Murassa kitap kapağı

12. bölüm / 13

Murassa

11. Bölüm; Suyun Çağırısı İmer

Vaveyla Yazarı: Murassa Aslan

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 13Şu an: 11. Bölüm; Suyun Çağırısı İmer

Yeni bir sabaha gözlerini açan Aslan ailesi, hem taşı bulmak hem de Kader Taşı'nın gizemini çözmek için büyük bir heyecan içindeydi. Artık önlerinde cevaplanması gereken birçok soru vardı. Fakat hiçbiri, onları bekleyen gizemin ne kadar büyük olduğunu henüz bilmiyordu.
Günün ilk ışıklarıyla uyanan kişi Aras oldu.
Gücünü öğrendikten ve çözülmesi gereken birçok gizemle karşılaştıktan sonra erkenden kalkıp yeteneğiyle biraz pratik yapmak istemişti.
Sessizce mutfağa geçti.
Musluğu açtı ve demliğin içine su doldurdu. Ardından demliği ocağın üzerine koydu. Elini cebine götürüp çakmağı çıkardı. Tam yakacakken birden durdu.
Yılların alışkanlığıydı bu.
Ocağı yakmak için eline çakmak almıştı.
Oysa artık buna ihtiyacı yoktu.
Ellerinden ateş çıkarabiliyordu.
Aras bir an yaptıklarına baktı ve kendi kendine gülümsedi. Sonra çakmağı kenara bıraktı. Ellerini önüne getirip onlara odaklandı.
Ateşin ortaya çıktığını hayal etti.
İlk başta hiçbir şey olmadı.
Ardından avuçlarının içinde tatlı bir sıcaklık hissetti.
Aras gözlerini hafifçe kıstı.
Daha önce korku ve endişeyle ortaya çıkan ateş gücü, artık onun isteğiyle de şekillenmeye başlamıştı. Bir önceki gün üzerinde çalışırken, yalnızca korku ya da öfke gibi güçlü duygularla değil, odaklandığında da ateşi ortaya çıkarabildiğini öğrenmişti.
Yine odaklandı.
Avuçlarının içindeki sıcaklık giderek arttı.
Ve bir anda...
Ellerinin arasında küçük bir ateş topu belirdi.
Aras'ın gözleri şaşkınlıkla parladı.
Başardığını biliyordu.
Ancak bunun ocağı yakmak için fazlasıyla güçlü olduğunu düşündü. Biraz daha odaklandı ve ateşin sıcaklığını düşürmeye çalıştı.
Alev küçüldü.
Aras gülümsedi.
“Tamam, işte böyle.”
Elini ocağa doğru yaklaştırdı.
Ateş, ocağın gözünde dans etmeye başladı.
Aras, gücünü artık yalnızca bir tehlike olarak değil, kontrol edebileceği bir yetenek olarak görmeye başlıyordu.
Daha sonra başka neler yapabileceğini düşünerek mutfaktaki işlere koyuldu. Tabakları, kaşıkları, bıçakları çıkardı. Çay için bardakları hazırladı.
Bir süre sonra diğer aile fertleri de uyanarak aşağıya inmeye başladılar.
Mine, mutfağa geldiğinde oğlunun yemek hazırladığını gördü.
Yüzünde istemsiz bir tebessüm oluştu.
Aras'ın bu yaşta annesine ve kardeşine yardım etmek istemesi onu derinden mutlu etmişti. Çünkü hâlâ erkeklerin mutfağa girmemesi, ev işlerinin yalnızca kadınların sorumluluğu olduğu gibi yanlış düşüncelere sahip insanlar vardı.
Ama Aras onlardan değildi.
Mine oğluna ne kadar bakarsa baksın, bu manzara karşısında duygulanmaktan kendini alamadı.
Bu, bir annenin hayallerinden biri değil miydi?
Oğlunun büyüdüğünü, sorumluluk aldığını ve ailesine yardım ettiğini görmek...
Asaf da oğluyla gurur duyuyordu.
Aras ise arkasında ailesinin olduğunu fark etmeden işlerini yapmaya devam ediyordu.
Bir süre sonra aklına Zümrüt ve babası geldi.
“Zümrüt ve babam sucuklu yumurtayı çok seviyor. Onlara da sevdikleri yemeği yapayım, diğerleri gelmeden.”
Önce yağı kızdırdı.
Ardından yumurtaları üzerine döktü. Son olarak sucukları yumurtaların üzerine ekleyip pişirmeye başladı.
Yemeğe son bir kez baktı.
“Zümrüt ve babam çok sever. Umarım beğenirler.”
Heyecanla arkasını döndüğünde karşısında Aslan ailesinin tüm fertlerini gördü.
Aras'ın yüzündeki ifade bir anda değişti.
Şaşkınlıkla gözlerini büyüttü.
“Ne zaman uyandınız siz? Ne zamandır oradasınız?”
İçinden ise tek bir dilek geçiyordu:
Umarım çok uzun zamandır burada değillerdir.
Elindeki sucuklu yumurtayı da o sırada yemek masasına koydu.
Asaf ve Mine, oğullarının utandığını görünce gülümsemelerini saklamaya çalıştılar.
Asaf hafifçe takılarak,
“Çok uzun değil, merak etme oğlum.” dedi.
Bu sözlerle Aras'ın yüzü daha da kızardı.
Mine ise Asaf'a bakarak,
“Takılma çocuğa. Bak, benim yakışıklı oğlum kardeşine ve annesine ev işlerinde yardım etmek istemiş. Kötü mü yapmış?” dedi.
Sonra oğluna gururla baktı.
“Tabii hanım. Oğlumuz büyümüş de ev işlerinde bize yardım ediyor. Daha ne isteyeyim? Oğlum hem düşünceli hem de akıllı.”
Anne ve babası, Aras'ı iki yandan övmeye devam ederken Zümrüt içinden Allah'a şükrediyordu.
Abisi onun için yalnızca abisi değildi.
Aynı zamanda arkadaşı, dostu ve en güvendiği insanlardan biriydi.
Aras ise aldığı övgüleri gönül rahatlığıyla kabul etti. Ardından,
“Daha fazla beklemeyelim. İsterseniz kalanları da birlikte yapalım.” diyerek ailesine yardım etmeyi teklif etti.
Hep birlikte kalan işleri tamamladılar ve kısa süre sonra sofraya oturdular.
Biraz karınlarını doyurduktan sonra Aslan ailesi asıl meseleye geçmek istedi.
Zümrüt babasına baktı.
“Baba, dünkü öngöründen sonra yine bir öngörü gördün mü?”
Asaf başını iki yana salladı.
“Hayır, görmedim.”
Bu kez Mine söze girdi.
“Peki Asaf... Dereyi araştıracağız. Kader Taşı'nı bulmak için. Ama taş neye benziyor?”
Asaf bir süre düşündü.
“Samari'nin elindeki taş yuvarlaktı. Kristal bir yapısı vardı. Siyah renkteydi ama üzerinde küçük sarı parıltılar bulunuyordu. Sanki karanlık bir gökyüzünün içinde yıldızlar varmış gibiydi.”
Mine başını aşağı yukarı salladı.
“Anladım.”
Aslan ailesi ne aradığını artık biliyordu.
Biraz daha karınlarını doyurduktan sonra sofrayı topladılar ve temizliğe başladılar. İşlerini bitirdiklerinde taşı aramak üzere dışarı çıkmaya hazırdılar.
Tam evden çıkacakları sırada Asaf diğerlerine dönerek son bir uyarıda bulundu.
“Dikkatli olmalıyız. Kimse bizden şüphelenmemeli. Taşı fark ettirmeden aramalıyız. Kimse bizim bir taş aradığımızı anlamamalı.”
Herkes Asaf'ın sözlerini onayladı.
Ve birlikte evden çıktılar.
Yüzlerine ılık bir meltem vurdu.
Aslan ailesi doğanın kokusunu içlerine çeke çeke dereye doğru ilerledi.
Sonunda dereye ulaştılar.
İlk olarak çevreyi incelemeye başladılar. Suyun nereden geldiğine, başlangıç ve bitiş noktalarına baktılar.
Dere düşündüklerinden çok daha büyüktü.
Uzun ve geniş bir alan boyunca akıyordu.
Birbirlerine baktılar.
Aras,
“Dere çok büyük ve uzun. Geniş bir mesafeyi kaplıyor. Şimdi ne yapacağız? Birlikte belli bir bölgeye mi bakalım, yoksa dağılalım ve ayrı ayrı alanları mı arayalım?” diye sordu.
Asaf düşünceli bir şekilde cevap verdi.
“Birlikte ararsak dikkat çekeriz. İnsanlar gelip bize ‘Bir şey mi oldu?’ diye sorabilir. Dağılırsak hem daha hızlı hem de daha geniş bir alanı aramış oluruz.”
Diğerleri bu fikri onayladı.
Böylece dağıldılar.
Mine derenin orta kısmına doğru ilerledi.
Zümrüt suyun başladığı bölgeyi araştırmaya başladı.
Asaf derenin sona erdiği yere doğru gitti.
Aras ise annesinin biraz uzağında başka bir bölgeyi aramaya koyuldu.
Fakat Mine'nin bulunduğu yerde çok daha farklı bir şey olmaya başlamıştı.
Suyun derinliklerinde görünmez bir değişim vardı.
Çünkü Kadim Su, Mine'yi hissetmişti.
Artık zamanı gelmişti.
Olacak olan, yavaş yavaş olmaya başlıyordu.
Mine derenin suyuna baktı.
Suyun derinliği ona huzur veriyordu. Ona baktıkça suyun, bir annenin şefkati gibi kendisini sardığını hissediyordu. İçinde hem bir ferahlık hem de sıcaklık vardı.
Ve o an...
Eski bir anısı canlandı.
On yıl öncesi...
Mine ve çocukları tatile çıkmışlardı. Günlük hayatın telaşından yorulmuş, biraz uzaklaşmaya ihtiyaç duymuşlardı. Asaf da ailesine kıyamamış ve onları derenin sona erdiği yere götürmüştü. Yanlarında piknik malzemelerini getirmişlerdi.
Asaf ve Aras mangal yaparken baba oğul şakalaşıyor, zaman zaman çeşitli konular hakkında sohbet ediyorlardı.
Mine ve Zümrüt ise sofrayı hazırlıyordu.
Zümrüt, o gece bitirdiği kitabı annesine anlatıyordu.
O kadar heyecanlı ve sevimliydi ki Mine dayanamamış,
“Ah benim akıl küpüm.” diyerek küçük kızının yanağını öpmüştü.
Zümrüt de annesine sarılmıştı.
Ne sevgi dolu anlardı...
Mine bu anıyı hatırlarken yüzünde aynı sıcak tebessüm belirdi.
Yarım saat sonra yemekler hazırlanmış, hep birlikte sofraya oturmuşlardı. Yemek boyunca bol bol gülmüş, Aras ve Zümrüt'le şakalaşmışlardı.
Sonra ferahlamak için, şimdi Mine'nin karşısında duran o derede yüzmüşlerdi.
“Ne güzel günlerdi...”
Mine derin bir nefes aldı.
Fakat tam o anda...
Su hareket etti.
Mine'nin gözleri bir anda suya çevrildi.
Su, yavaşça onun eline doğru yükselmeye başladı.
Mine ilk başta irkildi.
İçinden bir ses korkmaması gerektiğini söylüyordu.
Ama kaçmadı.
Su sonunda Mine'nin elini sardı.
Sanki onu tutuyordu.
Sonra...

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

15okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.