10. bölüm / 15
Patronun Gözdesi/ MinsungKaç cm?
Bölümler 15Şu an: Kaç cm?
- 1 Karakter Tanıtımı194 kelime
- 2 178. Kişi1.292 kelime
- 3 Telefon Bahane Minho Şahane1.265 kelime
- 4 Çok Tatlısınız!2.504 kelime
- 5 Minho: COK TATLİ AMK1.509 kelime
- 6 Yaşıyorsun2.864 kelime
- 7 Vanilyalı Krema3.176 kelime
- 8 Seviyom Seni4.621 kelime
- 9 Kaç cm?2.970 kelime · Okuduğun bölüm
- 10 Felix!?1.387 kelime
- 11 Vay be Minsung1.255 kelime
- 12 İ like that shit752 kelime
- 13 Hyunjin geliyo1.009 kelime
- 14 AĞZINA SIÇAYIM SENİN702 kelime
- 15 Ne diyosun sen ya1.517 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Selaamm
Smut olcak bu yüzden rahatsız olan okuyucular icin basladığı ve bittiği yere unlemler koyucam. İsteyen gecebilirr
İyi okumalar ✧・゚: *✧・゚:*
Bir Yıl Sonra
(Minho)
Yüzüme vuran güneş ışığıyla gözlerimi araladım. Gördüğüm ilk şey kollarını sıkıca belime sarmış bedenin saçlarıydı. Dudaklarımı saçların arasında gezdirdim. Saçlar yüzümü kaşındırıyordu ama bu hissi seviyorum.
"Jis, kalk hadii.." Yüzümü saçlara sürttüm.
Mırıldanma sesleriyle kalktığını anladım. Yüzünü gömdüğü gögüslerimden kaldırdı, burnumu burnuna sürttüm.
"Günaydın sevgilim."
Dudaklarını yaklaştırdı, dudaklarıma yumuşak ve uzun bir öpücük bıraktı.
"Kalkmak istemiyorum.." Kafasını tekrar gömdü.
"Kalkman lazım ama canım. İşe geç kalacağız."
Kafasını zorla kaldırıp doğruldu, bende ayaklarımı yataktan sallandırdım. Yanına gidip tek hamlede kucakladım, omzuma attım onu. Hâlâ uyumaya çalışıyordu.
"Jis, uyuma." Sallandırdım biraz.
Sarkıttığı eliyle kalçamı sıktı.
"Ahh, Jisung!"
Kıkırdadığını duydum.
Tuvalete yönlendirdiğim adımlarımı durdurdum. Kapının önüne gelmiştik. Onu indirdim ve duvarla arama aldım.
"Bir daha yapma." Üstüne eğildim.
"Yaparsam nolur?" Pis pis sırıttı.
"Hadi, gir şuraya işlerini hallet, bekliyorum."
"Nasıl istersen bebeğim." Göz kırptı, gülerken kollarımı çektim ve tuvalete girdi.
Dolabımdan kıyafetlerimi çıkardım ve onu beklemeye başladım. Saat yedi buçuktu.
"Çıktım, girebilirsin."
Koridorda önümü kesti.
"Noldu canım?"
Sorumdan sonra kollarını boynuma doladı.
"Bu akşam, bir şeyler yapalım mı?" Kafasını yana eğdi.
Cilve yapıyordu.
"Ne gibi bir şeyler hayatım?"
Ona ayak uydurdum, ellerimi beline yerleştirdim.
"Hm, bir düşüneyim," Bir elini çenesine koydu.
"Akşam düşünürüm. Şimdi giyinmem lazım!"
Hızlıca kurtulup dudaklarıma bir kelebek öpücüğü bıraktı, giyinme odasına girdi ve kapıyı kapattı.
Burnumdan güldüm ve adımlarımı banyoya yönelttim.
Hazırlandıktan sonra evden çıktık ve şirkete doğru yol aldık.
Tabii ki yol boyunca dinlediği müziklere maruz kaldım, her zaman ki gibi. Alıştım artık.
Geldiğimizde inip kapısını açtım, şirletteki herkes sevgili olduğumuzu biliyordu.
Bu yüzden o inince çekinmeden dudaklarına bir buse bıraktım.
Elini tuttum ve şirkete girdik.
Her zamanki gibi.
Ofisin kapısını açtı, içeri ilk adımı ben attım. Arkamdanda o geldi.
Masama yerleştiğim gibi önüme bir kaç dosya attı.
"Yavaş ol! Bide daha yeni oturdum biraz soluklanayım mı?"
Dosyalara göz gezdirdim.
"Yok. Soluklanma. Hızlı olmamız lazım."
O da önüne bir şeyler koyup bilgisayarına not etmeye başladı.
"Son zamanlarda çok acımasızsın."
Bende bilgisayarıma girişmiştim.
"Söz veriyorum telafi edeceğim birtanem, son zamanlarda çok yoğunum biliyorsun."
Şimdi nasıl trip atayım ki ben?
Yüzümde bir tebessüm belirdi.
"Teşekkür ederim jis."
O kadar yoğundu ki kafasını bile kaldırmıyordu. Bazen dediklerimi ikinci defa diyişimde anlıyordu. Geceleri geç yatıp sabah erken kalkmaktan kafası bunalmıştı. Tüm gün boyunca sadece 3 saat verilen molada bile çalışıyordu bazen.
Son zamanlarda ona çok üzülüyorum, gerçekten çok yoruluyor. Dinlenmesi şart.
Gelmemizden yaklaşık yarım saat sonra kapı çaldı.
"Gel"
Artık biri gelince takındığı ve bana hiç göstermediği soğuk haline alışmıştım.
"Efendim, gerçekten acil bir şey var. Hemde çok."
Kafamı kaldırıp konuşmaya odaklandım.
"Sıkıntı nedir?" O da kafasını kaldırmıştı.
"Namjoon, geldi."
Yerinde donup kalmıştı.
O adam hakkında sadece düşman şirketlerden birinin patronu olduğunu biliyordum. Ve Jisungla olan geçmişlerinin pek iyi olmadığını.
Ama olan olaylardan hiç bahsetmemişti, bende üstelememiştim.
"Ne demek geldi? İçeri mi aldınız? Bana sormadan neden yapıyorsunuz böyle şeyler!?"
Yerinden sinirle kalktı, bende sadece olanları izleyebiliyordum.
"Biz..."
"Hiç bir şey deme! Sadece neden geldiğini öğren"
Onu nadiren böyle görürdüm, gerçekten ciddi şeyler olunca böyle sinirli olurdu.
"Bir şey daha var."
Yere bakan gözlerini gelen çalışana dikti. Bir kaç saniye boyunca ters ters baktı. Gerçekten korkutucu görünüyordu.
"Ne var? Bu sefer hangi bela buldu bizi?"
Elleriyle saçını karıştırdı, derin ve sinirli bir iç çekti.
"woojin.. O da gelmiş.."
Adamın korktuğu konuşmasından belliydi. Soğuk terler döküyordu.
"Tamam, sakinim. O kadar yıl sonra ne bok yemeye geldiklerini öğrenip hemen bana ilet."
Masasına geri oturdu ve hızla bir şeyler yapmaya başladı.
"Tamam efendim."
Çalışan hızlı adımlarla çıktı. Jisung sinirden kıpkırmızı olmuştu resmen. Deli gibi terlemişti.
Yerimden kalkıp masasının yanına gittim, önüne çömeldim.
"Hayatım, sakin ol." Ellerini sıkıca tuttum.
Derin nefesler alıp vermeye başladı. Ellerimi daha çok sıktı.
En sonunda dayanamayıp kalktı ve kapıyı kilitledi. Sonra direkt olarak yerde çömelen benim yanıma oturdu ve göz yaşlarını serbest bıraktı. Kollarını boynuma doladı sıkıca. Kafasını göğsüme gömdü. Olanları sorgulamak yerine saçlarını okşadım sadece. Çünkü şuan ihtiyacı olan buydu.
"Sevgilim, derin nefes alıp ver. Sakin ol."
Kafasını kaldırıp dediğimi yaptı. Yüzünü avuçlarımın içine aldım, baş parmağımla göz yaşlarını sildim.
Zorla, kekeleyerek konuştu.
"Minho, benim dinlenmeye ihtiyacım var. Ve o bela tekrar yakama yapışmak için geldi."
Moral amaçlı yüzünü öpücüklerle donattım.
"Eskiden ne oldu bilmiyorum ama artık bende varım jis, sana hep destek olacağım."
Kollarını belime doladı, ağlamasını durdurmaya çalıştı. Sakin bir şekilde kollarımın arasında derin nefesler alıp verdi. Onun saçlarını okşadım daha iyi olmasını dileyerek.
Biraz daha öyle durduk, o kalkana kadar.
Gözlerini sildi ve burnunu çekti.
"Ben şu caninin niye geldiğini öğreneyim. Onunla yüz yüze görüşmem gerekirse seni yönlendireceğim, üzgünüm birtanem."
Yerden kalkıp yanağından öptüm.
"Sıkıntı değil, her şeyi yaparım. Senden önemli değil ya?"
Gülümsedi ve tekrar sarıldık. Sonra gözlüğünü takıp ofisten çıktı.
Molanın erken olacağını öğrendiğim için biraz yoğunlaştım.
Yaklaşık bir saat boyunca Jisung gelmedi. Bende molaya çıkmadan onu bekledim. İşlerinden bazılarını hallettim. Chan aramıştı ama onuda reddettim.
Molanın ilk saatinde hâlâ yoktu. Merakıma yenik düşüp onu aradım.
"Efendim hayatım?"
"Jis, iki saatten beri nerdesin?"
"Dediğim adamları çıkarmak için elimden geleni yapıyorum. Biraz uzun sürdü üzgünüm, merak etme en fazla on dakikaya ordayım."
"İyisin değil mi?"
"Evet min, endişelenmene gerek yok."
"Peki birtanem, görüşürüz."
"Görüşürüz!"
Sesi telefon kapanana kadar kötü gelmemişti. Yani her şey yolunda demekti.
Dediği gibi on dakika sonra ofise girdi. Kafamı kaldırmadan işime baktım. Onun için hızla bitirmem lazımdı, yükünü hafifletmem lazımdı.
Çenemi kavrayıp kafamı kaldırdı. Gözlerine kitlendim direkt olarak.
Yakınlaşıp dudaklarımızı birleştirdi.
Ona karşılık verdim, bir kaç saniye boyunca öyle durmuştuk.
Sonra başını yana eğip gülümsedi, flörtöz bir şekilde.
"Sen cilve falan yapıyorsun sabahtan beri, ne isteyeceksin birtanem?"
Oturduğum koltuğa doğru ilerledi, hafifçe arkaya doğru gittiğimde kasıklarıma oturdu. Yüzünü yakınlaştırdı ve burnunu burnuma sürttü.
"Anladım, beni delirtmek istiyorsun."
Ellerimi belinde konumlandırmıştım bile.
"Biraz eğlenmek istiyorum.." Kafasını boynuma gömdü.
Boynumu emdiğini ve iz çıkarmaya çalıştığını anlamam uzun sürmedi.
"Şuan işteyiz jis, yarın tüm gün boş, ne istersen yaparım o zaman."
Onu durdurdum.
Hevesini biraz alması için belinde olan elimle belini okşadım.
"Peki ama yarın kaçışın yok."
Vücuduma yatmış saçlarımla oynuyordu.
"Söz."
Üstümden indi, öpücüğünü bırakmayı ihmal etmiyip masasına geçti.
Yanıyorum ben bu çocuğa..
"Kim üstte olacak?" Sırıtarak bana bakıyordu, ellerini çenesinde birleştirmişti.
"Tabii ki de ben." Göz kırptım.
Sırıtması hemen yerini büzülmüş dudaklara bıraktı.
"Bende boynunda iz çıkarmak istiyorum amaa.." Aynı annesinden oyuncak isteyen çocuklar gibiydi.
"Tamam, çıkartırsın sevgilim." Bilgisayarımla ilgilenmeye devam ettim.
Neşeyle ellerini çırptı.
"Sağol hayatımm!!"
Arkasına yaslandı ve alarmı çaldı.
"Molam gelmiş. Senin molan ne zamandı min?"
Telefondan saati kontrol ettim.
"Geçmiş bile." Telefonu kapattım.
Kaşlarını çattı ve ayaklarını masasına uzattı. Kollarını arkasında, kafasında birleştirerek arkasına yaslandı yine.
"O zaman bende burdayım. Molaya çıkmadın mı gerçekten?" Sonuncusunu üzgün bir ses tonunda söylemişti.
"İşlerini hafiflettim hayatım." Hâlâ da hafifletmeye devam ediyordum.
"Ya, Minho.." Yerinden kalktı ve yanıma gelip sıkıca sarıldı.
"Bir şeyler ister misin birtanem? Hemen alıp geleyim mi?"
Kafamı olumlu anlamda sallayıp gülümsedim, dudaklarıma busesini bırakıp hızla çıktı.
Bende bilgisayardan yaptığım şeye devam ettim.
--
Saat altı olduğunda çantamı toparlayıp Jisungla ofisten ayrıldık. Gerçekten halim kalmamıştı.
"Jis, bu gün sen sürsen olur mu?" Arabanın önüne gelmiştik.
Elini göğsüne koyup eğildi ve sürücü koltuğuna oturdu. Yanına oturduğumda yanağına bir öpücük bırakarak teşekkür ettim.
"Bu gün çok yoruldun, o yüzden hakkımı yarına saklayacağım."
Kafamı olumlu anlamda sallayıp güldüm.
On dakikalık yoldan sonra eve ulaşmıştık, sonunda.
Çünkü girdiğim gibi yatağa atlayacağım ve uyuyacağım.
Jisungla aynı eve çıktık gibi bir şeydi, haftanın 6 günü ondaydım. Yakında orayı boşaltıp ona taşınmayı planlıyorum.
"Sonunda ev!" Ayakkabıları fırlatarak içeri atladım.
"Yavaş öküz suratıma geldi!"
Siktiirr...
"Özür dilerim hayatım!"
Üstümü kapıyı kapatmadan tek hamlede çıkardım. Kapıdan gelen ıslık sesiyle yan tarafa döndüm.
Jisung vücuduma bakarak sulanıyordu.
"Oo Minho.. Ben buna fena azarım."
Yatağa itildim, üstüme çıktı hemen. Ellerini üstümde gezdirdi.
"Çok olmuştu dokunmayalı." Dudaklarını yaladı.
"Jisung, şimdi sulanma lütfen çok yorgunum." Yakındım ve onu üsütümden alıp yanıma yatırdım.
Bir kez de olsa öpmüştü çıplak yeri.
Hemen rahat bir şeyler giyip kendimi yatağa attım. O da çoktan giyinmişti, yanıma uzandı.
İkimizde tavana bakıyorduk.
"Hatırlıyor musun lan, sana kızıl afet dememe nasıl sinir oluyordun." Bir anda nostalji yaptı. (Nostalji dediğimde bir yıl ama olsun.)
"Hatırlıyorum. Chan zor durdurmuştu, az kalsın saçlarımı geri kahverengi yapacaktım. Bir anda belimden kavramanıda hatırlıyorum."
Kendini bana doğru döndürdü ve kollarıyla sardı, bacağını üstüme attı.
"Sinirden domatese dönmüştün."
Güldüm ve bende ona sarıldım.
"Sarmaş dolaş kalktığımız, bende kaldığın ilk gece peki?"
Buna ikimizde seslice gülmüştük.
"O gecee.." Sanki bir şey itiraf edecekti.
"Ben seni gizlice öpmüştüm."
Kapalı gözlerim bir anda sonuna kadar açılmıştı.
"Ne dedin sen?"
"Merak etme ya! Dudağını öpmedim! Kenarını öptüm.. Bide, çeneni. Evet bu kadar."
Açıklıyor bide!
"İyi ki kalkmamışım." Gözlerimi kapattım yine.
"O gece kendimi tutmaktan patlayacaktım bir kere! Seni öpmesem kriz geçirecektim! Hayatım söz konusu burda!" Kafasını göğsüme gömdü.
Gülüp geçtim ve saçlarının arasına bir öpücük bıraktım.
"İyi geceler birtanem."
"İyi geceler kızıl afet."
--
"Linoo kalk hadi." Üstümde tepinen Jisungla güne başladım.
"Lan üstümde napıyosun?"
"Seni kaldırıyorum canım."
"Öperek uyandır bir kez de ya!" Onun üstümde olduğunu umursamayarak kendimi doğrulttum. Vücudunu göğsüme yasladı. Kollarını boynuma doladı.
Bir anda yüzümün her tarafını öpmeye başladı.
"Tamam! Yeter!" Sabah sabah çok güzel uyandırıldım gerçekten.
"Kırıldım." Kalkamaya yeltendi ama kalkmasıne engel oldum.
"Kalk demedim ama." Kollarımı beline sardım.
"Sözün var hatırlıyorsun değil mi?" Alttan bakarak söyledi.
"Hatırlıyorum merak etme." Pis pis sırıttı ve sürtünmeye kalktı.
"Bekle lan, şimdi değil. Akşam daha güzel olmaz mı, hm?"
Kaşlarını çattı ama kafasını olumlu anlamda salladı.
"Kahvaltıyı napalım?" Üstümden kalkıp yanıma uzandı.
"Fırına gideyim mi?"
"Yok. Senin elinden yemek istiyorum."
Yan bir bakış attım. Yine gülümseyerek bakıyordu.
Kalktım ve onuda kucakladım.
"Napıyon ya?" tepinmeye başladı.
"Rahat dur ya! Sevgilimi kucaklamakta mı isteyemeyeceğim?"
Sevgili olduğumuzu bazen unutuyorum yemin ederim, daha çok arkadaş gibi kuduruyoruz çünkü. Romantik anlarımız sıklıkla olmaz ama olunca çok güzel olur.
Yalan attım biraz. Sıklıkla olur.
Kollarını boynuma sardı. "Yaa, birtanem benim! Eğilde öpeyim seni!"
Dediğini yaptım. Dudaklarımı sertçe öptü.
"Sömürseydin!"
"Sus be! Açım sana adam!"
Güldüm ve mutfağa gittim. Onu da bir sandalyeye oturttum. Telefonumu ve cüzdanımı alıp kapıya yönlendirdim adımlarımı.
"Nereye lino?" Peşimden geldi hemen.
"Fırına?" Sorar gibi konuştum.
"Sen yap! Senin yapmanı istiyorum!" Koluma yapıştı.
"İstemiyorum ya!" Kolumu kurtarmaya çalıştım.
"Trip atarım." Arkasına döndü ve salona adımladı.
"Tamam atma, yapacağım." Peşinden gidip kolunu çektim.
"Yuh öküz düşecektim!"
Mutfağa gittim ve istediği gibi kahvaltı hazırladım. Karşılığında sarılıp öptü ve abartmıyorum, 5 dakikada hepsini yedi.
"Sen insan olduğuna emin misin?"
"Şuan evet ama seni sikerken olacak mıyım orası tartışılır."
Yutkundum ve sessizce karşısındaki sandalyeye oturdum.
"Ol lütfen."
"Olmayacağım." Son lokmasını yuttu ve az önce bunları dememiş gibi kalkıp tatlılık yapmaya başladı.
"Aşkıım... Çok seviyorum seni."
"Dedi az önce sikiş sokuştan bahseden Jisung."
"Ne? Ben mi? Ne alaka canım!" Ellerini hızla salladı ve sahte bir şaşırma ifadesi kullandı.
"Kaç santim senin?" Bir anda yönelttiği sorusuyla şaşırdım.
"Ney?"
Kaç santim diyorum?"
"Ney kaç santim bebeğim?"
"Ney diyip durma! Açıkça söyletecek misin illa ki?"
"Ne dediğini anlamıyorum jis."
"Sende ne masum çıktın ya, çükün diyorum kaç santim?"
Kahkaha attırmıştı son cümlesi.
"Kaç santim olmasını isterdin?" Yüzüne yaklaştım.
"Tamam yeter bu akşam göreceğim zaten." Kenara kayarak yüzlerimizi uzaklaştırdı.
"Oha açık açık söylüyor bide." Elimle ağzımı kapattım.
"Söylerim tabii! Sevgilimsin ya salak!" Elini masaya vurdu.
"Sakin ol!" Korkuyorum amına koyayım, hard sokuş yaparsa yerimden kalkamam üç gün. Her şey beklenir bundan.
"Ne o, korktun mu?" Dedi imalı imalı.
Tabii benim kabaran gurur durur mu?
"Hiçte bile. Senden mi korkacağım, hah!" Zengin gülüşümü saldım ortaya.
Gözlerini kısıp uzaklaştırdığı yüzünü yine yakınlaştırdı. Burnu gözünmün önündeydi.
"Lee Minho. Yarın senin yerine işini yapacağımı belirtmek isterim. Çünkü yarın karnınıza girecek şiddettli sancılarınız, kalkmanıza engel olacak gibi duruyor."
Her bir kelimenin üstüne basa basa söylemişti. İstemsizce yutkundum ve çaresizce saate baktım. Sabah 10'u gösteriyordu. Akşamı beklemeye niyeti yoktu. Elleriyle yüzümü sertçe kendine döndürdü, sonra az önce 'baskın karakter' rolünü oynamamış gibi kocaman gülümseyip dudaklarıma minik bir öpücük kondurdu. Yerinden kalkıp elini beline koydu.
"Tam on dakikan var Lee. Yatak odasında bekliyorum bebeğim."
Göz kırpıp yerinde zıplaya zıplaya odaya adımladı. Yüzündeki o piç sırıtışının bir an bile gitmediğinden emindim.
Aslında istemiyor değildim, o zevki tatmayı istiyordum. Sadece biraz, ama birazcık gözümü korkutmuştu Jisung.
O gözüme minik, tatlı, sevimli gözüken kişinin içinden böylesine baskın bir karakter çıkmasını açıkçası bende beklemiyordum. O imalı konuşmalar, göz kırpmalar, cilveler... Bu adam tam bir felaketti.
Kendimi hazırlayıp kapıyı açtım. Yatakta uzanmış telefonuyla ilgilenen Jisung, bakışlarını direkt benim üstüme çevirdi. Yüzüne o sinsi gülümseme yerleşirken cilveli tavırlarını takındı.
"Sevgilim, daha erken gelirsin sanmıştım..." Bakışlarını yere çevirdi, işaret parmağıyla yatağa daireler çizdi.
"Beni daha çok bekletmek istemezsin, hm?"
Yüzümün yanmasına ve kıpkırmızı kesilmeme engel olamadım.
"Jisung... Beni delirtmeye falan mı çalışıyorsun?" Dedim onu kucağıma yerleştirip sesimdeki hayranlığı gizlemeyerek.
"Hm hm." Cilvesini bozmayarak kafasını salladı.
Bacakları belime, kolları ise boynuma dolanmıştı. Üstümde doğruldu, dudaklarımızı birleştirdi.
!!!!!!!!!!!
Anımız, yani zevkli sevişmemiz bu öpüşmeyle başlamıştı. İlk önce sadece dudaklarını bastırırken araya dili girdi. Alt ve üst dudaklarımın tamamını diliyle gezdi. Ben ise onu daha çok kendime bastırmak isteyerek elimi saçlarının arasına daldırıp bastırdım. Bir elimle ise kalçasını kavramış, sımsıkı tutuyor ve sıkıyordum.
Alt dudağımı ağzının arasına aldı, o emerken kalçasındaki elimi sıkılaştırdım. Ağzımın içine tatmin edici, kısık inlemesini sundu. Bende onun üst dudaklarına yöneldim. Onu kucaklayıp duvara yasladım, sırtı soğuk duvarla temas ettiği için içine bir titreme gelmişti. Biraz orda devam ettik öpüşmeye. Zevkle dudağını emerken onu tekrar kucağıma alıp yatağa yatırdım. Ellerini boynumdan tişörtümün eteklerine götürdü. Hâlâ dudaklarımız ayrılmamıştı. Yavaşça yukarı doğru çekti, kolayşık sağmalak için dudaklarımı çektim. Tişörtümden yavaşça kurtulmuştu. Elleri karnım ve göğüslerimde gezdi. Alt dudaklarını ısırdı, gözlerini bir saniye bişe ayırmıyordu. Altımda olsada hiç zorda görünmüyordu.
"Devam et bebeğim, durma.." Dedi sırıtırken. Amacı gayet belliydi. Tişörtünü tek hamlede çıkardıp kafamı beyaz boyun tenine gömdüm. Daha rahat etmem için boynunu yana doğru çevirerek bana yer açtı. O beyaz boyunda iz çıkarmayı her şeyden daha çok istiyordum.
Kendimi kaybetmiş bir halde boynunu emiyor, ısırıyor, bazsn ise öpüyordum. Kafamı kaldırıp eserime baktım, yüzümde oluşan gülümsemeyle aşağıya doğru indim. Köprü kemiğinden göğsüne, ordan göğüs uçlarına indim. Bana hafifçe yükseltip uzattığı iniltilerini sundu. Daha aşağı, beline indim. Orayıda kızarttıktan sonra sıra ona geçmişti.
Artık altta olan bendim. Kafasını boynuma gömüp yaptığı başlangıçla hafifçe irkildim. Sert başlamıştı, ağzımdan bir inilti kaçırdım. Sertçe ısırıp emiyordu, gayet mutluydu. Aynı onun gibi başımı yana çevirip ona yer açtıktan sonra ellerimi az önce kızarttığım beline sardım, yavaş yavaş okşamaya başlayınca kalçasını kıvırdı, hafifçe salladı. Bana sürtünürken anın zevkinden kendimden geçiyordum.
"Ah... Jisung..."
Ellerimi kalçasına attım ve sıktım, bu yönergeyi anlayıp o da boynumdan aşağı doğru inmeye başlamıştı. O tenimi emip ısırırken bende kalçasındaki elimi gevşetip orayı okşamaya başladım. Diliyle talan ettiği vücudumun belirli yerlerine izlerini bırakmıştı. Kafasını kaldırdığında vücudumda bıraktığı eserlere nefes nefeseyken dikkatle baktı, teker teker ellerini gezdirdi hepsinde. Üstlerine birer öpücük bırakıp dudağıma yöneldi tekrar.
"Ağzını aç, sevgilim."
Dediğini ikiletmeden ağzımı açtım, dilini ağzımın içine yolladı. Ağzımın içini talan ederken dillerimiz birbiriyle buluştu. Bende zorlukla kendi dilimi onun ağzına gönderdim.
Üstümdeyken bir yandan sürtünmeyide unutmuyordu, o yere yaklaşıyoruz mesajını vermeye çalışıyordu. Kendime hakim olamayarak kalçasını elimle yokladım, sıktım iyice.
Yaptığım bu şeye, verdiği karşılık karşısında bir kaç saniyeliğine kitlendim.
Elini penisimin kenarına atmış, orayı okşamaya başlamıştı. Ara sıra bacak arama iniyordu eli.
Donmuş vücudum erimişti resmen, başka açıklaması olamazdı. Çünkü alnımdan boncuk boncuk terler akıyordu.
Biraz böyle oyalandık, tekrar tekrar dudaklarımız buluştu. İkimizde hiç şikayetçi değildik, aksine aldığımız zevkin haddi hesabı yoktu.
Ama sıra o kısma gelmişti, içime gireceği zamana. Üstümden doğruldu ve elini eşofmanıma attı. İpi yavaşça çözdü, tek hamlede dizlerime kadar indirdi. Üstümden kalkıp tüm bacaklarımdan sıyırdı.
Bende onun eşofmanının ipini açıp indirdim, neredeyse tüm vücudumuz birbirimizin gözü önündeydi artık.
İkimizde vücutlarımızı süzdük bir süre.
Tekrar üstüme tırmanmasıyla şimdiye kadar sadece Jisung'un verdiği heyecan dışında hızlanmayan kalbim, şuan gögüş kafesimden hırlayacakmış gibi hızlanmıştı. Göğsüm hızla inip çıkıyordu.
"Min min? Bir sıkıntı mı var? İstersen şimdi durabiliriz." Diye sordu Jisung üstümdeyken.
Hayır, hiç bir sıkıntı yoktu. Sadece onun varlığıyla heyecanım tavan yapmıştı.
"Hayır güzelim, kalbim senin karşında kendini tutamıyor sadece. Devam et."
Aldığı onay ile boxerlarımızdan da kurtuldu ve pozisyonunu aldı.
Ha unutmadan, sırıtışını da hemen takındı.
İşaret ve orta parmağını ağzıma götürdü. Parmaklarını ağzımın içine alıp iyice ıslattım, elini ağzımdan yavaşça çıkardı ve ışık hızında burnumun ucuna ve dudaklarıma minik öpücükler bıraktı.
Bu, hazır ol, dayan mesajıydı.
Bacaklarımı araladı, ilk önce işaret parmağını deliğime doğru itti, içine soktu. Acıyla ağzımdan yüksek bir inleme çıkardım.
"Dayan sevgilim, çok güzel olacak." Diyip biraz daha ilerletti parmağını.
"Ah, jisung..."
Ardından orta parmağını da içime gönderdi ve içindeyken yavaşça hareket ettirdi. Hazırlıyordu birazdan olacak asıl olaya. Acıyla ama aynı zamanda büyük bir zevkle bir kaç inleme salmıştım odanın içine.
Parmaklarını deliğimden çıkardıktan sonra ne zaman tuttuğumu bile bilmediğim derin bir nefes verdim.
"Çok iyisin bebeğim." Jisung yavaşça arkaya doğru gitti.
Penisini deliğime doğru konumlandırdı, tek hamlede içime girdi.
Bedenlerimiz bütünleşince en büyük inlememi o anda sundum.
"Ah..." Uzunca ve seslice.
İçimdeyken ileri-geri hareket etmeye başladı, her hareketinde biraz daha yüksek inliyordum. Aldığım zevki daha önce hiç bir yerde, hiç bir şeyde almadığıma yemin edebilirdim.
Hareketlerini benim için yavaş tutuyordu, ama ben yavaş tutmasını istemiyordum. Hazzı sonuna kadar tatmak istiyordum.
"Mmhm, Ji-Jisung... Daha... Daha, hızlı..."
Zoraki söylediğim cümleden sonra ellerini belime indirdi ve rahatlamam için okşadı yavaşça.
"Hazır ol bebeğim."
Hareketleri iyice sertleşip hızlandı, iniltilerimin de desibelini yükselttim. Her ileri geri hareketinde "hadi, biraz daha, daha hızlı" gibi sözlerle ateşini körüklüyor, hırsını artırıyor, sınırlarını zorluyordum.
Karnımda gidip gelen bombe beni daha çok tatmin ediyordu. İnlemelerimin arasına kahkahalarımı da kattım. O da bundan hoşlanmış gibiydi, iyice hızlanmıştı.
Aldığım zevkten midir bilmiyorum ama artık alt vücudumun belirli yerleri acıdan yanıyor, belirli yerleri uyuşmuştu. Jisung hâlâ devam ediyordu gelgitlerine.
Biraz daha zaman geçtikten sonra, Jisung artık yorulmuş olmalıydı ki içimden yavaşça ayrıldı. Zevkten gözleri kayarken içimden çıktığı gibi kendini yatağa attı seviişmeden sonra gelen yorgunluktan.
"Ah, bebeğim, çok iyiydin." Diye mırıldandı. Boşalmadık diye sevinecekken hissettiğim sıcaklıkla boşaldığımı anladım. Ardımdan ona da aynısı olunca birbirimize bakıp güldük.
!!!!!!!!!! Bittiii
Acının vurmasından önce hızlıca kalkıp banyoya adımladık. Birlikte banyomuzu edip giyindikten sonra çarşafı değiştirdik ve her gece olduğu gibi sarılarak kendimizi uykunun kollarına bıraktık.
~~~~~~~
Selaammö
(Evet ö gıcıkpic ficine gonderme)
Kontrol etmeden atiyom hee zamanki gibi yasim yanlısı vs. varsa uzgunumm
Sonraki bolumde gorusuruzz
Bölüm etkileşimi
