Çöplükteki İnsanlar

Vaveyla Yazarı: Esmanur Kılınç

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 9Şu an: Çöplükteki İnsanlar

ÇÖPLÜKTEKİ İNSANLAR
(Sene 2019)
Yetimler, zaman ve mekân fark etmeksizin ruhları yitik çocuklar.
Bugün çektiğim üçüncü ceset neden ölmüş bilinmiyor. Eskiden de böyleymiş en azından yok edilemeyen kitap kopyaları gördüğüm kadarıyla bunu anlatıyor. Son yazılan kitaplar. Tam elli yıl olmuş bugün, resmi olarak kimse eline gerçek duyguları yazmak için kalem almamış. Güya dünya gelişmiş.
Yarısını yok ettikten sora kalanını daha iyi kontrol etmeye başlamışlar ilk önce, şimdi ise insan kavramı dünyadan yok oldu. Tek bir yönetici altında onun köleleri var.
Eskiden zeki derdi annem bana, şu an kulaklarımda sesi olmasa da sözü hâlâ aklımda. “Güzel, zeki kızım." bu bir hitap mıydı yoksa üzerimde, izi kalan etiket mi? Hitap olmasını tercih ederim çünkü artık dünyada zekiler değil köleler yaşıyor. "Zeki bir ruhun köle gibi duran bedende yaşaması çok zormuş." diyor Babamın kitabında. Benim bildiğim ve okuduğum son kitap. Ailemin elimden gitmesine sebep olan kitap.
Hayatım batan güneş gibi. Gittikçe karanlığa gömülüyor. Oysa babamın bana taktığı ikimiz arasında sır olan ismimin fark edilmesi için güneşin batması gerekiyordu. Karanlığı aydınlatan bazen farklı şekiller gibi görünen takım yıldızlarının oluşması için yıldızlar gerekiyordu.
Peki Yıldız görünür olursa bana ne olurdu? Peki Yıldız doğunca ne olacak? Devrim başlatıp dünyayı mı kurtaracağım? Kahraman olacak biri değilim, sürekli kendimi düşünürüm bencilimdir ben. Dünyayı kurtaran olamasam da bitiren olacak potansiyel var bende, fakat buna niyetim yok, ortada yok olacak bir Dünya kalmadı gerçi.
Bende herkes gibi uslu durup boyun eğmeliydim, sonra da muhtemelen açlıktan ya da soğuktan ölürdüm. Her yetime olduğu gibi.
Eskiden Dünya'nın en kötü zamanını görenlerin onlar olduğunu düşünürlermiş. Bu düşünce her aklıma geldiğinde içime doğan kahkaha atma isteğini bastırmak o kadar zor ki. Acaba elli yıl önce yaşayanları bu zamana getirsek ne düşünürlerdi? Akıllarını kaçırırlardı sanırım. Yardımcı olmaya çalışanlar olurdu belki de. Fakat öyle bir sistem kurulmaya başlanmış ki elli yıl ya da yüz yıllar önce, öyle sabırla örülmüş ki üzerimize, ilmek ilmek. Değil kurtulmak için plan yapmak, düşünmek için bile zamanımız yok. Artık Dünya üzerinde katiller yok. Dünyanın kendisi katil olmuş durumda.
Bu katil Dünyada bana düşen görevse çöpleri çıkarmak. En azından baştaki öyle diyor. İnsanlar sil köleleşmiş ruhlar bile çöp diyor. Oysa daha dün, o çöp dediğiniz bedendeki kalp kan pompalıyor köleleşmiş ruhunu bedenine tutunmaya çalışıyordu. Çöp dedikleri şey insandı bi zamanlar.
Gerçi dünyada artık engeli olmayan insan kalmadı. Kör ve sağır olanlar var yapılan zulme karşı, bana dokunmayan yılan bin yaşasın kafasındalar. Akli dengesi olmayanlar, sokaklarda adalet diye bağırarak adaletin ayaklarına geleceklerini sanırlar. Hayvanlar var, çalışan susan sadece yaşamaya sil acısız ölmeye çalışanlar, emirlere uyunca acının biteceğini sanırlar. Yöneticiler, dünyayı yönettiklerini sanırlar ama bir gün özgür bir ruhun çıkıp dur diyeceğini ve bunun en beklenmedik kişiden geleceğini bilmezler. Dünya artık sanmalarla dolu. Kesinlik yok umut yok yapacak hiçbir şey yok. Dalacak bir gökyüzü, uğruna yaşayacak bir amaç.
"Hızlı ol! Gece vardiyasına kalmak istemezsin!"
Bakışlarımı yerden kaldırıp arabanın üzerinde duran polise çevirdim. Kurumuş dudaklarımı yaladım.
"Tabii efendim." dedim itaat ederek.
Bir bez parçasının üzerinde yatan bedeni tekrar çekmeye başladım.
Arkamdan diğer polis seslendi:
"Senin yaşın küçük, annen, baban ya da senden büyük yok mu?"
Arkamı döndüm:
"Yok efendim, tek kardeşim var ona bakmam gerek." dedim. Polis belli etmek istemese de halime acımış olmalıydı. Babamın öğrettiği gibi gözlerine dikkatlice baktığımda acımadığını daha çok dünyayı yakmak istermiş gibi baktığını fark ettim.
Ellerine baktığımda yumruk olduğunu gördüm. Bu adam devlete karşıydı ama belli ederse onun çocuklarını öldüreceklerdi ya da karısını. Onları yaşatmak için göz yumması belki de tamamen kör ve sağır olması gerekiyordu. Çünkü gittikçe acı dolu çığlıklar artıyor ölü ruhların gözlerindeki yaşam isteği kayboluyordu.
Tekrar önüme döndüm ve ruhu bedenden ayrılmış, bir zamanlar gülmek, sıcak bir evde uyumak isteyen ama şu an bedenin her zerresi soğuk olan kişiyi çekmeye başladım.
Belki de çektiğim ölü beden zaman ilerledikçe başkasının değil de kendi ruhum olmaya başlayacaktı.
Ölü bir bedende canlı bir ruh olamazdı ama ölü bir ruhta canlı bir beden yaşardı. Tabii hangisi daha ölü, işe o konu tartışılır...
Tam bu arada biraz önce ölü dediğim beden:
"Su" dedi kısık sesle. Duydum ama ilerlemeye devam ettim.
"Ölmedim niye çekiyorsunuz beni? Sözüm var kızlarım bekliyor beni. Su," dedi kısık sesle nerdeyse duyulmuyordu.
İstemsizce gözümden elmacık kemiklerime bir yaş düştü. Devam ettim duramadım duramazdım.
Bu yolda durmanın yolu çektiğin kişiyle birlikte öğütücüye atılmaktı.
Kendi canımı düşünmüyordum ama kardeşime kim bakardı?
Adam sessizce yakarırken sağırlardan olmak isterdim.
"Adın ne amca?" dedim sesimi sessiz ama asil bir tonda çıkartmaya çalışırken.
"Hâkim." dedi adam daha da kısılmış sesiyle.
"Hâkim amca durmak isterdim ama kuralları biliyorsun hiç acımam kendime ama kardeşim var." dedim benim de sesim kısılmıştı.
"Biliyorum kızım. Durma." dedi
"Evin nerde kızın nerde yaşar. Bir de en son ayın kaçıydı? Hatırlıyor musun amca?"
"8 Kasım akşamdı. Evim de Boşluk iç bölgede." dedi.
"Kızlarının adı ne ve kaç yaşın da?"
"Birinin adı Buse 16 yaşında diğerinin ki Su 13 yaşında."
Biraz önce su istediği için değil kızını istediği için adını sayıklıyormuş.
"Anladım. İki saat aralıksız yürürsem ulaşırım. Su ve Buse bana emanet amca." dedim ama bu benim için öylesine söylenmiş bir cümle değildi söz vermiştim kendime.
"Sağ ol kızım." dedi ve bu sefer gerçekten dünyaya gözlerini kapadı.
Dünyadaki yeni düşünce yapısını demiştim ya. Peki ben hangi saftayım burada? Kör ve sağır mı, akli dengesi olmayanlardan mı, yoksa bir köle mi?
Hiçbiri değilim. Ben farklı bir şık oluşturmayı sevenlerdenim. Başkası baktığında bir köle görebilir ama ben köleden daha ötesiyim. Çünkü hayallerimi öldürmedim.
Öldürmeyenleri toplamaya başladım. Beni bir deney yapan bu dünyaya gizliden savaş açtım.
...
İFŞA EDİLEBİLİR BİLGİLER (1)
(Ruhani bakış açısı)
(Run boy run, Believer)
Kadının odada yankılanan topuklu ayakkabısının uyumsuz tıkırtısı odadaki herkesi rahatsız etse de yöneticinin sözünün üstüne bir şey denemezdi. Bu kadının cümlesi kesilmemeli pür dikkat dinlenmeliydi.
Kadın ayarlamaları yaptıktan sonra üye masasının başında durdu. Yönetici bakışlarıyla onay verdikten sonra eline tabletini aldı.
Kırmızıya boyanmış dudaklarını yaladı ve konuşmaya başladır:
"Evet, geliştirdiğimiz yeni bir proje var, bugün size bu projeden bahsedeceğim."
Arkadaki ekrana CX-52 yazısı yansıdı. Kadın ekranın önünden çekildi ve beden dilini aktif olarak kullanarak anlatmaya başladı.
"CX-52, Cortex Suppression and Survival Induction Compound - 52 yani Korteks Baskılama ve Hayatta Kalma İçgüdüsü Uyarıcı Bileşiği -52"
Masanın sol taraf ortalarda oturan ve taktığı maskeye kadar siyah olan adam elini kaldırdı.
Yönetici başıyla onay verine adam elini indirdi ve:
"Neden 52?" diye sordu
"Kullanılacak denek sayısı. Dört grup olması için bu şekilde bir sistem var." diye yanıt verdi kadın. Sonra yöneticiye döndü.
Onay alınca konuşmasına devam etti.
"CX-52 projesi, insan beynindeki ahlaki karar mekanizmasını baskılayarak hayatta kalma ve saldırganlık iç güdülerini artırmayı hedefleyen bir nörokimyasal deneydir."
Arkadaki görüntü üzerinden anlatmaya başlayarak:
"Deneyin amacı şu tür bireyler üretmektir; korku tepkisi düşük, empati seviyesi bastırılmış, görev odaklı, yüksek derecede hayatta kalma dürtüsüne sahip."
Masadaki üyelere dönüp vurgulayarak:
"Başka bir deyişle; duygusal engelleri kaldırılmış savaş bireyleri."
Masadan onay mırıltıları yükselirken arka planda beynin bölümlerini gösteren bir resim açıldı.
"CX-52 üç temel sinir sistemi bölgesini etkiler."
Kadın eliyle işaret ederek:
"Prefrontal kortekst baskılanması; vicdan azalır, suçluluk hissi bastırılır, öldürme eylemi piskolojik drenç oluşturmaz."
Görüntü değişir:
"Amigdala korku tepkisi azaltımı; ölüm korkusu azalır, risk alma artar, tehlikeli görevlerde geri çekilme davranışı azalır."
Küçük bir es ve göüntünün değişmesinden sonra kadın anlatmaya devam eder:
"Hipotalamus Aktivasyonu; saldırganlık artışı, öldür ya da öl refleksi hedefe odaklanma."
Kadın saçlarını önünden çekmek bahanesiyle üyelere bakar. Sessizliklerinin ilgiden dolayı olduğunu bildiği için memnun olur.
"Deneklerin çocuk yaşta seçilmesi çok önemli. Çünkü amacımız, nörolojik gelişim devam ederken CX-52'nin etkisini gözlemlemektir. Eskilerin de dediği gibi ağaç yaşken eğilir."
Yeni bir görselin yansımasıyla kadın anlatmaya devam eder:
"Deney şu aşamalardan oluşur; deneklerin izolasyonu, farklı dozlarda CX-53 sıvısı, davranış gözlemi ve sosyal etkileşim testi."
Kadın üyelere döner:
"Başta da söylediğim gibi denekler 13 kişilik 4 gruba ayrılmıştır. Her grubun alacağı doz oranı farklıdır."
"Grup 1, günde 5 doz. Grup 2, günde 1 doz. Grup 3 haftada 5 doz. Grup 4 haftada 1 doz."
Kadın son sözünü tamamlamak için duruşunu dikleştirdi.
"Deneyin sonunda Hunter lar yani avcılar yetiştirmeyi, çıkan isyanları tamamen bitirmeyi ve halka korku salmayı planlıyoruz."
Yönetici üye bu fikri sevmiş olmalı ki eliyle yardımcısını çağırdı. Yardımcı yöneticiye bir kâğıt kalem getirdi. Yönetici kâğıda cevabını yazdı.
Yardımcı gür bir sesle:
"Yüce yöneticiyi selamlarım, emirlerine uymak onurunu taşıyarak cevabını iletirim. Yüce yöneticini kararı, deneyin başlatılmasını oylama yönündedir. Oylama başlasın." dedi ve geri çekildi.
Yöneticinin sağında oturan üye:
"Kabul edenler." dedi.
Bu söz üstüne masadaki herkes elini kaldırdı.
Tabii yönetici hiçbir oylamaya katılmadığı için bu oylamada da sadece oturdu.
Oylamayı başlatan üye tekrar konuştu:
"O zaman kabul edildi."
Kadın sevinçle gülümserken. Üyelerin önünde eğildi ve usulca odadan çıktı.
Çıkarken üyelerden birine baktı fakat bu bakış sadece ikisinin arasındaydı.
Üyelerde yavaş yavaş çıktılar ve yönetici tek kaldı.
~~~
Kadın karanlık sokakta duvara yaslanmış birini bekliyordu. Önüne gecenin siyahıyla uyumlu bir araba durdu. Kadın doğruldu, arabadan çıkan adam şoföre işaret verdi ve araba ilerledi.
Kadın ve adam karanlıkta yalnız kaldı. Kadın araba gözden kaybolduğu anda adamın boynuna sarıldı.
"Özledim." dedi.
Adamsa cevap vermek yerine ellerini kadının beline yerleştirdi.
"Sunumun güzeldi tüm üyeleri etkiledin." dedi.
Kadın yüzünü adama doğru kaldırdı:
"Peki seni etkiledi mi?"
"Sen mi yoksa sunum mu? Eğer sunumu diyorsan güzeldi ama senden bahsediyorsan benim güzel Rosa’m, sen her an beni büyülüyorsun."
Kadın kıkırdadı:
"Bu deney çok ses getirecek. Bende artık senin yanına yerleşirim. Sonuçta tüm engeller kalktı sayılır."
Adam kadının saçına bir öpücük kondurdu:
"Deneyin başlaması örgütü yavaşlatır bu yüzden evet güzelim artık engeller kalkıyor."
Kadın mutluydu gerçek aşkı bulmuştu, adam tedirgindi kadını tehlikeye atmak istemiyordu. Örgüt güçleniyordu ve önüne taş koymaya başlamıştı.
Kadın adamın kollarında huzurluyken arka sokakta örgütü destekleyen bir kısım insan geceyi çığlıklarıyla aydınlatıyor tüm şehri çığlıklarla ateşe veriyorlardı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

10okunma 2beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.