8. bölüm · NØXARA
6. Bölüm
"Veyra'nın kanı geri döndü." Cümle kulübenin içinde buz gibi yankılandı. Kimse tek kelime konuşamadı. Venas kapının önünde öylece dikiliyordu; gözleri hâlâ kan kırmızısıydı fakat yüzündeki o öfke yavaş yavaş başka bir şeye, resmen korkuya dönüşüyordu. Varen bir adım öne çıkıp "Sen kimsin lan?" diye sordu. Kapının diğer tarafından sinir bozucu bir kahkaha yükseldi: "Benim kim olduğumun bir önemi yok." Varen sertçe "Benim için var ama!" dedi. Dışarıdaki ses "Hayır Varen, önemli olan tek şey içerideki kız," diye karşılık verdi.
İstemeden bir adım geriye çekildim. Venas bunu anında fark edip direkt önüme siper oldu: "Onunla konuşmayacaksın!" Kapının dışındaki herif kıkırdadı: "İşte sırf bu yüzden seni hep diğerlerinden daha tehlikeli buldum." Venas "Bas git buradan," diye kükredi. Adam "Kızı bize verirsen giderim," deyince Venas hiç düşünmeden tek kelime yapıştırdı: "Hayır!"
Hemen ardından kapıya devasa bir darbe indi, kulübe zangır zangır sarsıldı. Vinna ellerini kaldırıp parmaklarının arasından yayılan lacivert ışıkla "Kapıyı ben tutarım!" diye bağırdı. Varen gri sisin içine karışıp kaybolurken "Ben dışarı fırlıyorum," dedi ama Venas "Hayır, ayrılmıyoruz! Hep birlikteyiz!" diye gürledi. O sırada pencereden bakan Vale perdeyi aralayıp "Geç kaldık," dedi. "Ne oldu?" diye sorduğumda Vale "Etrafımızı sarmışlar, onlarca gölge var," karşılığını verdi.
İçimdeki panik dalgası yeniden şahlandı: "Bu kadar insanı niye topladılar buraya?" Vale bana dönüp "Onlar insan değil ki," dedi. Yutkunup "Vampir mi?" diye sordum. "Bir kısmı evet," dedi Vale. Pencereden çekilen Varen ise "Diğerleri de Avcılar," diye ekledi. "Nasıl yani, ikisi beraber mi çalışıyor?" diye dehşetle sorduğumda Venas "Bu geceye özel evet," yanıtını verdi. "Niye peki?" diye üstelediğimde kimseden ses çıkmadı. Sonunda Vale derin bir nefes alıp "Çünkü bu gece sıradan bir av gecesi değildi," dedi. Venas uyarır gibi "Vale!" dese de Vale "Artık öğrenmesi lazım," diyerek kestirip attı.
Vale bana dönüp "O balo insan eğlensin diye düzenlenmedi," dedi. Bunu zaten az çok çözmüştüm ama devamında söylediği şey mideme oturdu: "O balo sırf Veyra'nın kanını bulmak için tezgâhlandı." "Benim için mi yani?" diye sordum, inanamıyarak kafamı salladım: "Ama ben oraya tamamen tesadüfen geldim, arkadaşlarım zorla getirdi!" Vinna sakince "Belki de hiç tesadüf değildi," dedi. "Arkadaşlarım getirdi diyorum ama!" deyince Vinna "Seni neden seçtiklerini biliyor musun sanki? Belki onlar bile farkında değildi," yanıtını verdi.
Lafı kafamı iyice çorba etmişti: "Yani?" Vale çantasından kapağı neredeyse parçalanmış, pek eski bir kitap çıkardı. Üzerinde ağaçta, avcının saatinde ve zihnimde gördüğüm o aynı sembol vardı. Kitabı masaya pat diye koyup "Veyra, vampirlerden bile önce var olmuş bir varlık," dedi. "Vampir miymiş?" diye sordum. "Hayır," dedi. "İnsan mı peki?" Vale başını salladı: "İnsan da değil." Varen kitabın yıpranmış sayfalarını karıştırıp "Eski kayıtlara göre Veyra'nın soyu, yaşam ile kan arasındaki o ince sınırda duruyordu," diye açıkladı. "Ne demek bu şimdi?" dediğimde "Veyra'nın kanı bir vampiri inanılmaz güçlendirebilir," dedi. Vinna da ekledi: "Sadece güçlendirmekle kalmaz, onları kökten değiştirebilir." Odaya ağır bir sessizlik çöktü. "Ve birileri bu gücün peşinde," dedi.
Venas doğrudan gözlerimin içine baktı: "İşte bu yüzden seni istiyorlar." "Ya ben istemiyorsam?" dediğimde Varen acı bir tebessümle "Adamların çok da umurundaydı sanki," dedi. Tam o sırada dışarıdan tüyler ürperten bir çığlık koptu. Vinna irkildi, kapıya bir darbe daha indi. Venas bana dönüp "Tüyüyoruz buradan," dedi. "Nereye?" diye sordum. "Eski kaleye." "Nerede ki orası?" "Dağın arka tarafında." Vale kitabı çantasına tıkıp "Oraya varabilirsek yırtarız," dedi. "Ne var ki orada?" diye sorduğumda Varen "Veyra'nın mezarı," cevabını verdi. Donup kaldım: "Benim... mezarım mı?" Varen kafasını salladı: "Hayır, Veyra'nın. Gerçeği ancak orada çözeceğiz."
Güm! Kapı bir anda paramparça oldu, Vinna'nın lacivert ışığı dağıldı. Venas anında beni arkasına çekti. İçeri ilk giren bir Avcı, hemen peşinden de iki vampir oldu. Varen sisin içinde kaybolurken Vale gözlerini kapattı. Vampirlerden biri birkaç saniye sonra olduğu yerde mal gibi kalıp "Ben ne yapıyordum ya?" diye mırıldandı; Vale'in zihnine girdiğini anladım. Vinna kollarını savurduğunda odadaki nem bir anda yoğunlaştı ve zeminden sular yükseldi.
Venas ise adeta bir duvar gibi önümde dikiliyordu. Kırmızı gözleriyle vampirlere bakıp son derece sakin bir sesle "Son kez söylüyorum, defolun gidin," dedi. Vampirlerden biri alayla güldü: "Harbi harbi bu kız için savaşacağını mı sanıyorsun?" Venas oralı olmadı. Adam "Onun kanının seni de değiştireceğinden haberin yok mu yoksa?" diye üsteledi. Venas'ın suratı sertleşti: "Ne saçmalıyorsun sen?" Adam bana bakıp "Onun kanı sana dokunduğu an içindeki o şey uyanacak: Veyra'nın bağı!" dedi. Venas ilk kez duyuyormuş gibi kalakaldı. Ben de aynı şekilde şoktaydım: "Veyra'nın bağı mı?" Adam sırıttı: "Onun soyundan biriyle bağ kuran vampir bir daha asla eskisi gibi olamaz. Çoktan hissetmeye başladın bile, değil mi Venas? Kalbin... Yüzyıllardır atmayan o kalbin yeniden güp güp atmaya başladı!" Venas "Kes sesini!" diye kükredi. Adam "Çünkü o sana bağlı!" diye bağırınca Venas bir anda fırlayıp herifi duvara yapıştırdı.
Fakat diğer vampir arkadan Venas'a saldırdı! İstemsizce "Venas!" diye çığlığı bastım. Venas kafasını çevirdiği an gözlerim sanki ateşe düşmüş gibi yandı, içimdeki bir şey aniden uyandı. Venas'ın etrafında kapkaranlık, koyu bir kan kırmızısı ışık belirdi. Hareketi bir anda değişti; artık katbekat hızlı ve güçlüydü. Birkaç saniye içinde odadaki herkesi darmadağın edip geriletti.
Gözlerimi ondan alamıyordum, o da dönüp bana baktı. İkimizin arasında sanki gözle görülmeyen görünmez bir bağ kurulmuş gibiydi. Derken başım şiddetle döndü, dizlerimin üzerine çöktüm: "Hayır..." Venas anında yanımda bitti: "Ne oldu kanka?" "Başım..." dediğimde elini omzuma koydu. O an zihnime yeni bir görüntü çakıldı. Bu kez çok daha netti: Uzun siyah saçlı bir kadın, beni kucağında taşıyarak ormanın içinde deli gibi koşuyordu. Arkasından bir sürü adam geliyordu, kaçıyordu. Taş bir kapının önünde durdu, beni yere bırakıp diz çöktü. Yüzüme bakıp ağlayarak "Bir gün seni bulacaklar..." dedi.
Kafamı sallayıp "Hayır..." diye mırıldandım. Venas "Ne görüyorsun?" diye sordu. "O kadını..." dediğimde "Kim o?" diye üsteledi. Görüntü devam ediyordu; kadın boynundaki sembollü kolyeyi çıkarıp benim boynuma taktı. Arkadan "Veyra!" diye bir bağırış gelince kadın arkasına bile bakmadan beni taş kapının arkasına itti ve son kez "Unut..." diye fısıldadı.
Görüntü dağıldığında Venas'ın kollarındaydım ama bu kez ağlamıyordum. Çünkü aklıma tek bir şey takılmıştı. Elimi hemen boynuma götürdüm; boştu ama orada bir kolye olması gerektiğini iliklerime kadar hissediyordum. "Ben..." dedim. Venas yüzüme bakıp "Ne oldu?" diye sordu. Başımı kaldırıp "Ben o kadını tanıyorum, o benim annem!" dedim.
Oda bir anda buz kesti. Vale'in elindeki kitap pat diye yere düştü, Varen donakaldı, Vinna'nın suratı bambaşka bir hal aldı. Venas ise sadece yüzüme bakıp "Annenin kim olduğunu biliyor musun?" diye sordu. "Hayır," dedim. Vale yavaşça yerdeki kitabı alıp sayfaları hızlıca çevirdi. Bir yerde durup kireç gibi bir suratla "Burada bir şey yazıyor..." dedi. Hepimiz ona kilitlendik: "Ne yazıyor?" Vale kitabı bana doğru çevirdi. Sayfada Veyra'nın sembolü ve altında tek bir cümle vardı: Veyra'nın kanı, kendi soyundan olmayan bir bedende yeniden doğarsa, onu taşıyan kişi Veyra'nın son varisi olacaktır.
Nefesim kesildi: "Son varis mi?" Varen "Sensin..." diye fısıldadı. Tam o sırada dışarıdan yüzlerce ses yükseldi ama bu kez Avcılar değil, vampirlerin sesiydi ve hepsi kor kor bağırıyordu: "Veyra! Veyra!"
Venas ayağa kalkıp bana elini uzattı: "Artık burada tek saniye kalamayız." Elini tuttum; bu kez korkudan değil, gerçeği öğrenmeyi kafaya koyduğum için. Kapıdan çıkarken arkamdaki karanlığa son kez baktım. Balo gecesi başladığında tek istediğim evime dönmekti, şimdiyse dönüp dönemeyeceğimi bile bilmiyordum. Çünkü artık anlamıştım; o gece beni tesadüfen seçmemişti, beni bulmuştu. Ve Veyra'nın kanı gerçekten damarlarımda akıyorsa, peşime düşenlerin sayısı her saniye artacaktı. Venas önde yürürken elimi bir an bile bırakmadı. Uzakta, dağın tepesinde o eski kalenin silueti görünüyordu ve kalenin en yüksek kulesindeki o sembol parıl parıl parlıyordu.
