11. bölüm · NØXARA

Özel bölüm|2

ᴋᴀʀᴀɴʟıᴋ ₊

Kuzeydeki eski binaya vardıklarında hava çoktan değişmişti. Rüzgâr kesilmiş, ağaçların yaprakları bile kıpırdamaz olmuştu. Varen kapının önünde durup "Burada," dedi.
Vale etrafına bakındı. "Kimse yok ki."
Vinna gözlerini kıstı. "Kimse yokmuş gibi davranıyorlar daha çok."
Venas kapıya yaklaştı. Elini tokmağa uzatmasına gerek kalmadan kapı kendiliğinden açıldı. İçerisi zifiri karanlıktı. Dört kardeş bakıştıktan sonra içeri adımlarını attılar ve arkalarından kapı sertçe kapandı: Tak.
Vale kaşlarını çattı. "Bu iş hiç hoşuma gitmedi."
"Senin hoşuna giden bir şey var mı ki zaten?" dedi Vinna.
"Var tabii."
"Ne varmış?"
"Sabah kahvesi."
Varen istemsizce kıkırdadı. Venas ise istifini bozmadan ilerlemeye devam etti.
Koridorun sonına geldiklerinde duvarda dört ayrı sembol gördüler: Kırmızı, sarı, gri ve lacivert. Vinna sembolleri incelerken "Bunlar..." diye fısıldadı.
Varen araya girdi: "Biziz."
Tam o sırada karşılarındaki duvar aydınlandı ve yüzü gölgelerin arasında kalan bir adam belirdi. "Sonunda," dedi adam.
Venas öne çıktı. "Kimsin sen?"
Adam cevap vermek yerine gülümsedi. "Sizin düşmanınız değilim."
Vale gözlerini devirdi. "Harika ya, her gizemli takılan adam da bunu söyler zaten."
Adam konuşmasını sürdürdü: "Ben sadece size bir şeyi hatırlatmaya geldim."
Varen'ın yüzü sertleşti. "Neyi?"
Adam duvardaki dört sembolü göstererek, "Siz sadece dört kardeş değilsiniz," dedi.
Derin bir sessizlik oldu. Vinna bir adım öne çıkarak "Ne demek istiyorsun yani?" diye sordu.
Adamın bakışları Venas'a döndü. "Siz Noxara'nın dört koruyucususunuz."
Venas'ın yüzündeki alaycı gülümseme bir anda kayboldu. "Biz kimseyi korumuyoruz."
"Yanılıyorsun," dedi adam ve elini kaldırdı. Duvardaki kırmızı, sarı, gri ve lacivert semboller aynı anda parlamaya başladı. "Her biri farklı bir güç. Ve hepsi aynı gecede doğdu."
Varen'ın gözleri şaşkınlıkla büyüdü. "Bu imkânsız."
"Belki," dedi adam geriye doğru çekilirken. "Ama Noxara'da imkânsız diye bir şey yoktur."
Bir anda bütün ışıklar söndü. Karanlıkta kardeşlerin sesleri yankılandı:
"Varen?"
"Buradayım."
"Vinna?"
"Buradayım."
"Vale?"
"Buradayım."
Venas son kez konuştu: "Ben de."
Karanlığın içinden adamın son sözleri duyuldu: "İşte bu yüzden sizi seçti..."
Sonra derin bir sessizlik oldu. Işıklar yeniden yandığında adam gitmişti. Ortada yalnızca üzerinde "NOXARA" yazan küçük, siyah bir kutu duruyordu.
Vinna kutuyu alıp açtı. İçinde dört farklı renkte yüzük vardı: Kırmızı, sarı, gri ve lacivert. Venas kırmızı yüzüğü aldı, Vale sarıyı, Varen griyi, Vinna ise laciverti taktı. Hiçbiri konuşmadı çünkü artık hepsi gerçeğin farkındaydı. Onları bir araya getiren şey sadece kan bağı değildi; ortada henüz başlamamış bir görev vardı.
Venas kapıya doğru yürürken "Gidiyoruz buradan," dedi.
Vale peşine takıldı. "Sonra ne yapacağız?"
Venas elindeki yüzüğe baktı. "Sonra ne boka bulaştığımızı öğreneceğiz."
Varen kapıyı açtığında dışarıda güneş yeni yeni doğuyordu. Vinna son kez arkasını dönüp boş binaya baktı. "Ya bütün bunlar bir tuzaksa?"
Venas dönüp ona baktı. "Öyleyse tuzağa da beraber düşeriz."
Dört kardeş yan yana yürümeye başladı. Kırmızı, sarı, gri ve lacivert... Dört gölge, tek bir kader. Ve Noxara'nın karanlığı, onların arkasından sessizce kapandı.