suçlu mu olacaksın yoksa..." dedi sözü Sarp’a bırakarak.
Akif herkese evlat ya da oğlum demezdi. Eğer o kişiye oğlum diyorsa kendi kanındandır, evlat diyorsa kendinden küçük bir can yoldaşı olduğunu kendine hatırlatırdı.
"Amca ben susmam susamam. Tüm dünya susmam için yalvarsa dahi diyecek bir şey varsa susmam fıtratımda yok. Bu beni suçlu kılıfına sokuyorsa kabul, buna da kabul amca. Şunu da unutma doğrularıma uyduğun sürece son nefesime kadar senin yanında susmayacağım." dedi Sarp. Bunlar onun için sadece bir söz değil hayatının geri kalanını şekillendirecek cümlelerdi.
"Eyvallah evlat. Bu düşünceni hissettiriyordun ama söz olarak duymak iyi geldi sağ ol. Bu arada senin biat etmediğin kuştan kuşa uçuyormuş. Sen biliyorsundur gerçi ama ne düşünüyorsun?"
"Duydum. Senin yanındayım ama biat etmem. Biat etmek senin arkanda yürümek demek. Arkanda yürüyenlerin bir düşüncesi de sırtına bıçak saplamaktır. Şu an bu şekilde bir düşüncem yok amca, ilerde de olsun istemem. Ben yanında yürüyüp senin yeni yol çizerken fikrimi belirtmek isterim eğer senin yanından ayrılmak istersem önümde olduğun için seni öldürmeye kalkmam. Yanımda olduğun için elini sıkar yavaşça iki taraf içinde zararsız bir ayrılık gerçekleştiririm."
"Akıllısın evlat çok akıllı. Neyse ki hayra kullanıyorsun bunu. Yoksa aklını almak zorunda kalırdım."
Hızla kapı çalındı ve aynı hızda cevap beklemeden açıldı.
İçeri takım elbiseli adamlardan biri elinde telefonla girdi:
"Abi kusura bakma ama önemli." dedi.
Akif'in kaşları çatıldı:
"Göster." dedi kısaca.
Adam telefonun ekranını çevirip sesini açtı. Bir haber kanalıydı bu.
Kadın spiker:
"Yüce başkanın yardımcısının yaptığı açıklamaya göre, saygın iş adamlarından olan Akif Demirsoy'un bir vatan haini ve deli raporu olan biri olduğu söylendi." dedi. Sonra durdu:
"Evet sayın seyirciler, son dakika aldığımız bir habere göre bu şekilde olan yaklaşık on bin kişi ye dava açıldı on beş bin kişi ise hâlâ değerlendirme aşamasında. Salim Demirsoy olaylarla Akif Demirsoy'un bir alakası olmadığını ve ailesinin devlete bağlı olduğunu basına bildirdi. Fakat şizofreni tanısının konulduğu kâğıda dair bir görüntü sosyal medya platformlarına sızmış durumda. "
Akif güldü, kahkaha attı.
"Kapat şu salağı çık dışarı." dedi hâlâ gülüyordu.
Bu seferde içeri başka bir genç girdi o da Sarp yaşlarında duruyordu.
Sarp sitem ederek içeri giren gence döndü:
"Niye söylemiyorsun Asım, babanın deli raporun varmış. Hadi sen söylemedin,”
Akif’e döndü:
“Amca sen niye sakladın? Birde az önce söz verdim sana yanında duracağım diye."
"Kusura bakma evlat. Benimde yeni haberim oldu."
Asım kaşlarını çattı:
"Baba sen vatan haini çıkmışsın hayırdır? Hadi biraz delilik vardı ama vatan hainliğini düşünemezdim."
Akif sanki gerçek bir suçluymuş gibi:
"Kusura bakmayın evlatlar gerçekten açıklayabilirim." dedi. Üçlü kahkaha atmaya başladı.
Asım karnını tutarak:
"Yakında tüm aile raporlu çıkacak." dedi.
Sarp elini Asım'ın omzuna koydu:
"Konuşamadık kuzen nasılsın?"
Asım elini cebine soktu:
"Ne olsun devam, deli raporu falan. Takılıyoruz senden naber?"
"Bende aynı. Uzun zamandır gitmiyorduk çocuklara, bi bakmak gerekir." diye karşılık verdi.
Akif ikiliye dönerek alayla:
"Aynen canım, daha iki gün oldu şimdi askerden dönüyorsunuz ya özlemişlerdir." dedi.
Asım onu hiç takmayarak:
"Biz bu gece yokuz baba. Annemi öp benim için." dedi.
Sarp'ta kapıya yönelerek:
"Hadi görüşürüz amca." dedi.
Kapı kapandıktan sonra ikili arasında bir bakışma geçti Sarp kaşlarını kaldırdı, Asım başıyla aynen işareti yaptı. Sonra ikisi de koşarak aşağıya inmeye başladılar. Garaja kartlarını okutup açtılar.
Yapay bir kadın sesi:
"Hedefe varılma süresi 13 saniye 4 salise. Sonuç eşit kazanan yok." dedi.
İkisi de tokalaştılar.
Sarp:
"Hızlanmışsın." dedi.
"Onu geç de yine berabere abi." dedi
"Napalım oğlum hadi geç bir yağına suyuna bakalım çocukların."
Yan yana yürürken birbirleriyle uyumlu hareket ediyorlardı. Küçüklükten beri dost oldukları için birbirlerine bağlanmışlardı ikiz olmasalar da görünüşleri çok benziyordu. Birinin bir derdi olunca diğeri tek bakışta olayın detayına kadar anlardı. Kavgaları dahi bazen bakışarak gerçekleşirdi.
Sarp ikinci kapıya kartını okutup açınca:
"Naber çocuklar." diyerek içeri girdi.
Asım siyah renkte ama parlayan motorların yanına geçip her şeylerini kontrol etti.
Sarp'a dönüp:
"Çok iyiler moruk." dedi.
"Giyin o zaman oğlum biraz eğlenelim."
İkisi de yine bakışarak hangi kamuflajı giyeceklerini hangi silahları alacaklarını seçtiler. Sonrada motorlara atlayıp belirledikleri konuma sürdüler. Motorları ormanlık bir alana park edip tanıdık bir malikâneye yürüdüler.
Karanlıkla her şekilde uyumlulardı kıyafetleri, yüzlerindeki maskeler, hatta ruhları bile.
Sessizlerdi ne yapacaklarını biliyorlardı. Yine de tedbir amaçlı kulaklıklarını ve gizli takip cihazını üzerlerine yerleştirdiler.
Kulaklığa gelen yapay kadın sesi:
"Etraf sakin, kameralardan görünen kadarıyla aile normal düzeninde olağandışı bir hareket yok. Arka taraf girişe yerleştirdiğimiz korumalar sizi bekliyor."
Asım, Sarp'a döndü bakışlarıyla birbirlerini onayladılar.
Arka kapıya gediklerinde nerdeyse ondan fazla koruma onları görmeleriyle gömleklerini iliklediler ve başıyla selam verip saygılarını sundular. Asım eyvallah der gibi sağ elini sol göğsüne iki kere yavaşça vurdu. Sarp ise durmadan yoluna devam etti.
İçeri girdiklerinde ev sessizdi üs kata doğru yöneldiler. Üs katın koridorunda sona doğru ilelerken sol taraftaki kapının açılmasıyla Asım hızla silahını çekti Sarp ise kapıyı açan kişiyi duvara yaslayıp ağzını kapattı.
Yakaladığı kişinin bir kız olduğunu görünce şaşırdı. Asım'la üç saniye bakıştıktan sonra korkudan dolayı nefes alışverişi hızlanmış, açık kahve gözlerine korku inmiş kıza döndü. Sarı saçları at kuyruğu yapılmış biçimdeydi.Yirmili yaşlarının başında gözüküyordu.
"Sakin ol. Eğer ses çıkarmaya çalışırsan istemeyeceğin şeyler yaparım!" dedi Sarp. Sesi beklediğinden daha korkunç çıkmıştı.
Kız yavaşça başını salladı. Sarp yavaşça elini kızın ağzından çekti.
Kız hızla kısık sesle:
"Kimlerdensiniz? Yüce yöneticiye hizmet mi ediyorsunuz yoksa örgütten misiniz?" diye sordu.
Asım kısık sesle sırıtarak:
"Yüce diyor ya?" diye dalga geçti.
Sarp kızı biraz daha sıkıştırdı:
"Ne yapsak seni de mi alsak?" dedi.
Kız aksine rahatlamış bir nefes verdi:
"Örgüttensiniz anladım. Ödüm koptu hükümet diye."
Sarp başını sağa eğdi:
"Az önce yüce bilmem neydi ne oldu? "
Kız artık o kadar korkmuyordu:
"Ortalık karıştı nerden bilebilirim örgütten olduğunuzu? Olmasaydınız ve ben hükümetin 'H' sini söylesem zaten olmayan özgürlüğüm hepten giderdi." dedi.
Sarp ağzının içinde:
"Sende herkes gibi susuyorsun." dedi.
Kız kaşlarını çattı:
"Sizinle kavga etmeyeceğim. Necip Kasap için geldiyseniz sizin korkunuzdan odasını değiştirdi. Eski odasından bir geçiş var ama yakalanırsınız. Benim odamda kimsenin bilmediği bir geçit var oradan geçerseniz kimse fark etmez." diyerek gözleriyle çıktığı odayı işaret etti.
Yapay kadın sesi:
“Doğru söylüyor evin gizli planına yeni ulaştım. Aynı zamanda evin o katında Necip Kasap yaşlarında olduğunu tahmin ettiğim kalp atışları ve ısı dalgaları var. Ama orda kamera yok sizi göremeyeceğim, evden çıkışınızı öneririm. Daha fazla adamla gelirseniz adamı daha kolayla ve güvenli bir şekilde alırsınız.”
Asım ve Sarp bakışarak kısa bir kavga ve fikir ayrılığı sonrası kızın meraklı hiçbir şey anlamayan yüzüne baktılar. Kızın kafası karışmış bu evine giren yabancıların gerçekten örgütten olduklarına inanmak istiyordu.
Asım sonunda teslim olmuş gibi:
“Peki amcam oğlu sen kazandın. Ölürsem senden bilirim.” dedi. Ama bunları sırıtarak söylediği için hiç ciddi gözükmüyordu.
Sarp kızın başına silahını dayayarak bakışlarıyla içeri yönlendirdi. Kız ellerini kaldırarak onlara uydu.
Kitaplığın önünde durup:
"Biriniz yatağımın arkasındaki tuşa bassın," dedi.
Sarp bu isteği ilk başta anlamlandıramasa da Asım tuşa bastıktan sonra içeriyi kırmızı bir ışık aydınlattı. Kitapların artık daha farklı gözüküyor gerçek isimleri ortaya çıkıyordu.
Kız kitaplara âşık olmuş olan bir ses tonuyla:
"Kişi başı birer tane seçmeliyiz, seçerken dikkat edin çünkü üçümüzden biri bedel ödeyecek." dedi.
Sarp kitaplara göz gezdirirken:
"Kim?" diye sordu.
Kız omuz silkti:
"Bilmem onu seçtiğimiz kitap belirliyor benim güvenimi kazanmanız gerek. Sizin tek sözünüze güvenerek açamam. Belki silahlarınız bile öldürme amaçlı değil de yakalama amaçlı. İşte o zaman hükümetin eline düşmek istemem." İç çekti.
Sarp'ın aklında bir sürü soru vardı aynı soruların Asım'ın aklında da olduğuna adı gibi emindi.
İlk seçen Asım oldu:
"Ben "İçimdeki melodi" diye bir kitap var onu seçiyorum." dedi.
Sarp tam göz hizasında olan kitaba bakarak kısaca:
"Korku." dedi.
Kız önce İçimdeki Melodi kitabını sonrada Korku kitabını aldı. Sola yönelerek iki boşluğun kesişim noktasındaki "Sessizliğin Çığlığı" adlı kitabı eline aldı.
Sarp şu ana kadar çıkmış çoğu kitabı bilirdi bu son kalan kopyalardan olmalıydı ya da yeni yazılmış ama gün yüzüne çıkamayan bir kitaptı.
Kız sertçe nefes vererek:
"Kapıyı açacağım. Ya çok iyi rol yapıyorsunuz ya da gerçekten örgüttensiniz." dedi.
Aldığı kitapları yerine koyup dördüncü sıradaki on üçüncü kitabı aldı. Elli ikinci sayfayı açıp dört kere art arda tıkladı. Sayfa ekran girişi gibi açıldı. Kız el izi seçeneğine tıklayıp okuttu. Kitaplıktan mekanik bir ses geldi ve açıldı.
Kız kapıyı daha çok açarken:
"Daha sessiz olmalısınız." dedi.
Asım kaşlarını çattı:
" '-sınız?' Sen nereye."
"Siz birilerini alı koymaya ya da öldürmeye meraklı olabilirsiniz ama ben böyle bir manzaraya şahit olmak istemiyorum."
Sarp kulaklığına dokundu:
"Misafirimiz var rahat ettirin akıllı olduğunu sanıyor dikkat." dedi sonrada arka cebinden kızın telefonunu çıkartıp:
"Bunu arıyordun sanırım." dedi.
Kız kendi telefonunu görünce hayretle Sarp'a baktı. Ne ara almıştı ki? Ama biri örgüttense böyle meziyetleri tabii ki de olacaktı. Kız göz devirdi. Normalde karşılık verirdi ama sustu hâlâ tehlike altındaydı.
İçeri birkaç adam girdiğinde çok sessizlerdi. Sarp başıyla kızı almaları için işret yaptı.
Kız adamlara dönüp:
"Bağırıp herkesi çağırmamı istemezsiniz bence." dedi.
Sarp yarım ağız gülerek:
"Bağıra bilirsin. Yakalandığımız an, bize yolu gösterdiğin kamera kayıtları hükümetin eline düşer." dedi. Umursamazlığını altında hep bir koz vardı.
Kız tereddütle:
"Blöf yapıyorsunuz. Başıma silah dayalıydı ispatlayamazsınız." dedi rahatmış gibi durmaya çalışıyordu ama bunu yaparken hareketleri daha çok göze batıyordu.
Asım dudak büzerek:
"Denemeden bilemeyiz." dedi.
Sonra da yavaşça sır veriyormuş gibi sesini kısıp kıza doğru eğildi:
"Bak şanslısın," etrafı inceleyen Sarp'ı gösterdi kız yavaşça başını çevirip baktı.
"Normal de hiç böyle yapmaz. Senin bağırmanı sağlar ve tüm ihale sana kalır sonra bir bakmışsın hapislerde çürüyen sensin. Yani bizden çok sen kendinin bağırmasını istemezsin." dedi yavaşça doğruldu elleri ceplerinde Sarp'ın yanına gitti.
Kız ayaklarını yere vurarak kısık sesle homurdandı:
"Hem hükümetten hem de örgüttekilerden nefret ediyorum."
Sarp ve Asım bu söz üzerine birbirlerine kahkaha atmak istediklerini belirten bakışlar attı. Kız takım elbiseli adamların arkasından memnuniyetsiz bir şekilde ilerledi. İkilide merdivenlerden inip kısa bir koridora çıktılar. Hafif loş ışıklarla aydınlatılmıştı. Koridor gri renkte kapı ise beyazlara bürünmüştü. Çiğ beyaz baktıkça insanın gözünü ağrıtıyordu. Tüm koridorun aksine beyaz kapının önündeki tüm aydınlatmalar kapı gibi çiğ beyazdı. Belki de buraya gelenleri caydırmak için yapılan bir aydınlatmaydı.
Fakat yukardaki kız göstermeseydi örgütün teknolojisinin bile bulamadığı şeyi kimse bulamazdı. O zaman bu aydınlatma kimin için böyle rahatsız ediciydi.
Sarp ve Asım’ın her adımında arkasındaki ışıklar sönüyor öndeki rahatsız beyaz ışık daha da belirginleşiyor göze batıyordu. Dikkat dağıtmak için kurulan bir tuzak olsa normalde bunu yapay zekâ fark ederdi ama buraya hem erişimi yoktu hem de kızın çıkacağını ve odadaki gizli çıkışı da önceden fark edememişti.
Bu yolda ikisi de sadece birbirlerine güvenebilirlerdi. Her zaman ikinci şıkları ihanetle elenmişti. Kapının önüne geldiklerinde birbirlerine bakarak silahlarını çıkarttılar. Biraz önce kızın yanında oldukları gibi her şey yolunda pozları yerini ciddiyete bırakmış, bu örgütten habersiz ama örgütün yaptığı suikastın başarılı olmasını umuyorlardı.
Asım kısık sesle:
“Keşke babama deseydik duyunca bizi kulaklarımızdan asacak. Hem de başarısız olursak kesin bittik.” dedi yüzü buruşmuştu.
Sarp kızarak etrafına baktı:
“Sus lan adamın nasıl bağlantıları varsa yalnızken içtiğimiz sudan beri haberi oluyor. Baban senin aksine korkunç derecede akıllı.”
Asım kaşlarını çattı:
“Sen bekle, şuradan seni sağ çıkaracağım ama çıktığına pişman olacaksın.”
Sarp cevap vermedi. İstediğini almış Asım’ı çıldırtmıştı. Bu kızgınlıkla önüne gelen engelleri daha kolay aşacaktı. Temennisi bu hırsının tek bir yöne yönelmemesiydi.
Neyse ki Asım, Sarp’ın sözlerinin aksine babasının oğluydu. Olaylara farklı açıdan bakmayı bilir ama bazen annesi gibi merhametli olan yanı baskın gelirdi. Böyle anlarda Sarp onun damarına basar merhametin savaşta işe yarayamayacağını hatırlatırdı.
Asım on üç haneli şifre yerini silahın arkasıyla kırdı. Açılan yerde bir sürü kablo vardı. Kablolardan beyaz olanı eliyle koparttı. Sonra da kapıyı ayağıyla yavaşça ittirdi. Sarp’a doğru dönüp sırıtırken, bakışlarında sende yap görelim havası vardı.
Sarp maskenin ardından dudak büzdü şaşkınlığını görmek Asım için en büyük ödüldü. Örgüte dönünce Sarp’la çok uğraşacaktı.
Sarp önde olacak şekilde profesyonelce içeri girdiler. Bu sırada yardım timi de gelmişti. Aynı şekilde onlarda içeri girince sis bombaları çalışmaya başladı.
Göz gözü görmezken yatağında her şeyden habersiz olan Necip Kasap uyanmış neler olduğunu anlamaya daha önemlisi bunların içeri nasıl girdiklerini merak ediyordu.
Ekip Necip’i kıskıvrak yakalayıp dışarı yönelirken Asım onları durdurup nerden bulduğunu kendisinin dahi bilmediği atlet parçasını bağırma girişiminde bulunan Necip’in ağzına tıktı.
“Necip o nasıl atlet oğlum. Umarım zehirlenirsin. Senin yüzünden voldemort gibi burnum beni terk etti.”
Necip bir şeyler söyledi ama ağzındaki atlet parçası yüzünden söyledikleri sadece homurtu olarak duyuluyordu.
Tim onu dışarı çıkartırken Asım arkalarından:
“Aynen canım bende seni.” dedi.
Sarp, Asım’a alışık olduğu için önüne dönmüş çekmeceleri ve kasaların içlerini araştırıyordu. Bir kasa açılmayınca tam köşesi yere gelecek şekilde yere attı. Yüksek ses çıkınca Asım hızla arkasını döndü.
“Hay ben senin yapacağın işin.” dedi kırılan demir kasaya bakarken.
İlk önce Asım’ın gözleri büyüdü sonra bir Sarp’a bir de kasaya baktı.
“Lan!” dedi sinirle.
“Lan, sen bu kasayı mı kırdın!” Sarp’a doğru yürüdü.
“Salak pislik, senin bu kasanın şifreleme sisteminden haberin var mı? Benim hayalimdi lan!”
Sarp’ın yakasına yapışıp yüzüne küçük bir yumruk attı.
“O kasayı ben açacaktım. Hem sen nasıl kırdın o kasayı özel titanyum demirden yapılmıştı o kasa.” dedi elleriyle yüzünü kapatıp çocuk gibi demir kasanın yanına çömeldi.
Sarp kol kaslarını sıkıp Asım’a göstererek:
“O titanyum demirse bizde Sarp Yaman Demirsoy’uz. Yani tüm demirlerin soyu biziz lan. Hem ben sana yeni kasa alırım merak etme.” dedi.
Sonra yüzünü buruşturdu:
“Şimdi bunlar kesin çok pahalıdır. Sen git babana ağla onun parası beden daha çok.”
Asım yerden kalktı.
“Bi yürü git. Burada yapılacak bir iş kalmadı hem şu yolu gösteren kızın sorgusunu da yapacağız daha. Bizimkiler Neciple eğlensin kıza sert davranırlar falan hiç uğraşamam.”
Sarp imayla bakarak:
“Hmm. Bence sorguya tek sen gir ya da direk nikah memuruna mı gidelim?” diye sordu.
Asım onu kafasına takmadı:
“Aynen kardeşim bir nikah memur eksikti. Olay yeri kadınlarını sorgulayan kişi Ferda’ydı. Kız hamile o gelemez geri kalan kadınlarda zaten erkeklerden beter. Yani iş bize düştü.”
“Yürü hadi dediğin gibi olsun.”
İlk önce mahzenden sonra da malikaneden çıkıp adamların ormandan getirdiği motorlara atladılar.
Tek özgür hissettikleri yerdi motorun üstü. Rüzgârın direnci motorun hızıyla birleşince gelen o muhteşem tarifsiz his ve özgürlüğün kokusu.
Hafif hissettiriyor, ilk içine çektiğinde o kokuyu. Ama sonrasında yavaş yavaş ağırlaşıyor insan koku kesilince. Bir noktadan sonra meftunu oluyor insan. Normal soluklar azap gibi geliyor ciğerlere.
Asım ve Sarp motorlarını gökdelenin önüne bıraktıktan sonra anahtarları valeye uzatıyorlar. İçerideki hoş hole girince Asım’ın telefonu çalmaya başlıyor.
Sarp durup Asım’a bakıyor. Asım telefonun ekranını gösterip eliyle boynunu kesiyormuş gibi yapıyor.
Sarp ekrandaki Deli Raporlu Babam yazısını görünce:
“Ne ara ismini değiştirdin lan?” diye sordu.
Asım hızla geçiştirerek:
“İlk haberi alınca yapmıştım. Sen onu boş ver de nasıl açıklama yapacağız. Buna çalışmadık. Sonuçta adamın örgütü adına baskın yapıp adam kaçırdık ama örgütün kurucusunun bundan haberi yok.” Ellerini saçlarına geçirdi.
“Böyle düşününce daha da beynim yandı.”
Sarp, Asım’ın elinden telefonu çekip ters bakışlar atarken telefonu açıp kulaklıklarına bağladı:
“Evet, amca.” Dedi kendinden emin dik bir ses tonuyla.
“Sarp, ilk önce Necip’i kaçırmakta iyi yaptınız ama keşke bana söyleseydiniz. İkincisi kaçırdığınız kız Happy Face’in koruması altındaymış. O da kızı o evden çıkartmak istiyormuş. Teşekkür etti. Kızı geri istiyor. Hemen buraya gelin yarın bir toplantı yapıp ortaklığı güçlendireceğiz” dedi konuşması uzun yıllar sonra bu kadar heyecanlı ve minnet kâr çıkıyordu.
Sonuçta herkesin dilinde olan yazılımlarıyla ünlü Happy Face teşekkür etmiş ve ortaklığını güçlendirmeyi teklif etmişti.
Bu teklif örgüt için bile mucizevi bir önem taşıyordu. Hükümete en büyük darbeleri vuran, çocukların hayranı ve ümidi olan her seferinde başka bir kimlikle ortaya çıkan Happy Face’in dikkatini çeken örgüt kurucusunun yeğeni ve oğluydu.
Fakat bu ortaklık için bazı ayrılıklar ve Happy Face’in nerden geldiği bilinmeyen bu gücü açıklaması gerekiyordu.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

11okunma 1beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.