Cehennemin Koruyucuları

Vaveyla Yazarı: Esmanur Kılınç

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 9Şu an: Cehennemin Koruyucuları

CEHENNEMİN KORUYUCULARI
Onun yüzüne dahi bakmadan malikâneye girdim. Hızla yukarı kata çıkıp Su’yun odasının kapısını açtım.
İçeri girip Su’ya doğru yavaşça:
“Kalkman gerek kuzucuk.” dedim.
Birkaç kez çağırdıktan sonra kalktı yanıma özel eşyalarını alıp telefonumdan birkaç ayar yaptım. Tek çıktığım merdivenden birlikte indik.
Dışarı çıktığımızda Su’yun elini sıkıca tutuyordum. Sinirli olduğumu anlayan Su ise bana uyum sağlıyor soru sormadan benimle birlikte yürüyordu.
Malikaneden çıkarken Sarp önümüzde durdu:
“Nereye gidiyorsunuz?”
Sesinde meraktan ziyade hesap soran bir ton vardı.
“Seni ilgilendirmez.” dedim kısaca.
“Kusura bakma ama rehinelerimin nereye gittiği beni ilgilendirir.”
“Artık rehinen değiliz.”
Tekrar ilerlemeye başladığımda sakin bir şekilde arkamdan geliyordu.
“Nasıl oluyormuş o?”
Onu hiç takmadan garaj olduğunu düşündüğüm yere girdim. İçeride son model arabalar diziliydi. İlerleyerek yeterince hızlı gideceğini düşündüğüm BMW’nin Çelik Motor adını verdikleri arabaya yöneldim.
Hem hızlı hem de kurşun geçirmez yapısıyla işimizi görecek bir arabaydı.
Arabanın önünde durup:
“Anahtar lütfen.” dedim.
Cümlem rica ederken, ses tonum tam tersi şekilde emrediyordu.
Sarp önümde durdu:
“Bu kadar yeter seni zorla içeri götürmek istemiyorum odanıza dönün.”
Dik duruşu artık sabrının sonuna geldiğini gösteriyordu.
İşimize gelir. dedi artık kabullendiğim iç sesim.
Aramızdaki kısa mesafeyi kapatarak Sarp’a yaklaştım. Kahve gözleriyle mavilerimi birleştirmek için başımı kaldırdım.
“Götürsene.” diyerek ona diklendim.
Sonra gülümseyerek:
“Tabii götürebiliyorsan.” dedim, sabrının bardaktan biraz daha taşmasını izledim.
Hiçbir şey demedi ama gözlerini gözlerimden hiç çekmeden kaşları çatık bir şekilde bana bakmaya devam etti.
Bu sırada garajın kapsı açıldı. Ben kimin geldiğini görmek için ondan uzaklaşırken Sarp olduğu yerden hiç kıpırdamamıştı.
İçeri giren kişiyi son gördüğümde sağ yanağındaki bıçak izi yoktu. Fakat bu yara onun yakışıklılığını azaltmak yerine tam tersi bir şekilde karizmasını arttırmıştı.
Bana kısa bir bakış atıp Sarp’a döndü. Sarp konuşmadan ne oldu anlamında başını salladı. İçeri giren kişi ise kısaca tekrar bana bir baktı.
Sarp bu sefer sesli bir şekilde iletişime geçerek:
“Kim?” diye sordu.
Adam açıklamaya başlayarak:
“Yıldız han-”
Sözünü kestim:
“Kardelen.”
İkisi de bana dönünce başım dik bir şekilde:
“Adım Kardelen.” dedim.
Adam afallamıştı boğazını temizledi:
“Kardelen Hanım Zincir Timinin koruması altında. Onlardan haber geldi bizde bu yüzden onu daha fazla burada tutamayız.”
Sarp’ın deli bakışlarını görünce onun bir şeyleri fark etmesini sağlama için:
“Abi daha fazla zorla burada tutarsak Zincir’i karşımıza alırız.” dedi.
‘Abi’ kısmına baskı yapması bu teorimi destekleyen bir pankart açmıştı.
Başımla adamı gösterip:
“Anladın mı abisi?” dedim ve göz kırptım.
Sarp adama dönüp:
“Arabanın dışarı çıkacağını haber ver.” dediğinde zafer benimdi.
Adam hızla:
“Ama Sarp-!” diye itiraz edecekken ağzından bir şey kaçırış gibi dudaklarını ısırıp kendini düzeltti.
“Ama abi tek başına-”
Sarp ise adamın sözünü kesip keskin bir tonda:
“Dediğimi yap.” dedi.
Adam bu emrin üzerine iç çekip başıyla Sarp’ı onayladı ve dışarı çıktı.
Sarp gözlerini benimkilere kilitleyerek bana doğru gelmeye başladı. Ama önümde durmak yerine gözlerimizin bağını keserek arabanın şoför kapısına yaklaştı.
“Sen nereye?” diye sordum.
Sarp bana sokaktan geçen biriymişim gibi kısa bir bakış atıp:
“Zincir Timi sizi sağ halde serbest bırakmamızı söylemiş. Bende ikinizi serbest bırakıyorum.”
Sarp iplerin onun elinde olduğunu gösteren bir şekilde:
“Anlaşmada sadece serbest bırakmak denmiş şimdi yürüyerek bu dağ başından inebilirsiniz. Ben Demirsoy’ların mütevaziliğini göstererek sizi arabayla bırakmayı teklif ediyorum.”
Arabanın kapısını açtı:
“Karar senin Kardelen Hanım.”
Arabaya binip kontağı çalıştırdı.
Su’ya döndüm ve kısaca:
“Bin.” dedim
Su sözümü dinleyerek arka koltuğa oturdu. Bense Sarp’ın yapabileceklerine hazır olmak için yan koltuğa geçtim.
Kapıyı kapattığım anda araba hızla hareket etti. Kemerimi bağlamaya vaktim olmadığı için küçük bir sarsıntı geçirsem de hızla toparlandım. O kadar hızlı hareket etmiştik ki garajdan çıkmak iki saniyemizi almıştı.
Aceleyle kemerimi takmaya çalışırken:
“Ne yapıyorsun be! Yavaş sür şu arabayı! Öküz gibi değil insan gibi, insan!” diye bağırdım.
Sarp biraz daha hızını arttırarak:
“Kusura bakmayın Kardelen Hanım ama ben sizin özel şoförünüz değilim. Aynı zamanda karşınızda eski, bir dostunuz değil Demirsoyların veliahttı duruyor lütfen kelimelerinize dikkat edin.” dedi.
Dün benimle dertleşirken böyle demiyordun Sarp Efendi.
Bu şekilde mi oynayacağız? diye sordu iç sesim.
Sonra da kendini yanıtlayarak
Benim için sorun yok. dedi.
Bende ona katılarak.
Yeter ki işin sonunda istediğim bilgiye giden yolu bana açsın dedim.
Cümlelerimin sonuna bey eklemenin ya da aramıza resmi bir bağ getirmenin benim için bir problem oluşturacağını sanıyorsa yanılıyordu.
Benim adım da Yıldız Kardelen Aşiyan’dıysa bu işi halledecektim. Zaten başka bir ihtimalde yoktu.
Ana yola varmamız Sarp sayesinde çok kısa sürmüştü. Düz yolda daha da hızlanan Sarp Efendi sinirlerimle oynuyordu.
Gittikçe midem bulandığı için:
“Yavaşla.” dedim ama sesim beklediğimden kısık çıkmıştı.
Kesinlikle kusmak üzereydim. Neden böyle oluyordu ki? Hız yapmaya bayılırdım, bu şekilde midemin bulanması kesinlikle normal değildi.
Sarp her şeye rağmen kısık çıkan sesimi ya duymamıştı ya da duymazdan geliyordu çünkü artık saatte 200 kilometre hıza ulaşmıştık.
Sinirle Sarp’a dönüp:
“Ya yavaşlarsın ya da arabanın içine kusacağım!” dediğimde bana döndü.
Yüzümde nasıl bir ifade gördüyse yavaşlamaya başladı.
Tek elimle midemi tutup derin nefesler almaya başladım. Araba yolun kenarında durduğunda ise hızla kemerimi çözüp dışarı çıktım.
Umarım düşündüğüm şey değildi. Bu kadar erken olamazdı değil mi?
Kusacağımı anladığımda öne doğru eğildim. Yediğim her şey dışarı çıkınca ağzımda kalan ekşi tadı gidermek için yere tükürdüm.
Tek elimle saçlarımın yüzüme gelmesini engellemeye çalışırken tekrar doğruldum. Sarp yanımda durmuş bana doğru bir şişe su uzatıyordu. Yüzündeki umursamaz ifadeden kaybettiği hiçbir şey yoktu.
Şişeye uzanırken:
“Sağ ol.” dedim. Başını eyvallah dermiş gibi salladı.
Birkaç yudum içip sonra da yüzüme serptim. Biraz rahatlayınca tekrar arabaya yöneldim. Arabaya tekrar bindiğimde arkama dönüp Su’ya iyi olduğumu söyleyen bir gülümseme gönderdim. Sarp’ta arabaya bindi. Araba tekrar çalıştığında bu sefer o kadar hızlı gitmiyorduk. Arabanın içini bir telefon sesi doldurdu. Ekranda 'Kuzen' yazısını görünce Asım'ın aradığını anladım. Sarp ekrana tıklayarak aramayı cevapladı. Daha Sarp konuşmadan Asım'ın telaşlı sesi araya girdi.
"Sarp acil attığım konuma gel. Çabuk ol."
Sarp 'ın kaşları çatıldı.
"Ne oluyor ya?"
"Necip'i bulduk. Operasyon var."
Sarp bana ve dikiz aynasında Su 'ya bir bakış atarak
"Tamam geliyorum." dedi ve aramayı sonlandırdı.
O konuşamadan lafa girdim.
"Bende geliyorum."
"Gelmiyorsun"
"Ne kadar inatçı olduğumu biliyorsun ve benimle inatlaşacak vaktin yok. Yanılıyor muyum?" diye sordum hafif bir gülümsemeyle.
Sarp son kozunu oynayarak,
"Ama Su-" demişti ki devam edemeden
"Araba kurşun geçirmez. Burda kaldığı sürece sorun yok." diyerek itiraz istemeyen bir şekilde konuştum.
Sarp oflayarak,
"Tam bir belasın." dedi.
Cevap vermeden önüme döndüm. Bu sırada Asım'ın attığı konuma doğru ilerliyorduk. Yaklaşık on dakika sonra terk edilmiş eski bir binaya doğru yanaştık. Sarp arabayı dikkat çekmeyecek bir yere park ederken Su' ya döndüm. Fazlasıyla korkmuş görünüyordu. Onu sakinleştirmek için saçlarını okşayıp,
"Sen burada bekleyeceksin biz birazdan geleceğiz tamam mı?" diye sordum yumuşak bir sesle.
"Korkuyorum abla sana bir şey olmasın gitme lütfen." dedi titreyen sesiyle.
"Bana bir şey olmayacak gidip geleceğiz hemen bekle burda tamam mı? Lütfen." dediğimde başını sallayarak onayladı.
Saçlarına bir öpücük kondurup Sarp'la beraber arabadan inip kapıları kitledik. İlerleyecekken Sarp,
"Bekle" dedi ve kafama doğru bir şey fırlattı. Refleskle havada yakaladığımda bir kar maskesi olduğunu gördüm.
"Yüzünü göstermeyi düşünmüyorsun herhalde. Demir Kertere'nin sevgilisinin burada görülmesi hoş olmaz." dedi son cümleyi kinayeyle söyleyerek. Gözlerimi devirdim ve cevap vermeden arkamı döndüm. Binaya doğru ilerlerken daha iyi inceleme şansı bulmuştum. Çatısında ve duvarlarda boşluklar vardı duvarlar eskimiş ve küflenmişti. Duvardaki boşluklardan içeriyi görebiliyordum. Siper olarak arkasına saklanılabilinecek kolonlar ve üst kata çıkmak için merdivenler vardı. Hükümetin pis işlerini yapması için çok uygun bir yerdi.
Binaya iyice yaklaşmışken Sarp arkamdan gelip elime bir silah verdi. Anlam veremeyen gözlerle ona baktığımda
"Ne olur ne olmaz" dedi. Onun elinde ve belinde de bir silah olduğunu fark ettim. İçeri girdiğimizde etraf sessizdi. Kapıda Asım'ın motorunu görmüştüm. Burada bir yerdeydi muhtemelen. Arkamızdan gelen sesle ikimizde silahımızı oraya doğrulttuk.
"Beni sevmediğinizi bu kadar belli etmeyin ya" diyen tanıdık sesle beraber silahları indirdik.
"Sessiz sessiz gelinir mi öyle gerizekalı mısın sen Asım?" dedim sinirle.
Bize doğru ilerlerken gülerek "Aksiyon olsun istedim." dedi.
Bunu dedikten saniyeler sonra üzerimize kurşun yağmaya başladı. Koşarak kolonun arkasına geçtiğimizde örgütten biri,
"Abi pusu kurmuşlar. Tuzağa düştük." diye bağırdı.
Sinirle "Al sana aksiyon salak herif!" diye bağırdım Asım'a.
Bu sırada kafamı çıkartıp birini daha etkisiz hale getirdim.
"Ne bileyim ben böyle olacağını bana niye kızıyorsun?" diye isyan etti Asım.
Tam cevap verecekken,
"Sırasımı şuan gerçekten çeneniz değil eliniz çalışsın." diyerek bir adamı alnından vurdu Sarp.
İkimizde susup karşılık vermeye devam ettik ama mermilerimiz azalıyordu ve sayıca çok azdık.
"Fazla dayanamayız. Çok kalabalıklar." diyen tanımadığım biri düşüncelerimi dile getirdi.
Nasıl kaçabileceğimiz hakkında hiçbir fikrim yoktu. Kalan mermilerle ancak 8 ila 9 adamı etkisiz hale getirebilirdim. Dövüşte ise şansımız yok denecek kadar azdı. Bu sırada yukarıdan gelen helikopter sesiyle hızla yukarı baktım.
Biz daha ne olduğunu anlamadan bir anda bize saldıran adamlar teker teker vurulmaya başlamıştı. Ardından kar maskesi takmış birileri halatlarla çatıdan içeri girmişlerdi.

Tanıdık bir kadın sesi,
"Selam millet, Cehennemin Koruyucuları geldi." diye bağırdı. Bana doğru döndü ve bir şarjör atarken,
"Eğlence var ve bize söylemedin mi? Ayıp ettin Ay çiçeği" dedi sahte bir kırgınlıkla.
Gülerek şarjörümü değiştirdim ve,
"Benimde haberim yoktu Kış güneşi. Bilirsin bela bir şekilde beni buluyor." diye bağırdım.
Konuşurken bir yandan da keskin nişancıdan saklanabilen birkaç adamı indirdik.
Birkaç dakika içinde bina temizlenmiş sadece biz ve 'Cehennemin Koruyucuları' kalmıştı. Onlarla karşı karşıya dururken Asım,
"Siz kimsiniz?" diye sordu.
Biraz önceki kadının alaycı sesini duydum.
"Zincir Timi bebeğim, tanıştığımıza memnun olduk. Olmadıysak da canınız sağ olsun. O biraz zor ama."
"Ne bu şimdi tehdit mi ediyorsun sen bizi?" diyen Asım' ın sesi fazla küçümserdi.
"Tehdit değildi." dedi maskesinin altından bile dikkat çeken yeşil gözleriyle yine tanıdık bir erkek sesi. "Memnun olmazsa olacaklara dair bir uyarıydı sadece. Yerinde olsam dikkate alırdım. Dediğini yapmadığı görülmedi şimdiye kadar."
Asım tam cevap verecekken örgütten biri telaşla yanımıza geldi.
"Patron Necip kaçmış."
"Ne demek kaçmış lan!" diye tüm binayı inletecek kadar hiddetle bağırdı Asım.
"Çatışmayı fırsat bilip tüymüş."
Asım sinirle "Allah kahretsin!" derken,
"Planlıydı." diye araya girdi Sarp. Bakışları bir noktaya kitlenmişti ve bir şey düşünüyor gibiydi.
Tüm gözler ona dönerken devam etti,
"Bilerek buraya çekti bizi, sizi de öyle" dedi time bakarken.
"Belgeleri almaya çalışıyodu.Çünkü elindekiler tek başına işe yaramıyor. Birbiri ile bağlantılı. Herkesin buraya geleceğini ve belgerin korumasının azalacağını düşündü ama öyle yapmadık. O da baktı plan yatıyor çareyi kaçmakta buldu." duraksadı ve tekrar time baktı.
"Anlamadığım şey şu sizinle derdi ne?"
Kadından alaycı bir gülme sesi geldi.
"Bilmediğin şey şu belgelerin kalan hepsi onda değil." baş parmağı ile kendini gösterdi, "bizde."
"Ne?" diye birkaç şaşkın nida yükseldi örgüt tarafından. Sarp konunun ciddi olduğunu anladığından adamlarını dışarı gönderdi. 4 kişi kalmışlardı -ikisi Asım ve Sarp'tı zaten- diğer ikisinden biri gözlerinin biri mavi biri kahverengi olan bir kadın ve Sarp'a bugün Zincir Timinde olduğumu söyleyen adamdı. Zincirden de 4 kişi kalmıştı. 2 kadın 2 erkekti.
"O belgelere nasıl ulaşabilirsiniz?" diye şaşkınlıkla sordu Sarp.
"Bizim de var bazı bağlantılarımız" dedi kadın.
"Hükümetin en önemli adamlarından olan baban gibi mi Alev Alina Vural" diyen Asım 'ın sesi bomba etkisi yaratmıştı.
Alev birkaç saniye bakakaldı. "Sen...sen ne hakla?" Sinirden sesi titriyordu. Onu ilk defa bu kadar kontrolsüz görüyordum.
Asım 'ın üzerine yürüyerek göğsünden ittirdi.
"SENİ ÖLDÜRÜRÜM. DUYDUN MU BENİ SENİ PARÇALARIM. SEN KİMSİN DE BENİM GEÇMİŞİMİ ARAŞTIRIYOR BİDE ÜSTÜNE İMA YAPIYORSUN. ŞEREFSİZ HERİF. ADİ KÖPEK.HADDİNİ BİL." Yüzüne tokat atacakken Sarp araya girdi ve Asım 'ı geriye doğru çekti.
Alev'e bakarak "Sakinleş." dedi.
"NE SAKİNLEŞECEĞİM BE BANA GELMİŞ NE DİYOR KAFAYI YİYECEĞİM"
"Bağırarak hiçbir yere varamayız. Sakin ol konuşalım."
Alev durdu. Gözlerini kapattı derin bir nefes aldı. Tekrar açtığında daha sakin görünüyordu.
"Tamam sakinim. Ne konuşacağız."
"Belgelerin birazı sizde" dedi Sarp tane tane.
"Evet?"
"Birazı da bizde"
"Yani?"
"Belgelerin işe yaraması için tamamlanması gerekiyor tek başına bizdeki yada sizdeki bir işe yaramıyor. Yani," duraksadı ve sert bir nefes vererek devam etti.
"Ortaklık teklif ediyorum."
Asım 'a nefretle ve öfkeyle bakarken "Defolun gidin. Onunla ortak falan olmam." dedi Alev.
"Kızıl" diye araya girdim.
Tüm gözler bana döndüğünde ben sadece ona bakıyordum. Mantıklı düşünmesi duygularıyla hareket etmemesi gerekiyordu. Her zamanki gibi gözlerimizle anlaştık. O da anladı işbirliği yapmadan bir yere varamayacağımızı. Tekrardan lider ruhunu kuşandı.
"Tamam" dedi kabullenerek. "Başka şansımız yok gibi görünüyor."
"O zaman tanışalım." diyen bendim. "Beni iki tarafta biliyor zaten." diyerek maskemi çıkardım. Dağılan saçlarımı elimle düzelttim. "Kardelen" dedim.
Benim ardımdan Sarp maskesini çıkardı ve "Sarp Yaman Demirsoy. Demirsoyların varisi" dedi.
Hemen at zaten havanı, diyen iç sesimi susturdum.
"Asım Demirsoy. Örgütün veliahtı" dedi maskesini çıkaran Asım.
Maskesini çıkarınca dağılan kızıl saçlarını düzelten Alev "Alev Alina Vural" dedi mavi gözlerindeki kinayeyle Asım'a bakarak. "Zincir Timi lideri"
Örgüt tarafında kalan iki kişide maskesini çıkardı.
"Dikaya" dedi kadının tanıdık sesi. Biri kahverengi diğeri mavi olan gözleriyle herkesten ayrılıyordu.
"Pablo" diyen sarışın adam ise yine geçmişten tanıdık bir yabancıydı.
Maskesini çıkarınca siyah tutamları alnına düşüp yeşil gözlerini daha belirgin olan adam "Koral" dedi.
Onun ardından maskesini çıkaran kirpiklerine kadar beyaz olan gri gözlü kız,
"Bana gümüş derler" dedi.
En sona kalan adamda maskesini çıkardığında sarı saçları ve kahve gözleriyle fazlasıyla tanıdıktı. "Çelik" dedi. "Siz Demir Kertere olarak bilirsiniz ama."
Sarp ve ekibi silahlarını ona doğrulttuğunda Çelik'in önüne geçerek,
"İndirim silahları." dedim.
Sarp dudaklarını aralamıştı ki konuşmasına izin vermeden,
"Tim için çalışıyor ve hükümetten bilgi sızdırıyor. Bizim ajanımız yani" diye açıkladım.
Silahlarını indirdiler ama hâlâ anlamaya çalışıyorlardı.
"Siz... yani şimdi siz sevgili misiniz?" diye sordu Asım.
Sizi hiç alakadar etmiyor biliyor musun? diye araya giren iç sesimi duymazdan geldim.
"Hayır değiliz. Hükümetin gözü önündeydim ve birinin beni koruması gerekiyordu."
"Her neyse tanıştığımıza göre gidebiliriz. Anlaşmayı yapacağız ama şimdi değil çünkü hâlâ sinirliyim." dedi Alev gitmeye yeltenirken.
"Bir dakika biz sizi nasıl bulacağız?" diye sordu Sarp.
Alev yukarıdan sarkan halata tutunurken sırıtarak,
"Siz bizi bulamazsınız zaten Zincir sizi bulur." dedi ve göz kırptı.
Sonrasında halat yukarı çekilmiş ve helikoptere binmişti. Diğerleri de indikleri halatlara tutunurken Çelik bana eliyle gel işareti yaptı.
"Su arabada onu almam lazım." dedim.
"Bizimkiler onu aldı merak etme sen." dediğinde Sarp ve diğerlerine dönerek,
"Tekrar görüşeceğiz." dedim ve Çelik'in yanına gittim. Kollarımı boynuna sararak bacaklarımı beline doladım. Çelik tek eliyle beni tutarken diğer eliyle halata tutundu ve yukarı çıktık. Son gördüğüm şey Sarp 'ın gözlerindeki anlamlandıramadığım ifadeydi.
Gayette anlamlandırdın kendini kandırma, diyen iç sesimi susturdum.
Helikoptere bindiğimizde Koral,
"Özlettin kendini be kızım." dedi bana sarılırken.
Ardından Gümüş,
"Tekrar hoş geldin Karabasan." dedi.
Çelik,
"Çok şükür geldin Bücür. Sen yokken sinir edecek kimse olmuyor canım çok sıkılıyordu." dediğinde,
"Böyle mi karşılıyorsun beni köpek insan bir hoş geldin der." diye azarladım.
"Heh, bak bundan bahsediyorum. Aşırı keyiflendim şuan." dedi sırıtarak.
Ona göz devirerek Alev'e döndüm.
"Hoş geldin yok mu Kızıl?"
Kızıl üstüme çullanarak kollarını boynuma sardı.
"Eve gidelim göstereceğim ben sana hoş geldini. Sinyal neden alamıyoruz biz senden. Haber alamayınca ne kadar korktum haberin var mı? Gerizekalısın sen."
Hâlâ neredeyse üzerime çıkmış bir şekilde bana sarıldığı için,
"Kı-kızıl nefes alamıyorum." dediğimde geri çekildi.
"Eve gidelim her şeyi anlatacağım."
Ev, diye tekrarladım içimden.
Eve gidelim.
Gerçekten ait hissediyordum şuan.
Evim vardı benim.
Dört duvardan bahsetmiyorum, hayır.
Onlar varken her yer evdi benim için.
Çöplükte bir demet papatya bulmuş gibi hissediyordum yanlarında.
Ev onlardı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

1okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.