9. bölüm · NØXARA
7. Bölüm-Sezon finali
Kalenin devasa kapısına vardığımızda gece çoktan derin bir sessizliğe bürünmüştü. Arkamızda bıraktığımız orman gözden tamamen kaybolmuştu; sis, devasa ağaçların arasını iyice doldurmuş, tepedeki soluk ay ışığını bile yutmuştu. Önümüzde ise yıllardır kimsenin adım atmadığı her halinden belli olan kasvetli, eski bir kale yükseliyordu. Taş duvarları kararmıştı, pencerelerinin çoğu kırık döküktü ve en yüksek kulenin tepesindeki o garip sembol hâlâ meşale gibi parıldıyordu: Veyra'nın sembolü.
Kapının tam önünde duraksadım ve "Buraya harbi harbi girecek miyiz ya?" diye sordum. Varen dönüp suratıma baktı: "Başka seçeneğimiz var mı sanki kanka?" "Yok galiba," deyince "Aynen öyle, aferin," diye yapıştırdı. Varen kapıyı omzuyla itti. Ağır tahta kapı kulak tırmalayıcı bir gıcırtıyla içeri doğru açıldı. Adımımızı attığımız an havanın ağırlığı bir anda değişti. Dışarısı dondurucu derecede soğuktu ama burası bambaşkaydı; sanki bu duvarların arasında zaman yüzyıllar önce durmuş gibiydi. Duvarlarda tozlanmış, eski tablolar asılıydı. Birçoğunda bu dört kardeşin çocukluk halleri vardı. Bir tanesinin önünde çakılı kaldım; tabloda Venas duruyordu. Bayağı gençti. Yanında Vale, Varen ve Vinna vardı. Dördü de birbirine acayip benziyordu. Ama tablonun arka fonunda gölgede kalmış başka biri daha duruyordu: Uzun siyah saçlı, elinde aynı o sembolü tutan gizemli bir kadın.
Gözlerim kadına takılı kaldı: "Bu..." dediğimde Venas yanıma sokuldu: "Tanıyor musun?" Kafamı salladım: "Bu benim annem..." Venas tabloya kilitlendi, uzun süre tek kelime edemedi. Varen de yanımıza yanaşıp tabloya bakınca "Bu imkânsız ama!" dedi. "Ne imkânsız?" diye sorunca Varen parmağıyla tabloyu gösterdi: "Bu tablo en az yüz yıllık kanka." Nefesim tıkandı: "Ne saçmalıyorsun sen?" Varen kafasını salladı: "Veyra'nın son varisine dair olan kayıtlar yüz yıldan bile eski." Venas tabloya biraz daha yaklaştı: "Ben hatırlıyorum bu kadını." "Annemi mi?" diye çıkıştım. Venas gözlerini tablodan ayırmadan "Evet," dedi, "Çünkü zamanında bizi o kurtardı."
İçimde bir şeylerin cız ettiğini hissettim: "Ne demek bizi o kurtardı?" Venas bana döndü: "Biz daha çocukken Avcılar bizi köşeye sıkıştırmıştı." Vale de sessizce yanımıza gelip "Veyra bizi sakladı," diye ekledi. Varen devam etti: "Sonra bizi aldı, bu kaleye getirdi." Vinna başını öne eğerek "Ama kendisi geri dönmedi," diye fısıldadı. Kalbim sıkıştı: "Annem..." Venas "Öldüğünü sandık," dedi. "Öldü mü peki?" diye sorduğumda kimseden çıt çıkmadı.
Tam o sırada kalenin derinliklerinden, kulakları çınlatan bir ses yankılandı: "Hayır..." Hepimizin kanı çekildi, olduğumuz yerde dona kaldık. Ses tekrar yükseldi: "Ölmedi..." Koridorun en sonundaki devasa kapı kendiliğinden gıcırdayarak ardına kadar açıldı. İçeride sadece taş bir mezar duruyordu ve mezarın tam ortasında aynı sembol kazınmıştı. Yavaş adımlarla yaklaştım; kalbim göğüs kafesimi patlatacak gibi atıyordu. Elimi o soğuk taş mezarın üzerine koyduğum an bütün kale zangır zangır titremeye başladı.
Gözlerimin önüne zihnimin kaldıramayacağı kadar çok görüntü doldu. Annem... Venas... Ve diğer üç kardeş... Hepsi çoluk çocuk yaştaydı. Annem onları bu kalenin kuytu köşelerinde saklıyordu. Bir adamın öfkeyle "Onları niye koruyorsun ki?" diye bağırdığını duydum. Annem hiç istifini bozmadan "Çünkü onların kaderi benim kanıma bağlı," diyordu. Adam iyice zıvanadan çıkıp "Onları kurtaracaksın diye kendi soyunu yok edeceksin!" diye kükredi. Annem ise başını dikleştirip "Varsın yok olsun," dedi.
Sonra görüntü hızla değişti. Annem beni kucağına almıştı; küçücük bir bebektim. Karanlık bir odada tek başımızaydık ve ben ağlıyordum. Annem boynuma bir kolye takıp "Bir gün her şeyi hatırlayacaksın," diye fısıldadı, sonra beni alnımdan öptü: "Ve hatırladığın gün, seni bulacaklar..."
Görüntü bıçak gibi kesildi. Gözlerimi açtığımda dizlerimin üzerine çökmüş haldeydim. Venas hemen yanımda belirdi: "İyi misin kanka?" Başımı zorla kaldırdım: "Annem yaşıyor..." Venas'ın suratı anında değişti: "Ne gördün sen?" "Yaşıyor işte!" dedim.
Tam o sırada kalenin bütün devasa kapıları pat diye kapandı. Duvarlarda buz gibi bir ses yankılandı: "Artık saklanmanıza gerek kalmadı..." Varen anında ayağa kalktı: "Bu ses..." Vale'nin suratı kireç gibi oldu: "Avcıların lideri!" Kapı kırılırcasına açıldı ve içeri uzun boylu bir adam girdi. Arkasında sürüyle adam vardı ama bu adamın duruşu bambaşkaydı; bayağı sakindi, hatta ürkütücü bir huzur vardı suratında. Doğrudan bana bakıp "Sonunda..." dedi.
Venas anında önüme siper oldu: "Bir adım daha atma!" Adam kıkırdadı: "Sen hâlâ onu koruyabileceğini mi sanıyorsun?" "Koruyacağım ulan!" diye kükredi Venas. Adam "Onun kanının neye yol açacağını biliyor musun ki?" diye sordu. Venas cevap vermeyince adam bana döndü: "Veyra'nın kanı sadece vampirleri güçlendirmez. Eski vampirleri kökten yok edebilir!" Herkes buz kesti. Adam devam etti: "Sırf bu yüzden o avlanma gecesini tezgâhladık zaten. Bütün vampirleri bir araya topladık, insanları yem niyetine öne sürdük ve Veyra'nın varisini saklandığı delikten çıkarmaya çalıştık."
O an kafamdaki bütün taşlar yerine oturdu. O şatafatlı balo, kurban edilen insanlar, vampirler, avcılar... Hepsi ama hepsi benim içindi! "Benim kanımı mı istiyorsunuz yani?" diye bağırdım. Adam kafasını salladı: "Yok, kanını değil... Kanının içindeki o dehşet gücü istiyoruz." Venas'ın sesi gürledi: "Rüyanda görürsün!" Adam piç bir gülüşle "Sen zaten onun yüzünden insana benzemeye başladın Venas," dedi, "Kalbin atıyor lan! Yüzyıllardır duran o kalbin fena halde atıyor! İşte bu onun gücü!" Venas bir an duraksadı ama hemen toparladı: "Bu onun gücü değil, bu benim seçimim!"
Adam kahkahayı bastı: "Seçim mi? Veyra'nın kanını taşıyan her mahlukun bir seçimi vardır: Ya vampirleri soykırımla yok edersin ya da onların kaderini baştan yazarsın!" O an annemin sesi zihnimde bir kez daha çınladı: Bir gün hatırlayacaksın... Elimi refleksle boynuma götürdüm ama kolye yoktu. Yine de avcumun içinde alev gibi bir sıcaklık belirdi. Parmaklarımın arasından kızıl bir ışık hüzmesi taşmaya başladı. Etraftakiler korkuyla geri çekildi.
Venas panikle bana baktı: "Ne yapıyorsun sen?" "Bilmiyorum ki!" diye bağırdım. Işık giderek büyüdü, kalenin duvarlarındaki o eski semboller sırayla parıldamaya başladı. Avcıların lideri ilk kez tırstı: "Hayır, dur!" Zihnimde Veyra'nın sesi tekrar yükseldi: Kanını onlara kaptırma! Gözlerimi sımsıkı kapattım. Işık bütün kaleyi bir dalga gibi kapladı. Odada çığlıklar koptu; Avcılar duvardan duvara fırladı, vampirler acı içinde dizlerinin üzerine çöktü.
Venas üzerime doğru atıldı: "Dur artık, yapma!" ama kontrolü tamamen kaybetmiştim. İçimdeki o güç kaleyi yıkacak raddeye gelmişti, taş duvarlarda devasa çatlaklar açılıyordu. Varen panikle Vinna'yı arkasına çekti, Vale gözlerini kapatıp "Bu güç onu bitirecek!" diye bağırdı. Vinna "Ölecek!" diye fısıldadı. Venas hiç düşünmeden yanıma kadar geldi, gözlerimin içine baktı: "Bak bana!" Gözlerimi açtım, Venas tam karşımdaydı. "Venas..." diye inledim. "Buradayım kanka," dedi, "Geçti..." "Çok korkuyorum," dedim. "Ben de tırsıyorum ama yalnız değilsin," deyip elimi sımsıkı tuttu.
O an o yakıcı ışık yavaş yavaş çekildi. Kale yeniden derin bir sessizliğe büründü. Avcıların lideri kanlar içinde yerde yatıyordu ama hâlâ nefes alıyordu. Veyra'nın sesi son kez zihnimde çınladı: Seçimini yap... Işık tamamen söndüğünde doğrulup ayağa kalktım. İçimdeki o çocuksu korku tamamen buharlaşmıştı. Önce yerdeki adama, sonra Venas'a baktım: "Ben kimseyi katletmeyeceğim." Venas şaşkınlıkla "Ne yapacaksın peki?" diye sordu. "Bu saçma geceyi bitireceğim," dedim ve elimi havaya kaldırdım.
Kalenin devasa kapıları sonuna kadar açıldı. Dışarıdan süzülen ilk güneş ışıkları içeri doldu. Güneşi gören Avcılar da vampirler de çil yavrusu gibi dağılmaya başladı. Çünkü gece bitmişti, o lanetli avlanma gecesi resmi olarak sona ermişti. Kalenin merdivenlerinde durup doğan güneşe baktım. Daha birkaç saat önce arkadaşlarımla baloya giderken tek derdim eve dönmekti. Şimdi ise bambaşka biriydim. Veyra'nın kanı damarlarımda deli gibi akıyordu ama bu kanın beni kontrol etmesine izin vermeyecektim; kim olacağıma sadece ben karar verecektim.
Venas yanıma yanaştı. Bir süre sessizce doğan güneşi izledik. Sonra dönüp ona baktım: "Eee, şimdi ne olacak?" Venas omuz silkti: "Harbi bilmiyorum kanka." "Bu kadar mı yani?" deyince hafifçe gülümsedi: "İlk defa gelecekle ilgili hiçbir fikrim yok." Ben de gülümsedim: "Garipmiş." "Nesi garip?" "Senin gibi her şeyi çözen birinin geleceği kestirememesi." Venas gözlerini gözlerime dikti: "Benim zaten bir geleceğim yoktu ki... Ama şimdi var."
Bir süre kimseden ses çıkmadı. Sonra arkadan Vale'in o alaycı sesi yükseldi: "Romantik dizilere bağlamadan önce uzasak mı diyorum?" Varen kahkahayı bastı: "Kesinlikle katılıyorum!" Vinna kapıya doğru yürüyüp "Güneş doğuyor, çabuk olun," dedi. Dönüp dördüne de tek tek baktım. Dört kardeş, dört ayrı güç ve tam ortalarında duran ben... Kaleden çıkmadan önce son kez arkama baktım. Duvardaki Veyra sembolü hâlâ hafifçe parıldıyordu ama artık ürpertici gelmiyordu. Gece bitmişti evet, ama bizim hikâye daha yeni başlıyordu. Çünkü Veyra'nın kanı geri dönmüştü ve artık bunun dönüşü yoktu.
SON.
.
