3. bölüm · NØXARA

1. Bölüm

ᴋᴀʀᴀɴʟıᴋ ₊

İçeri girdiğimiz anda yüzüme vuran sıcak hava ve yüksek müzik, dışarıdaki soğuk havayı birkaç saniyede unutturdu. Arkadaşım kolumdan tutup beni kalabalığın arasına çekiştirirken etrafı incelemeye çalışıyordum. Salon tahmin ettiğimden çok daha büyüktü; tavandan sarkan koca avizeler ortamı aydınlatıyor, insanların üzerindeki pahalı kıyafetler gözümü alıyordu. Her yerde kahkahalar, muhabbetler ve gürültülü bir müzik vardı.
"Bak, ben sana demedim mi?" dedi arkadaşım. "Neyi?" diye sordum. "Kafa dağıtacağız burada işte, süper ortam," deyince kaşlarımı kaldırdım: "Daha geleli beş dakika oldu yalnız." "Beş dakika bile yetti bak," diyerek gülüp kalabalığa karıştı.
Ben olduğum yerde kalıp etrafa bakmaya devam ettim. Aslında buradaki insanların çoğunu tanımıyordum. Hatta birkaç dakika önce gördüğüm o dört çocuk dışında kimse dikkatimi çekmemişti. Dört çocuk... Bakışlarımı istemsizce salonun diğer tarafına çevirdim ama orada yoklandılar. Kaşlarımı çattım; az önce orada durduklarına kalıbımı basardım.
"Birini mi arıyorsun sen?" diyen arkadaşımın sesiyle irkildim. "Yok ya," dedim. "Kesin birini arıyorsun," diye üsteleyince "Yok dedim ya kanka," diye çıkıştım. "Aman tamam, tamam," deyip gülerek elimden tuttu: "Gel bir şeyler içelim." Peşinden giderken son kez arkamı döndüm ama o dört çocuk yine ortalıkta yoktu.
Birkaç dakika sonra elimdeki bardağa bakarak bizimkileri dinliyordum. Onlar bir şeyler anlatıyor, ben ise arada kafamı sallayıp dinliyormuş gibi yapıyordum. Aklım bambaşka bir yerdeydi. Bir süre sonra kalabalıktan fenalık gelince biraz hava almak için salondan uzaklaştım.
Koridor çok daha sessizdi, müziğin sesi burada daha boğuk geliyordu. Duvarlarda eski tablolar, devasa aynalar ve garip bir şekilde antika duran eşyalar vardı. Birkaç adım daha atınca bahçeye açılan bir kapı fark ettim. Derin bir nefes alıp dışarı çıktım. Soğuk hava yüzüme çarptığında gözlerimi kapattım; işte şimdi biraz daha kendime geliyordum.
"Burada ne işin var senin?"
Arkamdan gelen sesle gözlerimi açıp hızla döndüm. Siyah saçlı çocuk birkaç metre uzağımda duruyordu. Az önce salonda gördüğüm çocuk... Bir süre hiç konuşmadan birbirimize baktık. Yakından bakınca çok daha farklı duruyordu. Simsiyah gözleri vardı, en azından bana öyle geldi. Bakışları yüzümde birkaç saniye gezindikten sonra tekrar gözlerime kilitlendi.
"Biraz hava alayım dedim," dedim. Sesim düşündüğümden daha kısık çıkmıştı. Kafasını hafifçe yana eğip "Burası bayağı soğuk ama," dedi. "Fark ettim," cevabıma dudaklarının kenarı belli belirsiz kıvrıldı: "Üşüyor musun?" "Yok," dedim ama yalan söylüyordum. Ellerimi kollarımın arasına sıkıştırdım. Bunu fark etmiş olacak ki kısa bir süre bana bakıp "Yalan söylemeyi pek beceremiyorsun sanki," dedi. Kaşlarımı çatıp "Seni ilgilendirmez," diye yapıştırdım.
Bu kez gerçekten sırıttı. Garipti; normalde tırsmam gerekirken bu sırıtış onu daha da tehlikeli gösteriyordu. "Adın ne senin?" diye sordu. "Niye?" dedim. "Merakımdan sordum." "Ben de niye merak ettiğini sordum işte." Bir süre sessiz kaldı, sonra bana doğru bir adım attı. İçgüdüsel olarak bir adım geri çekildim. Bunu fark edince durdu. "Venas," dedi. "Ne?" diye sorunca "Adım işte," diye açıkladı. Kafamı sallayıp "Anladım," dedim. "Senin adın ne?" diye sorduğunda bir an tereddüt ettim ama söylemekten başka bir şey gelmedi aklıma.
Adımı söylediğim an Venas'ın yüzündeki ifade değişti. Çok kısa bir andı, belki de ben uyduruyordum ama gözlerinin rengi bir anlığına değişti sanki. O koyu siyahın içinde kırmızı bir pırıltı görür gibi oldum. Gözlerimi kırpıp tekrar baktığımda her şey normaldi. "İyi misin?" diye sordu. "İyiyim," dedim. Bana doğru bir adım daha attı, bu kez geri çekilmedim ama kalbimin neden bu kadar deli gibi attığına da anlam veremiyordum. Venas başını hafifçe eğip beni inceledi: "Seni daha önce buralarda hiç görmedim." "Ben de seni görmedim." "İlginç," diye mırıldandı. "Nesi ilginç ki?" dedim. Cevap vermedi, sadece bakmaya devam etti.
O an içeriden gelen müziğin sesi bir anda yükseldi. Venas'ın bakışları üzerimden kayıp salonun kapısına yöneldi; sanki bir şey duymuş gibiydi. Ben de arkamı dönüp kapıya baktım ama görünürde hiçbir şey yoktu. Tekrar ona döndüğümde Venas çoktan yanımdan geçip gitmişti. "Hey, bekle!" desem de durmadı. "Venas?" diye seslendiğimde birkaç adım ilerledikten sonra başını çevirip bana baktı: "İçeri dön." "Niye ki?" dedim. Bu kez yüzündeki ifade tamamen değişti, o sırıtıştan eser kalmamıştı. "Çünkü birazdan burada olmanı hiç istemem," dedi.
Ne demek istediğini çözemeden arkasından bakakaldım. Tam o sırada içeriden feryat figan bir çığlık koptu. Kalbim duracak gibi oldu. Venas'ın gözlerinde gördüğüm o kırmızı parıltı... Bu kez kesinlikle hayal falan değildi.