12. bölüm · Noctarya

Soren'in Şüphesi, Lucien'ın Sırrı

Kafra Luu

Kral Soren, sarayın yüksek kemerli pencerelerinden birinin önünde durmuş, dışarıdaki puslu manzarayı izlerken zihnindeki karmaşayı düzeltmeye çalışıyordu. Zihnindeki ilk plan oldukça netti: Kızını yanına alacak, buradaki prestijli okullardan birine yerleştirip hak ettiği eğitimi almasını sağlayacaktı. Ancak taşlar yerinden oynamıştı. Dük Vladimir Crachel’in, kızının elini talep etmesi tüm hesapları altüst etmişti. Bu hamle, ezeli iki düşman krallık arasında sarsılmaz bir ittifakın tohumlarını mı atacaktı, yoksa arkasında karanlık bir oyun mu barındırıyordu? Henüz hiçbir şey belirgin değildi.
Öte yandan Lucien, gizlice Dixie’nin izini sürmekle meşguldü. Saraydaki herkes bambaşka bir gayenin peşinde savruluyordu. Vladimir prensesle evlenmenin, Lucien ise kimseye sezdirmediği çok daha derin planların peşindeydi. Lucinda bile üzerindeki kan lanetinden kurtulabilmek adına Kral Soren’e hizmet ediyordu. Hakikat şuydu ki; bu taht odasına adım atan her ruhun kendine ait bir çıkarı vardı.
Kral, sessizliği katan yankılı sesiyle sordu:
''Lucinda, benden istediğim araştırmayı tamamladın mı?''
''Evet, Majesteleri,'' diyerek hafifçe eğildi Lucinda.
''Peki, kimmiş kızımın hocası?''
''Adı Noel Pique. Kendisi bir elf, efendim.''
Kral Soren kaşlarını çatarak dönüp baktı. ''Elf mi?''
''Evet efendim. Lórandel Prensesi’nin en yakınındaki isimlerden biri.''
''Yani Kraliçe’nin sağ kolu olan biri, kızıma böylesi bir ödev verdi, öyle mi?''
''Aynen öyle, Majesteleri.''
''Peki neden böyle bir riske girsin? Neden böyle bir şey yapsın?''
Lucinda tereddütle bakışlarını kaçırdı. ''Açıkçası kesin sebebini bilemiyorum. Ancak prensesin artık ait olduğu dünyaya dönmesi gerektiğine inandığı için böyle bir adım atmış olabilir.''
Soren başını iki yana salladı. ''Çok saçma. Biri sırf bu yüzden böyle bir risk almaz, arkasında başka bir neden olmalı.''
''Majesteleri, belki de konuyu fazla derinleştiriyorsunuzdur,'' dedi Lucinda yumuşak bir tonla. ''Belki de cidden prensesin kendi dünyasına dönmesini yürekten isteyen pek çok kişi vardır.''
''Bilmiyorum, Lucinda... Bu arada Vladimir, Dixie ile evlenmek istiyor. Benim bir an önce İnsan Dünyası'na inip kızımın üvey ailesiyle konuşmamın vakti geldi.''
Lucinda’nın gözleri genişledi. ''Tenebris Klanı'nın başı olan Vladimir mi?''
''Başka Vladimir mi var?'' dedi Soren sıkıntılı bir nefes vererek. Ardından kapıdaki muhafızlara döndü: ''Bu arada Lucien’ı çağırın, gelsin.''
Gardiyanlardan biri hürmetle başını eğip ''Derhal, Majesteleri,'' diyerek dışarı çıktı. Kısa bir süre sonra Lucien, kendinden emin adımlarla salona girdi.
''Majesteleri, beni emretmişsiniz.''
Soren, elindeki kadehi masaya bırakıp Lucinda’ya döndü. ''Evet Lucien, seninle konuşmam gereken mühim meseleler var. Lucinda, sen gidebilirsin.''
''Peki efendim,'' diyen Lucinda, sessizce taht odasından ayrıldı. Kral Soren ve Lucien koskoca salonda baş başa kalmıştı.
''Evet Majesteleri, beni neden çağırmıştınız?''
Kral Soren, keskin bakışlarını gencin üzerine dikti. ''Duyduğum kadarıyla kızımı araştırıyormuşsun.''
Lucien bir an için ne diyeceğini bilemeyerek duraksadı. Yüzündeki ifadeyi çabucak toparlayıp başıyla onayladı.
''Kızımı neden araştırdığını sorgulamayacağım... Aslında sorgulamam gerek! Benden habersiz kızımın peşine düşüyorsun.''
''Efendim, sadece kızınızın nasıl biri olduğunu merak ettim.''
Soren hafifçe kıkırdadı ama sesinde tehlikeli bir tını vardı. ''Merak etmek sana düşmedi Lucien. Eminim aklında bir planın vardı, değil mi? Yoksa kızımı neden araştırmak isteyesin?''
''Ne gibi bir planım olabilir ki Majesteleri?''
''Onu ben bilemem... Ama bana ihanet etme fikri taşımadığın sürece seninle bir sorunum olmaz.''
Lucien göğsünü kabarttı. ''Majesteleri, size neden ihanet edeyim?''
Kralın yüzündeki sert ifade bir anlığına yumuşadı. ''Biliyorum, etmezsin zaten. Sadece takılıyorum. Seninle başka bir şey konuşmam lazım.''
''Sizi dinliyorum.''
''Ben bir süre buralarda olmayacağım. Bu sarayda en güvendiğim kişi sensin. Krallığa gözün gibi bakmanı istiyorum.''
''Peki efendim, müsterih olun.''
''Şimdi gidebilirsin.''
Lucien saygıyla eğilip oradan ayrıldı. Ancak zihninde dönen tilkilerin adı 'ihanet' olmasa bile, bambaşka bir tehlikenin habercisiydi. Kralın kızını araştırmasının altında, kimsenin tahmin bile edemeyeceği kadar büyük bir sır yatıyordu. Ve bu sırrı, büyük ihtimalle kendinden başka kimse asla öğrenemeyecekti. Zaten artık araştırmasına gerek de kalmamıştı; aradığı cevabı çoktan bulmuştu.