21. bölüm / 24
NoctaryaYalanların Gölgesinde
Bölümler 24Şu an: Yalanların Gölgesinde
- 1 Karakter Tanıtımı89 kelime
- 2 Suratı Asık Adam581 kelime
- 3 Geceyle Örülen Aşk561 kelime
- 4 Gölgelerin Kalbi709 kelime
- 5 Gölgelerin Ardındaki Ses751 kelime
- 6 Gömülü Sırlar, Unutulan Sözler596 kelime
- 7 Vladimir'in Öfkesi570 kelime
- 8 Uzaktan Süzülen Gözler593 kelime
- 9 Bedelin Eşiğinde500 kelime
- 10 Davetsiz Bir Ziyaretçi468 kelime
- 11 Tenebris'in Tehlikeli Hamlesi659 kelime
- 12 Soren'in Şüphesi, Lucien'ın Sırrı572 kelime
- 13 Şüphenin İlk Tohumu585 kelime
- 14 Kayıp Bir Ruhun İzinde547 kelime
- 15 Kral Soren’in Dönüşü574 kelime
- 16 Vladimir'in Kumarı564 kelime
- 17 Bir Komutanın Şüphesi746 kelime
- 18 Rüyadaki Yabancı: Vladimir Crachel661 kelime
- 19 Kolyedeki Fısıltı929 kelime
- 20 Gerçeğin Soğuk Yüzü761 kelime
- 21 Yalanların Gölgesinde591 kelime · Okuduğun bölüm
- 22 Yarı Gece, Yarı Işık626 kelime
- 23 Şartlı Kabul474 kelime
- 24 En Yakın Zaman605 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Vladimir ile gerçekleşen o sarsıcı karşılaşmanın üzerinden tam iki hafta geçmişti. On dört uzun gün boyunca Dixie’nin zihni, uçsuz bucaksız bir sis denizinde sürüklenip durdu. Yıllarca anne ve baba bildiği insanların suskunluğu, bir yabancının rüyalarında belirip aktardığı hakikatlerle çatışıyordu. Neye inanması gerektiği belirsizdi. Hepsinden öte, bu gerçeklerin onun için hâlâ bir anlam taşıyıp taşımadığı bile meçhuldü. Onu büyüten, dizlerindeki yaraları sarıp geceleri üstünü örten adamı babası bilmişti; oysa şimdi, kurtların kralı olan bir adamın öz babası olduğunu öğrenmişti.
Peki Lucinda? O tüm bu olanların neresindeydi? Zihnini kurcalayan soruların ağırlığına daha fazla dayanamayan Dixie, adımlarını Lucinda’nın kaldığı mekâna doğru yönlendirdi.
Pencereden içeri süzülen solgun öğleden sonra ışığı, oda içerisindeki toz taneciklerini ağır çekimde dans ettiriyordu. Lucinda, odanın ortasındaki antika ahşap masanın başında oturuyordu. Porselen fincanından yayılan hafif buhar, yüzünün keskin hatlarını yumuşatmaya yetmiyordu. Dixie içeri girdiğinde Lucinda yüzüne sığınak gibi sarındığı o sıcak gülümsemelerden birini yerleştirdi.
"Dixiepie, nasılsın bakalım?"
Dixie, kapının eşiğinde bir an duraksadı. Omuzları gergin, bakışları mesafeliydi. "İyiyim Lulu, sen nasılsın?"
"Ben de iyiyim de..." Lucinda, fincanı tabağına hafifçe bırakırken kaşlarını çattı. "Yüzünden düşen bin parça. Bir şey mi oldu?"
"Oldu mu, olmadı mı... Onu sen söyleyeceksin."
Lucinda’nın bakışlarındaki o rahat ifade birden dalgalandı. "Anlamadım?"
"Şimdi anlarsın bence." Dixie adımlarını masaya doğru attı, ellerini sandalyenin arkalığına sıkıca geçirdi.
"Nasıl yani? Neyi anlarım acaba?"
"Şöyle ki... Uzun zaman önce hocamız bize bir ödev vermişti."
"Evet, hatırlıyorum. Hatta sana bir hikaye anlatmıştım."
"Ha, işte o hikaye... Aslında gerçekti, değil mi?"
Lucinda gözlerini hafifçe kırpıştırdı, duruşunu dikleştirdi. "Nasıl? Anlamadım?"
"Bilmemezlikten gelme Lucinda! O anlattığın hikaye gerçekti, değil mi?"
"Nereden çıkardın bunu?"
"Lucinda, cidden soruyorum, bak: O anlattığın hikaye gerçek miydi, değil miydi?"
Lucinda derin bir nefes alarak bakışlarını kaçırdı. "Dixiepie, ben de bunu nereden çıkardın diyorum. Öylesine bir hikayeydi..."
Dixie’nin içindeki şüphe, yerini yakıcı bir öfkeye bıraktı. Şakaklarında biriken baskı zihnini zonklatıyordu. Tüm hayatı bir sahne dekorundan ibaretti sanki. Bunca sene koynunda büyüdüğü ailesi ondan bir şeyleri gizliyordu; en yakın arkadaşı ise hakikati bildiği hâlde gözünün içine baka baka gerçeği inkar ediyordu.
"Lucinda, bak... 'Lulu' bile demiyorum, o kadar ki sinirim bozulmuş durumda! Benden bir şeyler saklanıyor ve bu durum artık asabımı bozmaya başladı."
Lucinda’nın yüzündeki o samimi dost maskesi yavaşça düştü. Gözlerindeki insani sıcaklık yerini soğuk ve derin bir hüznü andıran bir ciddiyete bıraktı.
"Dixiepie... Bak, bunları anlatamam sana. Cidden."
Dixie acı bir tebessümle geriye çekildi. "Anlatamazsın, öyle mi? Güldürme beni! O hikayeyi masal gibi anlatıyorsun ama iş gerçeklere gelince susuyorsun, öyle mi?"
"Evet."
"Sence gerçekleri bilmiyor muyum sanıyorsun? Ama senden... Sadece senden duymak istiyorum!"
"Dixie..."
"Dixie falan deme bana! Arkadaşımsın ama gerçekleri senden bile öğrenemiyorum ya ben!"
Lucinda oturduğu sandalyeden ağırça ayağa kalktı. Hareketi o kadar pürüzsüz ve sessizdi ki oda bir an için buz kesti. "Dixie, bunları öğrenmemen senin için daha iyiydi."
"Benim için daha iyi mi?" Dixie’nin sesi odanın yüksek tavanında çınladı. "Acaba daha iyi olan neydi? Benden sürekli sır saklanması mı?"
"Bak, hayatın normal bir şekilde gidiyordu..."
"Benim hayatım normal bir şekilde giderken şimdi tepetaklak oldu, farkında mısın?" Dixie öfkeyle elini havada salladı. "Kurtlar, vampirler, elfler... Peki sen? Sen hangisisin?"
Odadaki rüzgar bir anlığına durdu. Solgun ışığın altında Lucinda’nın irisleri anlık bir kızıllıkla parlayıp eski haline döndü. Cildinin mermer gibiliği ve o kusursuz dinginliği şimdi korkutucu bir anlam kazanmıştı.
"Vampir."
Dixie, kuruyan boğazıyla öylece kalakaldı. Göğsü hızla kalkıp inerken verecek tek bir yanıt bile bulamıyordu. Yıllardır sarıldığı, sırdaşım dediği insan bir insandan çok daha fazlasıydı; bir kan emiciydi. Arkadaşı bir vampirdi peki vampir olması sorun muydu sorun olan şey ondan bunları saklaması mıydı?
''Lulu lütfen beni yalnız bırak''
''Peki Dixie''
Lucinda arkadaşını yalnız bırakmak için oradan ayrılıp gide
Bölüm etkileşimi
