1. bölüm / 7
Öğrenci işi ramazan1. Bölüm -okula dönüş zamanı-
Bölümler 7Şu an: 1. Bölüm -okula dönüş zamanı-
- 1 1. Bölüm -okula dönüş zamanı-1.722 kelime · Okuduğun bölüm
- 2 2. Bölüm - çarpışma719 kelime
- 3 3. Bölüm -uyanın ey müminler!-876 kelime
- 4 4. Bölüm ( Oruçluyum bana dokunmayın !)1.075 kelime
- 5 5. Bölüm913 kelime
- 6 6. Bölüm -oruç tutuyorum , sinirlenmiyorum -1.036 kelime
- 7 7. Bölüm - Hayatıma uzanan El -798 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Kardeşlerimle paylaşıyor olduğum ve ben üniversiteye gittiğim günden beri onların olan odadaki bir aylık misafirliğim bitmişti. Bugün yeniden, son defa evimde açmıştım gözlerimi. Benden önce kalkmış olan ev halkı benim için hazırlık yapıyor olacaklar ki mutfaktan sesler geliyordu. Arada "Sessiz ol, uyuyor," seslerini de duyuyordum ve maalesef ki başarısız olmuşlardı.
Beni özlediklerini ilk geldiğim gün, gideceğim için üzüldüklerini de gideceğim gün hissediyordum. Geri kalan günlerde aynı tas aynı hamamdı. Üç yıldır bu döngüye alışmış olmam gerekiyordu ama ben yine de üzülüyor; yurda gittiğim ilk birkaç gün onların özlemini çekiyor, hatta ağlıyordum. Benim duygusallığım mı yoksa normal miyim bilmiyorum; ama benim normalim buydu.
Yatağımdan kalkıp ilk olarak pencereden dışarıya baktım. Perdeyi başörtüsü olarak kullanmayı da unutmadım tabii. Hava, uzun zamanın ardından güneşliydi. Bu da güneşe hasret kalmış bizlere mutluluk veriyordu. Savsak adımlarım ile odadan çıkıp yeni uyanmış halimle Kimseye görünmeyeyim, demeden mutfakta toplaşmış ev halkının yanına ulaştım. Beni görünce annem yüzünü buruşturdu. Muhtemelen saç baş dağınık, daha güne bismillah demeden karşıma çıkan birisi olsa benim de tepkim bu olurdu.
Benim bu halimi çok umursamayan, kedi köpek gibi birbirlerini yiyen kardeşlerim; ben gittikten sonra yatağımda kim yatacak diye karar mercii olan bana soruyorlardı.
Evet, beni oldukça çok severler.
Çok sevdikleri için bu kavgayı ben daha evden gitmeden yapıyorlar!
"İnsan üstünü düzeltip gelir kızım," dedi.
Dediklerini elbet yapacaktım ama ilk olarak yanına gidip yanağından küçük bir öpücük aldım. Annemi sinir etmek ve o kızdığı zamanların muhatabı olmak istemiyorum, canımı seviyorum. Biliyorum ki birazdan çocukların kavgası sinirini bozacak ve bomba patlayacak. Bu öpücük bana kızmaması için bir rüşvet mahiyetindeydi.
Babam ve ağabeyim gelmeden odaya geri geçtim. Geldiğim günden beri dolapta değil de yerde, valiz içinde olan kıyafetlerden —annem zaten gideceksin deyip yerleştirmeme izin vermedi— iki parça bir şeyler alıp kimsenin aniden pat diye odaya girmemesini temenni ederek giyindim hemen. Neyse ki bugün de sorunsuz halletmiştik.
"Asude, sofraya hadi kızım!"
Annemin lafı tam bitmemişti ki ağabeyim, odanın kapısını Bir genç kız yaşıyor,demeden gürültülü bir şekilde açıp girdi. Uzun boyu ve yapılı vücudu ile selam sabah vermeden üstüme üstüme yürümeye başladı. Yüzündeki sırıtış başıma gelecek olan şeyleri gösteriyordu.
Ölmek için henüz çok günahkârım. Bu bayramı da görsem ya ..
"Asu, canım benim..."
Ayaklarım beni küçük odada, hiç umudum olmasa bile geri geri götürüyordu. Fakirin ekmeği umuttur...
"Bugün bari yapma ya," dedim sızlanarak. Sanki beni koruyacakmış gibi ellerimi önümde siper etmiştim.
"Bugünün ne önemi ve anlamı var Asudeciğim?"
Bana daha çok yaklaşması ile ipinin çekilmesini bekleyen bir idam mahkûmu gibi kendimi ona bıraktım.
Tamam; al, al beni bir çuval gibi yatağa fırlat! Al, boks torbasıymışım gibi yumrukla...
Ben zihnimden öncesinde yaptığı listesi kabarık vukuatlar içinden hangisini yapacak diye düşünüp korku ile ona bakarken o iki elini kaldırıp:
"Oyy, benim ihtiyar bebeğim..." diyerek yanaklarımı sevmeye başladı. Hafiften ciddileşmeye başlayan yaşıma da atıfta bulunmayı unutmadı. Oysa henüz 22 yaşıma bile gitmemiştim. Nedense otuz yaşına merdiven dayamış kendini hiç hesaba katmıyordu.
Bunu beklemiyordum; yani yanaklarımı mıncırıp bir bebek gibi sevmesini... Genelde ağır ama kendisine hafif gelen bedenimi sırtlayıp koltuğa atardı.
"Sen yine gidiyor musun sen? Sen yine Ramazan'da gurbette mi olacaksın sen, oy oy..."
Seviyor mu yoksa sevmek adı altında dövüyor mu belli değil ama hoşuma gidiyordu . Beni de bu rezil hallere alıştırmıştı
"Sen yine annemin dehşet'ül vahşet yemekleri yerine yurt yemeği ile mi açacaksın iftarını, oy benim bahtsız yavrum oy..."
Ama bu hoşuma gitmedi.
Dediği gibi son üç yıldır oruç zamanı okulda oluyorum. Ben lise çağında bir kızken yaza gelen Ramazan ayı, büyüdüğümde maalesef ki kışa gelmişti.
Tekrar yaza geldiğinde maalesef ki annesinin dizi dibinde bir kız olmayacaktım. Muhtemelen benim dizimin dibinde oturan çocuklarım olacaktı. Bu işin adaletsizliğini konuşmak istemiyorum zira bugün, tam da iki gün sonra Ramazan ayı başlayacakken evden gidecek olmak üzüyordu.
"Ağabey falan demem bak!"
Yanaklarımı serbest bırakıp kibirli bir eda ile baktı gözlerime.
"Öyle kuru kuru 'ağabey' demeni istemiyorum zaten, daha farklı şeyler türet Asudeciğim."
Kaşlarımı anında çattım. Ben son günüm diye bir şey demezken bu bey, kardeşinin nasıl biri olduğunu unutmuştu herhalde. Kaşlarımı çattığımı görüp hemen benden uzaklaştı ve U dönüşü yaptı. İşte adam ol , diyip bu sakin adamı sinirlendirmek istemediğim için onu da koluma takıp yemeğe gittim .
Her duygunun hâkim olduğu kahvaltı sofrasından kalkmıştık. Gözde ve Gizem, kız kardeşlerim, temizlik işini hallederken ben; yurtta beni bekleyen evlatlık çocuklarım için, yani arkadaşlarım için hazırladığım erzakları kaplara koyuyordum. Birkaç güne Ramazan başlayacağı için bizi idare edecek çok şey yapmıştık annemle.
Aklıma gelen kişi ile kızların şarkı açmak için aldıkları telefonumu onlardan geri aldım. Dans etmekten işlerini yapmıyorlardı zaten. Oysa biraz önce kavga ediyorlardı. Bu ikiz kafasını anlamak zordu .
Arayacağım kişi bugün şaşılacak şekilde sessizdi ve bu hayra alamet değil gibi hissediyordum. Ben arama ekranına girmeden evvel WhatsApp uygulamasından gelen mesajlara üstten bakarken telefonum çalmaya başladı.
Yüksek müsaadenizle "İti an, çomağı hazırla," mı demeliyim yoksa "İyi insan lafının üstüne gelir," mi demeliyim, bilemiyorum.
"Selamünaleyküm, sabahınız hayırlı mübarek olsun."
Neşeli sesi benim de tebessüm etmeme sebep olmuştu.
"Aleykümselam Hilal. Benden çok yaşayacakmışsın."
"Hadi be, niye ki?"
"Kötü bir şey demedim ya, seni aramak için almıştım telefonu elime."
"Hadi hadi, yalan söyleme."
"Müslüman yalan söyleyler mi, ayıp."
"Bazıları yoldan sapıp söyleyebiliyor, tedbirli olmak gerek... Neyse neyse, ne zaman geliyorsun?"
"Bugün."
"Hadi canım! Çok enteresan Allah'ım ya. Bugünün ne zamanında Asu?"
"Akşama doğru orada olurum inşallah."
"Tamam o zaman, kapat."
"Ne oldu ya?"
"Hazırlık yapacağım kızım, odamın çiçeği geliyor."
Hazırlık yapacağım diyordu ama yalan söylüyordu; odayı temizleyecekti.
°•°•°•°
Masanın üstünden unuttuğum kitabımı da alınca hazırdım. Artık bir aylık misafir olarak geldiğim evimden ayrılma vakti gelmişti. Kitabı sırt çantama koydum; onu da alıp annemin yanına, mutfağa geçtim. Ağabeyim çoktan valizimi alıp arabaya koymuştu.
Annem, benim onca koyduğum yiyeceği az görüp bir de kendisi eklemişti. Anlaşılan Ramazan'da Hilal ve diğer oda arkadaşlarımla zayıflamak yerine bolca kilo alacaktık.
"Bunları gidince hemen dolaba koy. Bozulur yoksa, tamam mı Asude?"
"Merak etme anne. Ben unutsam bile ne getirdiğimi görmek için valizi karıştıran kızlar her şeyi yerli yerine koyarlar."
Annemin düzenleyip poşete koymuş olduğu erzakları alıp aşağı indim. Arabanın açık olan bagajına koyup bizden önce gelmiş olup da şu an ortalarda gözükmeyen ağabeyime bakındım.
Yine ne yapacaktı Allah bilir...
Müstakil, iki katlı bir evde yaşıyorduk biz. Babam ve annem zamanında kendi isteklerine göre yaptırmışlardı bu evi. Hatta inşaat işinden anlıyor olan babam kendi yaptı da diyebilirdik. Annemin dikmiş olduğu soğanlara basmamaya özen göstererek kümesin olduğu yere gittim. Onlara basmam demek, mayın tarlasında patlamam demekti. Şu an yağmur olmasa bile önceden yağmış olan yağmurdan dolayı ıslaktı yerler ve daha dikkatli olmam gerekiyordu.
Kümesteki tavuklara bakmak niyetindeyken ağabeyimi bir tavuğu kucağına almış severken gördüm ve çok yaklaşmadan onu izlemeye koyuldum. Beni fark eden ağabeyim gülmeye başladı. Ne yazık ki neden güldüğünü biliyordum; tavuklardan korkuyor olmam ona komik geliyordu.
"Onun senden korkması gerekirken sen mi ondan korkuyorsun?"
Tavuk bana bir şey yapmıyor olsa bile gerilmiştim ve ağabeyim ne dedi anlayamamıştım.
"Anlamadım?"
Anlayışlı öğretmen moduna geçti:
"Asudeciğim," dedi bastırarak, "daha biraz önce bu tavuktan yapılmış börekleri löp löp mideye indirdin..." Hayvanın başını okşayıp devam etti konuşmasına: "O seni yemez, sen onu yersin."
"Çok komik."
Çok zekisin, temalı konuşmamı bakışlarımla ona hissettirmiştim ama haklıydı; oldukça keyifli bir şekilde yemiştim hem de. Ama konumuz bu değildi.
"Neyi bekliyorsun başımda?"
Kolumda saat olmasa bile sol elimi sağ bileğime koyup vurdum. Biraz zihnini yorsa ne demek istediğimi anlardı ama bakışları anlamadığını gösteriyordu.
"Otobüs saatine az kaldı, gidelim artık."
Hiç istifini bozmadan devam etti tavuğu okşamaya. Ona bakarken aklından tüm tavuğu tek başına yediğini hayal ettiğine yemin edebilirdim ama kanıtlayamazdım.
"Şimdi şehir içi otobüse binip otogara gideceksin, oradan da otobüsüne binip terk-i diyar eyleyeceksin canım. Benimle uğraşma."
"Öyle mi?"
"Öyle."
Acaba söyleyeceğim sihirli sözcükten sonra da bu kadar rahat olabilecek misin? Gidecekmiş gibi arkama döndüm, birkaç adım da attım hatta. Kısa süreli zafer kazandığını hisseden ağabeyimi şaşırtmam uzun sürmedi:
"BABAAA!"
Ellerimi hoparlör gibi dudağımın kenarlarına koyup kuvvetlice bağırdım. Bağırmam bitmeden, kısa süreli oluşan zaferin asıl sahibi olarak ona döndüm.
Aniden yerinden kalktı ve tavuğu da elinden atıverdi. Neyse ki profesyonel olmasa da uçma yeteneği olan tavuk kendini kurtarmıştı. Söylene söylene yanıma geldi. Kolumdan tutup hızlı şekilde arabaya doğru ilerletti.
"Tamam sus, sus... Hemen 'Baba,' diyorsun. Kocaman kız oldun, hâlâ çocuk gibi babama şikâyet ediyorsun beni ya... Senin karşında kim duruyor biliyor musun?"
Alperen iyi çocuktu ama bir kusuru vardı: Çok konuşurdu.
"Mesleğinin ne olduğu önemli değil, bu evin içinde sadece Alperen olarak varsın ağabey."
°•°•°○°•
"Tamam, ağlama daha fazla. Son hafta geleceğim zaten."
Annemin gözünden akan bir damla yaşı daha sildim. Bu gelip gitmelere alışamayan bir kişi varsa o da annemdi. Bir anne olarak benim için endişeleniyordu, anlıyordum ama bu kadar üzülmesi beni de üzüyordu. Ağabeyim üniversiteyi yaşadığımız şehirde, evden gidiş geliş yaparak okumuştu. Benim dışımda evden giden olmamıştı. İlk deneyimi benimle yaşamıştı ve çocuklarına bağlı olan bir anne için bu daha zordu.
Bu defa kendi eliyle gözünden akan yaşı sildi ve elini omzuma koydu
.
"Oruçlarına dikkat et, namazlarını kıl. Aman zor falan deyip tutmamazlık yapma Asude... Sen küçükken gizli gizli yerdin, sonra da 'Ben Allah'a söyledim, izin verdi,' derdin..."
Ne gerek vardı canım şimdi elalemin içinde geçmişin muhabbetini açmaya!
"Büyüdüm artık, istesem de bozamam. Hem Allah'ın sözünden çıkmaya hem de 61 gün oruç tutmaya cesaret edemem."
Otogarda otobüs saatinin gelmesini bekliyorduk. Ağabeyim, onu sinir etmemin üstüne daha bir saat olmasına rağmen getirmişti bizi. Öğle namazlarımızı bile otogar mescidinde kılmıştık.
Ağabeyim diye demiyorum ama beni sinir ediyor...
Gizem ve Gözde; ağabeyimi, beni otobüse bindirdikten sonra AVM'ye gitmek için ikna etmişlerdi. Gözümün önünde ağabey-kardeşler olarak nispet yapar gibi "Şuraya gidelim, şunu yiyelim," diyorlardı. Oysa bir aydır yorgunum diyerek dışarıya çıkmamıştı o Ağabey bozuntusu ! Gitmemi heyecanla bekliyor olmaları yine de üzmüştü ama bunu belli etmek asaletimi zedelerdi.
"Yolda giderken başıma bir şey gelirse eğer, hakkımı size haram ettim! Haberiniz olsun."
Ağabeyim ve kızlar bir anda gülmeye başladı. Anladım ki tuzağa düşmüştüm. Üçü bir gelip sarıldılar. Kardeş sarılmamız otobüsün gelmesi ile bitti. Onlara veda edip bindim.
Ben; bana hiç beklemediğim şeyler, kişiler getirecek olan, okuduğum memlekete giderken ailem de evimize döndü.
Ve bu otobüs yolculuğu, zihnimde birisi olmadan geçirdiğim son otobüs yolculuğu oldu. Biner binmez uyuyan ben; artık her gidiş gelişimde sadece bir kişiyi düşünür oldum. Şimdi de bunları bilmeden, yine bindiğim anda kulaklığımı takıp sevdiğim ilahi listesini açıp sıra sıra dinlemeye koyuldum.
Şarkı da dinlerdim, çok olmasa da Evet; ama uzun otobüs yolculuğunda başıma bir şey gelir korkusu ile ilahi dinliyordum.
Gülmeyin ama ölürsem son dinlediğim şey sadece aşktan, ihanetten, nefretten bahseden şarkılar olsun istemezdim.
Hem... Azrail'i o şekilde karşılamak çok da uygun olmaz gibi geliyor. İlk izlenim önemli ne de olsa!
Bölüm etkileşimi
