4. bölüm · NØXARA

2. Bölüm

ᴋᴀʀᴀɴʟıᴋ ₊

İçeriden gelen çığlıkla olduğum yerde donup kaldım. Bir an ne yapacağımı bilemedim; Venas'ın az önce söyledikleri kulaklarımda yankılanıp duruyordu: "Çünkü birazdan burada olmanı hiç istemem." O an söylediği şeyin ne anlama geldiğini kestirememiştim, ama şimdi içimde büyüyen o korku, bunun basit bir uyarı olmadığını bas bas bağırıyordu. Kapıyı açıp hızla salona daldım. Az önce müzikle, kahkahalarla çınlayan salonun havası bir anda buz kesmişti. İnsanlar ne olduğunu anlamak için birbirine bakıyor, kimileri de panikle çıkışa doğru hamle yapıyordu. "Ne oldu ya?" diye sordum ama kimseden tık çıkmadı. Kalabalığın arasında bizimkileri aramaya başladım. Yanımdan geçen bir kadına "Onları gören oldu mu acaba?" diye sordum fakat kadın yüzüme bile bakmadan geçip gitti.
Telefonumu fırlatır gibi çıkarıp bizimkileri aradım. İlk aramam cevapsız kaldı, ikincisinde telefon tamamen kapandı, üçüncüsünde ise direkt telesekretere düştüm. Kaşlarımı çatıp "Hayır ya, olamaz..." diye mırıldandım. Telefonu elimde sıkıca tutup panikle etrafa bakındım. Onları bulmam lazımdı; belki dışarı çıkmışlardı, belki beni arıyorlardı ya da... "Arkadaşlarını mı arıyorsun?" diyen bir sesle irkildim. Yavaşça arkama döndüğümde Venas'ın birkaç adım gerimde durduğunu gördüm. Yüzünde zerre ifade yoktu. "Onlar nerede, ne yaptınız onlara?" diye doğrudan sordum. Venas bir süre sessiz kaldı. "Arkadaşlarımı soruyorum sana!" diye üstelediğimde "Biliyorum," dedi. "O zaman cevap ver!" diye çıkıştım. Bakışları yüzümde gezinirken "Burada değiller," diye mırıldandı. "Ne demek burada değiller?" deyince "Gitmişlerdir belki," dedi. "Telefonları kapalı ama!" dediğimde ise iyice sessizliğe büründü. İçimdeki o kötü his katlanarak büyüyordu. "Sen bir şey biliyorsun," dediğimde kafasını hafifçe yana eğip "Neyi bildiğimi düşünüyorsun ki?" diye sordu. "Burada garip şeyler dönüyor," deyince "Doğru," diye kestirip attı. Tek kelimeyle geçiştirmesi beni daha da ürküttü. "Ne dönüyor peki?" diye sordum. Venas etrafa bakıp "Senin çoktan buradan gitmiş olman gerekiyordu," dedi. "Sen beni içeri dönmem için uyarmadın mı zaten?" dediğimde "Uyarmadım," karşılığını verdi. "Az önce bana içeri geç dedin ama!" deyince de "Çünkü dışarıda kalsaydın durum senin için daha kötü olurdu," dedi. Kaşlarımı çatıp "Ne daha kötü olabilirdi ki?" diye sordum. Venas cevap vermeden önce salonun diğer tarafına baktı; ben bakışlarını takip ettim ama hiçbir şey göremedim.
Sonra salonun koca kapıları bir anda güm diye kapandı. Ses bütün salonda yankılandı ve bir anda herkes sustu. Kadının biri panikle kapıya koşup "Açın kapıyı!" diye bağırdı. Kapı kolunu zorladı, açılmadı; bir daha denedi, daha sert çekti ama "Açılmıyor bu kapı!" diye feryat etti. Panik birkaç saniye içinde bütün salona sarmaşık gibi yayıldı. İnsanlar birbirine bağırmaya, bazıları telefon çıkarıp polisi ya da birilerini aramaya çalıştı ama hiçbirinin telefonu çekmiyordu. Ben de hemen kendi telefonuma baktım; ekranın sağ üst köşesinde "Şebeke Yok" yazıyordu. Bir an nefesim kesildi. "Bu hiç normal değil," dediğimde Venas yüzüme bakıp "Değil," diye onayladı. "Sen niye bu kadar sakinsin peki?" diye çıkıştım. "Çünkü ne olduğunu biliyorum," deyince sesim istemeden yükseldi: "Öyleyse söylesene!" Venas'ın dudaklarında belli belirsiz bir sırıtış belirdi: "Henüz zamanı değil." "Ne zaman olacak peki?" diye sordum. "Çok yakında," dedi.
Tam o sırada salonun bütün ışıkları birden söndü. Karanlıkta feryat figan çığlıklar yükseldi, pat küt bir şeylerin yere düştüğü duyuldu. Ardından birinin hızlıca koştuğunu sandım. Işıklar tekrar yandığında herkes birbirine şaşkınlıkla bakıyordu; fakat salonun ortasında duran o yaşlı adam az önce oradayken şimdi yoktu. Yanındaki kadın çığlık atarak yere çöktü, insanlar panikle geri çekilmeye başladı. Ben ise olduğum yerde çakılı kaldım. Adam nereye kaybolmuştu böyle? Bir saniye önce tam karşımdaydı, gözümün önünde yok olmuştu. Venas'a dönüp "Ne yaptınız adama?" diye sordum, bu kez sesim belirgin bir şekilde titriyordu. Venas'ın yüzündeki o sırıtış anında kayboldu: "Biz bir şey yapmadık." "Kim yaptı o zaman?" diye sordum ama cevap vermedi.
O an salonun üst katından ayak sesleri geldi, herkes kafasını yukarı kaldırdı. Merdivenlerin başında üç kişi duruyordu; onları daha önce de görmüştüm: Vale, Varen ve Vinna. Üçü de ağır ağır merdivenlerden inmeye başladı. Vale'in yüzünde aşırı sakin bir ifade vardı, Varen etrafındakilere sanki onları ilk kez görüyormuş gibi bakıyordu, Vinna ise doğrudan gözlerimin içine kilitlenmişti. Bunun tesadüf olmadığını anladığımda refleksle bir adım geri çekildim. Venas onların yanına gitmedi, aksine onlar Venas'ın yanına geldi. Vale ilk konuşan oldu: "Başladı mı?" Venas kafasını sallayıp "Başladı," dedi. Bu tek bir kelime bile salondaki herkesin suratındaki o dehşet ifadesini katlamaya yetti. Ben ise neyin başladığını çözmeye çalışıyordum. "Ne başladı ya?" diye sorduğumda dördünün bakışları aynı anda bana döndü. Kalbim güm güm atmaya başladı. Vale birkaç saniye beni süzdükten sonra Varen'e bakıp "Kim bu kız?" diye sordu. Venas "Misafir," diye yanıtladı. Varen hafifçe gülüp "Misafir mi?" diye alay etti. Vinna ise ilk kez söze girip "Onu niye getirdiniz buraya?" diye sordu. Venas kaşlarını çatıp "Ben getirmedim, arkadaşlarıyla gelmiş," dedi. Vinna "Arkadaşları nerede peki?" diye sorunca içim ürperdi. "Ben de onları arıyorum zaten," dedim. Vinna bana bakıp bir süre sustu, sonra gözlerini kapatıp sanki bir şey dinliyormuş gibi kafasını yana eğdi: "İki kişi..." dedi. Ne demek istediğini anlamayarak "Ne?" diye sordum. "Girişte onunla birlikte iki kişi vardı," dedi. Boğazım düğümlendi: "Evet..." "Artık yoklar," deyince bir adım geriledim: "Ne demek yoklar?" Kimse cevap vermedi. Venas'ın suratı iyice düştü, Vinna'ya dönüp "Yeter, kes artık," dedi. Vinna "Gerçeği bilmesi gerekiyor ama," diye üsteleyince Venas "Henüz değil," diye kestirip attı.
Onlara bakarken kafamın içinde binlerce soru fırtınası kopuyordu. Bizimkiler neredeydi? Bu tipler kimdi? Neden herkes bunlardan deliler gibi korkuyordu? Ve en önemlisi, bu dört kardeş niye bana diğer insanlardan bambaşka bir gözle bakıyordu? Tam o sırada salonun diğer ucundan bir çığlık daha koptu. Herkes o tarafa döndü; adamın biri yere yığılmıştı. İnsanlar tırsıp adamdan uzaklaşırken yanındaki kadın "Yardım edin ne olur!" diye ağlamaya başladı. Birileri yanaşacak gibi oldu ama Varen bir anda yanlarından fırladı. O kadar hızlı hareket etti ki gözlerim hızı yakalayamadı bile. Bir saniye önce merdivenin dibinde duran çocuk, bir sonraki saniye salonun öbür ucundaydı. Nefesimi tuttum, gözlerimi ovuşturdum; belki de yanlış görüyordum ama hayır, gayet netti. Varen adamın yanına eğilip biraz inceledikten sonra ayağa kalktı ve "Yaşıyor," dedi. Salonda hafif bir rahatlama dalgası esdi ama ben sadece Varen'e kilitlenmiştim. Az önce oraya nasıl öyle ışınlanmış gibi gitmişti? Bir insan o hızda hareket edemezdi. Düşüncelerim çorba olmuşken Venas yanıma sokuldu: "Buradan hemen gitmen lazım." "Kapı kilitli ama," dedim. "Başka yol var," dedi. "Nereye çıkıyor?" diye sorduğumda "Bilmiyorum," deyince "Biliyorsun bal gibi," diye üsteledim. Venas birkaç saniye sustu, sonra kolumu tutacak gibi elini uzattı ama son anda vazgeçti: "Benimle gel." "Hayır," dedim. Kaşları çatıldı: "Burada kalırsan ölürsün."
O kelimeyi duyduğum an gözlerinin içine baktım: "Ne?" Venas etrafımızdaki kalabalığa bakıp "Buradaki herkes için geçerli bu dediklerim," dedi. "Sen niye bana yardım ediyorsun ki peki?" diye sordum. "Çünkü..." deyip cümlesini yarım bıraktı. "Çünkü ne?" diye zorladım. Bakışları gözlerime kenetlendi: "Çünkü seni öldürmek istemiyorum." Bir an nutkum tutuldu. Kalbim öyle güm güm atıyordu ki sesini duyacak sanıyordum. "Sen..." dedim, sesim boğazıma tıkandı, "Sen neden birini öldürmekten bahsediyorsun ya?" Venas cevap vermedi, ben ise ilk kez ondan deliler gibi tırstığımı fark edip geri adım attım. Bir adım, sonra bir adım daha... Venas bu kez üstüme gelmedi. "Dinle beni," dedi. "Hayır," dedim. "Buradan çıkman lazım," diye ısrar etti. "Sen nesin?" diye sorduğum soru bir anda havada asılı kaldı. Venas'ın yüzü öyle bir değişti ki, sanki bu soruyu soracağımı hiç tahmin etmemişti. "Ne?" dedi. "Sen nesin ya?" diye gözlerimi ondan ayırmadan tekrarladım: "İnsan değilsin sen."
Bu kez salonun diğer tarafındaki Vale bize doğru baktı, Varen kafasını çevirdi, Vinna'nın yüzü ise buz gibi oldu. Venas birkaç saniye suspus oldu, sonra gözlerimin ta içine bakıp "Değilim," dedi. Tek bir kelime... Ama o kelime içimdeki bütün şüpheleri kapı gibi gerçek yaptı. "Ne değilsin?" diye sordum. Venas cevap vermeyince arkasındaki Vale araya girdi: "Saklamanın lüzumu yok artık." Venas ona ters bir bakış attı ama Vale omuz silkti: "Anladı zaten." "Vale, kes!" dese de Vale "Ne var ya, tırstı işte kız," dedi. Ben ise dördüne bakıp kalmıştım; insan değillerdi, orası kesindi ama neydiler? Sonra Varen bana doğru bir adım attı: "Hiç canlı canlı vampir gördün mü?" O kelimeyi duyduğum an içimde bir şeyler koptu. Gülmek, bunun saçma sapan bir şaka olduğunu söylemek istedim ama kimsede tık yoktu. Varen'in suratı gayet ciddiydi, Vinna sessizdi, Vale beni izliyordu, Venas ise gözlerini benden milim ayırmıyordu. "Bu... bu bir şaka herhalde," dedim sesim titreyerek. Cevap vermediler. "Değil mi?" diye üsteledim, yine derin bir sessizlik.
Bir adım daha geriledim, sırtım duvara çarptı. Venas'ın gözlerine baktığımda, az önce bahçede gördüğüm o kırmızı pırıltı tekrar belirdi ve bu kez kaybolmadı; gözleri tamamen kan kırmızı olmuştu. Nefesim tıkandı. Venas dişlerini gösterdiğinde onları ilk kez bu kadar net gördüm: uzun ve sivri iki sivri diş... Gözlerim fal taşı gibi açıldı. "Oha... Tanrım..." diye fısıldadım. Venas'ın yüzünde acı çeker gibi bir ifade belirdi: "Şimdi anladın mı?" Kafamı iki yana salladım: "Hayır, olamaz!" "Anlaman lazım!" dedi. "Hayır!" diye bağırıp arkamı dönüp kaçmaya çalıştığım an önümde biri bitti: Varen. Bir adım daha atmak istedim ama Varen koluma yapıştı. "Bırak beni, dokunma!" diye çırpınırken bir anda kendimi başka bir yerde buldum: koridorun sonunda! Nasıl olduğunu idrak bile edemedim. Varen hâlâ kolumu tutuyordu. Bir saniye önce salonun ortasındaydık, şimdi koridorun dip tarafındaydık. Bacaklarımın bağı çözüldü, titremeye başladım. "Sen..." deyip Varen'in gözlerine baktım, "Sen de..." "Evet, ben de vampirim," dedi o kadar sakin bir tonla ki, daha çok korktum.
Arkamı döndüğümde Venas, Vale ve Vinna koridorun başında duruyordu. Dördü de gözlerini bana dikmişti; kaçacak hiçbir yerimin olmadığını o an iliklerime kadar hissettim. Vinna yavaşça yanıma yaklaştı: "Kızı korkutup durmayın." Varen kolumu bırakıp "Zaten tırsmış durumda," dedi. Vinna "Yeter," deyip bana döndü: "Kimse sana zarar vermeyecek." Ona inanmak istedim ama daha birkaç dakika önce salonda insanların çat diye kaybolduğuna şahit olmuştum. "Arkadaşlarım nerede peki?" diye sordum. Vinna'nın suratı düştü: "Onlar..." "Ne oldu onlara, söylesenize!" diye bağırınca cevap vermeden gözlerini Venas'a çevirdi. Venas kafasını hafifçe eğip "Yaşıyorlar," dedi. Derin bir nefes alıp "Harbi mi?" diye sordum. "Evet." "Görebilir miyim onları?" dediğimde Venas suspus oldu. Bu sessizlik herhangi bir cevaptan çok daha ürkütücüydü. "Venas," dedi Vale'in sesi arkadan gelerek, "Kızı aşağı götürmemiz lazım." "Niye?" diye sordu Venas. "Çünkü diğerleri bunun kokusunu aldı."
Venas'ın suratı bir anda bambaşka bir hal aldı. Bir bana baktı, bir de koridorun öbür ucuna. Ben hiçbir şey duymuyordum ama onlar belli ki bir şeylerin kokusunu ya da sesini alıyordu. "Ne oluyor ya?" diye panikledim. Venas yanıma iyice sokuldu: "Şimdi beni çok iyi dinle." "Ne var?" "Ne olursa olsun yanımdan milim ayrılma." "Nedenmiş o?" "Çünkü bu gecenin asıl patlaması daha başlamadı bile."
Tam o sırada malikanenin bütün ışıkları pat diye tekrar söndü. Zifiri karanlığın içinde dört çift göz parıldamaya başladı. Ve bu kez sadece Venas'ın gözleri kırmızı değildi; dördünün de gözleri ayrı bir renkte parlıyordu: Kırmızı, sarı, gri ve lacivert... Dehşetten nefes alamaz hale geldim. Venas elimi sımsıkı tuttu, bu kez elini çekemedim bile. Çünkü malikanenin dışından yükselen o korkunç uğultuyu ben bile duymaya başlamıştım. Sanki ormanda yüzlerce şey aynı anda üzerimize doğru koşuyordu. Varen kafasını kaldırıp "Geldiler," dedi. "Kim geldi?" diye sordum trembling bir sesle. Varen cevap vermedi, Vale kapıya doğru seğirtti, Vinna ise bana bakıp fısıldadı: "Avcılar..." Venas'ın eli elimi daha da kenetledi: "Ve artık senin de peşindeler."