6. bölüm · Noctarya

Gömülü Sırlar, Unutulan Sözler

Kafra Luu

Dixie, dün yaşananların ardından adeta bir sis bulutunun içinde sürükleniyordu. Zihnindeki karmaşa o kadar derindi ki, hikayenin hissettirdiği o tuhaf tanıdıklık hissi bir türlü peşini bırakmıyordu. Zihninin kuytu bir köşesinde bir kapı aralanıyor gibiydi fakat o kapının arkasında ne olduğunu, onu tam olarak neyin bu denli huzursuz ettiğini bir türlü çözemiyordu. Düşüncelere öyle bir dalmıştı ki, odasının dışından gelen ve giderek yaklaşan ayak seslerini de kapının hafifçe çalınışını da duymadı.
"Dixie, güzel kızım... Beni duyuyor musun?"
Babasının yumuşak sesi, onu daldığı dipsiz kuyudan çekip çıkarınca Dixie sıçrayarak başını kaldırdı. "Ha... Ne dedin baba? Anlamadım," dedi, sesindeki şaşkınlığı gizleyemeyerek.
Leander, kızına şefkatli ama bir o kadar da endişeli gözlerle bakıyordu. "İki saattir sana sesleniyorum ama duymuyorsun beni. Kafan nerelere gitti bakayım?"
Dixie gözlerini kaçırarak toparlanmaya çalıştı. "Özür dilerim baba. Bir şey düşünüyordum da... O yüzden duymamışım."
"Ne kusuru güzelim," dedi Leander, odanın ortasına doğru birkaç adım atıp kızının yanına yaklaşarak. "Ama seni böyle düşüncelere boğan şey her neyse anlat da bileyim."
"Önemli bir şey değil aslında."
Leander hafifçe tebessüm etti fakat gözlerindeki merak derinleşmişti. "Emin misin? Beni iki saattir duymayan kızım, düşündüğü şeyin önemsiz olduğunu mu söylüyor bana?"
Dixie alt dudağını ısırıp elleriyle oynamaya başladı. "Sadece... şey..."
"Sadece ne bakayım?"
"Hani hoca ödev vermişti ya," diye söze girdi Dixie, zihnindeki taşları oturtmaya çalışarak. "Biliyorsun, gotik bir hikaye yazmamızı istemişti."
Leander başını salladı. "Evet, hatırlıyorum."
"İşte, Lulu bana biraz yardımcı oldu ama... Kafamı karıştıran bir şey var."
"Neymiş o bakalım?"
Dixie derin bir nefes aldı. "Anlattığı hikaye bana sanki çok tanıdık geliyor gibi. Ama nereden tanıdık geldiğini bir türlü çıkaramıyorum."
Leander’ın yüzündeki o rahat ifade, yerini anlık bir gerginliğe bıraktı. "Hmm... Hikaye neydi ki güzelim?"
"Şimdi, üç krallık varmış: Sanguisya, Lórandel ve Moonclaw..."
Dixie cümlenin devamını getirmek üzereydi ki babasının bakışlarındaki donukluğu fark etti. Leander, hikayenin nereye varacağını daha o üç ismi duyduğu anda anlamıştı. Dixie’nin konuşmasına fırsat vermeden, sesine alelacele takındığı sakin bir tonla söze girdi:
"Dixie’m... Bunları düşünme. Sadece bir hikaye."
Dixie babasının bu aniden değişen tavrına anlam veremeyerek baktı. "Sadece bir hikaye olduğunun farkındayım zaten."
"Farkındaysan bu kadar üzerinde durma, tamam mı kızım?" dedi Leander, konuyu bir an önce kapatmak ister gibi.
"Peki baba..."
Leander kızının saçlarını hafifçe okşadıktan sonra odadan hızlı adımlarla çıktı. Koridoru geçerken yüzündeki endişe tamamen dışarı vurmuştu. Salona, karısının yanına vardığında derin bir nefes aldı.
"Nina, konuşmamız lazım."
Oturduğu koltukta başını kaldıran Nina, kocasının yüzündeki ifadeyi görünce elindeki işi bıraktı. "Leander? Ne oldu, kötü bir şey yok değil mi?"
"Dixie’nin odasından geliyorum. Ama kötü mü iyi mi, buna sen karar ver."
Nina’nın kaşları çatıldı. "Ne oldu ki?"
"Hocaları gotik tarzda bir hikaye yazmaları için ödev vermişti. Bizim kız da yazmış ama... Bu hikaye senin için büyük bir önem taşıyor."
"Benim için önem taşıyan hikaye mi?" dedi Nina, şaşkınlıkla kocasının gözlerinin içine bakarak. "Nasıl yani?"
"Nasıl anlatsam bilemedim sana ama bilmen lazım," diyerek yanına oturdu Leander.
"Anlat da bileyim o zaman, Leander. Çatlatma insanı."
Leander karısının ellerini tuttu. "Senin o üç krallık ile olan bağlantın desem? Küçükken kızımıza anlattığın o masal desem... Hatırladın mı şimdi?"
Nina’nın rengi bir anda attı. "Bir dakika... Benim anlattığım hikayeyi ödev olarak mı yazmış? Anlamadım."
"Evet. Ama kızımıza bunları Lucinda anlatmış galiba. Hatta daha fazlasını da anlatmış olabilir, bilmiyorum."
"Lucinda mı?" Nina ayağa fırladı. "O nereden biliyor ki tüm bunları?"
"Bilmiyorum Nina, bilmiyorum..." Leander çaresizce başını salladı. "Ama yakında her şeyi kızımıza anlatmak zorunda kalabiliriz."
"Olmaz, Leander!" dedi Nina kesin bir dille, sesindeki korkuyu gizleyemeyerek. "Olmaz!"
"Daha nereye kadar saklamaya devam edeceğiz bunu?"
"Bilmiyorum," dedi Nina fısıltıyla, gözleri uzaklara dalarken. "Bilmiyorum ama... Şimdi değil."
Leander ayağa kalkıp karısının omuzlarını tuttu. "Şimdi olmasa bile Nina... Yakında öğrenmesi gerekecek."