6. Bölüm -oruç tutuyorum , sinirlenmiyorum -

Vaveyla Yazarı: Yazar Nur

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 7Şu an: 6. Bölüm -oruç tutuyorum , sinirlenmiyorum -

"(İnsanların) diriltileceği günde beni rezil edip küçük düşürme!"
— Şuara 87

- 6. Bölüm -

Hilal'den

"Kâbe'de hacılar hu der Allah..."

Hâlâ bir tepki vermediler.

"Yer gök inim inim inler Allah,
Melekler adını söyler Allah..."

Hâlâ birer ölü gibi sıraya başlarını koymuş uyuyorlar. Tabiri caizse üzerlerine ölü toprağı atılmıştı sanki. Oysa ramazan ayında yeşermeleri gerekiyordu ama akşam gelecek olan suyun yokluğu izin vermiyordu buna

Ses seviyemi biraz daha yükseltip elimi masaya vurdum; bir korkuyla başlarını kaldırdılar.

Yanlış anlaşılmasın, bizim sınıfta erkek yok. Çok nasipli insanlarız, biliyorum. O yüzden rahat bir şekilde takılabiliyorum; aksi takdirde böyle cıvıl cıvıl olmamaya dikkat ederdim. Niye göstereyim bu iyi hâllerimi onlara? Erkekler hak ediyor mu bu güzellikleri !

"İzin ver de Kâbe'yi görelim Allah..."

İftara saatler kalmıştı ama benim enerjim hâlâ yerindeydi. Görüyorsunuz ki kızlar için öyle değil.

"İzin ver de yolunda ölelim Allah—"

"Ya Allah rızası için sus Hilal, başım çatlıyor. Çok açım..."

Şahinimsi gözlerimi —miyobum— bana isyan bayrağı açmış olan, ismi lazım değil Merve'ye dikmiştim. Kendisi buralarda yakın olduğum bir kişilik

"Öğlene kadar uyudun zaten, şimdi de uyuyorsun. Pardon, senin orucu kim tutuyordu? Sen mi, uyku mu?"

Tamam tamam, bir şey demiyorum... Biraz kızmış gibi duruyor da.

Bizi şu mübarek oruç gününde Ders olacak, diyerek topladılar ama ne hikmetse hoca gelmedi. Üniversite hocalarının bir kusuru var, o da kendilerini kusursuz görmeleri.

Daha fazla beklemenin pek bir anlamı yoktu. Zaten akşam Asude ile iftara gidecektik. Üniversitenin ayarladığı bir iftardı ve ben son defa katılacak olduğum iftara geç kalmak istemiyordum. Ramazanın birinci haftası çoktan bitmişti , nasıl oldu bilmiyorum ama geldi gidiyor iki gözüm

Malum, bu yıl okulda son yılım.

Büyüdüm artık.

İlk önce hocayı beklerken okuduğum Kur'an'ı çantama nazikçe koydum. Bu yıl bir hatim yapmayı planlıyorum inşallah.

Geçen günlerde bir hocanın şu sözlerini duymuştum: Allah Ramazan ayından bahsederken iftardan, teravihden, sahurdan bahsetmiyor. "O Ramazan ayı ki insanlara yol gösterici, doğrunun ve hakkı bâtıldan ayırmanın açık delilleri olarak Kur’an onda indirilmiştir. Sizden her kim bu aya erişirse oruç tutsun," diyerek Kur'an-ı Kerim'in bu ayda indirildiğine atıfta bulunuyor. Midemizi doyurma derdine düşmeden önce kalbimizi nasıl doyuracağız, onu düşünelim.

Ben de o yüzden ayrıyeten dikkat etmeye çalışıyorum. Maalesef ki normal zamanlarda görmesi gereken kıymeti veremiyorum ama bu ay bunun için büyük bir fırsat. Zaten bu ay başlı başına her şey için büyük bir fırsat. Allah değerlendirenlerden, kıymetini bilenlerden etsin.

🍉🍊🍉🍊🍉

Odamın çiçeği: Hilal, geç kalma. Ben hazırlanmaya başladım.

Odamın çiçeği: Lale ve Şeyda gelmiyormuş.

Odamın çiçeği: Sen de geç kalma.

Odamın çiçeği: Çok kişi olur, oyalanma sakın.

Odamın çiçeği: Gördüğün hâlde niye yazmıyorsun?

Hilal: Yazman bitsin diye bekliyordum çiçeğim böceğim.

Hilal: Şimdi çıkış yapıyorum okuldan.

Hilal: Paparazzilere yakalanmazsam inşallah tez zamanda geleceğim.

Hilal: Biliyorsun, hayranlarım çok!

🍉🍊🍉🍊🍉

Vakti zamanında bir adam vardı... Onunla ilk karşılaşmam daha bebeyken oldu. Daha okul sıralarına yeni oturmuştum, onu da alıp yanıma koydular. İlk tanışma o da değildi . Doğduğum andan beri vardı hayatımda.

Biz bununla bir anda yediği içtiği ayrı gitmeyen arkadaşlar gibi olduk. Evden ne getirse benim için de getiriyordu, ben de aynı şekilde.

Küçüğüz,diyerek her işi beraber yapıyorduk ama birbirimizi de hiç sevmezlik etmezdik... İnsanların dilinde "yaramaz ikili" olarak vardık. İlkokuldan liseye kadar birbirimize nefes aldırmadık. Ben ona "Uyuz Ömer" derdim, o bana "Cadı Hilal"... Lise yıllarımıza geldiğimiz zaman çocukluk arkadaşıma karşı içimde oluşmaya başlayan o his, sevgi, beni ondan kopardı aldı.

Benim aklıma geldiğinde bile yüzümü buruşturduğum çocuk gözümde bir güzelleşti, yakışıklı oldu ki görmeyin siz kızlar! Sanki en mükemmel oymuş gibiydi gözümde. Benim Uyuz Ömer, mahallenin altın çocuğu kesildi başımıza. Sadece benim gözümde değil, herkesin gözünde mükemmel bir çocuk oldu.
Ve bu çok tehlikeliydi.

O benim sadece arkadaşım olabilirdi; çünkü diğer türlüsü çocukluğuma ihanet etmek olurdu.

Onun bana aynı hislerle karşılık vermemesi de hem çocukluğumu hem de onu kaybetmek olurdu.

Ama ben istediğim kadar böyle diyeyim, kalbim beni dinlemiyordu. O yüzden onun yanında her türlü gevezeliği yapan ben, artık aksi ve sinirli bir kız olmaya başlamıştım.

Ama Ömer bunun benim normalim olduğunu düşünüp yanımdan hiç ayrılmamıştı... Çocuğa vakti zamanında ne çektirdiysem...

Lise sona geldiğimizde artık büyüdüğümüz için istemesek de ayrı kaldık. Hep yan yana olan biz, sadece selam sabah verir hâle geldik...

Ben artık aramızdaki her şey bitti derken Ömer, derece yapmış olsa bile benimle beraber olmak için bu üniversiteye gelmişti. Yani ben bunu çok sonra, bana bağırarak "Senin yüzünden hayallerim yarım kaldı!" dediği zaman öğrenmiştim...

Benim yüzümden hayalleri yarım kalmış; neymiş, ben bunu hak etmemişim... sevilmeye layık bir kız değilmişim ve beni sevdiği için kendinden nefret ediyormuş . Etsin . Zira ben de ondan nefret ediyorum . Uyuz !

Geçen yıl, Ramazan'ın son haftası eve gitmiştim. O son konuşmamızdan sonra Ömer ismini bile anmazken babaannesi beni camide görüp beğenmiş ve bunu Ömer'in ailesine söylemişti. Ömer'in annesi pat diye bizim eve gelip beni o uyuz oğluna istemişti.

Ben oğlunu gördüğüm yerde yok etmek isterken kadın "Gel onun eşi ol," diyordu.
Pek tabii bu Uyuz Ömer'in hoşuna gitmişti ve o sözleri kendi söylememiş gibi o günden beri annemle babamın damadı gibi hareketler ediyordu. Annem maalesef ki onu sevdiğimi bildiği ve bir gün onu affedeceğime emin olduğu için ona ayak uyduruyordu.

"Cadı Hilal..."

"Uyuz Ömer..."

Bu düşüncelerin zihnime yeniden gelmesinin sebebi karşımda duran Uyuz Ömer'den dolayıydı. Ben okuldan kaçarken maalesef ki paparazzi Ömer'e yakalanmıştım...

Hem ne diye dün Asude'ye Ben sevdiğim adamı görmüyorum, dediysem... Şimdi çıkmıştı işte karşıma. İti an, çomağı hazırla!

"Ölmek için çok genç olduğunu düşünüyorum,"

dedim tehditvari bir ses tonuyla.

"Ölümün yaşı olmaz diye düşünüyorum ben de."

Ya Rabbi sabır!

Yüzünde, sadece benim sinir uçlarıma dokunmak için özel olarak tasarlanmış o yarım yamalak gülümseme vardı.

"Ya hayırdır sen? Yine çıktın karşıma. Derdin ne?"

Bir adım ile mesafeyi biraz daha kapattı .

"Aaa, ayıp oluyor ama. Bugüne bugün sözlü sayılırız."

Oruç tutuyorum, sinirlenmiyorum. Sakin oluyorum, sakin sakin... Yok, sakin olamıyorum!
Kızlar, görüyorsunuz ya; ben üstüne atlayıp o güzel yüzünü pataklamak istemiyorum, o gelip "Beni döv," diyor.

Allah bana Oruç oruç neden sinirlerine mukayyet olmadın? diye sorarsa "Benim şeytanıma zincir vurulmamış," diyeceğim. Siz de beni tasdikleyin lütfen.

"Çarparım ağzına bir tane!"

Mesafeye dikkat ederek iki üç adım daha yaklaştı.

"Çarpsana," dedi. "Affedeceksen razıyım." Sesi pişman çıkıyordu ama bir bakıyorum ki hiç umurumda değil .

Görmeyeli de bayağı yakışıklı olmuş Allah'ın cezası adam... Nasıl kıyıp çarpayım şimdi ? Çarpamam ama nasıl o sözlerin üstüne ağladığım günü unuturum ?

Gözümden de gönlümden de ırak olsun .

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

1okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.