7. bölüm · NØXARA
5. Bölüm
Kapının parçalanmasıyla birlikte taş odanın içi toz duman oldu. Gözlerimi kapatıp yüzümü hemen kolumla korudum. Birkaç saniye boyunca göz gözü görmedi, etraftan sadece patırtılar, bağırışlar, bir şeylerin kırılma sesi ve en çok da Venas'ın o gür sesi duyuluyordu: "Bırakın onu!" Gözlerimi açtığımda Venas odanın girişinde dikiliyordu. Yüzünde daha önce hiç şahit olmadığım türden devasa bir öfke vardı. Ama bu kez öfkesinin ardında başka bir şey daha seziyordum: Bayağı bayağı korkuyordu, bana bir şey olmasından tırsıyordu. Bunu ilk kez bu kadar net görüyordum. Beni tutan adam geri çekilip "Bir adım daha atarsan—" diye tehdit savurmaya çalıştı ama cümlesini bile bitiremedi. Venas bir anda adamın dibinde bitti; ne olduğunu anlamadım bile, adamın duvara fırladığını gördüm sadece. Venas hemen yanıma süzüldü: "İyi misin kanka?" Kafamı sallayıp "Sanırım," diyebildim. Yavaşça bileklerimdeki ipleri çözdü: "Yürüyebilir misin?" "Yürürüm ya," deyip elimi uzattım ama o elimi tutmak yerine kolumu kendi omzuna attı: "Yavaş ol biraz." "Ben iyiyim," dedim. "Pek iyi durmuyorsun ama," dedi. "Sen de pek iyi durmuyorsun hani," deyince bir an duraksadı, sonra hafifçe sırıttı: "Ben zaten hiçbir zaman iyi olmadım."
Bu lafın ne anlama geldiğini çözemeden arkamızdan bir ses yükseldi: "Venas!" Kafamı çevirdiğimde kapının yanında duran Varen'i gördüm; etrafında hâlâ gri bir sis dolanıyordu. "Ufaktan uzayalım," dedi. Venas "Bizimkiler nerede?" diye sorunca Varen "Vinna dışarıda gözcülük yapıyor, Vale de önümüzü açıyor," diye yanıtladı. Venas "Tamamdır, çıkıyoruz," dedi. Koridora fırladığımızda etraf zifiri karanlıktı. Az önce bizi kaçıran adam ortalıkta yoktu ama yerde kırılmış birkaç silah parçası duruyordu. "Burada ne tatava koptu böyle?" diye sorduğumda Varen omuz silkip "Ufak bir arbede işte," dedi. "Ufak mı?" deyince "Bana göre ufak," diyerek sırıttı. Venas bana dönüp "Şunun laflarına takılma sen," dedi. "Takılmıyorum zaten," cevabıma Varen gülerek karşılık verdi. İlk kez yanlarında kendimi biraz olsun normal hissediyordum; ta ki merdivenlerin başında Vale'i görene kadar. Vale duvara yaslanmıştı, suratı kireç gibiydi. Bizi görünce zorla doğrulup "Çok geciktiniz," dedi. Venas kaşlarını çatıp "İyi misin sen?" diye sordu. "İyiyim," cevabına Venas "Yalan söylüyorsun," dedi. Vale de "Sen sanki hiç söylemiyorsun," diye yapıştırdı.
Vale'in gözleri bana kaydı. Birkaç saniye yüzüme süzdükten sonra "Kanını içti mi senin?" diye sordu. Kafamı iki yana sallayıp "Hayır," dedim. Vale derin bir nefes alıp "İyi bari," dedi. "Niye ki?" diye sorduğumda Vale cevap vermeden Venas'a baktı. Venas onaylar gibi kafasını sallayınca Vale bana dönüp "Çünkü kanından tek bir damla bile içseydi, ne olduğunu şıp diye anlardı," dedi. "Ne olduğumu?" diye üstelediğimde Vale yine suspus oldu. "Yine mi ya!" diye çıkıştım, iyice sinirlerim tepeme çıkmıştı: "Herkes benimle ilgili bir şeyler biliyor ama kimse bana tek bir kelime etmiyor!" Varen araya girip "Kanka valla biz de tam çözebilmiş değiliz henüz," dedi. "Pek iç açıcı bir açıklama olmadı yalnız," deyince "Farkındayım," dedi. Tam o sırada Vinna yanımıza fırladı: "Çeneyi kesin, Avcılar dibimizde!" Venas'ın yüzü anında ciddileşti: "Kaç kişiler?" "Bayağı varlar," dedi Vinna. Varen etrafa bakıp "Ormandan tüyelim hemen," deyince "Sonra nereye?" diye sordum. Vinna "Bizi kolay kolay bulamayacakları bir yere," dedi. "Ya bulurlarla?" diye sorduğumda Venas net bir sesle "Bulamazlar," dedi; sesindeki o özgüven beni anında susturdu.
Ormana çıktığımızda hafiften yağmur atıştırmaya başlamıştı. Soğuk damlalar suratıma çarparken arkamızda kalan o kasvetli konağa baktım. Saatler önce bizimkilerin gazıyla geldiğim o yer şimdi resmen kâbusa dönmüştü. Balo, gürültülü müzik, süslü insanlar... Sonra patlayan çığlıklar, vampirler, avcılar ve ben! Bütün bu hengamenin ortasında benim ne işim vardı, hâlâ aklım almıyordu. Bir süre sessizce koşar adım yürüdük. Sonunda dayanamayıp "Venas," dedim. "Efendim?" "Az önce beni o adamın elinden çekerken... gözlerin bambaşka oldu." "Oldu," dedi. "Ve bana dokunduğun an..." Cümlemi tamamlayamadım. Venas durup yüzüme baktı: "Ne oldu?" "Kalbim fena hızlandı." Venas'ın suratı bir anda ciddileşti: "Nasıl yani?" "Bayağı, normale göre çok farklı attı." Bir süre bana baktı, sonra elini kendi göğsüne götürdü: "Benimki de öyle oldu." Ne diyeceğimi bilemedim: "Senin kalbin atıyor mu ki?" "Normalde çok ağır atar," dedi. "Şimdi peki?" "Bilmiyorum," deyip elini göğsünden çekti: "Sen yanımdayken hızlanıyor ama."
Önden giden Varen arkasını dönmeden seslendi: "İkiniz biraz daha cıvıldaşmaya devam ederseniz sabaha kadar burada yem olacağız!" Venas ona ters bir bakış atıp "Yürü lan işine!" diye bağırdı. Varen kıkırdadı, ben de istemsizce gülümsedim. Ama birkaç dakika sonra gülüşüm yüzümde donup kaldı. Çünkü ağaçlardan birinin gövdesinde bir sembol fark ettim; daha önce o avcının saatinde gördüğüm o garip simgenin aynısıydı. "Durun bir dakika!" diye bağırdım. Herkes çakılı kaldı. Venas yanıma gelip "Ne oldu?" diye sordu. Ağaca yaklaşıp parmaklarımı sembolün üzerinde gezdirdiğim an kafamın içinde korkunç bir sızı koptu. Zihnime çakılan bir görüntü belirdi: Zifiri karanlık, taş duvarlı bir oda... Yerde büzülmüş oturan küçük bir kız çocuğu ve onun karşısında dize gelmiş bir kadın. Kadının yüzü silikti ama sesi kulaklarımda çınlıyordu: "Bir gün seni bulacaklar..." Küçük kız ağlayarak "Kim bulacak?" diye soruyordu. Kadın kızın ellerini sımsıkı tutup "Kanının peşinde olanlar..." dedi.
Görüntü bir anda bıçak gibi kesildi. Elimi ağaçtan fırlatır gibi çektim. Venas dibimde bitti: "Ne gördün kanka, ne oldu?" "Bir kadın gördüm," dedim. "Tanıyor musun?" "Yok, hiç görmedim." "Başka ne vardı?" Kafamı sallayıp "Küçük bir kız çocuğu vardı," dedim. Venas'ın bakışları değişti: "Nasıl bir kız?" "Benden bayağı küçüktü." Venas suspus oldu. "Venas? Sen bir şey biliyorsun, değil mi?" dedim. Gözlerini kapatıp "Bilmiyorum," dedi. ama bal gibi yalan söylediğini anladım: "Yalan söylüyorsun şu an!" Gözlerini açıp "Hatırlamıyorum diyelim," dedi. "Arada ne fark var ki?" "Çok fark var." Varen araya girip "Venas, saklama artık," dedi ciddi bir tonla. Venas birkaç saniye durdu, sonra bana döndü: "Senin kanın sadece eski bir kan değil. Senin kanın hatıra taşıyor." Kalbim sıkıştı: "Ne hatırası ya?" Vale söze girdi: "Eski kayıtlarda geçer bu. Çok nadir bir durumdur. Kan, sahibinin yaşadığı geçmiş anıları içinde saklayabilir." Vinna da ekledi: "Yani senin hatırlamadığın şeyleri bile..."
Aklıma gelen şeyle buz kestim: "Yani az önce gördüğüm o küçük kız..." Venas gözlerimin içine bakıp "Senin küçüklüğün olabilir," dedi. "İyi de ben küçükken niye öyle şeyler yaşayayım ki?" diye sordum panikle. "Seni birilerinden saklamış olabilirler," dedi Venas. "Kimden?" "İşte orasını biz de çözemedik henüz." O sırada Varen kulak kabartıp "Suskun olun bir dakika!" diye bizi uyardı. "Ne oldu yine?" diye sorduğumuzda Varen kafasını yana eğip "At sesleri geliyor," dedi. Vinna gözlerini kapatıp "Avcılar bastı," diye fısıldadı. Venas koluma yapışıp "Yardır!" diye bağırdı.
Bu kez hiç ikiletmeden koşmaya başladım. Ağaç köklerine takıla takıla, nefes nefese koştuk. Arkamızdan bağırışlar ve at kişnemeleri geliyordu. Derken bir ok Varen'in dibindeki ağaca saplandı! "Koşun koşun!" Venas kolumdan tutup beni başka bir patikaya soktu. Biraz ileride küçük, metruk bir kulübe belirdi. Vinna kapıyı açtı, hepimiz içeri daldık. Kapıyı kapatıp arkasına yaslandığımızda odada sadece bizim nefes seslerimiz duyuluyordu. Varen pencereden bakıp "Şimdilik ektik galiba," dedi. Ben olduğum yere çöktüm, ellerim zangır zangır titriyordu. Venas karşıma diz çöktü: "İyi misin?" Kafamı sallayıp "Değilim," dedim ilk kez net bir şekilde, "Hiçbir boku anlamıyorum! Ben kimim ya?" Venas bir süre yüzüme bakıp "Henüz bilmiyoruz," dedi. "Peki ya siz?" dedim, "Siz de mi benden korkuyorsunuz yoksa?" Venas'ın bakışları bir anda yumuşadı: "Ben senden korkmuyorum." "Öyleyse niye bana bakarken sanki her an bir şey olacakmış gibi duruyorsun?" Venas gözlerimin içine bakıp "Çünkü seni kaybetmekten tırsıyorum," dedi.
Oda bir anda buz kesti, Varen bile laf sokmadı. Ben ise sadece gözlerinin içine bakakaldım. Derken dışarıdan tek bir ses yükseldi, tam kapının dibinden: "Venas..." Hepimiz olduğumuz yerde donduk. Ses tanıdık değildi ama Venas'ın suratı anında kireç gibi oldu. Varen "Kim ulan bu?" diye sordu. Venas cevap vermedi. Kapının dışındaki ses tekrar konuştu: "Onu bize vermeden şuradan şuraya gidemeyeceğinizi biliyorsun." Venas ayağa kalkıp bana döndü: "Burada kal, ne olursa olsun bu kapıyı açma." Kapıya doğru hamle yapacakken kolundan tuttum: "Venas, gitme ne olur!" Bir an duraksadı. Dışarıdaki ses cümlenin devamını yapıştırdı: "Çünkü artık çözdük mevzuyu... Veyra'nın kanı geri döndü!"
Venas'ın yüzündeki bütün kan çekildi, kireç gibi kaldı. Ben ise hayatımda ilk kez duyuyordum o ismi: Veyra... Ve nedense kalbim o kelimeyi duyduğu an, sanki yıllardır görmediğim birini deliler gibi özlüyormuşum gibi sızlamaya başladı.
