6. bölüm / 13
Murassa5. Bölüm: Uyanış ve Aslan Ailesi
Bölümler 13Şu an: 5. Bölüm: Uyanış ve Aslan Ailesi
- 1 Önsöz25 kelime
- 2 1. Bölüm: "Kader Taşı"184 kelime
- 3 2. Bölüm: "Yazgı"787 kelime
- 4 3.Bölüm: İlkler: Değişim521 kelime
- 5 4. Bölüm: Kabullenme1.110 kelime
- 6 5. Bölüm: Uyanış ve Aslan Ailesi543 kelime · Okuduğun bölüm
- 7 6. Bölüm: Kinetik Ve Akılcı570 kelime
- 8 7. Bölüm: Aras'ın Öfkesi ve Koruması885 kelime
- 9 8. Bölüm: Toprak: Asaf'ın Ön Görüsü1.149 kelime
- 10 9. Bölüm: Geçmişten Gelen Tehlike990 kelime
- 11 10. Bölüm; Güçlerin Kontrolü1.037 kelime
- 12 11. Bölüm; Suyun Çağırısı İmer1.108 kelime
- 13 12. Bölüm; Suyun Yeni Nesil Koruyucusu1.402 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Zümrüt, Aslan ailesinin bu endişeli tepkilerine bir an için dalıp gitti. Ne kadar da şanslıydı... Onun için endişelenen, başına bir şey geldiğinde korkuyla yanında olan bir ailesi vardı.
Sonra düşüncelerinden sıyrıldı. Öncelikle ailesinin endişelerini gidermek istiyordu.
“Anneciğim, babacığım, abicim... Endişelenmeyin. Ben iyiyim. Bana kötü bir şey olmadı. Aksine, size önemli bir şey söyleyeceğim.”
Bir an durdu.
“Ben uçabiliyorum.”
Zümrüt, bu sözlerin ardından ailesinin yüzünde oluşacak ifadeyi merakla izlemeye başladı.
Ancak Aslan ailesinin tepkisi beklediği gibi olmadı.
Hepsi birbirlerine endişeyle baktılar.
Acaba Zümrüt, yalnızlıktan ya da günlük hayatın telaşesinden biraz olsun uzaklaşabilmek için kendisini yine kafasında kurduğu ütopik bir hikâyenin içine mi kaptırmıştı?
Nitekim Zümrüt kitap okumayı, okuduğu kitapların kahramanlarına bürünmeyi ve kendisini onlarla özdeşleştirmeyi severdi. Bazen okuduklarını ailesiyle paylaşır, uzun uzun anlatırdı.
“Bugün şu kitabı okudum. İçindeki karakter, şu olay karşısında böyle davrandı. Ben olsaydım böyle yapardım... Ya da kesinlikle böyle yapmazdım.”
Bazen de kahramanların yaşadıkları üzerinden kendisini sorgular, kendi davranışlarını değerlendirirdi.
Bu yüzden ailesi, Zümrüt’ün yine kendisini bir kahramana benzettiğini ve onlardan uzak, ütopik bir dünyayı anlattığını düşündü.
Oysa bilmiyorlardı...
Zümrüt’ün anlattıkları bir hayal değildi.
Gerçekti.
Ve belki de Zümrüt, henüz farkında olmadan geleceğine giden yolu çoktan aralamıştı.
Çünkü gelecekte Zümrüt, dünyayı kurtaracak kahramanların arasında yerini alacaklardan biri olacaktı.
Bunun ilk işareti ise gücünün ortaya çıktığı o anda, korkuya kapılmak yerine gösterdiği sakin ve vakur duruştu.
Ne derler bilirsiniz:
“Görünen güç saklanamaz. Ne kadar gizlenirse gizlensin, zamanı geldiğinde mutlaka kendini gösterir.”
Zümrüt bir süre ailesinin tepkisini ölçtü. Fakat gözlerinden, ona inanmadıklarını anlamıştı.
Onlara bunu göstermek istiyordu.
“Görmek, inanmaktır,” diye düşündü.
Gözlerini kapattı.
O anı yeniden hatırlamaya çalıştı.
Nasıl uçmuştu?
Uçmadan hemen önce ne yapıyordu?
Bir süre düşündü.
Sonra hatırladı.
Gözleri kapalıydı.
Tüm dikkatini tek bir noktada toplamış, kendisini günlük hayatın telaşesinden tamamen uzaklaştırmıştı. Hiçbir şeyi zorlamamış, yalnızca kendisini doğanın akışına bırakmıştı.
Belki de sır tam olarak buradaydı.
Zümrüt aynı şeyi yeniden denemeye karar verdi.
Gözlerini kapattı.
Derin bir nefes aldı.
Ve doğayla bir bütün oldu.
Aslan ailesi ise kızlarının ne yaptığını anlamaya çalışıyordu.
Uçabildiğini söyledikten sonra neden gözlerini kapatmıştı?
Ne yapmaya çalışıyordu?
Kimsenin henüz bilmediği bir şey vardı.
Birazdan görecekleri, yalnızca Zümrüt’ün uçabildiğini kanıtlamayacaktı.
Bu, hayatlarının bundan sonraki kısmında cevaplarını arayacakları pek çok sorunun da ilk işareti olacaktı.
Ve işte...
İlk değişim başlıyordu.
Zümrüt, gücünü henüz tam anlamıyla kullanamasa da içindeki o bilinmeyen kuvveti yeniden hissetti.
Ayaklarının altındaki zeminle arasındaki bağ yavaşça kesildi.
Önce birkaç santimetre...
Sonra biraz daha.
Zümrüt havaya yükseldi.
Aslan ailesi donup kaldı.
Hiçbiri gördüklerine inanamadı.
Akıl, gördüklerini açıklamaya çalışıyor, bunun gerçek bir olay olamayacağını söylüyordu. Çünkü akıl her zaman sorgular... Her gördüğüne inanmaz.
Ama bu kez başka bir şey vardı.
Akıl susmaya başladığında sıra hissetmeye gelmişti.
Kalpleri, gözlerinin önündeki gerçeği kabullenmeye başlamıştı.
Zümrüt gerçekten uçuyordu.
Ve belki de asıl gizem, onun uçabilmesi değildi.
Asıl soru şuydu:
Zümrüt’ün içinde daha başka neler vardı?
Birkaç dakika boyunca ortamda derin bir sessizlik oldu. Zümrüt ise birkaç dakika havalanmanın ardından, yere yumuşak ama bir o kadar da tecrübesizce iniş yaptı.
“Şimdi bana inanıyor musunuz? Ben uçabiliyorum.”
Aslında Zümrüt uçmuyordu. O, yerçekimine aklıyla meydan okuyan bir zihin ve kinetikçiydi. Bunun ne anlama geldiğini sizlere açıklayayım.
Zümrüt, insanların zihnine dokunarak bir müddet onların zihnine girebilir, aynı zamanda nesnelerle bağlantı kurabilirdi. Yerle bağlantı kurduğu için havalanıyordu. Fakat Zümrüt bunu henüz bilmiyordu. İlerleyen zamanlarda bu gücünü ve nasıl çalıştığını öğrenecekti. Şimdilik ise bunu öğrenme zamanı gelmemişti.
Bölüm etkileşimi
