9. bölüm / 13
Murassa8. Bölüm: Toprak: Asaf'ın Ön Görüsü
Bölümler 13Şu an: 8. Bölüm: Toprak: Asaf'ın Ön Görüsü
- 1 Önsöz25 kelime
- 2 1. Bölüm: "Kader Taşı"184 kelime
- 3 2. Bölüm: "Yazgı"787 kelime
- 4 3.Bölüm: İlkler: Değişim521 kelime
- 5 4. Bölüm: Kabullenme1.110 kelime
- 6 5. Bölüm: Uyanış ve Aslan Ailesi543 kelime
- 7 6. Bölüm: Kinetik Ve Akılcı570 kelime
- 8 7. Bölüm: Aras'ın Öfkesi ve Koruması885 kelime
- 9 8. Bölüm: Toprak: Asaf'ın Ön Görüsü1.149 kelime · Okuduğun bölüm
- 10 9. Bölüm: Geçmişten Gelen Tehlike990 kelime
- 11 10. Bölüm; Güçlerin Kontrolü1.037 kelime
- 12 11. Bölüm; Suyun Çağırısı İmer1.108 kelime
- 13 12. Bölüm; Suyun Yeni Nesil Koruyucusu1.402 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Asaf ve Mine, karşılarında olan olup bitenler karşısında derin düşüncelere daldılar. Adını bile bilmedikleri bu şey evlerinin içinde, iki evlatlarını etkiliyordu. Fakat onları incitmiyor, aksine onlara daha önce hiç sahip olmadıkları bir güç veriyordu.
Mine, daldığı düşüncelerden sıyrılarak fikrini dile getirme ihtiyacı hissetti.
“Belki de bu güç onlara zarar vermek için gelmemiştir. Belki de onlara bir şey anlatmaya çalışıyordur.”
Asaf ise onun aksine daha temkinliydi.
“Fiziksel olarak zarar vermiyor olabilir,” dedi. “Ama ya başka bir zarar gelirse? Ya bu gücün peşinde olan birileri varsa? Ya bu güce sahip insanları bulup, o gücü ele geçirmek isteyen insanlar varsa?”
Bu sözleri söylerken aslında aklını olduğu kadar kalbini de zorluyordu.
Baba yüreği derler ya...
Bir babanın, evlatlarının başına bir şey gelmesine izin vermemek için içinde taşıdığı o tarifsiz korku ve koruma duygusu...
“Babam bana bir şey olmasına izin vermez.”
Belki de Asaf'ı anlatan en doğru cümle buydu.
Neyse, yeniden Aslan ailesine dönelim.
Asaf, evlatlarını korumak ve gelecekte onların başına neler geleceğini anlamak isterken çaresizlik ve bilinmezlikle boğuşuyordu. Tam da o sırada zihninde bir şey belirmeye başladı.
Bir görüntü müydü?
Bir sezgi mi?
Yoksa bir öngörü mü?
Asaf bunun ne olduğunu anlayamadan, sanki gözlerinin önüne görünmez bir perde çekildi.
Artık ailesinin yanında, kendi evinde değildi.
Soyut bir mekânın ve zamanın içinde bulmuştu kendisini. Nerede olduğunu bilmiyordu. Etraf sislerle kaplıydı. Issız ve sessizdi.
Bir süre hiçbir şey olmadı.
Sonra...
Sis yavaş yavaş dağılmaya başladı.
Etraf netleşiyor, görüntü belirginleşiyordu.
Birden bulunduğu yer sarsıldı.
Her şey hareketlenmeye başladı.
İki insan mücadele ediyordu.
Ellerinde kılıçlar, üzerlerinde ise gümüş renkli kalkanlar vardı.
Siyah pelerinli olan yapılı bir erkekti. Yüzü tam olarak görünmüyordu. Fakat Asaf, onu görmesine gerek olmadığını hissediyordu.
Yaydığı enerji...
Kötüydü.
Asaf'ın içinin derinliklerinde bir his, ona bu adamın kötü biri olduğunu söylüyordu. Fakat aynı his, biraz daha beklemesini, görmesi gereken şeyler olduğunu fısıldıyordu.
Asaf bu sese kulak verdi.
Diğer savaşçı ise beyaz pelerinliydi. Onun da yüzü tam olarak seçilemiyordu. Ancak siyah pelerinli adamın aksine, ondan yayılan enerji hayat doluydu.
İçini ısıtan, insana güven veren bir sıcaklığı vardı.
Asaf, beyaz pelerinliye kendisini daha yakın hissetti.
Bir süre bu ikiliyi sessizce izledi.
Savaşan iki insanın kılıçla mücadele ettiğini görebiliyor ama duyamıyordu.
“Keşke seslerini duyabilseydim...” diye geçirdi içinden. “Ne olduğunu ve ne için mücadele ettiklerini bilirdim.”
İşte tam o anda...
Asaf'ın dileğini duyan toprak, ona savaşçıların seslerini ulaştırdı.
“Neden pes etmiyorsun, Arun?”
“Bilgelik Taşı çalındı. Ve senin elinde olduğunu biliyorum. Hemen ver bana. Ait olduğu yere götüreyim.”
Siyah pelerinli adam, alaycı bir ifadeyle karşılık verdi.
“Bilgelik Taşı ait olduğu yerde, Simari. Senin gibi basit bir Koruyucu'nun elinde asıl değerini zaten yitirecekti.”
Bu sözler Simari'yi öfkelendirdi.
Çünkü bu iki kişi aslında ezeli iki düşmandı.
Arun, kötülüğün baş avcısıydı.
Değerli güçlere sahip taşların peşine düşüyor, bu taşların koruyucularını avlıyor ve güçlerini ele geçiriyordu.
Simari ise iyiliğin savaşçısıydı.
Fakat Arun onu bir oyuna getirerek Bilgelik Taşı'nı elinden almıştı.
Bu yüzden Simari kendisini suçlu hissediyordu.
Ve şimdi bir yemin etmişti.
Kader Taşı'nın ve onunla bağlantılı güçlerin bir daha asla kötülüğün eline geçmesine izin vermeyecekti.
Simari, değerli taşların koruyucularından biri olduğu gibi aynı zamanda bir Element Koruyucusu'ydu.
Bilgelik Taşı'nın Arun'un elinde olduğunu biliyordu.
Bu yüzden elindeki taşı ona vermemek için son gücüne kadar direniyordu.
Çünkü bu taş da kötülüğün eline geçerse insanlık ve daha birçok varlık için kaçınılmaz son başlayabilirdi.
Asaf, bu ikiliyi izlemeye devam etti.
Siyah pelerinli Arun'un elinde bir taş vardı.
Taşın yaydığı enerji tuhaftı.
Sanki ona ait değildi.
Sanki...
Yardım istiyordu.
Beyaz pelerinli Simari'nin elinde ise başka bir taş vardı. Diğerinin aksine bu taş siyahtı.
Simari hem üzgün hem yorgundu. Fakat elindeki siyah taşı, cesaretinin son damlasına kadar korumaya çalışıyordu.
Asaf bir müddet bu sahneyi izledi.
İçinde Simari'ye yardım etme isteği doğdu.
Onun yanına doğru yürümek için bir adım attı.
Fakat bedeni bu emre uymadı.
Hareketlerini kısıtlayan görünmez bir güç vardı.
Kımıldayamıyordu.
Asaf şaşkınlık ve korku içinde ne yapacağını bilemedi.
Bir yandan Simari'ye yardım etmek istiyor, diğer yandan kendisini hareketsiz bırakan görünmez engelden kurtulmaya çalışıyordu.
Tam o sırada nereden geldiğini bilmediği bir ses yankılandı.
“Ey Toprak Koruyucusu... Onlara yardım edemezsin. Çünkü onlar geçmişte kaldı.”
Asaf'ın nefesi kesildi.
Ses devam etti.
“Onlar, Kader Taşı'nın kadim koruyucuları. Bu olay, çok uzun zaman önce, dünyanın zaman ve mekân algısı yaratılmadan önce yaşandı. Burası bir zamanlar dünyanın benzeri olan bir gezegendi.”
Asaf etrafına baktı.
“Etrafı sularla kaplı, ormanları olan bir yerdi burası. Burada yaşayan insanlar doğayla dosttu. Doğa ve insan birbirine bağlıydı.”
Ses bir an sustu.
“Şimdiki dünyanızın aksine...”
Asaf'ın zihninde tek bir soru belirdi.
“Peki onlara ne oldu?”
Etrafına baktığında iki savaşçıdan başka hiçbir insan göremiyordu.
Yıkılmış taşlar...
Kuru toprak...
Ve sessizliğin hâkim olduğu ıssız bir dünya...
Bir an, bedenini hareketsiz bırakan şeyin konuşmasını da engelleyeceğini düşündü.
Fakat toprağın kadim koruyucusu olan bu gizemli varlık, sanki görünmez bir şekilde gülümsedi.
Asaf bunu göremese de hissetti.
İçinde hafif bir ılıklık, ardından sıcak bir his oluştu.
Evet...
Asaf'ın göremediği bir yerde Kadim Toprak Koruyucusu Kayla vardı.
Kayla, Asaf'a geçmişte yaşananları göstermek için onunla iletişim kurmuştu.
Çünkü kendi dünyalarının, yani Ayen'in başına gelenlerin aynısının Asaf'ın dünyası olan Dünya'nın da başına gelmesini istemiyordu.
Kadim Koruyucular, gelecekte kendi güçlerine sahip olacak nesillerle, torunlarıyla aralarında bulunan bağ sayesinde iletişim kurabiliyorlardı.
Ancak bu her zaman mümkün değildi.
Bu iletişim yalnızca büyük bir tehlike olduğunda, yaklaşan bir şey hakkında uyarı vermek gerektiğinde ya da kötülükle ilgili önemli bir haber ulaştırılması gerektiğinde kullanılabiliyordu.
Çünkü bu bağ hem Kadim Koruyucunun hem de gelecekteki Koruyucunun enerjisini büyük ölçüde tüketiyordu.
Kayla da kalan son enerjisini kullanarak gelecekte ortaya çıkacak Toprak Koruyucusu ile iletişime geçiyordu.
Taşın bulunduğu yeri son bir gayretle hissetmeye çalışıyor, kendi dünyasını ve taşı korumak için Asaf'ı uyarıyordu.
Asaf bütün bunlar karşısında hem korku hem de hayret içindeydi.
Kayla ona bir Koruyucunun neslinden geldiğini anlatıyordu.
Simari'nin korumaya çalıştığı taşın yalnızca kendi gezegenleri Ayen için değil, Asaf'ın dünyası Dünya için de büyük bir öneme sahip olduğunu söylüyordu.
Eğer taş kötülüğün eline geçerse, Ayen'in yaşadığı yıkımın aynısı Dünya'nın da kaderi olabilirdi.
Dünya yok olmanın eşiğine gelebilirdi.
Kayla, Asaf'a büyük bir sır veriyordu.
Onun bir Toprak Koruyucusu olduğunu...
Ailesini, sevdiklerini ve insanlığı kurtaracak olan Koruyuculardan biri olduğunu...
Kadim Toprak Koruyucusu Kayla, Kader Taşı'nın Asaf'la iletişim kurduğunu, bedeninde dolaşan enerjinin toprağa ait olduğunu ve bu gücü iyilik için kullanması gerektiğini anlatıyordu.
Yaklaşan tehlikeyi haber vermeye çalışıyordu.
Evet...
Dünya tehlikedeydi.
Kendilerine Avcılar diyen, kötü güçlere sahip insanlardan oluşan bir topluluk vardı.
Arun'un çalmak istediği Kader Taşı'nın peşindeydiler.
Kayla, Asaf'a dikkatli olması gerektiğini söylüyordu.
Fakat Kayla'nın enerjisi artık tükenmek üzereydi.
Görüntü bulanıklaşmaya başladı.
Yer ve zaman yeniden birbirine karıştı.
Asaf'ın gözlerinin önüne bir perde daha çekildi.
Ve bir anda...
Her şey kayboldu.
Asaf yeniden kendi evindeydi.
Kendi zamanında.
Kendi dünyasında.
Ailesinin yanında...
Bir süre kendine gelmeye çalıştı.
Nefesi düzensizdi.
Zihni hâlâ az önce gördüklerinin ağırlığıyla doluydu.
Sonra başını kaldırdı.
Karşısında eşini ve çocuklarını gördü.
Mine'nin ve çocuklarının yüzlerinde korku ve endişe vardı.
Asaf ise ne gördüğünü, ne yaşadığını ve gördüklerinin gelecekte başlarına neler getireceğini henüz bilmiyordu.
Ama artık bir şeyi kesin olarak biliyordu.
Bu güçler tesadüf değildi.
Ve yaklaşan şey, yalnızca Aslan ailesinin değil...
Belki de bütün dünyanın kaderini değiştirecekti.
Bölüm etkileşimi
