7. bölüm / 7
Öğrenci işi ramazan7. Bölüm - Hayatıma uzanan El -
Bölümler 7Şu an: 7. Bölüm - Hayatıma uzanan El -
- 1 1. Bölüm -okula dönüş zamanı-1.722 kelime
- 2 2. Bölüm - çarpışma719 kelime
- 3 3. Bölüm -uyanın ey müminler!-876 kelime
- 4 4. Bölüm ( Oruçluyum bana dokunmayın !)1.075 kelime
- 5 5. Bölüm913 kelime
- 6 6. Bölüm -oruç tutuyorum , sinirlenmiyorum -1.036 kelime
- 7 7. Bölüm - Hayatıma uzanan El -798 kelime · Okuduğun bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
"(İnsanların) diriltileceği günde beni rezil edip küçük düşürme!"
— Şuarâ, 87
7. Bölüm
Asude
Hilal, neden olduğunu bilmediğim bir şekilde geç kalmıştı. Odaya gelip hızlıca üstünü değiştirmişti ama iftar vaktine çok az kalmıştı. Onun yüzünden koştur koştur otobüs durağına doğru gidiyorduk. Biz hiçbir zaman sakin sakin binemeyecektik bu otobüse...
Şansımıza, bugün bozuk olan hava sonunda yağmur damlalarını yeryüzüne salmıştı. Hilal’in bir de yağmur altında çocuk gibi oynaması, daha da geç kalmamıza neden oluyordu.
Oynamalarının arasında, bezgin bezgin bakmama neden olan o soruyu sordu:
"Asude, ben şimdi yanlışlıkla kafamı yukarı doğru kaldırsam, yine yanlışlıkla ağzımı açsam ve içine yağmur damlası girse benim orucum bozulur mu?"
Bu soruyu uzun uzun ciddiyet ile dinlemem bile garipti
"Bozulur."dedim . Gayet nettim yani.
"Emin misin ya, bence bozulmaz."
"Ben ilahiyat okumuyorum, farkında mısın?"
"İlahiyat okumuyorsun diye dinden mi çıktın kızım? Müslümansın sen, bileceksin herhâlde."
"Sen de bil! Beni din hocası gibi kullanıyorsunuz. İşinize gelince 'canım hocam', işinize gelmeyince 'yuh hocam'..."
Koluma girip omzumu dürttü.
"Neyin var senin? Bayağı gergin duruyorsun."
Ona gerçeği söylesem bana güler miydi acaba? İsterse gülsün, gerçek buydu.
"Geliyorum geliyorum dedin, gelmedin. Mukabeleyi kaçırdım senin yüzünden. Geç geleceğini söylesen ben gelirdim, dinlerdim de ne güzel ."
Derdim buydu işte . Benim dersim yoktu bu gün ama özel olarak gidecektim mukabele için . Hilal , beraber geçelim dediği için beklemiştim ama Hilal hanım geç kalmıştı .
"Ayy, kıyamam sana!" diyerek yanağımı sıktı. Ondan kaçmaya çalışsam da daha çok sırnaştı.
"Sen o Kur'an okuyan çocuğun sesini duyamadın diye mi üzüldün?" Derken sesi bir çocuk teselli eder gibiydi . Muhtemelen çocuk hastalara iğne yaparken onlarla konuşma ses tonu buydu .
"Ne alakası var ya? Sadece Kur'an dinleyecektim. Ona engel oldun diye şey yaptım."
Aslında Kur'an'ı çok güzel okuduğu için... Yani maksat yine Senin kelamını dinlemek Allah'ım, yoksa başka bir şey değil.
"Tabii tabii" der gibi başını salladı; alttan alttan gülüyordu. Daha genç mi yaşlı mı olduğunu bilmediğim ve gerçekten sadece sesinden dolayı dinlemeye gittiğim adama başka gözle baktığımı düşünüyordu. Ah Hilal, ah...
Belki de adam yaşlı
Ama sesi genç sesiydi ..
"O aklındaki pis düşünceleri hemen siliyorsun."
"Yoo, gayet de temiz düşüncelerim."
"Hilal, adamın sadece sesini duydum. Abartma istersen."
"Ben kendisini de gördüm. Bence bu iş olur."
Adımlarım anında durmuştu. "Ne demek kendisini de gördüm?" Bu defa koluna giren ben oldum. "Nasıl gördün Hilal?"
"Biliyorsun, elim kolum bayağı uzundur."
"Doğruyu söyle."
"Geçen yıl okul iftarında Kur'an okumuştu. Seninle de camide sesini duymuştum ya, oradan biliyorum."
"Ben neredeydim o zaman?"
Üç yıldır sadece sesini bildiğim adam, oldukça
göz önündeymiş demek ki...
"Gelmemiştin. Niye gelmedin hatırlamıyorum."
Acaba bugün de okur muydu? Aslında kim olduğunu görmek de istemiyordum. Zaten kendimi böyle düşünerek gittiğim için kötü hissediyordum. Yanlışlıkla görürüm de geliş niyetim değişir diye camiye girdiğim anda gözlüğümü çıkarırdım ben.
Düşüncelerimi bölen, yaklaşan otobüs oldu ama biz hâlâ durakta değildik. Oldukça da uzaktık
Hilal, "Koş Asude, koş!" diyerek benden önce fırladı. Ben bugün etek giymiş olduğumdan onun gibi koşamazdım. Hızlı olmaya çalışarak otobüs kapısına kadar geldim. Tam adımımı atmıştım ki kapı hareket etti.
Endişeyle kendimi içeriye atacağım sırada durmasını ister gibi elimi uzattım. Bedenimin bir kısmı dışarıda, bir kısmı içerideydi. Korkuyla geri adım atıyordum ki kapı arasında sıkışmamı engelleyen bir kişi tarafından elim tutuldu. O kişi beni hızla içeriye çekmişti.
Yaşadığım korkuyla kalbim küt küt atıyordu. Gözüm, sağ elimi sıkı sıkı kavrayan ele kaydı. Hilal tuttu sanmıştım ama gördüğüm el öyle demiyordu. Bir erkeğe ait olduğu belli olsa da son bir umutla yukarı baktım... Baktım ama elektrik çarpmış gibi elimi hızla çektim.
Elimi çektiğim an o da kendine gelmiş gibi irkildi ve dolu olan otobüste birkaç adımla benden uzaklaştı. Yanaklarımın yanmasını henüz atlatamamışken, şimdi de bir erkeğin, haram olan bir erkeğin elimi tutmuş olmasının sancısı bindi yüreğime. Gözlerim istemsizce dolarken kalbimde bir yük oluştu.
"Ben özür dilerim... Allah şahit, aniden oldu."
Sesinden üzgün olduğu belliydi ama yüzüne bakamıyordum. Ona bir şey diyemedim. Otobüsün sarsılmasıyla bir yere tutundum. Nerede olduğunu unuttuğum Hilal, şaşkın ve üzgün gözlerle yanıma geldi. Ona da kırgındım; geç kalacak olsak bile başka otobüsle gidebilirdik.
"Asude, özür dilerim. Ben senin hemen arkamda olduğunu sanmıştım, kapının bu kadar çabuk kapanacağını bilemedim."
Hilal’in sesi suçlulukla titriyordu. Bakışlarım, yabancı bir elin değdiği sağ elimde asılı kalmıştı.
"Hilal... Elimi tuttu," dedim, büyülenmiş bir hâlde.
Birkaç adım ötemde duran kişiye bakmamak için kendimi zorluyordum. Ama az önce duyduğum o üzgün ses, zihnimde yankılanıp duruyordu.
Zaten zihnimi oldukça meşgul ederken bir de neden böyle bir şeyle yeniden karşıma çıkıyorsun ki?
Hilal koluma girip beni kalabalığın içinde biraz daha kuytu bir köşeye çekti. "Asude, yapma böyle. Adam seni kurtarmak için yaptı, niyetinin ne olduğunu Allah biliyor," diye teselli etmeye çalıştı.
Niyetinin farklı olmadığını biliyordum ama yine de kötü hissetmiştim. Beni rahatsız eden bir şey daha vardı: Elimi tutanın, her seferinde karşıma çıkan ve seçmeli derste adının Yusuf olduğunu öğrendiğim o adam olması ve o tutuşun bir anlık da olsa çok iyi hissettirmesi...
Bölüm etkileşimi
