2. bölüm · Noctarya

Suratı Asık Adam

Kafra Luu

Sabahın ilk ışıkları perdeden sızıp odanın köşelerine yayılırken Dixie çoktan uyanmıştı. Günün telaşına alışkındı; önce birkaç küçük işini halletti, sonra aceleyle merdivenleri tırmanıp odasına çıktı. Bugün okul vardı ve her şeyin yolunda görünmesini istiyordu.

Gardırobunun kapaklarını açtığında yüzüne hafif naftalin kokusu çarptı. Asılı kıyafetlerin arasında gözleri, desenleriyle onu mutlu eden elbiseye kaydı: siyah zemin üzerine işlenmiş beyaz papatyalar… Bir an için papatyaların saflığı ve siyahın gizemi arasında kaldı; ama sonra, bunun tam da kendisine göre olduğunu düşündü. Elbiseyi giyip aynanın karşısına geçtiğinde kendini, sanki çiçeklerle süslenmiş bir gölge gibi gördü. Ayakkabı olarak rahat bir bez spor ayakkabısı seçti; hem basit hem de huzur vericiydi. Çantasını da uyumlu bir şekilde tamamlayınca içi biraz ferahladı.
Okula varması uzun sürmedi. Koridorlarda yankılanan ayak sesleri, sabahın telaşına karışmıştı. Sınıfa geçti, pencereden sızan güneş ışığı sıraların üzerine düşüyor, toz zerrecikleri havada dans ediyordu. Bir süre sonra en yakın arkadaşı Belda yanına geldi; yüzünde hafif telaşlı ama meraklı bir ifade vardı.

“Dixie, sana anlatmam gereken şeyler var.”

Dixie başını çevirip arkadaşının yüzünü inceledi.“Ne oldu Belda? Anlatacağın şey önemli mi?”

Belda dudaklarını büzdü, omuzlarını silkti.“Bilmem… önemli mi?”

Dixie’nin kaşları hafifçe çatıldı, sesi biraz sabırsız çıktı:“Bilmem, sen anlatmadıktan sonra önemli mi değil mi nereden bileyim ben?”

“Eee o zaman niye soruyorsun önemli değil mi diye? Neyse, dinle beni.”

“Dinliyorum seni Belda.”

Belda hafifçe eğildi, sesi neredeyse fısıltıya dönüşmüştü.“Bugün yeni hoca geliyormuş.”

Dixie’nin gözleri kısıldı, biraz alaycı bir gülümseme dudaklarına yayıldı.“Yani? Bu mu önemli olan şey?”

“Evet. Duyduğuma göre suratı asık biriymiş… soru sormaya bile gelinmiyormuş.”

Dixie kahkaha atacak gibi oldu.“Soğuk nevalenin tekiymiş, öyle mi?”

Belda başını salladı. “Bir nevi öyleymiş…”
İkisi konuşmaya öyle dalmıştı ki, yanlarına yaklaşan kişiyi fark etmediler. Tam o anda derin ve tok bir ses duyuldu

“Soğuk nevale öyle mi?”
İki kız irkilip yerlerinde doğruldu. Kalpleri hızla çarpmaya başlamıştı.

“Siz… siz de kimsiniz?” diye sordu Dixie, sesi titrek çıkmıştı.

Adam gözlüklerinin ardından onları süzdü, dudaklarında küçümseyici bir gülümseme belirdi.“Ben kim miyim? Sizce ben kimim, kızlar?”

Belda ürkekçe, “Biz nereden bilelim siz kimsiniz?” dedi.

Adam ağır adımlarla yaklaşarak, “Ben… soğuk nevale dediğiniz hocanız.” dedi.

Sınıfta bir anda sessizlik çöktü. İki kız göz göze geldi; şaşkınlıkları yüzlerinden okunuyordu.

“H-hocamız mı?”

“Evet, hocanız. Neyse… şimdi ders vakti. Bugün size güzel ödevler vereceğim.”

Dixie kendini tutamadı:“Bize soğuk nevale dediğimiz için ödev verecek değilsiniz herhalde?”

Adam kısa bir kahkaha attı, gözlerinde ciddiyet parladı.“Elbette değilim. Önce benimle tanışacaksınız, sonra ders anlatacağım, en sonunda da ödev vereceğim.”

Yeni gelen hoca kürsüye geçti, duruşu sınıfın üzerine ağır bir gölge gibi çöktü.
“Evet çocuklar, ben yeni dil ve edebiyat hocanız Noel Pique. Bugün işleyeceğimiz konu gotik ve fantastik edebiyat üzerine olacak. Dersin sonunda sizlere bu konuda ödev vereceğim. Araştırma yapmanızı istiyorum.”

Sınıfta fısıldaşmalar başladı. Bazı öğrenciler heyecanlanmış, bazıları ise sıkıntıyla iç çekmişti. Dixie ise merakla hocayı izliyordu.

“Gotik ve fantastik tarzda mı?” diye sordu.
Noel’in bakışları doğrudan ona çevrildi.“Evet. Gotik ve fantastik tarzda bir ödev yapacaksınız. Size bir hafta süre tanıyacağım.”

“Bir hafta az değil mi?” diye fısıldadı arkalardan biri.

Hoca aldırmadı. “Bir hafta az değil. Zaten konunuzu ben belirleyeceğim.” dedi. Sonra gözlerini yeniden Dixie’ye çevirdi.“Senin ödevin, iki türün özelliklerini taşıyan bir hikâye olacak. Yani… bir melez, diğer adıyla hibrit türde bir hikâye yazacaksın, Dixie.”

Kızın içinde bir ürperti dolaştı. Gotik ile fantastik… İkisini bir araya getirmek… Zihninde karanlık şatolar, sisli ormanlar ve bilinmez diyarlardan gelen varlıklar belirmeye başladı. Aynı anda içinde garip bir heyecan kıpırdanıyordu.
Noel dersini toparladı. “Bugünlük bu kadar. Haftaya ödevlerinizi getirmeniz gerekiyor. Görüşmek üzere.”

Adam sınıftan çıkınca sınıfta uğultu yeniden yükseldi. Dixie, çantasını omzuna asarken Belda’ya baktı.“Sanırım bu sefer başım dertte…”