13. bölüm / 34
Pied Piper •TaekookMezarlık
Bölümler 34Şu an: Mezarlık
- 1 İlk Günden Mi?749 kelime
- 2 Yeni arkadaşım1.176 kelime
- 3 Puppy eyes723 kelime
- 4 Hasta çocuk1.001 kelime
- 5 Soyunma odası1.162 kelime
- 6 Eski zorba788 kelime
- 7 Tesadüfler1.362 kelime
- 8 Yarışma1.307 kelime
- 9 Harabe1.141 kelime
- 10 Bay Jeon1.479 kelime
- 11 Kermes Sapığı1.420 kelime
- 12 Soju1.229 kelime
- 13 Mezarlık1.224 kelime · Okuduğun bölüm
- 14 Pankart1.414 kelime
- 15 Turnuvalar1.294 kelime
- 16 Sözde iyilik1.311 kelime
- 17 Hastane1.124 kelime
- 18 Proje975 kelime
- 19 Süpriz1.382 kelime
- 20 Kuzey yıldızı1.232 kelime
- 21 Bakıcılar865 kelime
- 22 Islak Kek1.271 kelime
- 23 Kamp1.051 kelime
- 24 Marshmellow1.364 kelime
- 25 Şovmen1.264 kelime
- 26 Ayı875 kelime
- 27 Söylentiler1.234 kelime
- 28 Operasyon768 kelime
- 29 Broşür897 kelime
- 30 Vazo776 kelime
- 31 Baba1.007 kelime
- 32 Doğum Günü1.227 kelime
- 33 Final1.148 kelime
- 34 Yeni Kurgu Duyurusu20 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Son yaşanan jiminin ailesi ve taehyung olaylarından sonra jungkook daraldığını hissediyordu.
Evet herşey yoluna giriyordu ama sürekli bir taraftan da yoldan çıkıyordu. Sürekli kontrolü kaybetmek hem fiziksel hemde ruhsal olarak onu yıpratıyordu.
Bugün ise tüm bu dertlerini ve stresini bir kenara koyuyordu. Çünkü bugün her ay yaptığı gibi annesin mezarını ziyaret edeceği gündü.
Jungkook annesinin hissedebileceğini düşünürdü belki bunun sebebi mutsuzken mezarına her gittiğinde mezardaki çiçekleri solmuş görmesi olabilirdi. Annesi ona göre hislerini çiçekler aracılığıyla jungkooka ulaştırıyordu. Bu yüzden jungkook ne zaman yolu mezarlığa düşse zihnini tamamen bütün sıkıntılardan arındırmaya çalışırdı.
Babasını izin gününde uyandırmak istemiyordu. Sessiz adımlarla hazırlanıyor, dün geceden yaptırdığı mavi ortanca buketini eline alarak usulca kapıdan sıvışıyordu. Böyle günlerde ekstra duygusal olduğu için babasının sorularına maruz kalmak da istemiyordu.
Gideceği mezarlık oturduğu ilçede değildi, oturduğu ilçeye yakın, yüksek bir tepede yemyeşil çimlerle kaplı, sürekli rüzgarlı bir yerdi.
Annesinin doğayla iç içe olmayı sevmesinden kaynaklı buraya gömmeye karar vermişlerdi. Aynı zamanda bay jeon gençken jungkookun annesine yine burda evlilik teklifi etmişti. Önceleri bay jeonun en sevdiği yer olan bu tepe şimdi sadece bakmak bile istemeyeceği bir hüzün barındırıyordu.
Jungkooka dönecek olursak o, savsak adımlarla bir yandan rüzgara karşı kendini koruyarak bir yandan da nefesini kontrol etmeye çalışarak tepeye çıkıyordu. Manzaranın güzelliğine diyecek tek bir söz bile yoktu.
Attığı her bir adımda aklı bambaşka şeylere giderek bir türlü zihnini bastıramıyordu. Tepeye çıkan yolun bozuk basamaklardan oluştuğunu farkedemeyecek kadar zihni meşguldü.
Kafasını tekrar kaldırıp annesinin mezarını görmeye başladığında aceleyle dikkat etmeden adımlarını atmaya başlamıştı ve tabiki bunun sonucunda da bileğinin kıvrılması ve jungkookun yere ani bir şekilde düşmesi bir olmuştu.
Başta umursamayıp tekrardan kalkıp yürümek istese de garip bir sancı ayağını sarmıştı. Geçer diye düşünse de şuan yarı topal bir halde yürüdüğünün farkında değildi.
Mezarın başına geldiğinde bileğindeki bütün acıyı unutmuş gibi dizlerinin üzerine eğilmiş ve annesinin toprağında yeni yeni açmaya başlamış çiçekleri elleriyle okşamıştı. Annesinin mutlu olduğunu düşünüyordu. Kendi kendine kurduğu bu hayaller silsilesine göre annesi mutluydu ve bu jungkooku daha da mutlu ediyordu.
Bir eliyle hala toprağı karıştırırken bir yandan da diğer eliyle gözyaşlarını siliyor, hem bileği hemde kafasındaki tüm düşünceler adeta akın ediyordu.
Jungkook mezarlıkta kimsenin olmamasını seviyordu. Erken saatlerde sakin olurdu burası. Bundan kaynaklı istediği gibi ağlayıp rahatça konuşabiliyordu.
Küçük mavi ortanca buketini alıp annesinin mezarının üstüne bıraktığında sesinde gururlu ama kırgın bir ses tonuyla annesiyle konuşmaya başlamıştı
J:”sanırım artık yapabiliyorum anne. İnsanlara artık kendimi sevdirebiliyorum. Bir arkadaşım bile oldu. Sensiz hiç bir yere uyum sağlamayı beceremedim, ilk defa sanırım birşeyleri becerebiliyorum”
Tekrardan gözyaşlarını silerek olduğu yerde hafifçe kıpırdanmış ve bileğinin ağır acısına dayanamayarak daha sesli ağlamaya başlamıştı.
J:”Belki başka bir hayatta bağcıklarımı bağlamayı sen öğretirsin bana çünkü ben hala belli ki tam beceremiyorum”
Zaman geçtikçe jungkookun bileğindeki acı artıyor, gözleri kızarıp saçları yüzüne yapışıyordu fakat şuan annesinin toprağının kuru olması daha büyük bir problem gibi duruyordu.
Tekrardan kendini bır hışım toparlamaya çalışıp mezardan destek alarak ayağa kalkmış ve tek ayağının üstünde bir şekilde topallayarak mezarlıktaki çeşmeye yönelmişti.
Musluğa yaklaştıkça çevresindeki artan tanıdık ses yükseliyor jungkook sesin sahibini bulmaya çalışıyordu. Bu ses emin olamasada çok yakından tanımak mecburiyetinde kaldığı birine aitti. Kim taehyung’a.
Kim taehyung jungkooka sırtı dönük bir halde çok az bir mesafe ileride olacak şekilde bir mezarın dibinde, tıpkı jungkook gibi mezarla konuşuyordu.
Jungkook taehyungu ilk defa böyle görüyordu ve ister istemez o acımasız çocuğun nasıl böyle içli içli ağladığına şaşırıyordu.
Onu ilgilendirmezdi elbette fakat taehyungu böyle görmek garip bir şekilde ona dokunuyordu.
Çeşmeden doldurduğu bir miktar suyu yine acıyan bileğini görmezden gelerek taehyungun yanına getirdiğinde kalbi birşeylerin yanlış olmasından korkarmış gibi hızlı hızlı atmaya başlamıştı.
Taehyung başta jungkooku farketmemiş, kafası aşşağıya eğik bir şekilde ellerini önünde kavuşturarak dudaklarını birbirine sımsıkı basıyordu.
Jungkook hafifçe eğilip suyu taehyunga uzattığında, taehyung yalnız olmadığının bilincine aniden varmış ve apar topar ayağa kalkmıştı. Başta elleriyle, gözlerini gizlemeye çalışsa da bu çabanın manasız olması onu karşısındaki çocuğa farkında olmadan acıyarak bakmasına neden oluyordu.
Jungkook taehyungun bağırıp kızmasına fırsat vermeden sorun olmayacağını kimseye söylemeyeceğini ve bunun normal olduğu gibi saçmasapan konuşmalar yapıyordu. Taehyung ise onun getirdiği suya bakıyor ve karşısındaki çocuğun da gözlerinin kıpkırmızı yüzünün ise al al olmasına içten içe şaşırıyordu.
T:”Bu ne şimdi?”
J:”ben sadece annem için su taşıyordum görünce sana da getirmek istedim başka bir niyetim yoktu”
T:”başka ne gibi bir niyet arayabilirim ki zaten?”
Taehyung hafifçe arkasını dönüp jungkookun elinden suyu alırken içine kaçan bir ses tonuyla ‘teşekkür ederim’ demişti. Jungkook ise zorbasından böyle bir kelime duymayı bırak rüyasında duymayı bile hayal edemezdi.
İkisinin arasında geçen kısa bir sessizlikten sonra jungkook da karşılık vererek tekrardan kendi annesinin mezarının yanına dönmek için arkasını dönüp ilerlemeye başlamıştı.
Taehyung jungkookun nereye gideceğini merak eder gibi arkasına dönüp çocuğu izlediğinde sağ bileğinin üzerine basamadığını farketmişti. Belli ki burkmuştu ve topallıyordu.
Başta umursamayıp önüne dönmek istesede içindeki dürtü ilk defa birisine yardım etmek için harekete geçmek istiyordu.
Jungkookun arkasından yavaşça gidip onun da kendi annesinin mezarına su döktüğünü görünce uzaktan, ‘nasıl oluyor da aynı hayatları yaşıyor olabiliriz’ diye söylendi.
Sulama işi bittikten sonra jungkookun eğilerek bileğine bakmasıyla taehyung çocuğa yaklaşarak onu korkutacak ani bir sesle, ‘basamıyor musun?’ Diye sormuştu. Jungkook ise ağrısı olduğunu gösteren yüz ifadesiyle taehyunga bakıp sorun değil diyip duruyordu.
Taehyung karşısındaki çocuğun çekingenliğine daha fazla dayanamayarak eğilip çocuğun bileğini açmış ve kafasını hafif yan eğip kendi kendine sırıtmaya başlamıştı.
T:”Sen bu bilekle eve gidebileceğini düşünüyor musun gerçekten?”
J:”evim yakın ki giderim birşey olmaz”
T:”evinin nerde olduğunu bende biliyorum jungkook-ah o yüzden soruyorum ztn”
J:”aslında..çok çok acıyor sadece dururken bile acıyor”
T:”burkmuşsundur muhtemelen”
Taehyung hala bileğini tuttuğu çocuğun kim olduğunu unutmuş gibi ayaklanarak jungkooku koltuğunun altından tutarak kaldırmış ve bir anda burnundan içeri dolan güzel tarçın ve vanilya aromalı kokuyla kendine gelmişti.
Bırakıp gitmek gibi bir seçeneği hala varken sırf daha fazla çocuğun kokusunu alabilmek için yaklaşıp duruyordu.
Jungkook zaten gerginken bir de taehyungun ona bu derece yanaşmasıyla dizleri kendiliğinden kırılmış ve boş bakışlarla yere bakmaya başlamıştı.
Taehyung jungkookun bu kadar utangaç olmasına inanamazken daha fazla uğraşmak istemediğini belirten bir nida çıkarmış ve tekrardan o güzel kokuyu almak için çocuğu dizleri ve belinden kavrayıp kucağına almıştı. Şimdi koku ve jungkookun kızaran yanakları daha belirgindi.
Jungkook içinde bulunduğu durumun garipliğinden öte şuan nereye gittiklerini merak ediyordu. Belki de taehyungun niyeti başkaydı? Belki tehdit edecek ve canını yakacaktı?
Salak gibi nasıl kandığını düşünüp duruyordu. Oysa durumun bununla alakası bile yoktu.
Taehyung nihayet kucağından jungkooku indirip siyah güzel bir motora bindirdiğinde kısa bir nefes verip motordaki tek kaskı arkasında oturan çocuğa uzatmış ve jungkookun sıkı tutunması gerektiğini yoksa bir turda kafasının kırılabileceğini söyleyip onu içten içe korkutmuştu.
Korkutması bir noktada işe yaramıştı. Çünkü jungkook önünde oturan kıvırcık çocuğa farkında olmadan fazla sıkı tutunuyor, taehyung her fren yaptığında jungkookun göğsü ve kasıkları taehyuna çarpıyordu. Taehyung umursamıyordu evet ama jungkook kaskın altında kızarıp kızarıp duruyordu. Bu halini taehyung görse belki daha fazla gülebilirdi fakat kask buna engel oluyordu bu da jungkookun işine geliyordu
Sonunda bir sağlık ocağının önüne geldiklerinde taehyung durup içerden birilerine seslenmiş ve gelen kişiye jungkooku bırakıp kendisi hiç bir şey olmamış gibi gaza basıp gitmişti.
Jungkook ise kaskı çıkardıktan sonra kızaran yüzünü saklamak için sürekli kafasını başka tarafa çevirmiş taehyung gittikten sonra da rahat bir nefes alıp arkasından hala alık gözlerle onu seyretmeye başlamıştı.
Hemşirenin küçük uyarısı üzerine kendine gelip durumu anlattığında aklı hala kim taehyungun küçük ama etkili temaslarında ve üzerine sinmiş kokusundaydı.
jungkook her ne kadar başta bu kokudan tiksindiğini söylese de şuan kokunun güzelliğinden mest olduğunu hissediyordu. Neden böyle düşündüğünü bile bilmiyordu. Tek bildiği zorbasına sarılırken kendini, olmaması gerektiği kadar güvende hissetmesiydi
Bölüm etkileşimi
