6. bölüm · NØXARA
4. Bölüm
Gözlerimi açtığımda ilk fark ettiğim şey, başımın fena halde zonkladığıydı. Sonra altımdaki o buz gibi soğuk zemini hissettim. Nerede olduğumu anlamaya çalışarak doğrulmak istedim ama bileklerimdeki ağırlık buna izin vermedi; ellerim sımsıkı bağlanmıştı. Panik içinde etrafıma bakındım; burası zifiri karanlık, taş duvarlı, küçük bir penceresi ve karşıda kapalı bir kapısı olan kasvetli bir odaydı. Hatırlamaya çalıştım: Kulübe, Venas, o zifiri karanlık ve ardından beni kaçıran o gölge... Nefesim hızlandı, sesim istemsizce kısılarak "Venas..." diye fısıldadım ama cevap yoktu. "Varen?" dedim, yine derin bir sessizlik. Başımı dizlerimin arasına gömüp derin nefesler almaya çalıştım; kendime sürekli "Sakin ol, sadece sakin ol," diyordum. Ama nasıl sakin kalabilirdim ki? Daha birkaç saat önce arkadaşlarımla gürültülü bir partideyken, şimdi nerede olduğumu bile bilmediğim bir zindandaydım.
Tam o sırada kapının kilidi tıkırdayıp açıldı. Başımı kaldırdığımda içeri siyah ceketli, uzun boylu ve son derece ifadesiz suratlı bir adam girdi. "Sonunda uyandın," dedi. Bir refleksle geri çekilmeye çalışıp "Sen kimsin be?" diye sordum. Adam oralı olmayıp bileklerimdeki iplere baktı: "Acıyor mu?" "Senin çok da umurundaydı sanki!" diye çıkıştığımda adamın tek kaşı havaya kalktı: "Beklediğimden daha cesursun." "Bizimkiler nerede, Venas ve diğerlerine ne yaptınız?" diye sorduğumda adam hafifçe kıkırdadı: "Onlara güveniyor musun gerçekten?" "En azından seni ilk kez görüyorum!" dedim. "Onlar da seni tanımıyor ama," dedi. "Ne alaka, ne demek istiyorsun?" diye sorduğumda adam bana doğru bir adım daha yaklaştı: "Onların sana anlattığı her şeye öyle körü körüne inanma." Kafamı iki yana sallayıp "Sen nesin peki?" diye sordum. "Ben mi?" deyip gülümsedi. Birkaç saniye sustu, sonra o koyu kahverengi gözleri gözümün önünde parıl parıl altın rengine dönüştü.
İçimdeki o bütün korku dalgası yeniden şahlandı: "Ben de vampirim." Bir an nefesim kesildi ama bu kez şaşırmadım; çünkü artık bu saçmalığın gerçekliğini kabullenmiştim. "Beni niye kaçırdın peki?" diye sordum. "Ben kaçırmadım ki," dedi. "Ne?" "Ben seni kurtardım." Kaşlarımı çatıp "Kimden kurtardın?" dedim. "Onlardan," dedi. "Venas'lardan mı?" deyince başını salladı: "Hayır. Ne olduğunu henüz kendin bile bilmediğin bir şeyden." Bir süre yüzüne şaşkınlıkla baktım: "Ben neyim ki o zaman?" Adamın yüzündeki o umursamaz ifade bir anda ciddileşti: "İşte asıl mevzu da bu ya. Sen sıradan bir insan değilsin." Kalbim güm güm atmaya başladı: "İnsanım ben!" "Değilsin," dedi. "Bayağı insanım işte!" diyerek üstelediğimde, "Kanını kokladığımız an anladık ne olduğunu," dedi. Yattığım yerden ayağa kalkmaya çalışarak "Ne biliyorsan anlat bana hemen!" diye bağırdım. Adam kapıya yönelip "Henüz zamanı değil," dedi. "Dur, bekle!" diye arkasından seslendim. Durdu. "Venas nerede?" diye sorabildim sadece. Bir süre sessizce bana baktı, sonra "Peşinden geliyor," deyip kapıyı pat diye kapattı. Olduğum yerde kalakaldım. Peşinden geliyor... Bu üç kelime neden içimi böyle saçma bir şekilde rahatlatmıştı, hiç bilmiyordum. Ama Venas'ın beni bulacağını düşünmek, içimde küçücük de olsa bir umut ışığı yaktı.
Bu esnada Venas deli gibi koşuyordu. Ormanın derinliklerinde, yüzüne çarpan dallara hiç aldırış etmeden toprağın üzerindeki izleri takip ediyordu. Arkasından "Venas!" diye seslenen Varen'i duymamazlıktan geldi. Varen pes etmeyip "Venas, bir dur artık!" diyerek önüne kırıp onu durdurmak zorunda kaldı. "Onu bu kafayla bulamazsın," dedi. Venas sertçe "Çekil önümden," diye hırladı. "Bayağı öfkelisin, sakin ol," dese de Venas, gözleri daha önce hiç görülmediği kadar koyu bir kan kırmızıya dönüşmüş halde, "Çekil dedim sana!" diye gürledi. "Bulacağız onu," dedi Varen. "Ya bulamazsak?" diye sorduğunda Varen cevap veremedi. Venas ellerini sıkıca yumruk yapıp "Onu benim yüzümden kaptılar," diye mırıldandı. "Senin yüzünden değil kanka," dese de Venas "Benim yüzümden!" diye kestirip attı.
O sırada Vinna yanlarına yetişti: "Hayır, onunla alakası yok. Onu bilerek, özellikle seçtiler." İkisi de kafayı Vinna'ya çevirdi. Venas'ın bakışları iyice keskinleşti: "Neden peki?" Vinna "Bilmiyorum," dedi. "Yalan söyleme bana!" diye bağırdı Venas. Vinna gözlerini kapatıp "Yalan söylemiyorum. Onun içindeki o korkuyu hâlâ iliklerime kadar hissedebiliyorum," dedi. Varen şaşkınlıkla "Bu imkânsız ama, nasıl hissedebilirsin?" diye sordu. "Çünkü o kız normal bir insan değil," dedi Vinna. Venas kafasını kaldırıp "Ne demeye çalışıyorsun sen?" diye sordu. Vinna gözlerini açtı: "Onu ilk gördüğümde kestirememiştim ama şimdi adim gibi eminim. Onun içinde bambaşka bir şey var."
Zindandaki kapı tekrar açıldı ama bu kez gelen aynı adam değildi. İçeri uzun siyah saçlı bir kadın girdi. Bana baktığında yüzünde garip, tiksintiyle karışık bir şaşkınlık belirdi: "Gerçekten oymuş..." "Kimim ben ya, söylesenize artık!" diye bağırdım. Kadın cevap vermeyip yanıma kadar sokuldu ve yere çöktü: "Adını biliyor musun sen?" "Saçmalama, tabii ki biliyorum!" dedim. "Doğduğundan beri hep aynı isimle mi çağrıldın peki?" diye sorunca kaşlarımı çattım: "Ne zırvalıyorsun sen kadın?" Kadın hafifçe sırıttı: "Hiç..." Sonra elini uzatıp bileğime dokundu. O an sanki bütün vücudumdan cayır cayır yanan sıcak bir akım geçti. Kadın elini sanki ateşe değmiş gibi hızla çekti, gözleri fal taşı gibi açıldı: "İmkânsız bu..." "Ne gördün, söylesene!" diye bağırdım. Kadın panikle ayağa kalktı: "Onu buraya getirmemeliydik." "Kimden bahsediyorsun?" deyip kapıya doğru seyirten kadının arkasından baktım. Kadın durup "Venas..." diye fısıldadı. İsmini duyunca başımı dikleştirdim: "Venas'a ne olacak?" Kadın kapının kulpunu tutup "Onu bulursa buradaki herkesi çiğ çiğ yer," dedi ve kapıyı çarpıp gitti. Olduğum yerde öylece kaldım. Venas'ın geleceğinden artık emindim ama neden geliyordu? Sırf beni kurtarmak için mi, yoksa arkasında başka bir hesap mı vardı?
Gece iyice devrilmişti. Venas, Varen, Vale ve Vinna en sonunda ormanın kuytusundaki eski, metruk bir binanın önünde durdular. Vale'in suratında çizikler vardı ama yine de ayaktaydı. "İçeride," dedi Vale. Varen ona bakıp "Emin misin kanka?" diye sorunca Vale "Zihnine girdim, kızı burada tutuyorlar," cevabını verdi. Venas öne çıkıp binaya baktı: "Alacağız onu oradan." Vale kafasını salladı: "Ama önce konuşmamız gereken çok önemli bir şey var." Venas dönüp "Ne var yine?" dedi. Vale birkaç saniye sustuktan sonra "Onu neden bu kadar istediklerini çözdüm. Kızın kanı..." dedi. Venas'ın yüzü gerildi: "Ne olmuş kanına?" "Bir vampir kanı değil." "İnsan kanı mı yani?" dedi Varen. Vale kafasını iki yana salladı: "Hayır, normal insan kanı da değil." Varen kaşlarını çattı: "Ne kanı o zaman bu?" Vale'in bakışları binanın üst katındaki pencereye kaydı: "Eski kan..." Vinna'nın suratı bir anda kireç gibi bembeyaz oldu: "Bu... bu imkânsız ama!" Vale "Ben de öyle sanıyordum," dedi. Venas tek bir kelimeyle "Ne?" diye sordu. Vale ona dönüp "Kızın kanında bizim türümüzden bile daha eski, çok daha köklü bir şey var," dedi. Venas'ın suratı bambaşka bir hal aldı: "Hemen onu oradan çıkarmamız lazım." "Ya geç kaldıysak?" diyen Varen'e Venas kapıya doğru yürüyerek "Geç kalmadık," dedi. "Nereden biliyorsun bu kadar?" diye sorduklarında Venas durdu, bir süre sessizce binaya baktı ve "Çünkü hâlâ kalbimin attığını hissedebiliyorum," dedi. Varen ile Vinna birbirine bakakaldı, Vale ise suspus oldu. Dördü birden aynı anda binaya doğru daldı.
Kapının arkasından tıkırtılar gelmeye başladığında kafamı kaldırdım; bir sürü ayak sesi vardı. Kalbim boğazımda atmaya başladı. Kapı pat diye açıldı ve içeri az önce beni kaçıran o adam girdi. Ama bu kez adamın suratında bayağı bir korku vardı. "Ne oldu, ne bu panik?" diye sordum. Cevap vermeyip arkasına baktı, sonra kapıyı alelacele kilitledi. "Ne oluyor orada?" dediğimde adam gözlerimin içine bakıp "Geldiler," dedi. "Kim geldi?" "Vampirler." İçimi garip bir rahatlama kapladı: "Venas mı?" Adam şaşkınlıkla yüzüme baktı: "Tanıyor musun onu?" "Benim için geliyor," dedim gururla. Adam kafasını salladı: "Hayır, senin için gelmiyor." Kalbim bir anlığına duracak gibi oldu. Adam yanıma kadar yaklaşıp kulağıma fısıldadı: "Onu buraya deliler gibi çeken şey sensin, senin o kanın."
Tam o sırada kapının dışından devasa bir patlama sesi koptu! Adam fena halde irkildi, ben ise doğrudan kapıya kilitlendim. Ve hemen ardından dışarıdan Venas'ın o gür sesini duydum: "Bırakın onu!" İçimdeki bütün o korku bir anda buharlaşıp gitti. Adam gerileyip "Geç kaldınız," diye bağırdı. Venas dışarıdan "Kızı bana verin!" diye kükredi. Adam bana bakıp gülümsedi: "İşte şimdi aksiyon başlıyor."
Güm! Kapı devasa bir gürültüyle yerinden sökülüp içeri uçtu. Venas tam karşımda duruyordu; gözleri kan kırmızıydı ama bu kez arkasında kardeşleri yoktu, tek başınaydı. Ve suratındaki ifade, onu ilk gördüğüm andaki o cool çocuktan fersah fersah uzaktı. Önce bana baktı, sonra yanımdaki adama döndü: "Bırak onu." Adam sırıttı: "Bırakmazsam ne olur?" Venas bir adım attı: "Son kez söylüyorum." Adam da bir adım öne çıktı: "Sen bu kızın aslında ne olduğunu biliyor musun ki?" Venas'ın gözleri saliseliğine bana kaydı: "Hayır." "Öyleyse ne diye bu kadar yırtınıyorsun onun için?" Venas cevap vermedi. Adam piç bir gülüşle "Çünkü bu kıza karşı bir şeyler hissediyorsun, değil mi?" dedi. Olandaki bütün hava bir anda ağırlaştı. Venas'ın bakışları tekrar bana döndü, ben de öylece onun gözlerinin içine bakıyordum. Ve o an, ikimizin de cevabını deliler gibi merak ettiği tek bir soru vardı: Venas beni gerçekten neden koruyordu?
