Yaşıyorsun

Vaveyla Yazarı: ARYA ADAR

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 15Şu an: Yaşıyorsun

Minho
Jisungun gelmek için hazırlanmaya başladığını anlamıştım. Hemen yüzümü yıkayıp ayıldım ve aldıklarımı koyduğum yerden çıkardım.
Tabaklara boşaltıp içeri, masanın üstüne götürdüm. İçecekleri de doldurup televizyonu açtım. Yukarıdan gelen rahatsız edici beyaz ışığı kapatıp loş, sarı bir ışık açtım. Sıra en zor kısma gelmişti, film seçmek.
Saat sekiz buçuktu, yarım saatte kolayca film seçebilirdim. Ama ne tür filmler sevdiğini bilmiyordum.

Jisung

Minho
Jis
Jiss

Jisung
Efendim efendim
Bisey mi oldu

Minho
Yo yo
Bisi sorcam
Ne cok bisi sordum bende|
Ne cok bisi sord|

Jisung
He sor

Minho
Sen ne tur filmler seversin

Jisung
Film mi
OHA FİLM Mİ İZLİCEZZ|
Heh aynen böyle yaziyim|
Heh ayn|
OHA FİLM Mİ İZLİCEZZ

Minho
Biliuodum anlicagini ya|
He yokya
Vakit gecirmek icin cagirdim seni aslinda

Jisung
Beynimi skm|
He tamam da
Niye sordun o zaman

Minho
Sıctık|
Ne dicem simdi|
Flort mode on o zmn|
Ozledim?

Jisung
OZLEDİM Mİ|
AAAAAAAAAAAAAA|
OZLEMİSSSS|
direkt arasaydin bebegim😉
ben sabredemicem galiba
Bu arada
Anime seviyorm
Cıkıyom on bes dakkaya kapindayim

Minho
NE|
SKTR|
neyse hemen buliyim bi tane|
Ya daa|
Dur dur
En sevdiğin anime ne pekii
İzlerim bende

Jisung
İZLER MİSİNNN|
Ay basım donuyo|
Bana asıksın diye yorumladim|
Nana
En sevdigim
Bi ara izleriz birlikte bitanem

Minho
Simdi izlicez eheheh|
İzleriz izleriz de
Bitanem?

Jisung
Bitanemsin cunku
BENİM bitanemsin
Seviyom seni
Hadi cıktım ben 15 dakkaya gorusuruzz

Minho
Amk kalbim gotumde atiyo|
Niye boyle oldu smdi|
Oyy
Bekliyorumm
(🤍)

Hemen dediği animeyi açtım ve durdurdum, onu beklemeye başladım. Kalbim gerçekten çok hızlı atıyordu.
Kapının çalmasıyla derin bir nefes alıp hemen kalktım ve kapıya yöneldim.
Açtığımda karşımda ev halinde, uzun dalgalı saçları dağınık olmasına rağmen güzel duran, doğal buğday teniyle, tenine tezat olan beyaz eşofmanı ve tişörtüyle elinde sadece anahtarları ve telefonu olan, küçük siyah bir sırt çantasıyla bir jisung karşıladı beni. Bu hâldeyken bile nasıl bu kadar çekici duruyordu?
Bir kaç saniye inceledim onu.
Gözlerim, gördüğü bu gerçek olamayacak kadar hem tatlı, hem güzel bedene bakarak parlıyordu. Ama gerçekti, tamda önümdeydi. Ayakkabılarını çıkarıp boynuma atlamasıyla kendime geldim. Küçük beden, hafifçe parmak uçlarına çıkıp boynuma sarılırken bende kollarımı beline doladım. Kokusunu o fark etmeden içime çektim, yumuşak vanilya kokusu ciğerlerime dolmuştu. O kadar güzeldi ki... Gözlerimi kapamama, bedenini daha sıkı sarmama sebep olmuştu. Vanilya kokusunu bir kez daha doldurdum ciğerlerime. Bu sefer daha derin, daha sesli bir şekilde. Fark etmiş olmalıydı ki bir elini saçlarıma daldırıp karıştırdı. Ondan yavaşça ayrılmamla o dünyalara bedel gülüşünü takındı. Dalıp gitmiştim yine o şahane suratına bakarak. İstemsizce gülümsememe sebep oluyordu ve yine gülümsetmişti beni, üstelik sadece var oluşuyla başarmıştı bunu. İçim kıpır kıpır oluken kan yanaklarımda toplanıyordu. Ona sarılmak, dokunmak rahatlatıcıydı. Her ne kadar rahatlatıcı olsada içimdeki anlam veremediğim o his, nedensizce kalbimi hızlandırıyor ve strese sokuyordu. Böyle harika bir insanın beni sevmesi gerçek gibi değildi. Onu hak edecek ne yapmıştım? Yanıma ne güzel yakışırdı.
O zaman fark etmiştim,
Onunla geçirdiğim bu bir kaç ayda,
Ne zaman bile olduğumu bilmiyordum ama,
Ben gerçekten ona aşık olmuştum, galiba.
"Hoşgeldin jis" Diyerek gülümsedim.
"Hoşbuldum minho!" Diye neşeyle karşılık verdi.
O adlandıramadığım güzel hisle dolmuştum.
"İçeri gel, sana bir şeyler hazırladım."
Kaşları havalanmıştı. Sürpriz gibi bir şeyler beklemediği ortadaydı.
Elini tutup hızla içeri sürükledim onu. Hâlâ ne olduğuna anlam verememişti.
Kurduğum yeri görünce gözleri açılmıştı. Masadaki tabaklara, ışığa ve televizyona baktı. Gözleri ve ağzı daha çok açılmıştı. Onun bu haline kıkırdamadan duramadım. Son olarak bana döndü, kandırıldığını anlamıştı.
"Demek bu yüzden sordun! Hemende inanmıştım öylesine sorduğuna!"
İki kolumu yanlara doğru açtım. Hemen tekrar atladı üstüme. Ellerimi onun sırtında konumlandırdım, o da kafasını boynuma gömüp sıkabildiği kadar sıkı sarılmıştı. Sıcacık bedenine tekrar kavuşmuştum. Kafası hâlâ gömülü olduğundan sesi boğuk çıktı.
"Teşekkür ederim Minho"
"Ne demek jis, hadi otur."
Önce kafasını kaldırdı, kollarını çekmeden hafifçe uzanıp yanağıma bir buse bıraktı. Sanki dün ona verdiğim o küçük öpücüğün karşılığıydı bu. Kalbimin hızlandığını ve yanaklarımın ısındığını hissettim. Bu masum öpücüğü beni gülümsetmişti. Kollarınıda ayırdığında elimi sıkıca tutup koltuğa doğru ilerledi. Kendisini koltuğa attı. Bende yanına oturdum ve sırıtan suratıyla bana baktı.
"Yüzünün her tarafını öpmek istiyorum şuan."
Duraksadım.
"Her tarafını mı?"
"Evet her tarafını, dudaklarını da."
Tatlı, masum dediğim çocuk masumluğunu bir kenara bırakmıştı.
Vücudunu bana döndürdü, suratını yaklaştırdı.
"Hemde en çok dudaklarını."
Dudaklarımın kenarı yukarı kıvrılmıştı. Bu onuda keyiflendirmişti. Dudaklarını büzüp yaklaşırken onu tuttum ve güldüm.
"Hadi oturda başlatayım."
Kollarını göğsünde birleştirdi ve kafasını çevirdi.
"Sadece öpecektim ya!"
Şimdide trip atıyordu. Böyle giderse hiç başlatamayacaktım.
"Tamam, sadece bir kez öp ve başlatayım artık."
Heyecanla yine arkasına döndü ve yüzümü tutup yanağıma aynı bir anneanne öpücüğü gibi bir öpücük bıraktı.
"Oldu mu?"
"Oldu, hadi başlat."
Sonunda ikimizde odağımızı televizyona vermiştik.
Doğrusu sadece o vermişti.
Olduğu yerde bağdaş kurdu.
Bir yandan izlerken, bir yandan önündekilerden yiyordu.
İkimizde izliyorduk demek çok isterdim ama ben film niyetine onu izliyordum. Yanaklarına önündekilerden dolduruşu, gözlerini kırpmadan televizyona odaklanması, tüm hareketlerini izledim. Soğuk, mesafeli bir patron tarafından eser kalmamıştı, hatta tanımasam öyle biri olduğuna inanmazdım. Benim filmim oydu, aksiyon filmi gibi kalbimi hızlandırıyor, romantik film gibi içimdeki o mutlu hissi körüklüyordu. Hangi tür olursa olsun gözlerimi ayıramadım. Her hareketini aklıma kazımak istiyordum âdeta.
Gözlerimi zorla onun üstünden çekip odağımı televizyona verdim.
Ama beynim bana meydan okuyordu, gözlerimi ona çevirmeme zorluyordu beni.
Hayır, bunu yapmamalıyım. O sadece patronum. Böyle şeyler düşünmemeliyim. Her ne kadar beni sevsede, ona değil işime odaklanmalıyım. Ama kollarımın arasında bir Jisung olsa, her gece sarılarak uyuduğum bir Jisung olsa, istediğim zaman öpebildiğim bir Jisung olsa fena olmazdı. Yine oldu işte. Aklım bana düşman gibi davranıyor resmen. Onunda beni sevdiğini bilmeme rağmen açılamamak sinir bozucu. Çünkü güvensizliğim sevgimi bastıyor, ya cidden hisleri yoksa, hayal kırıklığına uğratırsa gibi sorular kafamı karıştırıyor. İşkence yapmadan işkence yapıyor, bana hem iyi geliyor, hem iyi gelmiyor bu adam.
Daha çok düşünürsem hiç bir anlamı kalmayacak yaptığımın. Bu yüzden o yokmuş gibi düşünüp odağımı sağlayacağım.

--

47 bölümün 10'unu tek oturuşta bitirmiştik. Önümüzdekileri de ilk bölümlerden tüketmiştik.
Saat gece 2'ydi. Jisungun normal olarak uykusu gelmeye başlamıştı. Benim ise yaptığım 2-3 saatlik kestirme yüzünden hâlâ uykuya dair bir hissim yoktu.
Masadakileri toplayıp mutfağa götürecekken arkamdan gelip elimdekilerin bir kısmını Jisung kaptı.
Her ne kadar sakat bir şey yapsada, hepsini devirme ihtimali olsada onun yardım şekli bu biçimdeydi.
Hepsini tezgaha bıraktıktan sonra masanın yanındaki bir sandalyeyi çekti ve ters bir şekilde oturdu. Kollarını sandalyenin arka kısmına dayayıp kafasını kollarının üstüne koymuştu. Sandalyeyi ileri geri, sağa sola sallandırıyordu.
Gerçekten sakat işler yapıyor.
"Jisung, yere düşeceksin"
"Bir şey olmaz"
Ben tabakları makineye yerleştirirken dikkatle izliyordu. Acaba o şuan ne düşünüyordur? Beni ne kadar sevdiğini mi, yoksa enayi gibi kandırdığını mı? İşte bunu bilememek en streslendirici şey.
"Yardım edeyim mi min?"
Arkadan gelen sincap çocuğun sesiyle ona baktım.
"Gerek yok, uyusan yeter jis. Gözlerin kapanıyor."
Kaşlarını çattı.
"Senden önce uyumak istemiyorum. Hem uykum çok yok."
Ayakta durmak için kendini zorluyordu. Gözlerini kapasa en fazla bir dakikada uykuya dalardı.
Tabakları yerleştirirken cevapladım.
"İddiaya girerim ki benden önce uyuyacaksın."
Yine kaşlarını çattı ve kafasını eğdi.
"Biraz haklı olabilirsin." Dedi esneyip sandalyede sallanmaya devam ederken.
Arkadan gelen devrilme sesiyle hızla arkama döndüm.
Tamda düşündüğüm şey olmuştu, Jisung yüz üstü yere kapaklanmıştı. Ellerimi hızla kurutup yanına eğildim.
"Jisung! Demiştim işte!"
Yerde sızlanırken kollarını tuttum, o da kollarıma tutunup kalktı.
"Sen demesen düşmezdim." Diye sitem ederken hâlâ kollarıma tutunuyordu.
"Daha fazla söylenme, bir şeyin var mı? Bir yerin acıdı mı?"
Eliyle alnını gösterdi. Saçlarını geri atıp baktım. Hafif kızarmıştı.
"Şanslısın, uyumana şimdide ben izin vermeyeceğim. Bekle buz veriyim."
Buzluğu açıp buzu çıkardım. Saçlarını elimle geriye atıp alnına hafifçe dokundurdum. Dişlerini sıktı.
"Demiştim düşersin diye jis. Dayan biraz."
Sesini çıkarmadan durdu, gözlerini zorla açık tutmaya çalışıyordu. "Dürüst olmak gerekirse gerçekten uykum geldi."
Derin bir iç çektim. Kafasını yeni çarpmışken uyuması pek iyi değildi.
"Gidip yüzünü yıka, on dakika falan daha uyanık kalmalısın."
Omzundan tutup oturttuğum yerden kaldırdım ve banyoya doğru götürdüm.
Yıkadıktan sonra havlu ile yüzünü kuruttu, suçlu ama tatlı bir sincap gibi bakıyordu.
"Özür dilerim Minho" Dedi yere bakıp utanarak.
Burnumdan güldüm ve elimi omzuna koydum.
"Sorun değil."
Ayaklarını yere sürerek yaklaştı ve kafasını kıyafetime gömerek kollarını belime doladı.
"Ben gece birine sarılmadan uyuyamam ama."
Buna cidden kahkaha patlatmıştım.
"Niye gülüyorsun? Gayet ciddiyim ben." Derken kafasını kaldırıp ayrılmıştı.
"Yastık veririm, olur mu?"
Yine benim deyişimle piç sırıtışını takındı.
"Olmaz."
Kaşlarımı çattım.
"Niye?"
"Çünküü..." Diye başladı ve yerde olan bakışlarını bana dikti.
"Yanımda bir insan olması lazım. İsminin de Minho olması lazım. Yoksa uyuyamam."
Tekrar kahkaha attım.
"Bu zamana kadar nasıl uyuyordun o zaman?"
"Orasına karışma!" Diye çıkıştı. "Her gün kâbuslar görüyordum belki."
Daha çok gülmeme sebep olmuştu. O da gülerken omzuma vurdu hafifçe.
"Gülme! Sana sarılarak yatmak istemiş olmam suç mu?"
Hâlâ gülerken zorla konuştum. "Seni asla sert patron imajında göremeyeceğim bir daha"
O da benimle gülmeye başlamıştı.
Banyodan çıkıp buzu biraz daha kafasında tutturdum. Salona koltuğun üstüne yatak yaptım.
"Hadi sincap, yallah içeri."
"Anlamadım? Ben burada yatmayacak mıyım?"
"Misafirleri içeri postalamayı sevmem. O yüzden odama gidiyorsun, hadi iyi geceler." Diyip koltuğa kurulurken kolumdan tuttu.
"Dur, dur! Ben rahat edemem, seni yatağından etmişim gibi hissederim"
Ona yan bir bakış atıp yastığımı alıp odama doğru ilerledim.
"Peki, bu seferlik öyle olsun. Bir dahakine kabul etmem ama."
"Sağol min! İyi geceler!"
Yazık gariban mutlu olsun. Kim bilir yine ne planlar yaptı.
"İyi geceler jis"
Yastığı koyup kendimi yatağa attım. Aslında jisungu yanıma almak kötü bir fikir değildi diye düşündüm. Uykum olmadığını sanıyordum ama on dakika sonra dalmıştım.
Jisung zaten gözünü açamadığı için kafasını yastığa koyduktan 2 dakika sonra uyumuştu.
---
Minho
Sabah olduğunda garip bir hisle kalktım. Garip bir sıcaklıkla. Kollarımı bir şeye dolamıştım. Gece yanımda yastık yoktu, bu neydi o zaman?
Bacağımda ve belimde hissettiğim garip bir baskıda vardı. Kafamın altında vanilya kokusu, nefes alıp verme sesleri, boyun girintime çarpan hava... Gözlerimi araladım ve kafamı oynattım
Kahretsin!
O yanımdaydı, üstelik ne zamandır böyle olduğumuzu bile bilmiyordum. Kafasını boyun girintime yaslamıştı. Saçlarından gelen vanilya kokusu tüm her yere yayılmıştı. Kokudan anlamalıydım. Anlam verememiştim, ne zaman gelmişti, neden gelmişti? Yoksa gece söyledikleri doğru muydu, gerçekten yanında biri olmadan yatamıyor muydu? Bilerek mi yapmıştı yoksa, gecede içerde yatmak istemesinin nedeni bu muydu? Kalbim hızlanmış, nefeslerim düzensizleşmişti. Kollarımı kurtarmaya çalıştım. Ama o uykulu haliyle dahada yaklaştı ve daha sıkı sardı. Dudakları aralandı, hâlâ uykusundaydı. Yavaşça kalkmayı bir türlü başardım.
"Min, Minho?..."
Üstelik rüyasında beni mi görüyordu!?
"Gitme, burda kal..." üzgün gibiydi.
"Minho..." Bu sefer sesine korku yansımıştı.
"Git burdan! Git! Hepsi senin suçun!" Rüyasında ağlıyor gibiydi.
Bu galiba rüya değildi, kâbus görüyordu.
Gerçekten kafayı takmış bana. Ciddiymiş.
Anlamış oldum.
Ama onu şimdi uyandırmam lazım. Hem hesap vermeli, hem şu kabustan kalkmalı.
Hafifçe yanağına dokundum. Gözlerini hızla açıp bir anda yerinden doğruldu. Nefes nefese kalmıştı. Eliyle göğsünü tuttu, göğsü hızla inip çıkıyordu. Ne görmüş olabilirdi ki?
Bir anda sıkıca sarılıp ağlamaya başladı.
O kadar ağır bir kabus muydu? Hemde benim hakkımda?
"Minho, yaşıyorsun!"
"Ne?" En dürüst ilk tepkim bu olmuştu. Benim öldüğümü mü görmüştü? Demek bu yüzden adımı sayıkladı, gitme dedi.
"Çok korktum..." Dedi ağlamasıyla karışık.
"Burdayım, geçti. Karşındayım işte, kanlı canlı. Kabustu sadece. Sakinleş jis." Diyerek sakinleştirmeye çalıştım. Hiç düşünmeden saçlarının arasına bir öpücük bıraktım.
İşe yaramıştı, kollarımın arasında travma geçirip sakinleşmişti. Belki dediklerimi bile duymamıştı, öpmemi umursamamıştı ama canlı olduğumu anlaması yetmişti.
"Jisung, iyi misin?"
Nefesleri çok daha yavaşlamıştı ama hâlâ hızlıydı. Ağzı açık bir şekilde bana döndü. Etrafa bakındı ve gözlerini şaşkınlıkla büyüttü. Tekrar telaşla bana döndü.
"Minho ben çok özür-"
Sözünü böldüm.
"Bırak şimdi onu, iyi misin?"
Korkmuş ve şok içinde kalkması, ağlayarak kendini kollarıma atması yanımda yatmasından daha önemliydi.
---
Jisung
Gözlerimi hafif rüzgarlı bir havada, güneş yeni doğmuşken açtım. Etraf sisli, yerlerde çimenler vardı. Sonu görünmüyordu olduğum yerin. Dünyanın öbür ucuna gitmiştim sanki. Yer ve zaman çok tanıdıktı. Önümde Minho vardı, ama arkası dönüktü. Ellerimi ona doğru uzattım, onu yakalamaya çalıştım. Aramızdaki o küçük mesafe dağları aşıyormuşum gibi hissettiriyordu. Ona yaklaştıkça benden uzaklaşıyordu sanki.
En sonunda arkasını döndü, çok sevdiğim yüzünü görmüştüm. Dünyamı aydınlatan gülüşüyle bana bakıyordu. Elini uzattı bana, hiç çekinmeden parmaklarımı parmaklarına kenetledim. Önünü dönüp elimden tutarak o sonsuzluğa doğru yürümeye başladık. Ellerini çekiştirdim, bana döndü yine. Avuçlarıyla yanaklarımı tuttu, baş parmağıyla okşadı yüzümü. Eliyle alnıma düşen saçlarımı arkaya attı. Yüzüne yaklaştım, nefesleri yüzüme çarpacak kadar yakınlaştım. Dudaklarımı onun dudaklarına bastıracakken, tam tadını en merak ettiğim (tadının harika olduğuna emin olduğum) o dudakları doyasıya öpecekken bir anda yere yığıldı. Olay örgüsü çok benzer gidiyordu 4 yıl öncesine göre.
"Min, Minho?"
Şokla ona bakarken karşımda duran, yüzü görünmeyen o tanıdık silüeti gördüm. Elini sallayıp geri cebine koydu. Yere yığılmış Minhoya eğildim, yüzünü avuçlarıma aldım. Dünyalara vermeyeceğim o gülüş soldu bir anda. Yıldızlardan parlak gözleri açılmamak üzere kapandı. Göz yaşlarım şelale gibi yanaklarımdan boynuma, bazıları Minhonun üstüne akarken silüet konuştu.
"Tekrar yaptım işte, değil mi?"
Ellerimi Minhonun yüzünden çekmeden ona baktım.
"Seni asla bırakmayacağım Han Jisung, Felixe yaptığım gibi o da artık yok. Asla kavuşamayacaksınız desene?"
Ellerimin titrediğini hissettim.
"Gitme, burda kal, Minho!" Deli gibi ağlıyordum. Silüet kahkaha atarak izliyordu bizi.
"Drama, klişe, acı... Çok yazık, Jisung bir kez daha sevdiğini kurtaramadı."
"Minho!"
"Yalvarırım uyan..."
Daha çok bağırdım. Silüet başımda daha çok kahrolmamı istiyordu, sözlerini sıra sıra diziyordu.
"Git burdan! Git! Hepsi senin suçun!"
"Ben suçlu değilim! Öldürmedim onu! Git başımdan, git, yalvarırım git!"
Minho gözlerini açmıyordu, cansız bedenini kollarımda son yolculuğuna çıkarmıştım. İlerdeki silüet daha çok kahkaha atarken ben daha çok ağlıyordum. Ben onu öldürmemiştim, ben onu seviyordum. Tekrar olmamalıydı, bir terslik vardı, ben bir katil olmadığımı biliyordum ama kulaklarıma sanki herkes "sen katilsin" Diye bağırıyordu. Minhoya sarıldım, kendime çektim onu. Kafamı göğsüne yaslayıp uyanması için yalvardım, gözlerimde yaş kalmadı, ama o hâlâ uyanmamıştı. Felixin kaderiyle aynı kaderi yaşamıştı. Dejavu gibiydi, aynı katil, aynı mağdur, aynı yer, farklı ölüler.
Cani beden üstümüze doğru gelirken her şey silindi, uçtu bir anda.
Sonunda gerçekten uyanmıştım.
---
Nefes nefeseyken kalktım tekrardan. Kalkmak yanlış olur, yerimden fırladım. Ölüp dirilmiş gibiydim. Yanımda duran canlı Minhoya, etrafa ve tekrar Minhoya baktım. Yaşıyordu, kabus mu görmüştüm? Üstelik gözümü onun yatağında açmıştım. Ama bu şuan umrumda değildi, tek umrumda olan Minhoydu.
Sımsıkı sarıldım ona bir anda. O ne olduğunu anlamıyorken ben içimden şükrediyordum.
"Minho, yaşıyorsun!" Diye bağırdım kafamı omzuna gömüp göz yaşlarımı serbest bırakırken.
"Ne?" Dediğini duydum. Haklıydı olanlara anlam veremiyordu.
"Çok korktum..." Diyebildim ağlamama devam ederken.
Sorgulamadan sıkıca sardı beni, bir eliyle saçlarımı okşayarak sakinleştirmeye çalışıyordu. Ağladığımı çoktan anlamıştı.
"Burdayım, geçti. Karşındayım işte, kanlı canlı. Kabustu sadece. Sakinleş jis." Diye teselli ediyordu.
Saçlarımın arasına bir öpücük buraktığını hissettim.
İşe yaramıştı da, durup sakince ona sarılmaya başladım beş dakikalık bir süreden sonra. En çok onu duymam ve çaresiz öpücüğü işe yaramıştı ama varlığı ve canlı olmasını görmekte yetmişti.
"Jisung, iyi misin?" Diye sordu, gerçekten çok endişeli görünüyordu.
Yatağında kalktığımı hatırlayıp gözlerim açıldı bir anda.
"Minho ben çok özür-" Derken sözümü kesti.
"Bırak şimdi onu, iyi misin? Diye sordu inatla.
"İyiyim ama çok korktum." Dedim utanarak.
Yüzüne o sırıtışını takındı ve kafasını yana doğru eğdi.
"Beni o kadar seviyorsun yani? Bu kadarını beklemiyordum."
Bende böyle bir cevap beklemiyordum.
Evet o kadar çok bay kızıl.
O kadar çok seviyorum.
Seni bir siksem belki rahatlar içim.
Düşüncemi ona aktardım.
"Evet, o kadar seviyorum. Ne kadar sevdiğimi düşünemezsin bile, o kadar."
Güldü ve başını kaldırdı.
"Sen gerçekten bana delisin."
Ne sanıyordun acaba?
"Evet?" Dedim soru sorar gibi.
"Tamam, sana söz veriyorum bunu düşüneceğim. Bana zaman ver."
Gözlerim açıldı bir anda. Yerimden fırladım.
"Evet, düşün! Kesinlikle düşünmelisin! İyice düşün, bir daha hem tatlı hem sert patron sincap bulamazsın bence! Ama beni süründürüyorsun sen olmaz ki!"
Buna büyük bir kahkaha patlattı.
"Sürün sincap, beni elde etmek istiyorsan sürün."
Buna güzel bir lafım var.
"Yanlışsın, seni elde etmek istemiyorum, sana sahip olmak istiyorum. İkisi farklı şeyler."
Kaşlarını kaldırdı.
"Bak şansın artıyor, etkilendim."
"Şansın artıyor ne ya!? Biraz benide düşün be Min! Kolay kolay kimsenin peşinden koşmam böyle haberin olsun."
Daha çok güldü. Yerim o gülüşünü.
"Bana zaman ver jis. Aklım çok karışık."
Yani gerçekten düşünüyor teklifimi. Ama aklı nasıl karışık ki?
"Nasıl karışık? Neden ki?" Dedim kaşlarımı çatarak.
"Sana nasıl açıklasam bilmiyorum ama, hislerimi anlayamıyorum. Emin olamıyorum sana arkadaş gözüyle bakıp bakmadığımı. Lan!"
Noldu ya?
"Lan konuyu dağıttın! Neden seninle sarılarak kalktık hemen açıkla!"
Aha sıçtık.
"Yanii... Ne desem boş." Dedim.
Çünkü öyleydi.
"İster inan, ister inanma. Gerçekten uyku sersemiydim. Gece de sabah gördüğüm gibi senin hakkında bir kabus görmüştüm. Kontrol etmeye gelmiştim ama bir anda yanına kıvrılmışım. Hem sende sarılmıştın! Gayet mutluydun sende! Rahatsız olsan kalkardın."
Burun kemerini tuttu ve derin bir nefes aldı.
"Madem çok istiyordun, beni uyandırsaydın. Sabah sabah garip oldu yani." Dedi eliyle saçlarını karıştırırken.
"Yanında sana sarılarak uyumam değilde uyandırmadan gelmem mi sorun? Ya yerim seni! Bir dahakine uyandırıp gelirim hayatım!"
İnsan böyle sinir edilir.
"Sabır diliyorum..."
"Bende seni diliyorum ama olmuyor. Yok sana sabır." dedim.
Bakışlarını yerden bana kaldırdı.
"Ha ama sen beni kabul edersen, orası ayrı olur. Ben demek huzur demek, huzur demek sabır demek. Sabır istiyorsan benimle olman yetiyor işte!"
"Diyorsun?"
"Diyorum."
"Ee, olacak mısın benimle?"
"Düşünmem lazım dedim ya!"
"Ama bak-" Derken sözümü böldü.
"Neyse ne jis, kahvaltı hazırlayacağım istiyor musun?"
"Sözümü bölmesen daha iyi olurdu ama, neyse. Sen yaparsın da yemez miyim? Zehir olsa yerim canım."
Dedim ve gözümü kapatıp kocaman gülümsedim. Burnundan güldü ve yataktan kalktı. Onun peşinden yataktan inecekken ayağım örtüye takıldı ve yine kendimi yerde buldum. Gelen sesle Minho hemen arkasını döndü, bağırışı duyuldu.
"Lan yine mi!"
O yanımdaydı, kollarımızı birbirine sarmıştık. Bir bacağını bacağımın üstüne atmıştı. Üstelik ne zamandan beri böyle durduğuma dair hiç bir fikrim yoktu. Kalbim ve bir anda hızlandı, nefesim düzensizleşti. Olanı kavrayamamıştım. Ne ara gelmişti yanıma? Neden gelmişti? Gece dediğini ciddiye almamıştım, yoksa doğru muydu? Senaryoları kurmaya başlamıştım.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

66okunma 4beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18