5. bölüm / 15
Patronun Gözdesi/ MinsungÇok Tatlısınız!
Bölümler 15Şu an: Çok Tatlısınız!
- 1 Karakter Tanıtımı194 kelime
- 2 178. Kişi1.292 kelime
- 3 Telefon Bahane Minho Şahane1.265 kelime
- 4 Çok Tatlısınız!2.504 kelime · Okuduğun bölüm
- 5 Minho: COK TATLİ AMK1.509 kelime
- 6 Yaşıyorsun2.864 kelime
- 7 Vanilyalı Krema3.176 kelime
- 8 Seviyom Seni4.621 kelime
- 9 Kaç cm?2.970 kelime
- 10 Felix!?1.387 kelime
- 11 Vay be Minsung1.255 kelime
- 12 İ like that shit752 kelime
- 13 Hyunjin geliyo1.009 kelime
- 14 AĞZINA SIÇAYIM SENİN702 kelime
- 15 Ne diyosun sen ya1.517 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Granny Hoplatan Birliği
Seungmin
Sende gerçekten süt dökmüs kedi gibi "ee s-s-s-sey.." Diye kaldınmı min KSNDJDKDKDKDKDKDKDKDKDKD
Bangchan
Seung fazla oldu bu sanki
Adam icerde travma gecirmis
Minho
Cok mu komik seung salagı
Adamın asırı sikici bi tavrı vardı amk
Korku filmi gibiydi
Seungmin
Sen bin yıl gecse unutmayacagım bi dalga konusu verdin elime
Her fırsatta zorbalicam seni
LSKDNFBXKFJROEKNFKFNRFLNRR
AMK HALA YARILIYORUM
Bangchan
Seungmin konustukca batıuosun
Minho
Ben gidiyorum
Biraz dinlenmem lazım
Malum yarın iş başı
Bide bide
"İşe alındın kızıl afetim, mutlaka bekliyorum :) "
Diye mesaj atmış aq sevgilim olsa engeli basardım ben buna direkt
Seungmin
Tamam abisi aglama
Hadi iyi uykular sana bebis
Mmsmsmsskksl
(Görüldü: x2)
Minho Çevrimdışı
Bangchan
Seung
Aferin aq
Bangchan Çevrimdışı
Seungmin
Ne dedim ya
(İletildi: 2x)
---
Yine lanet alarmın sesiyle uyandım. Bu gün ilk iş günüm. Han Jisung denen, sözde patron olan sapık umarım bir şey yapmaz. Yoksa söverim. Napayım ya kovarsa kovsun sözlü taciz yaptığı.
Giyindim, çantamı ve eşyalarımı alıp evden çıktım. Chan yine beni almaya gelmişti. Yol boyunca durgundum.
"Minho, noldu?"
Cevap vermedim. Dikiz aynasından bana baktı.
"Dünkü konu mu hâlâ?"
Kafamı öne eğdim.
"Evet. Hem adamın yapabileceklerinden korkuyorum hem seungminin dedikleri sinirimi çok bozuyor. Bide ayrı bir ofisim de yok. Onun ofisinde karşıdaki masa benimmiş. Hepte beni buluyorlar Chan."
Kafamı kaldırdığımda bir yola, bir bana dikiz aynasından bakmaya çalışıyordu.
"En yakın zamanda seni ordan kurtaracağız Minho. Merak etme. Ona karşı sesini çıkar sakın sessiz kalma. Canını sıkma tamam mı?"
Olumlu anlamda başımı salladım ve yola devam ettik.
Vardık ve derin bir nefes alıp içeri girdim. Beni görünce suratında o sırıtış belirdi.
Pis sapık.
"Hoşgeldin kızıl afetim."
Göz kırptı. Saygımı bozmadan cevap verdim.
"Lütfen bana karşı 'kızıl afet' ve türevlerini kullanmayın efendim."
Bana öyle mi olmuş der gibi bakıyordu.
"Çok resmisin Lee. Biraz rahat ol."
Sabrım kalmadı benim.
"Sizin yanınızdayken pek mümküm olmuyor."
Tek kaşını kaldırdı ve bana baktı. Bense çantamı masama yerleştirmekle meşguldum.
Bir anda kalkıp yanıma doğru yürümeye başladı, ağır adımlarla geliyordu. Bende ellerimi belime koyup kaşlarımı çattım. Seungminin dediği gibi, süt dökmüş kedi gibi durmamalıydım.
Benim yanımdan geçti, şaşırmıştım çünkü dibime girer diye düşünmüştüm. Aman, böylesi daha iyi, uzak dursun benden.
Diye içimden geçirmemle belimde iki tane el, omzumda bir kafa hissetmem bir oldu. İrkilmiştim.
"Jisung, ellerini üzerimden çek! Bunu yapmaya hakkın yok!"
Sesim yüksek ve sinirli çıkmıştı. Kurtulmaya çalışırken daha çok kendine çekti beni.
"Sakin ol bebeğim, sana zarar vermeyeceğim ya."
Sinirlerim tepeme çıkıyordu artık.
"Bana zorla dokunmaya hakkın yok Han Jisung!"
Gülmüştü.
Hatta sesli sesli gülmüştü.
"Ee sonra bayım?"
Bide dalgaya vuruyor şerefsiz. Bardağı taşıran son damlaydı bu.
"Çek ellerini üzerimden sapık herif!" Diye bağırıp hızla kurtulmuştum.
"Sapık herif ha? Patronunum senin Lee."
Gözlerimi devirdim.
"Bana dokunmaya hakkın yok. Biz böyle anlaşamayacağız galiba. Benden ne istiyorsun?"
Yine o sırıtış.
"Direkt seni istiyorum desem?"
Donup kalmıştım.
"O kızıl saçlarını bir kez koklasam, o tatlı dudaklarını bir kez öpsem... Dünyada benden mutlusu olmaz galiba."
Ne, ne dedi o az önce?
"Sapıtmışsın sen, oksijen israfı şerefsiz pis sapık! Amcık herif! Sal beni ya, siktirip gitmek istiyorum şuan! Kov beni, lütfen kov beni!"
Kafasını öne eğip iki yana salladı. Alaycı bir şekilde kahkaha atmayı da unutmamıştı.
"Kovmazsam nolur kızıl saçlı afetim?"
"Senin yüzünden saçlarımı geri kahve yapacağım ya, sus git başımdan, deli misin nesin ya? Hepte beni buluyor bu tipler"
Aramızda ki mesafeyi kapattı. Elini çeneme koydu ve baş parmağını çenemde gezdirdi. Biraz yukarı çıkıp dudaklarıma dokundu. İyice inceledi, giderek yaklaşıyordu. Bende geri çekiliyordum. Arkamı masaya çarptığımda onun ve masanın arasında kaldığımı anladım.
"Her ne kadar küfredersen et, asla seni kovmayacağım Lee Minho. Ne demişler, sevdiğin küfür etsede güzel gelirmiş kulağına. Hiç şansın yok."
"Götünden salladın gibi oldu ama"
"Bırak şimdi onu, ben seni gördükçe kendime hâkim olamıyorum, onu napacağız?"
"Kendine hâkim olacaksın."
Güldü.
"Olamıyorum işte. Her gözlerine baktıkça içlerinde kayboluyorum, dudaklarına yapışmamak için zor duruyorum zaten, sesin tüm şarkılardan daha güzel geliyor kulaklarıma. Saatlerce bıkmadan dinlerim seni. Çok güzel duruyorsun kafayı yiyeceğim..."
Geri çekilip kafasını kollarının arasına aldı.
Neyin felsefesini yapıyor bu? Tamam aşıksın ama sıkıştırma beni yani. Lan, ne? Bana aşık mı?! Siktir...
"Benden hoşlandığını daha medeni bir dille dile getirebilirdin."
"Dile getiremeyeceğim kadar hoşlanıyorum. Anlıyor musun?"
Çattık ya.
"Anladım. Git hoşlanacak başka birini bul kendine. İki gün oynayıp atacağın oyuncağın değilim senin. Sadece menajerinim. Benimle istemediğim temaslara giremezsin, beni rahatsız edemezsin. İstifa ederim kalırsın ortada."
"İster inan, ister inanma ama seni kullanıp atacak biri değilim. Seni sevmesem suratına bile bakmazdım. Bu arada, sözleşmende istifa edebileceğin yazmıyor Lee. Okumadın galiba. En az bir yıl boyunca burda çalışman gerek, tüh! Çok kötü oldu."
Ney.
Ney.
Ve,
Ney..
Evet, sözleşmeyi tam olarak okumamıştım.
"İnanmıyorum, sözleşmeyi göster."
"Yeter ki iste kızıl afetim."
Çekmecesini açtı ve sözleşmeyi bana uzattı. Gözleriyle işaret etti.
Elinden alıp dikkatle okudum, gerçekten yazıyordu. Masasının üstüne geri fırlattım.
"Siktir..." Diye mırıldandım.
"Küfür falan senin gibi bir beyfendiye yakışmıyor ama." Sırıttı.
"Şansımı sikeyim. Yok böyle bir şans."
Sesini çıkarmadı.
"Yok yani niye başvurdum ki buraya ben? Keşke seungu dinleseydim de o kafelerden birinde kasada bekleseydi-"
Jisung sözümü bölmüştü.
"Minho, bir kez gülümser misin?"
Kafayı yedi iyice, yazık.
"Ney? Anlamıyorum seni"
"Sadece gülümser misin?"
"Neden bir anda-"
"Lütfen, bir kez sadece."
Derin ve bıkmış bir iç çektim.
"Deliliklerini kendine sakla Han Jisung. Ve beni rahat bırak."
Masama oturdum ve işimle ilgilenmeye başladım. Sesini çıkarmadan o da kendi masasına oturdu.
Ama işiyle ilgilenmiyordu, sadece beni izliyordu. Yüzüme bakarak dalıp gitmişti. Bu adamın sorunu ne?
"Lütfen bana bakmak yerine işinizle ilgilenin."
"Bırakmadık mı şu resmi sizli bizli konuşmaları?"
"Bırakmadık ve bırakmayacağız. Patrondan başka bir şeyim olmadığınızı hatırlatmak isterim."
"İzin verde patrondan daha fazlası olayım diyorum?"
"Olmayın."
---
Sonunda üç saatlik aram gelmişti. Jisung çok kez bana bakıp dalmış, flört etmeye çalışmıştı. Rahatsız olduğumu her ne kadar belirtsemde dinlememişti. Aramız Chanla çakıştığı için onun yanına gittim.
"Bir yıl boyunca burdayım yani. Hay o sözleşmeyi okumayan aklımı sikeyim."
"İyi tarafından bak, seni seviyor. Belki bir şans vermelisindir?"
Chana ölümcül bakışlar attım.
"Saçmalama Chan. Öyle sapık bir insanla asla çıkmam. Hem beni kullanıp atmayacağı ne malûm?"
Sadece kafasını salladı.
"Sadece bir fikirdi Minho. Kızma hemen. Hem gerçekten bir şey hissetmeseydi suratına bakmazdı. Ne zamandır burdayım, ben daha güldüğünü duymadım."
"Hep beni buluyorlar işte. O kadar çok kızıl kelimesini kullanıyor ki kızıl saçlarımdan soğudum ya."
Biraz sesim yükselmişti.
"Diyeceklerim bu kadardı min. Yapacak bir şey yok yani sıcak bakmaya, alışmaya çalışmaktan başka bir çaren de yok. Çok istemediğin şeyler yapmadığı sürece sesini pek çıkarma, bir süre sonra vazgeçer zaten."
Kafamı salladım.
"Adamda ki sevgiye bak vazgeçip atıyor." Diye mırıldandım.
Gerçekten vazgeçip unutacak mıydı?
---
Ofisin kapısını orda olmadığını dileyerek açtım. Gerçektende yoktu. Hemen masama geçip rahat kafayla işime devam ettim. Ama ne olsa beğenirsiniz?
Sadece beş dakika sonra o da içeri girmişti. Hiç takmadan işime odaklandım. Ama bana seslenmesiyle yine odağım bozulmuştu.
"Minho, buraya gel."
Elinde dosyalara bakarak konuşmuştu. Ne çok sıcaktı, ne de çok soğuk.
Dediğini yaptım, yanına gittim.
"Buyrun?"
"Seni her ne kadar beğendiğimden işe alsam da, en çok çalışma şeklin için aldım. Yani şu dosyalara bir göz at, değişmesi gereken bir şey varsa bana bildir."
Dosyalara uzandım, alırken bileğimi tuttu. Ona şaşkınca baktım.
"Minho, seni gerçekten çok mu darladım?"
Yüzüne anlamamışcasına baktım.
"Yani, yakınlaşma işini biraz abartmış olabilirim. Çok üstüne geldiysem üzgünüm. Pek kafana takma sen beni."
Vay vay, Han Jisung ve böyle bir açıklama. Şaşırtıcı.
"Daha düzgün olmaya çalışacağım ama lütfen hislerimi görmezden gelme. Biraz bile olsa beni anla, lütfen."
Kafamı olumlu anlamda salladım. Gerçekten düzgün ve içten bir açıklama yapmıştı. Gülümsedi.
"Teşekkür ederim." Diyip yine göz kırptı.
Bu sefer istemsizce benimde yüzümde bir gülümseme belirmişti.
Bileğimi bıraktı ve masama geri döndüm.
Böyle söylemek çok zor muydu ya? Yemin ederim öncekine göre daha rahat çalışıyordum.
Sonraki araya kadar bana bir şey söylediğinde onu terslememiştim. Düzgün davranmasıyla büyük gelişme vardı.
Alarmım çaldı, mola vaktim gelmişti.
"Minho, molaya girdin ama iki dakika buraya bakar mısın?"
Bakmazsam kriz çıkar zaten.
Gidip masasının önünde durdum.
"Evet?"
Bir kaç dosya verdi.
"Moladan dönünce bunlarla ilgilen."
Olumlu anlamda başımı sallayıp masama bıraktım.
"Bu arada,"
Diye başladı, geri arkamı döndüm.
"Seni seviyorum." diye devam ettirip öpücük attı ve ofisten çıktı.
Gülümsememe yine engel olamamıştım.
İnsan tatlıda olabiliyormuş.
Bir kaç hafta sonra
Mola yine gelmişti.
Bu seferki molamı ofiste oturarak geçirdim. Aklıma her "seni seviyorum" Deyişi geldikçe içimde bir şeyler hareket ediyordu, mutlu oluyordum galiba.
Açıklamasından sonra istesemde istemesemde ona karşı bakış açım değişmişti. Ofiste otururken daha rahattım artık. Konuşurken aşırı çok resmileşmiyordum.
Küçük küçük flörtler ettiğinde çok tepki vermiyordum, gülüp geçiyordum.
Bir kaç gün öncesine göre baya bir ilerleme vardı.
Tersleme, zorlama yoktu
Sadece küçük adımlar atılıyordu.
"Minho, bir şey soracağım."
Kafamı kaldırmadan cevapladım.
"Hm hm?"
"Bu akşam boş musun?"
Duraksadım, şaşırdığım için kaşlarımı çattım. Hâlâ kafamı kaldırmamıştım.
"Evette, ne için sordun?"
"Akşam buluşsak, sana uygun mu? Gelir misin?"
Bu sefer kafamı kaldırmıştım. Ona bakıp, bakışlarımı yere çevirdim.
Yalan yok, bir yanım gitmek istiyordu. Ama diğer yanım hâlâ mesafeli yaklaşıyordu. Eğer gitmezsem hem içimde kalırdı, hem onu üzmüş gibi hissederdim. Bakışlarımı ona geri çevirdiğimde heyecanı gözlerinden belli oluyordu. Daha çok düşünmedim, kararımı vermiştim.
"Olur, gelirim. Bana iş çıkışı mesaj atarsın, iletişime geçeriz."
Heyecanlı bekleyişinden sonra dudaklarında o gülüşü belirdi.
Güzel bir gülüşü vardı.
"Sağol kızıl afetim." Diyip göz kırptı yine.
Bende burnumdan gülüp geçmiştim. Taktığı bu lakap az da olsa hoşuma gitmeye başlamıştı.
---
Jisung
"Aç şu telefonu hyun, hadii.."
Kendi kendime söyleniyordum, Minhonun davetimi kabul etmesinden beri kalbim bir değişik atıyordu. Evde volta atıyordum. Tabii ki hemen Hyunjine haber verecektim.
"Alo jis ne old-"
"Davetimi kabul etti! Vallahi etti, olur dedi! Hyunjin, kabul etti!"
Çok heyecanlıydım. Sesimede baya bir yansımıştı.
"Lan, baya bir gelişme var galiba"
"Hemde nasıl! Artık çok mesafeli değil, yakınımdayken stresli görünmüyor, küçük flörtlerimi terslemek yerine gülüyor... Çok güzel bir gülüşü var ya! Hyun başardım galiba! Sana ne kadar mutlu olduğumu tarif edemem."
"Vay vay, dedim sana daha kibar, nazik ol diye. Bak nasıl yola geldi hemen. Senin adına çok sevindim!"
Mutluluktan krize girecektim.
"Ne giysem? Çok resmi olmamalı ama çok özensiz de olmamalı."
"Hmm, görüntülüye gel karar verelim."
"Hemen efendim!"
Görüntülüde bir saat boyunca konuşmuştuk. Kıyafetle kalmamış, saça, ne takacağıma, hangi parfümü kullanacağıma kadar detaylıca konuşmuştuk. Sonunda karar vermiştik.
(Jisungun böyle göründüğünü hayal edin.)
Bu sırada Minho'da Chan ile konuşuyordu.
Minho
"Alo, hey Chann"
"He Minho. Bir salmayacaksın beni değil mi?"
"Tabii ki. Neyse sana şok olacağın bir şey diyeceğim."
"De canım, de. Allah bilir yine ne bok yedin.."
"Jisung beni akşam buluşmaya çağırdı, bende kabul ettim. Ve şimdi bana ne giymem gerektiği hakkında yardım etmen lazım"
"Ne, ne dedin sen?"
"Yav duydun işte!"
"Sen, kabul ettin? Geçen gün sapık herif benden uzak dursun diyen adam şuan buluşmaya mı gidiyor? Canım oğluşum büyümüş buluşmaya gidiyor! Çok duygulandım.."
Ağlar gibi bir ses çıkardı.
"Geçen gün adam gibi bir açıklama yaptı, zorla dokunmuyor falan. Bende ısındım yani."
"Tamam çok konuşma görüntülüye gel. Sana güzel bir şeyler yapalım."
"O kadar gerek var mı ya?"
"Salak evladım, date değil mi bu?"
"Date olarak mı söylemiş lan?!"
"Beynini sikeyim Minho. Görüntülüye gel."
"Tamam be"
(Minhonun böyle göründüğünü hayal edin.)
Chan tüm kıyafetime ve her şeyime karar verdikten sonra bana güzel dileklerini dileyip telefonu kapatmıştı. Bir şeyler belli olmadan Seungmine haber vermemekte karar almıştık. Çünkü hemen zorbalardı. Yaklaşık yirmi dakika sonra, yani saat yediye gelirken telefonuma o mesaj geldi.
Bilinmeyen Numara
Bilinmeyen Numara
Minho
Jisung ben
Ne zaman almaya geliyim seni
Bulusma yerini ben ayarladim buarada icin rahat olsun
"Bilinmeyen numara" Adlı kişiyi "Jisung" olarak kaydettiniz.
Minho
Ben hazirim
Kendine gore ayarlayabilirsin
Jisung
Tamam
Konum at bana
Geliyim
Minho
Konumu açmak için tıklayın. 📌
Jisung
On dakikaya ordayim kizil afet
Bekle beni
Minho
Bekliyorum
(🤍)
Ya yerim kalp attii|
Askim benimya|
Askim beni|
Ne diyom ben|
Kalp?
Jisung
Goruldu atmayi sevmiyomda
Ondan
Ama senide sevdigim icin canisi
Bi bilsen seni ne kadar sevdigimi|
Bi bilsen seni ne k|
Kalp kalp seviyom seni
(💗)
AYY KALP Mİİİ
HEMDE O MESAJA
AYYY KALPTEN GİDİCEM SİMDİ
Minho
Gitme sakinha
Naparım sonra sakın gitme|
Naparım sonr|
Bekliyom jiss
(🤍)
Aşağı inip beklemeye başladım. Dediği gibi on dakika sonra gelmişti. Arabanın kapısını açtım ve koltuğa oturup derin bir nefes verdim.
"Selam Minho!" Dedi heyecanlı bir sesle.
"Selam jis!" Diye karşılık verdim.
"Özledin mi beni?"
"Çok. Nereye götüreceksin beni?"
"Sürpriz."
"Daha çok meraklandırıyorsun bak."
"Güzel tarafıda bu zaten."
Güldüm, gözleri üstümdeydi.
"Çok güzel gülüyorsun Minho."
"Hm?"
"Hep gül böyle."
"Nasıl istersen." Diyip gülümsedim yine. Yanaklarımı sıktı, "Çok iyi olmuşsun bu arada." Dedi ve kıyafetlerime baktı uzunca.
"Sana göre hep çok iyiyim zaten."
"Çünkü öylesin. Neyse, çok konuştum gidelim artık."
"Sende çok iyi olmuşsun bu arada. Uyumu çok hoşuma gitti."
Utanmış gibi güldü.
"Ama sen böyle yaparsan seni mıncırmaktan hiç hareket edemeyeceğiz."
"Tamam, sustum. Gidelim artık."
"Nasıl istersen." Dedi ve sonunda hareket ettik. Tahminimce yarım saat boyunca gitmiştik. Geldiğimiz yer sakin bir yerdi. Deniz kenarıydı. Tam oturup dalmalık bir yerdi. Jisungun zevkleri gerçekten kötü değildi.
Park ettikten sonra indik ve yanıma geldi, elini uzattı.
"Tutacak mısın?"
Tutsam kendime gelemem, tutmasam kötü hissederim. Ne yapacağım şimdi?
"Elim havada kaldı Minho, tutmayacaksan söyle."
Nasıl başardın bilmiyorum ama tutmam gerektiğini düşündürdün bana Jisung.
Parmaklarımı parmaklarının arasına geçirdim. Onun elini tutacağımı hiç düşünmemiştim. Elleri sıcacıktı. İçime huzur serpmişti. Göz göze geldik ve gülümsedi yine. Hafif soğuk olan havada içime bir sıcaklık yaymıştı ve bu, benide gülümsetmişti.
Napıyorum ben?
Dışarda patronumla el ele geziyorum?
İyi hissettirsede hâlâ garip geliyor. İçimdeki o hissi kabullenmek istemiyorum sanki.
Bir markete varmıştık.
"Bir şeyler ister misin? İçecek gibi?"
Sorusuyla bir anda ona döndüm.
"Ne düşünüyordun o kadar?"
"Hm, hiç bir şey. Sen istediğini al ben sana eşlik ederim."
"Hiç bir şey?"
"Dalmışım sadece üzgünüm, devam edelim."
"Peki. Ben bira alacağım. Sen ister misin?"
"Hayır, içmiyorum sağol. Sende çok içme bence."
"Madem öyle diyorsun, başka bir şey bakalım o zaman."
"İstiyorsan al, eşlik ederim zaten çok olmaması şartıyla."
"Merak etme, sarhoş olacak kadar içmem."
"O kadar içmene müsade etmem zaten."
Ne diyorum ben? Müsade etmem nedir?
"Neden?"
Pakinlemiştim.
"Yanlış anlama! Şey, araba süreceksin ya ondan dedim!"
Kısık bir kahkaha patlattı.
"Korktun mu sen?" Diyip biraz daha güldü.
Koluna hafifçe vurdum. Uyarı amaçlı gibi.
"Çok kötüsün ya!"
Biraz daha gülüştükten sonra marketten iki tane bira alıp çıkmıştık. Denize yakın bir yerde, çimlerin üstüne oturmuştuk.
O kadar sakin bir yerdi dedim ama insanda geçiyordu yani. Biz bir yandan denizi izlerken, bir yandan konuşup gülüşüyorduk. Jisung bazen gülerken kendini ordan oraya savuruyordu. Normal olarak bazen kendini üstüme atıyordu. İki tane kız durup bizi izlemeye başladı.
"Bak! Bak!"
İkimizde gelen sese doğru baktık.
Tabii ki bize bakan, iki tane heyecanlı surat görmeyi beklemiyorduk. Biz şaşkınca bakarken içlerinden biri sonunda konuştu.
"Ya, şey... Çok yakışıyorsunuz!"
Ben Jisunga, Jisung da bana baktı direkt.
"Ne?" Dedim sadece. Diğer kızda hemen öne atıldı.
"Evet! Umarım hiç ayrılmazsınız! Çok tatlısınız!"
Jisungun güldüğünü duymuştum. Kolunu hafifçe sıktım ve kızlara döndü.
"Daha çıkmıyoruz ama bir gün başaracağım." Diyerek bana döndü ve boynuma bir kediyi severmiş gibi dokundu.
Ben ise sadece olan biteni izliyordum.
"Yaa!"
"Umarım çıkmaya başlarsınız!" Gibi güzel dileklerde bulundular ve uzaklaştılar.
Dirseğimle hafifçe koluna vurdum.
"Ne diyorsun ya!"
"Doğruyu söylüyorum canısı, izle ve gör." Dedi ve göz kırptı.
Bir kaç hafta önceye kadar olsa kesin kızardım, bağırırdım.
Ama sadece güldüm, güldüm ve "Göreceğiz" Dedim ve kolumu omzuna attım.
Anın tadını çıkarmayı öğrenmiştim onunla.
Yüzüme bakarken gözleri parlıyordu. Hafifçe yanağıma dokundu. Bende onun ne yaptığını izliyordum sadece. Elini çekip sürmeye başladı.
Bölüm etkileşimi
