5. bölüm · NØXARA
3. Bölüm
"Ve artık senin de peşindeler."
Venas'ın söylediği cümleyle boğazım düğümlendi. Elimi hâlâ sımsıkı tutuyordu. Normalde tanımadığım birinin bana dokunmasından bile deli gibi rahatsız olurdum; ama şu an elimizi ayırmak aklımın ucundan bile geçmiyordu. Çünkü dışarıdan gelen o uğultular, çatırtılar giderek yaklaşıyordu. Bir şeyler ormanın içinde hızla hareket ediyordu; dallar kırılıyor, ayak sesleri birbirine karışıyordu. Sesimin titremesine engel olamayarak "Ne yapacağız şimdi?" diye sordum. Varen kapıya doğru ilerleyip "Önce buradan tüyüyoruz," dedi. "Nasıl yani?" diye sorunca Vale bana bakıp "Alt geçitten," diye kestirip attı. "Alt geçit mi?" dediğimde Vale "Bu malikanenin bilmediğin bazı sırları var," cevabını verdi. Sesim istemeden sertleşti: "Fark ettim zaten!" Vale'in dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı: "Çabuk kavrıyorsun." "Şu anda dalga geçilecek durumda değiliz yalnız," diye çıkıştığımda "Ben de dalga geçmiyorum zaten," dedi. Tam o sırada dışarıdan devasa bir gürültü koptu. Güm! Malikanenin ana giriş kapısı fena halde sarsıldı, içerideki insanların çığlıkları yeniden tavan yaptı. Vinna hızla salona göz atıp "Çok erken bastılar burayı," dedi.
Venas elimi bıraktığında bir anda içimde anlamsız bir boşluk oluştu. Venas hemen Vale'in yanına geçip "Dışarıdakileri ben hallederim," dedi. Varen ona bakıp "Tek başına mı?" diye sorunca Venas "Yeter bana," diye yanıtladı. Vale araya girecekken Venas "Yeter dedim," diye kestirip attı, sonra ikisine dönüp "İkiniz de gidin," dedi. "Sen?" diye sorduklarında Venas "Ben kızı götüreceğim," cevabını verdi. Varen bir bana, bir de Venas'a baktı: "Onu koruyabileceğinden eminsin yani?" Venas'ın suratı sertleşti: "Eminim." Bu kadar kendinden emin konuşması nedense içimi bir nebze olsun rahatlatmıştı. Varen ve Vale kapıya doğru seğirtirken Vinna yanıma sokuldu: "Bizimle gel." "Nereye?" diye sordum. "Saklanabileceğimiz bir yere." "Ya siz?" diye sorunca Vinna kaşlarını çattı: "Biz saklanmayacağız." Kapının önünde bir kez daha devasa bir patlama sesi duyuldu; bu sefer bütün duvarlar zangır zangır titredi. "Vakit yok!" diyen Vinna koluma yapıştı ve koridorun sonuna doğru koşturmaya başladık. Venas da hemen arkamızdan geliyordu.
Merdivenlerden aşağı yardırırken ne kadar devasa bir malikanede olduğumuzu daha iyi anladım. Yukarıdaki şatafatlı salonların aksine alt kat zifiri karanlıktı. Duvarlar eski taşlardandı ve genzi yakan ağır bir nem kokusu havaya sinmişti. "Buraya daha önce hiç inmemiştim," dediğimde Vinna'nın sesi gayet sakindi: "İnmen gerekmiyordu zaten. Bu evin alt katına misafirler inmez." "Ben artık pek misafir sayılmam herhalde," diye mırıldandığımda Vinna bir an durup bana baktı ve "Sayılmazsın," diye kestirip attı. Sonra yürümeye devam etti. Koridorun sonunda koca bir taş duvar vardı. Vinna elini taşın üzerine koyduğu anda duvarda parıl parıl lacivert bir ışık belirdi. Gözlerim fal taşı gibi açıldı: "Oha, bu da ne böyle?" Vinna "Benim gücüm," dedi. Duvar yavaşça iki yana kaydı; arkasında daracık bir geçit duruyordu. "Sen..." deyip cümlemi tamamlayamadım. Vinna bana bakıp "Sonra anlatırım," dedi ve içeri daldık. Venas da arkamızdan içeri girip duvarı kapattığında dışarıdaki o kıyamet sesleri bıçak gibi kesildi. Bir süre sadece nefes nefese kalışımız duyuldu. "Şimdi güvende miyiz yani?" diye sordum ama ne Venas'tan ne de Vinna'dan tık çıktı. Bu sessizlik hiç hoşuma gitmemişti.
"Değiliz," diyen Varen'in sesi arkamızdan geldi. Hepimiz birden arkamıza döndük; Varen tek başınaydı. Venas'ın suratı anında değişti: "Vale nerede?" Varen derin bir nefes alıp "Onu ayırdılar," dedi. "Kim ayırdı?" diye sorduğunda Varen "Avcılar..." diye mırıldandı. Vinna'nın yüzündeki o cool ifade bir anda uçup gitti: "Ne kadar vaktimiz var?" "Fazla yok." Venas bana dönüp "Buradan fırlamamız lazım," dedi. "Vale'i öylece bırakacak mısınız yani?" diye çıkıştığımda Varen duvara yaslanıp "Hayır, onu geri alacağız. Onu hemen öldürmezler," dedi. "Nasıl bu kadar eminsin ki?" diye sorduğumda "Çünkü onu canlı istiyorlar," dedi. "Niye peki?" soruma Varen cevap vermedi. Vinna sessizce köşeye çekilip "Çünkü Vale'in gücü onların işine yarayacak. İnsanların zihnini yönlendirebiliyor, gördüklerini, duyduklarını ve hatırladıklarını değiştirebiliyor," dedi. Düşünmeden önce aklıma gelen ilk şey salondaki o tuhaflıklar oldu: "Az önceki olay..." Vinna kafasını salladı: "Evet, insanların bazı şeyleri fark etmemesi Vale yüzündendi." Boğazım kurudu; demek ki gördüğüm her şey harbi harbi gerçekti ama başkaları görememişti.
Varen'e dönüp "Peki senin gücün ne?" diye sordum. "Az önce gördün işte," dedi. "Peki ya Vinna?" dediğimde Vinna "Lacivert. Su, uyku ve enerji... İnsanların uykularını kontrol edebiliyorum," diye açıkladı. Duvara yaslanmış bizi dinleyen Venas'a döndüm: "Seninki ne?" bir süre sustu. "Kan," dedi. "Kan mı?" "Kanı kontrol edebiliyorum." "O yüzden mi gözlerin kan kırmızı oluyor?" dediğimde Venas'ın bakışları bir anda derinleşti: "Evet." "Başka ne yapabiliyorsun?" diye üstelediğimde hafifçe sırıttı: "Şimdilik bunu bilmen yeterli." "Hiç içime sinmedi bu cevap," dediğimde "Sinmesi gerekmiyor zaten," dedi.
Bir süre ortam buz kesti. Sonra dışarıdan çatırt diye bir dal kırılma sesi geldi. Hepimiz aynı anda kapıya dikildik. Varen ayağa kalkıp "Geldiler," dedi. Venas hemen önüme geçip "Arkamda kal," dedi; bu kez hiç ikiletmedim. Kapının dışından tıkır tıkır ayak sesleri geliyordu; bir, iki, üç... Ve durdu. Kapı kolu yavaşça aşağı kaydı. Vinna ellerini kaldırdı, odanın içindeki hava buz gibi oldu. Varen'in gözleri griye, Venas'ın gözleri kan kırmızısına döndü. Ben nefesimi tutmuş beklerken kapı pat diye açıldı ama karşıda kimsecikler yoktu. Varen fırlayıp "Boş burası!" dedi, Venas da peşinden seğirtti. Vinna içeride kaldı, ben de olduğum yerde çakılı kaldım.
Tam o sırada arkamdan bir el gelip ağzımı sımsıkı kapattı! Gözlerim yuvalarından fırlayacaktı; çığlık atmaya çalıştım ama sesim boğazıma tıkandı. Beni geriye doğru sürüklemeye başladılar. Vinna'nın gözleri bana kaydı ama o da olayı çok geç fark etmişti. Kapının yanındaki zifiri karanlık gölge beni kendine doğru çekiyordu. Venas içeri fırladığında sadece bana doğru uzanan elini görebildi ve "Hayır!" diye kükredi. Kendimi kurtarmak için deliler gibi çırpındım ama gölgeyle birlikte kapının dışına fırlatıldım. Venas üzerime doğru atıldı ama aramızdaki mesafe bir anda metrelerce açıldı. Son gördüğüm şey onun o parlayan kırmızı gözleri, son duyduğum şey ise Varen'in "Venas, dur!" diye bağırışı oldu. Sonrasında her şey simsiyah oldu.
