5. Bölüm

Vaveyla Yazarı: Yazar Nur

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 7Şu an: 5. Bölüm

"O, göklerin ve yerin eşsiz yaratıcısıdır. Bir şeyi dilediğinde ona sadece 'Ol!' der, o da hemen oluverir."
— Bakara 117
- 5. Bölüm -

"Ne kıvranıp duruyorsun gözümün önünde?"

Hilal, sorgu odasındaymışım gibi gözleriyle beni süzüyordu. Ben de ona büyük bir şüphe veriyordum; çünkü ona olanları anlatmak istiyor ama söze nasıl başlasam bilemiyordum. Anlatılacak bir değere sahip mi onu da bilmiyorum ama anlatmak isteği ile kıvranıyorum.

Odada sadece ikimiz vardık. Diğer kızlar derse gitmişti ve bu durum bana daha çok cesaret veriyordu. İlk olarak Hilal'e anlatmak istiyordum çünkü.

"Hilal, şimdi—"

"Evet, dinliyorum."

"Hilal—"

"Evet Asude, dinliyorum."

Evet, gerçekten çok iyi dinliyorsun Hilal, maşallah.

"Hasbinallah... Dinlesene! Anlatmam bak!"

Tehdit, şantaj, her şey var...

Hilal ile yataklarımız karşı karşıyaydı. Hızlı bir şekilde kalkıp terliğini bile giymeden benim yatağıma transfer oldu. Hızla oturduğu yatağın kırılmasından bile endişe duydum. Öyle ki sarsılmıştım. Ama o bunu önemsemiyor dedikoducu teyzeler gibi dört gözle beni dinliyordu .

"Anlatma da göreyim..."

Açık saçlarını omzundan arkaya gönderdi. Ön kısımda kalanları da kulağının arkasına koydu. tamam o zaman anlatmam , der gibi kollarımı bağlayışımla tatlı olduğunu düşündüğü bir yüz tipi takındı.

"Tamam, hazırım. Hadi, gerçekten dinliyorum."

Ona
Otobüs kısmını kısaca anlattım ve asıl mesele bugüne geldi .

"...Ders boyunca hiç başını bile çevirmedi. Ne bileyim, insan bir der ki 'Seninle o kadar yolda namaz arkadaşlığı yaptık, sonra sen geldin bana çarptın, bak şimdi de aynı dersi almışız...' Ama o, ders bitince yine sadece selam verip gitti."

Bu kadar tevafuk üzerine ben mi farklı bir anlam yüklemiştim bilmiyorum ama bu durum zihnimi oldukça meşgul ediyordu. Resmen kira vermeden o saatten beri zihnimde yaşıyordu Adam . Farklı şekilde davranda , mesela 'aa ben seni tanıdım ' dese garibime giderdi muhtemelen ama şimdi dememesi tuhaftı .

"Asude, sen hoşlandın mı bundan?"

Dedi pat diye .

Olumsuz anlamda başımı salladım. Hoşlanmak değildi bu. Yani... Öyle değildir inşallah. Ne yani , iki defa gördüm diye hemen hoşlanacak değilim herhalde

"Bak, hoşlanmak değil... Kaç oldu karşıma çıkıyor; sence bunlar sadece 'tevafuk' deyip geçilecek şeyler mi?"

"Evet," dedi ciddi bir şekilde. "Bak, istersen hoşlanadabilirsin. Biliyorsun, ben de bir beyden hoşlanıyorum ama Asude, dünya sandığın kadar büyük değil; özellikle de aynı kampüste, aynı fakültedeyken. Aynı otobüse binmeniz, aynı dersi almanız, hatta çarpışmanız... Bunlar istatistiksel olarak mümkün şeyler. Çocuk belli ki edebini koruyan , sınırlarını bilen biri. Hafi öyle değil içedönük biridie . Eğer ders boyunca dönüp bakmadıysa bu seni görmezden geldiği için değil, olması gerekeni yaptığı içindir. Sana selam verip gitmesi ise nezaketindendir.
Sen şimdi bu tevafuk zincirine fazla anlam yükleyip kalbini erkenden yorarsan, yarın öbür gün o çocuk sadece 'iyi bir insan' olarak kalırsa üzülen sen olursun. Kaderde varsa zaten o yol bir şekilde birleşir ama sen şimdiden kendi kendine gelin güvey olma!"

...☆...

"SON 20!"

Lale şalını arıyor, Şeyda çorabının tekini bulamıyor, bense aynanın karşısında iğneyi ağzıma almış, en hızlı şal bağlama rekorunu kırmaya çalışıyordum.

Evet, sonunda bağlamıştım. Ne kadar çok iyi olmasa da... sanki camiye gideceğimi biliyor gibi bir yanı bozuk kalmak için benimle savaşmıştı ve ben yenilmiştim .

Lale normalde kapalı olmadığı için örtüsünü bağlayamıyordu. Ona şaşırmamak gerek; çünkü yıllardır başörtüsü takan ben bile kaç dakika uğraşmıştım bunun için. Lale'ye yardım edip seccademi ve tespihimi koymuş olduğum çantayı aldım.

Hilal neredeydi bilmiyorum ama biz kızlarla hazırdık. Aşağıda bekliyordur belki diyerek odadan çıkmıştık ki kapının yanında bizi bekleyen Hilal'i gördük.

Üstünü görünce gülmemi tutamadım. Aceleden feracesini ters giymişti! Ama farkında değildi . O yine mani peşindeydi ..

"Abdesti aldık acele,
Takıldık her bir engele.
Hoca 'Allahuekber' demeden,
Gelin artık hele!"

Koştur koştur otobüs durağına gittik. Neyse ki otobüs erkenden gelmişti ve biz de teravihe yetişebilmiştik. Üniversitenin dışındaki devlet yurdunda kalıyorduk. Gidiş 15 dakika sürüyordu. Cami tıklım tıklım doluydu. Hatta kadınlar kısmı dolduğu için erkek tarafını ikiye bölüp bir kısmını kadınlara ayırmışlardı.

"Şuna bak, akın akın teravihe gelmişler... Onlardan fazla sevap kazanmam için daha farklı şeyler denemem lazım..."

Hilal kendince dertlenirken kolundan tutup yer arayışına girdim. Bir yer bulup oturursak üstüne şükür namazı da kılacaktım, o derece bir doluluk vardı yani!

Sonunda bir teyzenin yanında boşluk bulup sığmasak da sığmak zorunda kaldık. Hilal ile çok yakın oturmamam gerekiyordu; aksi hâlde kemiklerimiz birbirine girecek gibi dip dibeydik şu an. Arkama bakınıp Lale ve Şeydayı aradım . Birisi bir dağda diğeri bir dağdaydı. El sallayıp yerimizi belli ettim .

"Asude! Bak, senin adam!"

"Hani?"

Eliyle işaret ettiği yere büyük bir hevesle baktığımda boş duvardan başka bir şey yoktu.
Çok büyük oyuna gelmiştim. Öyle böyle değil...

Hilal eliyle ağzını kapatıp benim hâlime gülüyordu.

"Bana ne ya ondan!" deyip durumu toparlamaya çalışsam da artık Hilal'in diline düşmüştüm. Camide olmasak kahkahalarla gülüp benimle dalga geçebilirdi ama neyse ki camideydik.

"Ya kardeşim " dedi hilal dertlice " sen ismini bile bilmediğin adamı her yerde görüyorsun; ben babasından dedesine her şeyini bildiğim adamı görmüyorum!"

"Görmek istemiyorsun çünkü."

"Görürsem öldürürüm çünkü."

Hilal'in yüzünde, sanki o çocuğu görmüşçesine bir nefret oluşmuştu. Bu defa gülme sırası bendeydi; çünkü lafının edilmesi bile hoşuna gitmiyordu. Hem Seviyorum, diye dolanıyor hem de böyle davranıyor... Ben bile anlamış değilim.

"Bizim teyzeler de bozuk. Kimse gelip oğluna istemiyor."

Hilal konuşmama müsaade etmeden konuyu değiştirmişti. O konu hakkında konuşmak demek her gün peşinden koşan o çok sevgili sevdiği adamı bir kaşık sude bilmem kaçıncı kez boğması demekti .

"Şurada güzel güzel kızlar var; hiç mi evlendirecek oğlunuz yok yani?"

"Hilal, namaza gelin bulmak için gelmiyorlar ya! İbadet için geliyor insanlar."

"Çok masumsun sen. Tam da onun için gelenler var. Bizim oradaki kadınlar hep onun için geliyor mesela."

Ağzıma kendi elleriyle laf vermişti .

"Hilal?"

"Hım?"

"Onun babaannesi de seni camide beğenip istemişti, değil mi?"

🍉🍊🍉🍊🍉🍊

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

3okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.