Murassa kitap kapağı

11. bölüm / 13

Murassa

10. Bölüm; Güçlerin Kontrolü

Vaveyla Yazarı: Murassa Aslan

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 13Şu an: 10. Bölüm; Güçlerin Kontrolü

Mine Hanım’ın aslında kendi gücünü kazanmak öğrenme için daha zamanı vardır ancak bu zaman sayıldır.Yalnızca Suyun Koruyucusu, “Suyun Çağrısı” onu çağırmak için henüz zamanın gelmediğini söylüyordu. Fakat bu zaman, sanıldığı kadar uzak değildi.
Mine ise gücünün olup olmamasıyla ilgilenmiyordu. Onun tek istediği, eşinin ve çocuklarının güvende ve sağlıklı olmasıydı.
Vakit akşam olmuştu.
Aslan ailesi, o gün öğrendikleriyle artık daha temkinliydi. Bundan sonra atacakları her adımı ince eleyip sık dokumaları gerektiğini biliyorlardı. Evet, evlerinde artık değişimler başlamıştı. Fakat günlük hayatın telaşı içinde kendi varlıklarını ve yaşamlarını sürdürmeleri gerekiyordu.
Belki de insanların hâlâ normal hayatlarına devam etmeleri, yaşadıklarının en büyük kanıtıydı.
Aslan ailesi bir süre daha ev işleriyle uğraştıktan sonra yine hep birlikte akşam yemeği sofrasında buluştu.
Aras, bunca zamandır sessiz kalmıştı. Ancak daha fazla dayanamayacak olacak ki sonunda ilk sözü o aldı.
“Baba, tamam. Kader Taşı’nın suya düştüğünü söyledin. Ama dünya sularla kaplı bir gezegen. Kader Taşı’nı bulmak için dünyayı mı dolaşmamız gerekiyor?”
Asaf, sakin bir ifadeyle ailesine baktı.
“Buna gerek olmayabilir. Aslında aradığımız şey gözümüzün önünde olabilir.”
Bu sözler, sofradakilerin dikkatini bir anda üzerine çekti.
Mine hemen söze girdi:
“Bu nasıl olur? Nereden biliyorsun? Kadim Toprak Koruyucusu mu söyledi sana?”
Asaf başını yavaşça iki yana salladı.
“Hayır. Bunu Kadim Toprak Koruyucusu söylemedi. İçimden bir ses, onun bu derede olduğunu söylüyor. Sizce de böyle değil mi?”
Bir an durdu ve düşüncelerini toparladı.
“Dereden su içiyoruz. Yiyecek ve içeceklerimizi bu suyla yıkıyoruz. Yıkanmak için bile bu dereden su getiriyoruz. Bizim ortak kullandığımız şeyler neler? Su, hava, ateş ve toprak... Kadim Toprak Koruyucusu, Kader Taşı’nın suya düştüğünü söyledi. Burada su var. Peki biz normal birer insan değilken güçlerimiz nasıl ortaya çıktı?”
Mine, Asaf’ın söylediklerini düşündü. Sonunda ona hak vererek başını salladı.
“Haklısın, Asaf. Dereden gelen su bize güç veriyor olabilir. Ve aynı şekilde, bu derenin içinde bize güç veren şeyi, Kader Taşı’nı da dere saklıyor olabilir.”
Çocuklar da aynı fikirde olacaklar ki başlarını aşağı yukarı salladılar.
Fakat bir soru daha vardı.
“İyi de...” dedi Aras, “bu dereden sadece biz kullanmıyoruz. Bu köyde yaşayan herkes bu suyu kullanıyor. Ya onlarda da olduysa?”
Bu sözlerin ardından sofraya kısa bir sessizlik çöktü.
Tam o sırada Asaf’ın başı ağrımaya başladı.
Gözleri ağırlaşıyor, bedenine yorgunluk çöküyordu. Gözlerini kapatma isteği, iradesinin dışında yavaş yavaş güçleniyordu.
Asaf, bedenini dinlemek istercesine gözlerini kapattı.
Ve o anda...
Karanlığın içinde bir ses yükseldi.
“Korkma, Toprak Koruyucusu.”
Asaf’ın zihninde başka bir görüntü belirdi. Sanki bulunduğu yerden kopmuş, başka bir âleme çekilmişti.
Kadim Toprak Koruyucusu Kayla’nın sesi zihninde yankılandı:
“Toprak Koruyucusu Samira ölmeden önce Kader Taşı’nın güçlerini mühürledi. Kötülüğün onu kötü ellere geçirmemesi ve taşın güçlerinin ele geçirilmemesi için bunu yaptı. Ancak kalbinde iyilik taşıyan, Kadim Koruyucuların soyunu ve karakterini taşıyan kişiler güç sahibi olabilir.”
Kayla’nın sesi bir anlığına sustu.
Ardından daha ciddi bir hâl aldı.
“Ama bu, tehlikenin geçtiği anlamına gelmez. Tehlike hâlâ varlığını sürdürüyor. Taşı bulmalı ve kendinizi korumalısınız. Diğer özel güçleri olan insanları bulmalı ve birlikte kötülüğe engel olmalısınız.”
Son sözleri Asaf’ın zihninde daha güçlü yankılandı:
“Birlikten kuvvet doğar.”
Kayla devam etti:
“Avcılar durmaksızın taşı arıyor. Onlar da biliyor ki taş tek başına bir anlam ifade etmez. Koruyucuların güçlerini ele geçirmek zorundalar. Bu da hâlâ tehlikede olduğunuzu gösteriyor, Toprak Koruyucusu.”
Ses yavaş yavaş uzaklaşırken Asaf’ın zihnindeki görüntüler de silinmeye başladı.
O sırada Mine ve çocuklar, Asaf’ın yine gücünü kullandığını düşünüyorlardı. Çünkü Asaf yine bir noktaya odaklanmış, sanki gözleri ailesini görmüyor da başka bir âleme bakıyormuş gibiydi.
Bir süre sonra gözlerindeki o farklılık kayboldu.
Asaf kendine geldi.
Mine merakla ona baktı.
“Yine Kadim Koruyucu mu, Asaf?”
Asaf başını hafifçe salladı.
“Evet, oydu.”
Zümrüt hemen söze atıldı:
“Peki bu sefer ne dedi, baba?”
Asaf, duyduklarını ailesine aktarmaya başladı.
“Toprak Koruyucusu Samira ölmeden önce Kader Taşı’nın güçlerini mühürlemiş. Kötülüğün onu kötü ellere geçirmemesi ve taşın güçlerinin ele geçirilmemesi için... Ancak kalbinde iyilik taşıyan ve Kadim Koruyucuların soyunu ve karakterini taşıyan kişiler güç sahibi olabiliyor.”
Bir an durdu.
“Fakat bu, tehlikenin geçtiği anlamına gelmiyor. Tehlike hâlâ devam ediyor. Taşı bulmalı ve kendimizi korumalıyız. Diğer özel güçleri olan insanları bulmalı ve birlikte kötülüğe engel olmalıyız.”
Asaf son olarak Kayla’nın sözünü tekrarladı:
“Birlikten kuvvet doğar.”
Duydukları karşısında ailenin diğer fertlerinin omuzlarındaki yük biraz olsun hafiflemişti. En azından güçlerinin neden ortaya çıktığını ve Kader Taşı’nın neden herkese aynı etkiyi göstermediğini artık biliyorlardı.
Fakat Kayla’nın da söylediği gibi tehlike hâlâ devam ediyordu.
Aslan ailesi, yemeklerini bitirdikten sonra ertesi gün dereyi ve derenin yakınlarını araştırarak Kader Taşı’nı aramaya karar verdi.
Mine ve Zümrüt yemekleri topladı, ardından bulaşıkları yıkadı.
Asaf ve Aras ise Zümrüt’e sürpriz olarak hazırlayacakları salıncağın yarım kalan son işlerini tamamlamaya giriştiler.
Aras, yine bir şeyleri yakmamak için duygularını kontrol etmeye çalışıyordu.
Asaf ise düşüncelerini kontrol etmeye uğraşıyordu.
Çünkü öngörü gücünün yeniden ortaya çıkmasından korkuyordu.
Bir süre sonra Zümrüt, annesinin yardımıyla evdeki işlerini tamamladı. Annesine iyi geceler diledikten sonra odasına çıkacağını söyleyerek merdivenlerden yukarı doğru hızlı adımlarla ilerledi.
Çünkü çok heyecanlıydı.
Artık kendisinin ve ailesinin özel güçleri olduğunu biliyordu.
Özellikle de kendi gücü onu tarifsiz bir meraka sürüklüyordu.
Doğayı ve suyu seven Zümrüt’ün özel gücü, doğayı duyabilmek ve hissedebilmekti. Fiziksel çevreyle güçleri sayesinde bağ kurabiliyor, bu bağ üzerinden çevresine müdahale edebiliyordu.
Ve şimdi...
Güçlerini kullanmak için sabırsızlanıyordu.
Zümrüt odasına girdi.
Gözlerini kapattı.
Aklını ve duygularını çevresindeki eşyalara, doğaya ve etrafındaki seslere odaklamaya çalıştı.
Onları duymak...
Onlarla bağ kurmak...
İlk olarak kendisine en yakın olan şeylerle başladı.
Kitaplıktaki kitaplar, önce hafifçe titremeye başladı.
Ardından birer birer yerlerinden havalandılar.
Kitaplar Zümrüt’ün etrafında dönmeye başladı. Kısa süre içinde onun çevresinde bir çember oluşturdular.
Zümrüt şaşkınlıkla onları izledi.
Sonra zihnini yeniden odakladı.
Kitaplar yavaşça eski yerlerine döndü.
Zümrüt artık daha fazlasını denemek istiyordu.
Bu kez doğayı ve suyu hissetmeye çalıştı.
Önce doğayı hissetti.
Yavaş yavaş...
Sanki dünya ona cevap veriyordu.
Rüzgâr tatlı tatlı esiyordu.
Zümrüt kendini huzurlu hissetti.
Sonra suya yöneldi.
Suyun içinde bambaşka bir his vardı.
Derin...
Yorgun...
Sessiz...
Sanki su, yıllardır taşıdığı sırların ağırlığıyla ona dokunuyordu.
Zümrüt, suyun kendisini bir battaniye gibi sardığını hissetti.
O an gözlerini açmadı.
Çünkü ilk kez doğanın yalnızca sessiz olmadığını anlamıştı.
Doğa konuşuyordu.
Ve Zümrüt, artık onu duyabiliyordu.
Aslan ailesi artık, özel güçlerini nasıl kullanacaklarını ve nasıl kontrol edebileceklerini yavaş yavaş öğrenmeye başlamıştı.
Fakat onlar bunları öğrenirken, çok daha uzakta başka bir şey gerçekleşiyordu.
O sıralarda, gelecekte olacakları gören Kadim Su Koruyucusu İmer uyanıyordu.
Gözlerini açtığında, önünde uzanan gelecek henüz kimsenin bilmediği bir sırrı taşıyordu.
Yarın...
Mine ve İmer için bir dönüm noktası olacaktı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

12okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.