10. bölüm / 13
Murassa9. Bölüm: Geçmişten Gelen Tehlike
Bölümler 13Şu an: 9. Bölüm: Geçmişten Gelen Tehlike
- 1 Önsöz25 kelime
- 2 1. Bölüm: "Kader Taşı"184 kelime
- 3 2. Bölüm: "Yazgı"787 kelime
- 4 3.Bölüm: İlkler: Değişim521 kelime
- 5 4. Bölüm: Kabullenme1.110 kelime
- 6 5. Bölüm: Uyanış ve Aslan Ailesi543 kelime
- 7 6. Bölüm: Kinetik Ve Akılcı570 kelime
- 8 7. Bölüm: Aras'ın Öfkesi ve Koruması885 kelime
- 9 8. Bölüm: Toprak: Asaf'ın Ön Görüsü1.149 kelime
- 10 9. Bölüm: Geçmişten Gelen Tehlike990 kelime · Okuduğun bölüm
- 11 10. Bölüm; Güçlerin Kontrolü1.037 kelime
- 12 11. Bölüm; Suyun Çağırısı İmer1.108 kelime
- 13 12. Bölüm; Suyun Yeni Nesil Koruyucusu1.402 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Sanki gözlerinin önüne görünmez bir perde çekilmişti.
Artık ailesinin yanında, kendi evinde değildi. Soyut bir mekânın ve zamanın içinde bulmuştu kendisini. Nerede olduğunu bilmiyordu. Etraf sislerle kaplıydı. Issız ve sessizdi.
Bir süre hiçbir şey olmadı.
Sonra...
Sis, yavaş yavaş dağılmaya başladı.
Etraf netleşiyor, görüntüler belirginleşiyordu. Tam o sırada bulunduğu yer birden sarsıldı. Her şey hareketlenmeye başladı.
İki insan mücadele ediyordu.
Mine ve çocuklar, endişe ve korkuyla Asaf'a bakarken Asaf, yer ve zaman algısını zihninde yeniden oturtmaya ve kendine gelmeye çalışıyordu.
Gördükleri, duydukları ve öğrendikleri şeyler ona ağır gelmişti. Bu yüzden kendisini hem bedenen hem de zihinsel olarak yorgun hissediyordu.
Yine de bütün gücünü toplayarak ailesine bakmak istedi.
Mine'nin ve çocukların yüzlerindeki korku ve endişeyi gördü.
Onlara endişelenecek bir şey olmadığını söylemek istiyordu. Fakat ortada yalnızca kendisiyle ilgili bir durum yoktu.
Ortada bir taş vardı.
Yıkılmış kadim bir medeniyet vardı.
Ve belki de en korkutucu olanı...
Aynı kaderin bir gün dünyanın da başına gelebileceği ihtimaliydi.
Asaf ailesine kendisinin iyi olduğunu söyleyecekti ki bedeni birden onu taşıyamadı. Zihni ise sanki şarjı bitmiş bir oyuncak gibi yavaşça kapandı.
Asaf'ın bayıldığını gören Mine ve çocukları hemen başına toplandılar.
Mine, eşinin yanına koştu.
— Ne oldu sana? Neden bayıldın? Ne olur uyan, Asaf!
Zümrüt ve Aras da babalarının yanına gittiler.
Mine ve çocuklar, Asaf'ı endişeyle yumuşak koltuğa kaldırıp yatırmaya çalıştılar.
İnsanoğlu bu ya...
Sevdiklerine bir şey olduğunu düşündüğünde nedense aklına hep en kötü ihtimal gelirdi.
Bir süre Asaf'ın uyanması için çabaladılar.
Sonunda çabaları sonuç verdi.
Asaf gözlerini açtı.
Derin bir inlemeyle başını tuttu.
Mine Hanım ve çocuklar telaş içerisinde ona baktılar.
— Mine, iyi misin? Ne oldu sana? Neden bayıldın?
Aras ve Zümrüt de annelerinin sorularını yinelediler.
— Aynen baba, ne oldu sana? Birdenbire bayıldın!
Asaf birkaç dakika boyunca kendine gelmeye çalıştı. Sonunda gözlerini ailesine çevirdi.
— İyiyim... İyiyim. Merak etmeyin.
Ailesinin endişesini biraz olsun gidermek istercesine küçük bir gülümsemeyle onlara baktı.
Mine Hanım ve çocuklar hâlâ endişeliydi. Fakat içlerindeki korku biraz olsun dinmişti.
Asaf derin bir nefes aldı.
— Hepiniz yanıma oturun. Önemli şeyler konuşacağız.
Ailesi sessizce onun çevresinde toplandı.
Asaf bir süre ne söyleyeceğini düşündü.
Sonra konuşmaya başladı.
— Az önce bir şeyler gördüm, sevgili ailem. Birden aklımda ve zihnimde zaman ve mekân algısı kayboldu.
Kısa bir süre sustu.
— Sanki gözlerimin önüne görünmez bir perde çekildi. Artık sizin yanınızda, kendi evimde değildim. Soyut bir mekânın ve zamanın içinde bulmuştum kendimi. Nerede olduğumu bilmiyordum. Etraf sislerle kaplıydı. Issızdı... sessizdi.
Mine ve çocuklar tek kelime etmeden onu dinliyordu.
— Bir süre hiçbir şey olmadı. Sonra sis yavaş yavaş dağılmaya başladı. Etraf netleşiyor, görüntüler belirginleşiyordu. Derken bulunduğum yer birden sarsıldı. Her şey hareketlenmeye başladı.
Asaf'ın sesi daha da ağırlaştı.
— İki insanın mücadele ettiğini gördüm.
Ailesinin yüzlerine baktı.
— Koruyucuların ve Avcıların varlığını öğrendim. Koruyucular iyiliğin, Avcılar ise kötülüğün tarafında.
Mine'nin yüzündeki merak giderek artıyordu.
Asaf devam etti:
— Bana değerli taşlardan da bahsetti. Birçok değerli taş varmış. Her biri kendisine özel bir renk ve güç barındırıyormuş. Avcılar da bu değerli taşların peşindeymiş.
Bir an durdu.
— Samari ve Arun'un hikâyesini de öğrendim.
Odanın içindeki sessizlik daha da derinleşti.
— Samari, taşların koruyucusuymuş. Arun ise Samari'yi kandırarak Bilgelik Taşı denilen, yeşil renkteki bir taşı çalmış. Bu taşı kötüye kullanarak bizim dünyamıza benzeyen ama bizim aksimize doğa ve insanın bir bütün hâlinde yaşadığı Ayen gezegeninin yıkımına sebep olmuş.
Zümrüt şaşkınlıkla babasına bakıyordu.
Asaf'ın sesi alçaldı.
— Bu yüzden oradayken Kadim Toprak Koruyucusu Kayla bana ulaşmaya çalışmış. Kendi gezegenlerinin başına gelen felaketin bizim gezegenimizin de başına gelmemesi için beni geçmişe çağırmış.
— Samari'nin gücü tükenmiş. Elindeki siyah taş ise hem kendi dünyaları hem de bizim dünyamız için çok önemliymiş.
Asaf bir an gözlerini kapattı.
— O siyah taş... Samari'nin elindeki taşmış.
— Arun ise onun elindeki siyah taşı almak istiyormuş.
Asaf, ailesine baktı.
— Bana daha fazlasını da anlattı. Fakat bunların hepsini gelecekte öğreneceksiniz.
Bir süre sessizlik oldu.
Sonunda Asaf, söylemesi gereken en önemli şeyi söyledi.
— Ben... Toprak elementi koruyucusuyum.
Bu sözlerin ardından odanın içerisinde derin bir sessizlik oluştu.
Aile fertleri ne diyeceklerini bilemediler.
Mine, diğerlerinin sesi olmuşçasına sordu:
— Şimdi ne yapacağız?
Asaf sakinliğini korumaya çalışarak cevap verdi:
— Şimdilik güçlerimiz ve öğrendiğimiz bilgiler sır olarak kalmalı. Güvenliğimiz için tedbirli olmalıyız.
Bir an durdu.
— Evimizin yakınındaki dereye gidip Kader Taşı'nı aramamız gerekiyor.
Mine ve çocuklar dikkatle onu dinliyordu.
— Çünkü artık biliyorum ki yalnızca özel güçlere sahip değiliz. Aynı zamanda değerli taşların koruyucularıyız.
Zümrüt'ün gözlerinde şaşkınlık belirdi.
— Peki Kader Taşı'nın dereye düştüğünü nereden biliyorsun?
Asaf, Kayla'nın sözlerini hatırladı.
— Bu bilgiyi Kadim Toprak Koruyucusu Kayla verdi. Zihnim evime dönmeden önce bana söyledi.
Sonra Kayla'nın sözlerini ailesine aktardı:
— “Toprak Koruyucusu... Kader Taşı bir suyun içinde. Onu bulmalı ve diğer koruyucularla birlikte korumalısın.”
Bu sözler odada yankılanmış gibiydi.
Zümrüt ve Aras, birer koruyucu olduklarını duyunca hem sevindiler hem de geleceğin bilinmezliği karşısında korkuyla birbirlerine baktılar.
Mine ise ne söylemesi gerektiğini bilemedi.
O an onun için en önemli şey, eşinin ve çocuklarının güvenliği ve sağlığıydı.
Asaf ise ertesi günün planını yapmaya başladı.
— Bugün duyduklarınız ve öğrendikleriniz yüzünden hepimiz hem zihinsel hemde aklımızı yorduğumuz için yorgun düştük biraz dinlenelim. Kendimize gelelim. Aklımızı toparlamaya çalışalım. Yarın Kader Taşı'nı aramaya çıkmalıyız.
Bir an sustu.
— Onu bulmalıyız... Çok geç olmadan.
Asaf'ın bu planı diğer aile fertleri için de iyi bir fikir gibi görünüyordu.
Fakat tam o sırada Zümrüt ve Aras birbirlerine baktılar.
Sonra ikisinin de aklında aynı soru belirdi.
Mine Hanım...
Annesi.
— Anne, senin güçlerin neden ortaya çıkmadı?
Mine şaşkınlıkla çocuklarına baktı.
Zümrüt devam etti:
— Bizde güçler ortaya çıktı ama sende çıkmadı. Neden?
Asaf'ın yüzündeki ifade bir anda değişti.
Birbirlerine baktılar.
Ve aynı ihtimali düşündüler.
Kader Taşı'nın suya düşmesi...
Belki de güçlerin ortaya çıkmasının nedeni, o suyun kullanılmasıydı.
Eğer Kader Taşı dereye düştüyse ve taşın gücü suya karıştıysa...
Ya o suyu kullanan başka insanlar da güç kazanmışsa?
Birden hepsi ayağa kalktı.
Odanın içindeki sessizlik artık yalnızca bir sessizlik değildi.
Bu kez içinde korku vardı.
Çünkü Kader Taşı'nı bulmak yalnızca kendi güçlerini anlamak için değil...
Belki de dünyanın kaderini değiştirecek bir şeyi zamanında durdurmak için gerekliydi.
Bölüm etkileşimi
