3. bölüm / 28
NoctaryaGeceyle Örülen Aşk
Bölümler 28Şu an: Geceyle Örülen Aşk
- 1 Karakter Tanıtımı89 kelime
- 2 Suratı Asık Adam581 kelime
- 3 Geceyle Örülen Aşk561 kelime · Okuduğun bölüm
- 4 Gölgelerin Kalbi709 kelime
- 5 Gölgelerin Ardındaki Ses751 kelime
- 6 Gömülü Sırlar, Unutulan Sözler596 kelime
- 7 Vladimir'in Öfkesi570 kelime
- 8 Uzaktan Süzülen Gözler593 kelime
- 9 Bedelin Eşiğinde500 kelime
- 10 Davetsiz Bir Ziyaretçi468 kelime
- 11 Tenebris'in Tehlikeli Hamlesi659 kelime
- 12 Soren'in Şüphesi, Lucien'ın Sırrı572 kelime
- 13 Şüphenin İlk Tohumu585 kelime
- 14 Kayıp Bir Ruhun İzinde547 kelime
- 15 Kral Soren’in Dönüşü574 kelime
- 16 Vladimir'in Kumarı564 kelime
- 17 Bir Komutanın Şüphesi746 kelime
- 18 Rüyadaki Yabancı: Vladimir Crachel661 kelime
- 19 Kolyedeki Fısıltı929 kelime
- 20 Gerçeğin Soğuk Yüzü761 kelime
- 21 Yalanların Gölgesinde591 kelime
- 22 Yarı Gece, Yarı Işık626 kelime
- 23 Şartlı Kabul474 kelime
- 24 En Yakın Zaman605 kelime
- 25 Dixie'nin İsyanı688 kelime
- 26 Tenebris’in Yeni Düşesi669 kelime
- 27 Kan ve Unvan574 kelime
- 28 Bir Düşesin Şüphesi645 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Dixie okuldan döndüğünde ev sessizdi. Adımlarının merdivenlerde çıkardığı gıcırtı, sanki kendi zihninin karmaşasıyla yankılanıyordu. Çantasını odasına bırakır bırakmaz yatağa oturdu. Gün boyu kafasını kurcalayan düşünceler, yeni gelen edebiyat öğretmeninden çok, onun verdiği ödevdi.
Gotik ve fantastik…
İki türün de özelliğini taşıyan bir hikâye yazacaktı. Bir hafta süresi vardı. “Bir hafta… Yetişir mi?” diye düşündü kendi kendine. Kelimeler zihninde şekillenmeden akıp giden zaman, onun huzursuzluğunu daha da artırıyordu.
Tam bu sırada kapı açıldı. Babasının yüzündeki sıcak tebessüm odayı doldurdu.
— Benim güzel kızım, hoş geldin.
— Hoş buldum baba.
Adam kızının düşüncelere daldığını fark etti.
— Seni bu kadar kara kara düşündüren şey ne bakalım? Kara’ya mı bağlandın yoksa?
Dixie hafifçe gülümsedi.
— Okuldaki hocanın verdiği ödevi düşünüyordum.
Babası merakla kaşlarını kaldırdı.
— Hmm, ne ödevi peki?
— Gotik ve fantastik türün özelliklerini bir arada taşıyan bir hikâye yazmamı istedi. Neden özellikle iki tür anlamış değilim…
Adam omuz silkti.
— Ben bilmem öyle şeyleri kızım. Ama annen… Annen anlar.
Dixie yüzünü buruşturdu.
— Annem bu hafta evde yok. Bir hafta olmayacak. Lazım olduğunda zaten hiç evde olmuyor… Neyse, ben bir şeyler bulurum.
Babası kızının saçlarını okşayıp odadan çıktı. Sessizlik geri dönmüştü. Dixie üzerini değiştirdi, yatağına oturdu. Kafasında öyküler dönüp duruyordu ama hiçbirini kaleme dökemiyordu. Zaman fark ettirmeden ilerlerken kapı bu defa ani bir hızla açıldı.
— Dixiepie, ne yapıyorsun bakalım?
— Ayy Lulu! Ödümü kopardın. Nereden çıktın sen?
Lucinda kıkırdadı.
— Annemin karnından…
— Çok komik.
— Bence de! Peki, ne yapıyorsun?
— Ödev yapmaya çalışıyorum.
— Sen ve ödev… Görülmemiş şey!
— Yapamaz mıyım yani?
— Yaparsın da, daha önce hiç görmedim. Neymiş bakalım bu ödev?
— Gotik ve fantastik türde hikâye yazmam gerekiyor.
Lucinda’nın gözleri parladı.
— Gotik ve fantastik ha… Fena değilmiş. İstersen yardım ederim.
Dixie içtenlikle gülümsedi.
— Farketmez Lulucum. Yeter ki yazayım.
— Tamam o zaman Dixiepie. Kağıt kalem hazırla, sana anlatacaklarım var.
Dixie hemen masasının başına geçti, kalemi eline aldı. Lucinda’nın sesinde gizemli bir ton vardı.
Lucinda, hayali dünyanın kapısını aralayarak konuşmaya başladı:
“Bir zamanlar üç krallık varmış: Sanguisya, Lórandel ve Moonclaw.
Sanguisya, kanın ve hırsın hüküm sürdüğü taş duvarlı, karanlık kuleleriyle meşhurmuş.
Lórandel ise gölgelerle dost, eski ormanların derinliğinde yaşayan elflerin krallığı… Prensesine ‘Gölgelerin Prensesi’ denirmiş.
Moonclaw ise kurtların ulumalarıyla yankılanan, geceyle özdeşleşmiş bir diyarmış. Halkı, kendilerine ‘Gece Ulusu’ dermiş.
Bu üç krallığın prens ve prensesleri birbirine bağlı dostlarmış. Fakat zaman geçtikçe, dostluk kalplerin önüne set çekememiş. İki prens, aynı prensesin gözlerine tutuluvermiş.
Gölgelerin Prensesi, seçimini yapmış: Moonclaw Prens'in…
Bu aşk, yıldızlarla kutsanmış gibi görünse de karanlık yankılar doğurmuş. Sanguisya Prens'in kalbine kıskançlık işledi. Çünkü o da prensesi seviyordu.
Kral, kızının bir kurt adamla olmasına razı gelmedi. Yasak koydu. Ama prenses ve prens, kalplerine boyun eğdiler. Gecelerin ve gölgelerin örtüsü altında kavuşmalarını sürdürdüler. Ve sonunda, bu yasak aşktan bir çocuk dünyaya geldi.
Ama aşkın meyvesi mutluluk değil, felaket getirdi. Sanguisya Prensi, kıskançlığına yenildi. Çocuğu anne ve babasından koparıp gizli diyarlara sürükledi. Prenses ve Moonclaw Prensi, hüzne boğuldular.
Yemin ettiler: Çocuklarını bulmadan bu dünyadan göçmeyeceklerdi.
Ve Sanguisya Prensi… Belki pişman oldu, belki olmadı. Bunu zaman gösterecekti.”
Lucinda sustuğunda Dixie’nin kalemi titreyerek masaya düşmüştü. Oda sessizdi, sadece kalbinin çarpıntısı duyuluyordu.
— Lulu… Bu hikaye gerçekten… karanlık ama büyüleyici.
— İşte ödevin bu, Dixiepie. Sen sadece cümlelerini süsleyeceksin.
Dixie, arkadaşının yüzüne minnetle baktı. O anda hissettiği şey, hem korku hem de umut doluydu. Sanki yazacağı hikaye, sadece bir ödev değil; onu da karanlıkla ışık arasındaki bir yolculuğa sürükleyecekti.
Bölüm etkileşimi
