4. bölüm / 15
Patronun Gözdesi/ MinsungTelefon Bahane Minho Şahane
Bölümler 15Şu an: Telefon Bahane Minho Şahane
- 1 Karakter Tanıtımı194 kelime
- 2 178. Kişi1.292 kelime
- 3 Telefon Bahane Minho Şahane1.265 kelime · Okuduğun bölüm
- 4 Çok Tatlısınız!2.504 kelime
- 5 Minho: COK TATLİ AMK1.509 kelime
- 6 Yaşıyorsun2.864 kelime
- 7 Vanilyalı Krema3.176 kelime
- 8 Seviyom Seni4.621 kelime
- 9 Kaç cm?2.970 kelime
- 10 Felix!?1.387 kelime
- 11 Vay be Minsung1.255 kelime
- 12 İ like that shit752 kelime
- 13 Hyunjin geliyo1.009 kelime
- 14 AĞZINA SIÇAYIM SENİN702 kelime
- 15 Ne diyosun sen ya1.517 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
-Jisung-
Lee Minho demek.
Kızıl saçları aklımdan çıkmıyor bir türlü.
Ses tonu, konuşması, bakışları, yüzü, gözleri...
Dudakları...
Hepsi bir film şeridi gibi her saniye aklımdan geçiyor.
Ama o sadece bir menajer ve böyle düşünmem çok saçma. İmkânsızı elde edemem, tekrar bir karmaşaya hazır değilim.
Ama sırf onun hoşuma gitmesi nedeniyle tüm diğerlerini elemiştim bile.
Naptın bana Lee Minho...
---
Telefonumun çalmasıyla irkildim. Arayan belliydi, Hyunjin. Onun dışında pek kimse aramazdı zaten. Bende onun dışında kimseyle pek konuşmazdım. Telefonu açıp kulağıma götürdüm. Boşta kalan elimlede bilgisayardan Minho denen afeti araştırmaya çalışıyordum.
"Alo, Ji? Orda mısın?"
"Ah, Hyun dalmışım üzgünüm. Nasılsın? Napıyorsun?"
"Ben her zamaki gibi iyiyim de, sen neye daldın bakalım?"
Derin bir iç çektim.
"Durum vahim galiba. İşle alakalı mı?"
"Pek sayılmaz."
"E noldu o zaman Jisung? Seni böyle iç çekerken duymaya alışkın değilim."
"Sakın Changbinlere falan anlatmıyorsun ilk öncelikle. Kimseye anlatmıyorsun tamam mı?"
"Benden sır çıkmaz Ji, biliyorsun."
"Biliyorum, biliyorum uyarayım dedim."
"Ee, anlat bakalım neymiş böyle iç çekmene ve dalıp gitmene neden olan şey?"
"Menajer aradığımızı biliyorsun. Her gün bir sürü aday geliyor. Ama bu gün gelen bir aday..."
Biraz duraksadım.
"... Çok dikkatimi çekti. Konuşması, yüzü her şeyi bir saniye bile aklımdan çıkmıyor. Hatta kendimi onu araştırırken buldum. Hyunjin, ben... Of bilmiyorum!"
"Açık açık hoşlanmışsın Ji. Adı ney bu şanslı adayımızın?"
Gülmesi telefondan duyuldu.
"Ya Hyunjin!"
Derin bir nefes verdim.
"İsmi Lee Minho. Ama bir görsen, bana hak verirsin. Resmen kızıl saçlı bir afet."
"Anlıyorum. Ya bak sen böyle diyince aklıma lixim geldi. Onunda soyadı lee'di ya. Bide onun eski bir arkadaşına benziyor ismi ama... Of ben üç yıldır nasıl onsuz yaşıyorum ya..."
Çok hassas bir yerden girmişti.
"Hyunjin, senin için ne kadar travmatik olduğunu biliyorum ama yapacak bir şeyimiz yok. Lütfen aklına takıp takıp durma. Sen üzüldükçe bende üzülüyorum."
"Peki, peki. Üzüntü yok, iyiyiz. Ee, sen ne yapacaksın bu 'kızıl saçlı afeti' ?"
Üstüne basarak söylemişti.
"İşe alacağım tabii ki. Hem iş için uygun hem benim için. Bir ara o konuşurken yüzüne dalmışım varya çok korktum görecek diye."
"Keşke görseydi bak bin yıllık dalga sebebi"
Kahkaha atmıştı.
"Seni keseceğim bak!"
"Tamam başkan, ay pardon patron, sakin olun lütfen. Ayarlayacağız sana kızıl saçlını."
"Yapar mısın lan gerçekten?"
"Oha sen harbi delirmişsin."
"Evet, deli oldum adama amına koyayım ya.. Naptı bana bu çocuk, koskoca patronun düştüğü hâle bak ya! Hepsi senin için kızıl afet."
"Yarın işe al, bende geleceğim bir şeyler yaparım artık."
"Lan çok sağol! Çok çok çok sağol hyun! Delireceğim şimdi ya! Fotoğrafını atayım mı, çok tatlı bir çocuk ya!"
"Sakin ol canısı, at bir bakayım bari, kalbini çalan kimmiş?"
"Sakin olamıyorum ya, çığlık atasım var! Fotosunu attım bak."
"Hm, harbiden iyiymiş he, göz zevkin yine konuştu. Lan?"
Hyunjin fotoya bakıp donmuştu. Bu oydu, Felixin ölmeden önceki en yakın arkadaşı. Gerçekten oydu. Sadece saç rengi değişmişti, her şey birebir aynıydı. Nasıl bir denk gelmeydi bu? Jisunga belli etmeden konuşmasına devam etmeye çalıştı.
"Dimi dimi! Of Hyunjin, ben flört etmeden duramam."
"Hyunjin, orda mısın?"
"Evet evet, bir ses geldi de oraya baktım bir anda. Dur diyen yok kral, yürü çocuğa. Hatta istersen yürüme, direkt koş."
"Aa bir dakika lan.."
"Noldu?"
"Lan ya sevgilisi falan varsa? Ne yapacağım o zaman? Geberirim şurda bak önden söylüyorum."
"Düzgün konuş lan, geberirim ney deme öyle. Valla varsada yapacak bir şey yok. Yarın öğrenirsin kızılından."
"Evet doğru dedin. Neyse, umarım yoktur diyorum o zaman. Ben işe döneyim, hadi görüşürüz."
"Görüşürüz ji."
Telefonu kapattı ve bilgisayara bakıp bakıp sırıttığını fark etti Jisung. Başını hızla sallayıp kendine geldi. Ama yok, onun deyişiyle 'kızılının' gözlerinde kaybolmuştu yine. Kapının çalmasıyla irkilip hemen bilgisayarı kapattı. Hafifçe öksürüp gel diye seslendi.
İçeri Minho girmişti. Jisung olduğu yerde kalmıştı. Neden yine gelmişti ki?
-Flashback-
"Ya benim telefonum nerede? Cebimdeydi en son, Chan sen mi aldın?"
"Ben niye senin çin kaçağı telefonunu alayım Minho?"
Şirketten tam çıkacaklarken Minho telefonunun olmadığını fark etmişti.
Bir çok yere bakmaya gitmişlerdi ama bulamamışlardı.
Bu yüzden son olarak patronun ofisine gitmişlerdi.
-Flashback Sonu-
Minho hafifçe eğilerek içeri girmişti.
"Ne oldu bakalım kızıl afet?"
Kızıl afet mi? Ne diyorum ben, sıçtım..
"Şey.. Rahatsız ettiğim için üzgünüm efendi-"
Jisung sözünü bölmüştü, yerinden kalkıp Minhoya biraz daha yaklaştı.
"Rahatsız etmedin, sorun nedir kızıl menajerim? Bide efendim falan çok resmi, canım de, hayatım de.. Yakınlaşalım biraz. "
Az önce gerçekten saçmaladım galiba. Çünkü Minho ağzı açık kalmıştı. Yutkundu ve kekeleyerek konuştu.
"Telefonumu burda unutmuş olabilirim galiba. Ona bakmaya gelmiştim de"
Jisung onun oturduğu koltuğa baktı, telefon ordaydı. Minho da aynı anda görmüştü. İkiside aynı anda elini telefona uzattı. Normal olarak elleri birbirine değmişti. Bakışları buluştu, Jisung hafifçe gülümsedi ve parmaklarını onun elinin üstünde gezdirdi.
Minho ise hemen telefonu alıp geri çekilmişti.
"Tekrardan rahatsız ettiğim için üzgünüm."
"Dedim ya, rahatsız etmedin. Şuan boşum zaten. Otursana biraz, sohbet edelim, 'Kızıl menajerim.' "
Sırıtmıştım.
Şimdide sohbet etmeyi teklif ettim. Çok akıllıyım gerçekten, aklımı sikeyim yani o kadar. Bide kızıl menajerimi üstüne basarak söylemiştim.
"Chan dışarda beni bekliyor, gitsem iyi olur galiba."
Salmam ki ben seni şimdi.
"Olsun, Chan biraz bekleyebilir."
Sesini biraz sert çıkarmıştı
"Neden bu kadar burda kalmama ısrar ettiğinizi anlamıyorum"
Anlamazsın tabii. Aynaya baktın mı acaba?
Yanına yine yaklaştım, aramızdaki mesafe bir adım kadardı. Nefesi yüzüme düşüyordu. Kalbinin atışlarını duyabiliyordum.
"Merak mı ettin?"
Acil durum, dudakları çok ilgimi çekiyor.
Bakışlarım, istemsizce gözlerinden dudaklarına kayıyordu. Sırıtan dudaklarım ve bakışlarımla Minhonun gözünde tam bir sapık gibi göründüğüme emindim. Ama olduğum durum bana zevk veriyordu. Neye dönüştüm lan ben?
Kekelemeye başlanmıştı yine.
Ah benim kızılım.
"Chan, bekliyor... Evet bekliyor, gitmeliyim..."
Arkasını döndü, tam yürüyüp gidecekken kolundan tuttum, bana dönmesiyle aynı bakışlarımla konuştum.
"Mutlaka tekrar uğra güzelim."
Göz kırptım. Minho olduğu durumu anlamaya çalışırken kolunu bıraktım, bir kaç saniye öylece bakıştık ve arkasını dönüp hızla çıktı.
"Şapşal.." diye söylendikten sonra masama oturdum ve bilgisayarımı açıp işime döndüm.
Telefon bahane, Minhom şahane.
-Minho-
Az önce ne oldu...
Çok yakındı, nefesini yüzümde hissettiğim, kızardığımı anlamıştım resmen yanıyordum.
Ve bana "güzelim" demişti, ellerini bilerek ellerime değdirmişti, bir sürü sevgi sözcüğü kullanmıştı. Resmen flört etmişti.
Ne alakaydı şimdi bu?
Patron bana niye flört ediyordu ki?
Tekrar gidersem dudaklarıma yapışmaması ne malum, ne yapacaktım? Çoktan kabul edilmiştim.
Tüm günlerimi böyle geçirmek yerine asgari ücretle geçinmeyi tercih ederim.
Jisung denen patron, ya sapıktı ya da bana takıntılı olmuştu. Bence sapıktı çünkü daha tanışalı en fazla yarım saat olmuştu. Chan haklıymış, ben bununla başa çıkamam!
Hyungum işte, demişti bana. Keşke onu dinleseydim. Büyüklerin sözünü dinlemek lazımmış.
Çalışmama odaklanamam ben böyle. Sürekli dokunup güzelim falan diyecekse kesinlikle odaklanamam.
Telefon bahane, benimle flörtleşmek şahane.
Sen nesin ve kimsin Han Jisung? Ne istedin benden?
Chanın omzuma dokunmasıyla resmen yerimden zıpladım. Travma bıraktı adam bende.
"Lan, noldu sana?"
O kadar mı belli oluyor bir şey olduğu...
"Chan.."
"Minho kıpkırmızısın."
"O kadar çok belli oluyor mu ya?"
"İçerde ne yaşandı lan? Sen kolay kolay böyle olmazsın."
"Bana kızıl afet dedi, güzelim dedi, efendim demiştim ona normal olarak çok resmisin canım, hayatım de falan dedi, yüzüme yaklaştı, aramızda bir santim vardı, elime dokundu, göz kırptı, biraz daha kal sohbet edelim dedi, mutlaka tekrar uğra dedi, benden ne istiyor, Chan haklıymışsın ben bununla başa çıkamam!"
Hepsini tek nefeste söylemiştim. Chanın omzuna elimi koyup başımı eğdim.
"Lan..."
Ağzından bir tek bu çıkmıştı onunda. En az benim kadar şok olmuştu.
"Kaldır kafanı, bana bak ve sakin ol."
Abi modu açıldı.
"Diyorum sana, o kadar yakışıklı adamsın ki hemen aşık oldu sana."
Chan bu mu gerçekten. Ben burda kriz geçiriyorum adam ne diyor ya!
"Chan şaka mı yapıyorsun sen, ben böyle yaşayamam!"
Ortam ciddileşmişti.
"Seni işe alınca istifa et, yapacak bir şeyin yok. Ya da katlan Minho, belki çıkarsınız ha?"
"Chan elimde kalacaksın!"
Sinirlerimle oynuyor adam.
"Tamam, sustum. Yaparız bir şeyler."
"Yapacağız zaten."
Arkamı dönüp asansöre doğru yürüdüm. O da arkamdan geldi ve çıkmama eşlik etti.
Bölüm etkileşimi
